Ömür Özdemir(@Cerilevis)

Ömür Özdemir(@Cerilevis)

-

Şahan bir Cem Yılmaz mı?

Haberin Devamı

Bu ara en çok konuşulan meselelerden biri bu. Şahan Gökbakar bir Cem Yılmaz mı? Her ikisinin de gösterimde işinin olması ve izleyen seyirci sayısındaki yakınlık bunu körükleyen en büyük etken tabii. Neticede gülmek güzel şey. Hayatın bu dar, bu zor ve çetrefilli yollarında ikisine de bizi güldürdükleri için teşekkür etmek gerek. Zaten bana kalırsa Şahan Gökbakar ve Cem Yılmaz’ı kıyaslamak çok büyük abesle iştigal. Çünkü ben gerek yaptıkları işler, gerekse elde ettikleri başarılar nazarında ayrı dünyaların insanları olduğunu düşünüyorum onların. En önemlisi de Şahan Gökbakar’ın Cem Yılmaz mertebesine ulaşabilmesi için daha çok yol alması gerektiğine inanıyorum. Ayrıca yapacak da bir şey yok, toplum olarak seviyoruz biz böyle kıyaslamaları, yarıştırmaları falan. Sanırım bu “kıyaslama hastalığı” annemizin bizi komşunun çocuğuyla kıyasladığı günlerden yadigar kaldı bize. Bu arada; “Başlığı görüp geldik, bir Pazarımız var zaten, bırak felsefe yapmayı da kıyasla işte!” dediğinizi duyar gibiyim. Neyse o zaman, madem istiyorsunuz bir kere de ben abesle iştigal edeyim. Neremi bozar!


- Cem Yılmaz başardığının farkında. Şahan Gökbakar hâlâ daha “Seni yeneceğim İstanbul” modunda takılıyor.

- Cem Yılmaz polemiği sevmiyor. Şahan Gökbakar polemik yaratmazsa ölecek hastası.

- Cem Yılmaz işin esnaflığını gözümüze sokmuyor, Şahan Gökbakar’ı filminden çıkanları sayarken görsem şaşırmam.

- Cem Yılmaz’ı sokakta görsem “Vay abi naber yaa” derim, Şahan’ı sokakta görsem aynısını söylemeden önce “Bu ne samimiyet lan!” diye tersler mi acaba? diye düşünürüm.

- Gözlerimi kapatsam da Cem Yılmaz’a gülebilirim. Şahan’a gülebilmek için onu mutlaka görmeliyim.

- “Ben Cem Yılmaz’a gülmüyorum” diyen biri olduğunda içimden “Kesin sende bir gariplik var” diyorum. Şahan da bunu pek sorgulamıyorum.

- Şahan Gökbakar bir röportajında; “Celal ile Ceren’in içinde kültür seviyesi yüksek insanlara hitap eden espriler de var” demiş. Cem Yılmaz hiçbir işinde böyle bir açıklama yapma gereği duymadı.

Twitter

@hasanise

Amca sen telefonda konuşmuyorsun seninkisi bildiğin ulusa sesleniş.

@Niyans

Taksi de erkek gibi.
Ya hepsi birden sinyal yapıyor, ya da yoldan tek bir tane bile geçmiyor.

@monvue

Yataktan çıkana kadar pazar günü bitiyor, gece uyumaya çalışana kadar pazartesi günü oluyor. Ben haftaya sürekli salı gününden başlıyorum.

@BegumToprak

O İngilizce ne kadar gelişirse gelişsin, “20 years” yazısını içinden “yirmi years” diye okursun. Doğrusu da budur! Anadilden taviz vermeyin!

@mesutbahtiyar

Geceleri lucca, sortie gibi mekanlarda mojito, long island içsen de, gecenin finalinde işkembe, kokoreç arıyorsun. özünde var, kaçamazsın.

Yeni hastalığımız gömülmeden gömmek


Maalesef toplum olarak amansız bir hastalığın pençesine düştük. Birini kaybeder kaybetmez arkasından mesnetsizse atıp tutma hastalığına. Daha merhum kişi ebedi istirahatgahına yerleştirilmeden, nefret odaklı kimi akbabalar bütün kinlerini, bütün nefretlerini fütursuzca kusuyorlar. Mehmet Ali Birand’ı, Metin Kaçan’ı, Toktamış Ateş’i, Ahmet Mete Işıkara’yı yitirdiğimiz şu kara Ocak ayında bu çirkin tabloyu defalarca yaşadık. Yani öyle bir dönemdeyiz ki;

- Graham Bell şu aralar ölse; “Gebersin pislik! Telefonu bulmasaydı telefon faturası gelmeyecekti“ diyen birileri,

- Messi’ye bir şey olsa “İkide bir çalım atıyordu, kimseye pas vermiyordu! Oh olsun!” diyen birileri,

- Mark Zuckerberg’i

son yolculuğuna uğurlasak, “Facebook’u başımıza sarıp geberdi gitti Allah’ın belası“ diyen birileri olursa şaşırmayız.

Seversin sevmezsin tamam ama en azından kaybettiğimiz gün yapmayın şunu be güzel kardeşim. Öyle çok zorlamanıza da gerek yok, biraz insanlık yeter.

Ayrılığın ilk günlerinde erkek ne yapar?

Şahan bir Cem Yılmaz mı

Ah ah! Kimse bilmez ne çektiğimizi, kimse düşünmez, kimse irdelemez psikolojimizi. Genel kanı alemden aleme koşacağımız, daldan dala konacağımız, gecelerin adamı olacağımızdır. Sanki hep kadın üzülür, sanki hep kadın dertlenir, sanki hep kadınların psikolojisi bozulur. Oysa bakmayın öküz olduğumuza, bizim de duygularımız var. İbrahim Tatlıses abimiz bile “Ben insan değil miyim? Ben kulun değil miyim?” diye Allah’a sığınmış zamanında. Genelin durumu

şudur bizde;

- Olan biteni daha az düşünmek için kendimizi işimize veririz. Hatta öyle veririz ki yıllardır beklediğimiz terfiyi bile bu dönemde alabiliriz. Aşk acısından genel müdür olan arkadaşım var benim.

- Sevgilimiz varken ikinci üçüncü plana attığımız takımımızın maçlarına gideriz. Tribünün en ateşli taraftarı oluruz. Ayrıldığımız sevgiliye edemeyeceğimiz küfürleri karşı takıma ederiz. Böylelikle bir nebze olsun deşarj olur, bir nebze olsun rahatlarız.

- Özellikle ilk günler ailemizle çok zaman geçiririz. Sığındığımız tek liman onlar olmuştur artık. Annesine düşkün 9 yaşında bir çocuk kıvamına geliriz. Onlar da durumun farkındadır, sarıp sarmalarlar bizi sağolsunlar.

- Alışveriş yaparız. Evet, alışveriş sadece kadınların psikolojisini düzelten bir şey değildir. Biz erkekler de depresif durumlarda alışveriş yaparız. Ama biz kılık kıyafetten çok; telefon, bilgisayar, ses sistemi

gibi teknolojik aletlere gömeriz parayı. Aynı kadınlar gibi deli paralar verip ihtiyacımız olmayan şeyler götürürüz eve.

- Evimiz bir pislik yuvası haline döner. Bitmiş bira şişeleri, mandalina kabukları, boşaltılmamış küllükler, yerlerdeki kirli çamaşırlar evimizin vazgeçilmezleridir artık. Ayrıldığımız sevgilimiz evimizin o durumunu görse halimize acır, bize yeni sevgili bulmaya çalışır yemin ederim.

- Ayrılık sonrası hızla kilo alırız. Kadınlar gibi öyle diyete başlayıp kendimizi başka bir sevgiliye hazır hale getirmek için çırpınmayız. Sağlıksız ötesi besleniriz. Kolalar, cipsler, rakı masaları, fast foodlar. İçimizdeki ses “Lan yeter yeme artık! Böyle giderse andropoza kadar sevgili bulamayacaksın” diyene kadar hayvan gibi yeriz.

- Uzun zamandır görüşmediğimiz, sevgilimiz varken ihmal ettiğimiz eski arkadaşlarımızı ararız. Onlarla görüşüp geçmişteki günleri konuşarak ayrılık acımızdan uzaklaşmak isteriz. Fakat genelde çok geç kalınmıştır. Eski tadı bulamayız. Gün sonunda “Unutulmuş birer birer, eski dostlar eski dostlar“ şarkısı eşliğinde evimizin yolunu tutarız.

- Biz de kadınlar gibi sık sık eski sevgilimizin Facebook ve Twitter profiline bakarız. Yazdığı şeyleri kendi üzerimize alınırız. Hatta bazen korka korka bakarız o profillere. Ya yeni biri girdiyse hayatına diye ödümüz kopar. Ama çaktırmayız. Yiğitliğimize “şey” sürdürmeyeceğiz ya işte. Anladın sen onu.

- Beraberken kahvaltı yaptığımız o sabahlar cıscıblak ortada kalırız. Belkide ayrılık sonrasının en ağır depresyonlarını yaşarız o saatlerde. Elimiz telefona gidip gidip gelir, “acaba o şu an yeni sevdiceğiyle mutlu mutlu kahvaltı mı yapıyor, menemeni mi sıyırıyor“ diye beynimizi yeriz. O anlarda Adriana Lima arayıp kahvaltıya çağırsa “Hayır” diyebilecek potansiyele sahibizdir.

- Faturaları, aidatları ödemeyi unuturuz. Ya da unuturuz demeyeyim, umursamayız. Ayrılığı takip eden birkaç ay en fazla gecikme faizini yediğimiz, telefonumuzun, suyumuzun en sık kesildiği aylardır.

- Eğer bir yerlere eğlenmeye çıktıysak kadınlar gibi “Oooh çok eğleniyorum, yeni aşklara

yelken açtım, unuttum onu” temalı, giderli tweetler atmayız. “Belki öyle şeyler yazarsam üzülür, geri döneceği varsa da dönmez“ diye en azından sanal alemdeki matem havamızı bir süre daha devam ettirmek isteriz.

5 soruda sosyal alem

Ceri, Mehmet Ali Erbil’e sordu



Twitter mı, Facebook mu?

İkisi de değil, Instagram. Ben hayatı boyunca Facebook hesabı olmayan ender kişilerden biriyim belki de. Twitter’ım var ama o da doktor kontrolünde. (Sezin Erbil’i kastediyor)

İnterneti en çok hangi amaçla kullanıyorsunuz?

Neredeyse sadece Instagram için kullanıyorum diyebilirim. Başlarda internete çok karşı olmama rağmen sonradan yontuldum. Hatta slot makinasından aldığım zevkten daha fazlasını alıyorum şu an Instagram’dan.

Sosyal paylaşım sitelerinin şöhretin büyüsünü bozduğuna inanıyor musunuz?

Asla inanmıyorum. Çünkü ben zaten halka yakın, halkla içiçe biriydim. Hiçbir zaman onlardan kopmadım. Öyle bir “mesafeli olayım” stratejisine de hayatım boyunca sahip olmadım, ama olan sanatçılara da saygı duyuyorum.

Takipçi kaygınız var mı?

Kaygım var diyemem ama Instagram’daki takipçilerimin artması beni mutlu ediyor. Ne kadar çok takip eden olursa o kadar çok sevildiğini düşünüyor insan.

Kimleri takip etmeyi seviyorsunuz?

Sadece beni ilk takip eden Adanalı kovboyu. (Kahkahalarla gülüyor)

7 gün 7 gece


Pazartesi

- “Sanat-çı Engel Tanımaz” sloganıyla yola çıkan Social Inclusion Band, 2013 konserlerine Babylon’da başlıyor. Düşler Akademisi Social Inclusion Band ile yetenekli gençleri gönüllü müzisyenlerle bir araya getiriyorlar.

Salı

- Bekir Aksoy, Hakan Gerçek, Rüzgar Aksoy’un başrolünde olduğu Sanat, Kenter Tiyatrosu’nda. Sanat arkadaşlık sanatı üzerine yazılmış küçük bir oyun. Oyunda, neredeyse beyaz bir tablo üzerinden arkadaşlık sanatı sorgulanır. Arkadaşlık, Reza’nın deyişiyle ‘’En az aşk kadar güçlü ve zor.’’

Çarşamba

- Mavi Sakal’da sakin sesi ile herkese kendine hayran bırakan Genç Osman, ilk solo albümü Gökyüzü Masmavi’nin ruha dokunan şarkılarını seslendirmek için Bronx sahnesinde. Yeni albümünün yanı sıra geçmişten sürprizler de olacak, mesela İki Yol...

Perşembe

- Fuat Güner, yepyeni bir projeyle karşımızda. Ünlü sanatçı, 40 yıldır dillerden düşmeyen bestelerini, 1960’lardan bugüne severek dinlediği yabancı hit’lerle aynı repertuarda buluşturuyor. Yeni grubuyla dinleyicisine keyifli saatler yaşatan Fuat Güner, Babylon sahnesinde klarnet ustası Hüsnü Şenlendirici’yi ağırlıyor...

Cuma

- Yeni dalga Norveçli cazın simgesi olan Christian Wallumrod Ensemble, Borusan Müzik Evi’nde.

Cumartesi

- Sezen Aksu’nun

her bir konseri hayranlıkla izlenir. Sanatçı Congresium Ankara’da akustik bir konser düzenleyecek. Gecede sevenleri için özenle hazırladığı repertuarını, “Fahir Atakoğlu” eşliğinde sunacak.

Pazar

- 14 yıl önce aramızdan ayrılan Barış Manço’yu anma zamanı... Kurtalan Ekspress Barış Manço’nun unutulmaz şarkılarını Mask Live sahnesinde yeniden yorumlayacak.


DİĞER YENİ YAZILAR