Bundan 4-5 sene önceydi. Ben bir ilaç firmasında mümessillik yapıyordum. Sabahları erkenden uyanıp traşımı oluyor, sonra gıcır takım elbiselerimi giyiyor ve hastanelerin yolunu tutuyordum. Bütün insanların en son gitmek istedikleri yere sabahın köründe gidip sinirli, stresli, meşgul doktorlara çok kısıtlı bir süre içinde firmamın ilaçlarını anlatmaya çalışıyordum. O sıralar dünyanın en mutsuz insanıydım. Bonus olarak da bitmek üzere olan bir evliliğim vardı. Freni boşalmış bayır aşağıya hızla giden bir kamyon gibiydi evliliğimin durumu. Tam da o günlerde Twitter yeni yeni duyuluyor, insanlar Twitter'ın nasıl bir şey olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Gün geldi ben de aynı sebeple Twitter'a girdim. Oldukça eğlenceli bir yere benziyordu. Çok az kişiydik orada. Yavaş yavaş sarmaya, bağlamaya başlamıştı beni kendine. Şu günlerde kendini sosyal medya gurusu sanan, kendini internet gençliğinin kanaat önderi yerine koyan birçok kıytırık herif “Ne yaa bu Twitter, ne saçma mecra" diye programlarında dalga geçiyordu. Hatta kimileri konuklarının yazdığı tweetleri okuyup, orada olanları ti'ye alıp soytarılık yapıyordu ekranda.
Kötü giden o evliliği yaşadığım sıralarda Twitter'la bayağı içli dışlı olmuştum. Yazdığım şeyler retweetlendikçe ve açık açık pohpohlandıkça kendimi daha iyi hissetmeye başlamıştım. Bir tarafta eşim "Allah belanı versin" temalı konuşmalar yaparken, öbür tarafta takipçilerim "Sen çok yaşa inşallah" temalı övgülerde bulunuyorlar ve beni hayata bağlıyorlardı. Takipçi sayım hızla artıyor, yazdığım tweetler gazetelerde, televizyon programlarında yayınlanıyordu. Ama hâlâ az kişiydik Twitter'da. Hatta o zamanlar "Sakın kimse Twitter diye bir yer olduğunu yakınlarına anlatmasın, burası böyle nezih kalsın" diye çok konuşurduk Twitter'da. Şimdi düşünüyorum da en güzel zamanlarıymış o zamanlar Twitter'ın. Değerini bilememişiz. Adeta "Biz eskiden Twitter'a kravatla girerdik" naifliğinde günlermiş.
Önemli fırsatların başlangıcı oldu
Doğru düzgün siyaset konuşulmamakla beraber herkes birbirinin siyasi görüşüne saygı duyar, kimse kimseye bugünlerde olduğu gibi ağır küfürler etmezdi o şahane dönemde. Genç kızlarımız eski sevgililerine laf sokarlar, moda muhabbeti yaparlar, erkekler tuttukları takımlarla ilgili şeyler yazarlar, ünlüler ünlülere laf sokarlar, ergenler tweetleriyle Justin Bieber'a taparlardı. Twitter kullanan ünlülerin sayısındaki artışla beraber insanlar oluk oluk Twitter'a gelmeye başladı. Gazetelerde çıkan "Gülben Ergen Twitter'da öyle bir laf etti ki!" ya da "Demet Akalın hangi popçuyu tweetleriyle dövdü" gibi haberler ülke insanının merakını kaşıdı ve onları Twitter kullanmaya sevk etti. Twitter'ın Türkiye'deki yükselişi başlamıştı artık.
Twitter yükselişe geçerken, fırsatlarını da sunmaya başlamıştı bana. Önce Levent Kazak'tan gelen teklifle "Heberler" programında metin yazarlığı, ardından Okan Bayülgen'den editörlük teklifi aldım ve ilaç şirketini bıraktım. Sonra Cengiz Semercioğlu ile beraber çok iyi bir radyoda programı yaptım. Kısa bir süre İzzet Çapa'yla çalıştım. Akabinde eğitimini aldığım fakat yapamadığım oyunculuğu Twitter arkadaşım üstad Gani Müjde'nin verdiği imkan sayesinde Harem dizisinde yaptım. Ve halen daha Vatan gazetesi'nde ve Men's Health dergisinde yazıyorum. Sadece bana imkanlar sunmadı tabii Twitter, birçok arkadaşım kitap çıkardı, geleneksel medyada yazar oldu. Şirketlerin sosyal medya departmanlarında istihdam edildi. Birçoğu digital reklam ajanslarında çalışmaya başladı, sosyal medya uzmanlığı diye bir iş edindi.
Evlilik mi, o çoktan bitti. Hatta onun üzerine yine Twitter sayesinde hayatımın en özel ve en güzel aşkını yaşadım. Bilen biliyor, dünyanın en iyi kalpli insanıyla 3 yılı aşkın bir süre beraber oldum.
Sanal linçe maruz kalanlar oldu...
Derken yurdumun güzide siyasetçileri de gelmeye başladılar Twitter'a. Orada sayı olarak küçük olsa bile nitelik olarak çevresini etkileyebilecek potansiyele sahip mühim karakterlerin var olduğunun farkına vardılar. Mecliste meydanlarda konuştukları şeylerin bire bir aynısını hesaplarından yazmaya başladılar. Hem Twitter'ı baş belası olarak görüp, hem de nimetlerinden yaralanmaya çalışanlar sayesinde tezatlığın kitabı yazıldı adeta. Yavaş yavaş ideolojiler çarpışmaya başlamıştı kullanıcılar arasında, bunda sıkıntı yoktu, gayet normaldi. Fakat insanların Twitter'daki iletişimleri daha saygısızca bir hal almaya başlamıştı. Ama yine de sınırlar korunuyordu. Terbiyesizlik yapana verilen en büyük ceza onu bloklamaktı. Gel gelelim geçen yaz vuku bulan Gezi Parkı olaylarından sonra Twitter'da kantarın topuzu fazlasıyla kaçıverdi. Siyasi partilerin fanatik mensuplarını Twitter'a girmeye teşvik etmeleriyle beraber, inanılmaz şeyler olmaya başladı. Hepimiz kardeşiz yazsan "hadi lan oradan ben senin kardeşin değilim" diyen tipler türemeye başladı. Her gün birçok kişi görüşlerinden ötürü sanal linçe maruz kalıyordu. Ana avrat küfür etmek normalleşmişti. Politikacıların tansiyonu her geçen gün artırmasıyla beraber sanal mecralardaki insanlar çıldırıp birbirlerine akla hayale gelmeyecek derecede terbiyesizce şeyler söylüyorlardı.
Oyun alanımızı elimizden almayın
Oyun alanımız adeta miting alanına dönüşmüştü. Sanki topumuzu kesmişler, futbol sahamıza gökdelenler dikmişlerdi büyük abiler. Eğlencemiz bitmişti. Bu durum yetmezmiş gibi yerel seçimler öncesinde başka bir kutuplaşma oldu. Twitter çok enteresan bir yere dönüştü.
Ve gün geldi hayat hikayemin en önemli mihenk taşına koca koca abiler yüzünden veda etmek zorunda kaldım. İçerisinde tekerlekli sandalyeye mahkum olan Burak'ı, lösemi hastası Ece'si, kimsesi olmayan Ahmet amcası, sosyal medya sayesinde evine ekmek götüren ajanscısı, reklamcısı, PR'cısının da olduğu, yaklaşık
15 milyon kullanıcılı bir mecraya erişim engellendi. Aslında sadece kağıt üzerinde engellendi de denilebilir Twitter. Çünkü teknolojinin geldiği bu noktada erişimi engellenen sitelere çeşitli yollarla rahatlıkla girilebilmek mümkün. Ama bu yollarla Twitter'a girmek kanayan yaramıza pansuman olamıyor maalesef. Elin oğlu uzaydan canlı yayın yaparken, elin oğlu uçan arabayı iki kapılı mı dört kapılımı yapsak diye tartışırken bizim uğraştığımız şeylere bakınca "Yazık bize ya, vallaha yazık" demekten alıkoyamıyor insan kendini. Neyse ki ben bu satırları yazarken Twitter’ın açılması için görüşmelere başlanmıştı. Temenni ederim ki bir daha böyle bir durumla karşı karşıya kalmayız. Zira bu kıyafet üzerimizde hiç şık durmadı..
Bizimkisi bir Twitter hikayesi
Haberin Devamı

