-Madem peşimde kaçayım dangozluğu: Üzerine titreyenden, arayıp sorandan hoşlansa bile kaçan, ona karşı değişik değişik triplere giren, kavuşup mutlu mutlu yaşamayı hiç tatmamış, huzursuzluğu seven insanların içinde bulundukları durumdur. Peşinden koşan insanlar ilgiyi kestiklerinde bu hastalar aynı kişinin peşinden koşmaya başlarlar. Ne yaptığını kendileri de bilmez bunların. Derhal vedalaşılmalı.
-Kronik dengesizlik sendromu: Bir gün “kesin hoşlanıyor” dedirtip, ertesi gün umut bırakmayanların travmatik halidir. Kırmızı tişört almak için girdikleri dükkandan mavi don alıp çıkar bunlar. Bunların tedavisi konusunda hiçbir umut ışığı yoktur. Hasta kendi haline bırakılmalı ve olay mahallinden koşarak uzaklaşılmalıdır.
-Kibirüs ben bilirimüs: Her şeyi ben bilirim edasında takılan, kimseleri anlamaya dinlemeye çalışmayan, bildiğini okuyan insan hastalığıdır. Kolay kolay kimseyi ve hiçbir şeyi beğenmez bunlar. Hasta uzaktan izlenmeli, durumu ağırlaşırsa yaptıkları yüzüne yüzüne bağırılmalıdır.
-Mutluluk alerjisi sendromu: Çevresindekilerin mutluluğuyla mutsuz olma halidir. Bu insanlar mutlu insanlar gördüklerinde üzülür ve ellerinden gelen pisliği yaparak etraflarındaki herkesi hayata küstürmeye çalışırlar. Hastalığı kimselere bulaştırmadan en yakın köprüden atın bunları.
-Kronik terfi şuursuzluğu: Genellikle iş yerlerimizde görebileceğimiz hastalardır. “Amaca giden her yol mübahtır” mottosuyla yaşayan bu hastalar yüzünden her an ayağınız kayabilir ve kendinizi bir insan kaynakları sitesinde cv’nizi hazırlarken bulabilirsiniz. “Deli deliyi görünce sopasını saklar.” sözünden yola çıkarak bu hastalara deli taklidiyle yaklaşın. Allah yardımcınız olsun.
-İlgi sersemliği saçmalamasyonu: Herkesin kendisiyle ilgilendiğini, herkesin tek derdinin kendisi olduğunu, herkesin kendisini konuştuğunu, ve hatta kimsenin onu çekemediğini düşünme hastalığıdır. Bunların kızılcık sopası darbeleriyle kendilerine geldikleri bilim adamlarınca ispatlansa da şiddeti önermiyorum ben.
-Herkesle iyi geçinme travması: Bu hastaların hayatı iyi davranmaya, herkesle iyi olmaya çalışmakla geçer. Niyetleri iyi olsa da gereksizdir. Hastalıklarının ağırlaştığını “ben hep dürüstlüğümden kaybettim” cümlesiyle anlayabilirsiniz. Yapılan klinik çalışmalar bu hastaların yediği acı kazıklar sayesinde normale döndüklerini göstermiştir.
Kahvaltıya dair
-Bi kere yatakta kahvaltı hiç de romantik değil. Ne o öyle çayı peyniri yatağa dökmeler, o pis ellerle yumurta soymalar, bala reçele banmalar falan. Gece kimbilir neler neler yapılıyor o ellerle. Yapılmasa da illaki yatağa ekmek kırıntısı falan dökülecek, yatak çöplüğe dönecek. Ah ah hep Hollywood’un işleri bunlar.
-Bazı mekanlar mönülerine “köy kahvaltısı” yazıyor ama gelen kahvaltı bizim değil de İngilizin köyünün kahvaltısı gibi oluyor. Bi bakıyorsun kahvaltıda jambon var, krep var, kruvasan var. Kruvasan hangi köyümüzün adeti ki? Jambon delisi köyümüz nerde? “Krepsiz yaşayamam” diyen köyümüz hangisi? açıklayın!
-Özellikle pazar günleri imkanlar ölçüsünde güzel bir kahvaltı mutlaka yapılmalı. Kahvaltıyı öğle ya da akşam yemeği gibi sıradan bir öğün olarak görmemek gerek. İyi bir kahvaltı en kral psikoloğun veremeyeceği motivasyonu verebilir insana.
-Dünyanın en iyi kahvaltısını satan mekan da olsan eğer servisin hızlı değilse o kahvaltı benim için beş para etmez. Müşteri oturur oturmaz önüne çayını dayamalısın bir kere. Adam zaten yeni uyanmış, açlıktan midesi delinmiş, sinirli tahammülsüz falan sen bir de ona çayını kahvaltısını geç getiriyorsun. Yani şu çok açık ve net; kahvaltıda hızlı servis çok önemli, marka olmak isteyen işletmeler buna çok dikkat etmeliler.
-Benim en sevdiğim kahvaltı mekanları kahvaltı fiyatının içinde “sınırsız çay” olan mekanlar. Üç lira beş lira fazla yap kahvaltının fiyatını ama o rahatlığı ver bana. Kafam içtiğim çay sayısı hesaplamaya yeltenmesin. Bittikçe getir, bittikçe doldur çayımı. Kahvaltıyı kahvaltı yapan en önemli şeyi ekstra yapıp germe beni.
-Son olarak “en güzel aşklar kahvaltıyla başlar” demeden geçemeyeceğim. Tamam, gece gezmelerine gidersin, akşam yemekleri yersin beraber ama üç beş maske üstüste takılır o “birbirimizi tanıyalım” akşamlarında. Oysa kahvaltı öyle midir? Kahvaltı masumdur. En güzel, en samimi duyguların yeridir kahvaltı masası. Karşında bir Al Pacino bir Meryl Streep bile olsa rol yapmakta zorlanır o saatlerde. Her şey daha natüreldir.
Çağımız vebalarına alternatif tedaviler
Haberin Devamı

