Ömür Özdemir(@Cerilevis)

Ömür Özdemir(@Cerilevis)

-

Küçük şehrin büyük derdi

Haberin Devamı

Bilenleriniz vardır, Güzel Köylü dizisinde oynadığımdan mütevellit yaklaşık 7 aydır Muğla’da yaşıyorum. Muğla güzel bir şehir, insanı güzel, doğası güzel, çevresi güzel, her şeyiyle gayet yaşanası bir yer. Bodrum olsun, Marmaris olsun, Fethiye olsun hemen burnunun dibinde. Muğla merkez ise içinde 35 bin öğrencinin yaşadığı şirin bir öğrenci şehri. Yaptığım gözlemlerden çıkardığım sonuçla bu 35 binin yarısının deniz var diye Muğla’yı tercih ettiğini söyleyebilirim. Gelgelelim Muğla merkezde, üniversitenin olduğu yerde deniz yok arkadaşlar! Kamu spotu tadında tekrar ediyorum; “ Muğla merkezde deniz yok!”

Şimdi biz gelelim esas konumuza. Uzun yıllardır İstanbul’da yaşayan biri olarak burada en çok dikkatimi çeken şey, aşk meşk işlerinin işleyişinin büyük şehirlere göre büyük farklılıklar göstermesi. Sanırım Muğla örneğinden yola çıkarak İstanbul, İzmir ve Ankara dışındaki tüm şehirlerimizdeki aşk meşk işlerini genelleyebilirim. Küçük şehirlerde sevgili olmak ayrı dert, o sevgililiği yürütmek ayrı dert, ayrılmak ayrı dert, hadi ayrıldın diyelim unutmak çok daha ayrı bir dert.

İLK KARŞILAŞMA VE TANIŞMA SÜRECİ

Valla küçük şehirlerde öyle rastgele ilk karşılaşma falan yok. Sürekli karşılaşıyorsun zaten. Bir gün içinde ben diyeyim 10 sen de 30 kere karşılaşıyorsun. Tanışma meselesi de öyle çok alengirli bir mesele değil. Zaten herkes herkesi tanıyor. Bir süre sonra belleğine işleniyor insanlar “oha ya bu kız da her gün çiğ köfte yiyor” gibi başka başka insanların hayatıyla ilgili fikirlerin oluyor gel zaman git zaman. Şehirde ilk defa gördüğün insanların yüzde 90’ını durdurup sorsan “otogar’dan geliyorum” der sana. Öyle derin bir aşinalık söz konusu insanlar arasında. Ayrıca da karşılaşılacak ya da tanışılacak yerler belli zaten. Çünkü mekan açısından büyük şehirlerdeki kadar çeşitlilik yok. Dolayısıyla herkes aynı mekanlarda dolaşıp duruyor. Sözün özü şu ki küçük şehirlerde ilk karşılaşma ve tanışma meselesi büyük şehirlerdeki kadar altı doldurulabilecek ve derin anlamlar yüklenecek bir mesele değil.

İLİŞKİYE BAŞLANGIÇ

Küçük şehirlerde ilişkiye başlarken büyük şehirlerdeki kadar bodoslama davranamıyorsun. Çünkü müstakbel sevgili adayıyla ilgili büyük bir bilgi datası var elinde. Ve o bilgiler sana hızla akıyor. İlla biri hakkında bilgi edinmek istiyorsan da otur şehir merkezinde bir cafeye üç saat takıl, o bilgi edinmek istediğin kişinin seceresini çıkar. “Adam bekâr, iki kız kardeşi var, eşofman giymeye bayılıyor, bir kamu dairesinde memur olarak çalışıyor, Türk kahvesi müptelası, tuttuğu takım Beşiktaş, en sevdiği meyve portakal” diye. O çocuk daha önce onun en yakın arkadaşıyla çıkmış, o kız da daha önce onun arkadaşını Facebook’tan dürtmüş, Instagram’dan layklamış falan. Bütün bilgiler sen istemesende geliyor sana. Dolayısıyla nasıl biriyle beraber olacağını üç aşşağı beş yukarı biliyorsun. Hiçbir şey karanlıkta kalmıyor. “Yalanın er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır” lafı küçük şehirlerde tıkır tıkır işliyor. Öyle İstanbul’daki gibi babanın arabasını alıp kıza “bu benim arabam” diye artislik yapma şansın yok. Hatunla caddede yürürken baban sana “naaptın lan arabayı” diye sorabilir, bu da sana koyabilir.

İLİŞKİ SÜRECİ

Velev ki ilişkiye başladın bu sefer de rüzgara karşı küçük çişini yapmaya hazır olman gerekiyor. Kim kiminle, nerede buluştu, ne yediler, ne içtiler, bayram değil seyran değil kim kimi neden öptü? herkesin dilinde. Bütün ilişki sürecini şehrin gözünün önünde yaşıyorsun. Gittiğiniz kafede manitanızın eski sevgilisinden “şu ketçabı uzatır mısın?” diye bir ricada bulunma ihtimaliniz oldukça yüksek. Ya da onu gördüğünüzde gerim gerim gerilmeniz. Herkes herkesin ortak arkadaşı zaten. Bir doğum günü partisinde son 5 sevgilinizi aynı anda görebiliyorsunuz. Dün gece manitana WhatsApp’tan “uyudun mu?” diye soran insanla tuvalet sırasında berabersin. Bir de şu var ki kaybolalım, gözden uzak takılalım, biraz bizbize olalım, ya da ikimizin de ayrı hayatı olsun şansın hiç yok. Hemen “kesin ayrıldı bunlar” yaftası yapıştırılıveriyor kafalara. Sevdiceğinle gideceğin yerler de çok belli zaten. Misal bizim burda Akyaka var, ben bile şu halimle biliyorum kimler dün akşam orda romantikleşti, Seyir Tepesi’nde kimler kahvaltı yaptı? Hepsini her şeyi herkes biliyor valla çok zor burda sevgili olmak. Şeytana uysan falan bittin zaten. Hemen haberin uçuyor “seninki şöyle şöyle yaptı dün gece” diye. Kaşı gözü ayrı oynayanlar için cehennem gibi bir yer küçük şehir.

AYRILIK VE SONRASI

İşte zurnanın zırt dediği yer. Sen İstanbul’da biriyle ayrılıyorsun ve çekip gidiyorsun. Bir daha onunla karşılaşabilme ihtimalin minnacık. Oysa küçük şehirde böyle bir şey mümkün değil. Kopamıyorsun. Her yerde o var. Senin doğum gününde hediye ettiğin bereyle caddede fink atıyor. Ya da ne bileyim ayrıldın, o efkarla bir şeyler içmek için bir yere gidiyorsun ve o başka biriyle oraya şarkılar söylemeye, göbecikler atmaya gelmiş. Çünkü orası o şehrin, o saatte gidilebilecek tek yeri. Sen sinirden kendini alışverişe vuruyorsun, o yeni sevgilisiyle aynı mağazada çeyiz alışverişinde. Al sana aklını kaçırmak için bir neden daha. Şimdi depresyona girip kendini camış gibi yemeğe içmeye versen, kilolar alsan o da ayrı bir hüzün. Küçük şehirde senin obezleştiğini görüp içinin yağları eriyecek pisliğin.

Ben burada iki tarafında sevgili olmak istediği bir durumdan bahsettim. Eğer böyle değilse yani küçük şehirde karşılıksız bir gönül işine girdiysen falan bittin zaten, Allah belanı vermiş, vay senin haline. Düşünsene neredeyse her gün o aşık olduğun ama seni reddeden kişiyi göreceksin. Çekilir dert değil yemin ederim. Allah düşmanıma vermesin valla.

Demem odur ki küçük şehirde biriyle olmak da, ondan vazgeçmek de zor. Büyük şehirlerde yaşayan insanlar ilişkinin tüm evrelerinde daha keyfekeder, daha konforlu hareket edebilirlerken, küçük şehirlerde yaşayanlar için ilişkinin her aşaması kahır, ızdırap ve hatta işkence haline dönüşebiliyor.

Yani sevgili metropol insanları napacağız? Öyle sürekli şehirden şikayet etmeyeceğiz, biraz da orada yaşadığımız için şükredeceğiz...

DİĞER YENİ YAZILAR