Sırat köprüsü

16 Şubat 2003

Yalnız Irak'ın değil Türkiye'nin geleceği için de belirleyici kararların alınacağı tarihi bir haftaya girdik.Şu anda Irak'la ilgili hangi ihtimaller, ne ölçülerde geçerlilik taşıyor?1- Amerika'nın çığ gibi büyüyen savaş karşıtı kamuoyundan etkilenerek silâh denetçilerine zaman tanınmasına rıza göstermesi: Yüzde 102- Saddam'ın sürgünü kabul ederek savaş sebebini ortadan kaldırması: Yüzde 53- Amerika'nın BM Güvenlik Konseyi'ndeki muhalifleri bir şekilde ikna ederek savaşa meşruiyet zemini kazandırması: Yüzde 254- Tek başına savaş kararı alacak olan Amerika'nın kendisi ile birlikte hareket edecek ülkelerle operasyonu başlatması: Yüzde 60Türkiye'nin çıkarı elbette savaşsız çözümdür. Ama savaş olursa bu hiç değilse Birleşmiş Milletler'e rağmen olmamalı.Niçin zaman lâzım?MGK Türkiye'nin muhtemel bir savaşta ABD'ye destek vermesini, BM kararı şartına bağlamıştı.ABD Başkanı Bush Washington'da Dışişleri Bakanı Yakış ve Devlet Bakanı Babacan'dan Amerikan askerlerinin Türkiye'den geçişine ilişkin kararın yarına kadar meclisten çıkarılmasını istedi.Türkiye MGK'ya rağmen üslerin modernizasyonu ile ilgili kararı vermiş, Başbakan Gül de "Amerika'nın yanında" olduğumuzu daha önce açıklamıştır.Şimdi Dışişleri Bakanı Yakış'ın "Zamanla ilgili zorluklar var. 18 Şubat'a kadar meclisten karar geçirmek mümkün olmayabilir" sözü ne anlama geliyor?Bu zaman bize niçin lâzım?BM Güvenlik Konseyi'nden Amerika'nın istediği kararın çıkıp çıkmadığını görmek için mi, yoksa savaş zararlarımızı karşılamaya yönelik ekonomik yardım paketi ile ilgili Amerikan taahhütlerini güvenceye bağlamak için mi?Devlet Bakanı Babacan dün iki nedenin de geçerli olduğunu belli etti.Sakal-bıyık sorunuAmerika Türkiye'yi tatmin edecek bir ekonomik yardım paketini sonuçlandırır fakat BM'den istediği karan çıkaramazsa ne olacak?İktidarın bu hafta cevabını vermekte zorluk çekeceği en hayati soru işte bu olacaktır. Bir yanda Kuzey Irak'taki güvenlik çıkartanınız nedeniyle savaşa seyirci kalmama mecburiyetimiz ve ekonomik destek konusunda Amerika'ya bağımlılığımız..Öbür yanda milletlerarası hukuk önünde meşruiyeti şüpheli bir savaşın içinde olmak, Amerika'yla daha iç içe hale gelip Avrupa'dan uzaklaşma riskini kabullenmek.."Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal" benzetmesi tam bizim durumumuzu anlatıyor.Ünlü stratejist Brzezinski "Amerika Türkiye için bir güvenlik garantisidir. Ama Türkiye'nin demokratik geleceği Avrupa Birliği'dir demişti.Yani ikisi de feda edilemez. İktidar bu hafta sırat köprüsünden geçecek!

Devamını Oku

Küresel başkaldırı

15 Şubat 2003

Birleşmiş Milletler denince ilk anda New York'ta dikine oturtulmuş kibrit kutusunu andıran yapı akla gelir. Dünyada barışı, insanların özgürlük, refah ve mutluluğunu savunmak amacıyla oluşmuş bu dev kuruluşun ülküsü, dün beş kıtada milyonlarca insanın barış gösterileriyle ete kemiğe büründü.O soğuk ve soluk yapının ardındaki büyük güç kendini gösterdi. Ölüm ve yıkım demek olan savaş tehdidi bütün milletleri birleştirdi. Saddam'ın bölge ve dünya barışı için belâ olduğunu aklı olan herkes görüyor. Ülkenin petrol zenginliğini savaş için harcamış bir saldırgandır o.. İran'a saldırarak bir milyon kişinin, Kuveyt'i işgal etmesi ardından yol açtığı savaşta yüz binlerce insanın ölmesine sebep olmuştur. Halkına acı, utanç ve yoksulluk getirmiş, muhalefeti hunharca ezmiş bir despottur. Kendi vatandaşlarına zehirli gazla katliam uygulamış ondan başka bir devlet başkanı yoktur. Eğer savaş, insanlık için tehdit oluşturan bir belâyı ortadan kaldırmanın son çaresiyse bu kaderi Saddam'dan fazla hak eden kimse bulunamaz. Ama dün ayağa kalkan dünya Saddam'ı değil Amerika'yı lanetledi. "Savaşa hayır" gösterileri Amerikan hegemonyasına küresel bir başkaldırı eylemine dönüştü. Washington, Saddam'a bile koruma kalkanı yaratan bu oluşumu sorgulamak ve yanlışlarından dönmek zorundadır. Amerika BM'den karar çıkmasa bile Irak'a saldıracağını ilân ederek dünyayı korkutmuştur. "Kendi demokratik düzeninin dayandığı insan haklarını ve etik normlan uluslararası ilişkilerde ihlâl etmekten çekinmeyen" bu güç yarın nasıl durdurulacak?Bunun karşı tezi de var: Dünya Amerika'yı durdurmayı başanrsa Saddam'ı bundan sonra kim durduracak? Herhalde savaş kararını halkların değil, halklara rağmen ve onlar adına siyasetçilerin verdiği gerçeği.. Dileriz Saddam da bunu unutmaz!Barış eyleminden Terör Şubesi'neEğer bir masum zarar görecekse beş suçlunun yaptığı yanına kalsın.. İnsanlık vicdanı adalet uğruna bunca fedakârlığa razıdır. Ama Irak'ta savaş, Saddam yüzünden başta çocuklar milyonlarca masum insanın ölmesine sebep olacak. İnsanlık işte bu yüzden savaş istemiyor. Dün meydanlar bu adaletsizliğe itiraz hakkını kullanan insanları bir araya getirdi. Bu özgürlüğü Türk insanı da kullandı. Keşke kürsüden barış çağrısı yaptıktan sonra "Çocuklar Duymasın" adlı TV dizisinin sevilen aktörü Tamer Karadağlı polis tarafından gözaltına alınmasaydı. Alındı, bari Terörle Mücadele Şubesi'ne götürülmeseydi. Keşke Türkiye barış eylemi ile terör kavramı bir araya getiren ülke durumuna düşmeseydi. Polise insan haklan yanında halkla ilişkiler dersi de vermek lâzım. Çünkü kendine bile zarar veriyor polisimiz!

Devamını Oku

Güçlü sigorta

15 Şubat 2003

Demokrasinin kendini savunma hakkı, çok güçlü bir teminat kazandı. Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi'nin temyiz mahkemesi niteliğindeki "Büyük Daire"si tarafından alınan kararın önceki gün açıklanan gerekçesinde, laikliğin demokratik rejimlerin vazgeçilmez ilkesi olduğu belirtildi. Bu karar, laiklik karşıtı eylemlere karşı en hassas Avrupa ülkesi olan Türkiye için altın değerinde bir sigortadır. AİHM, Refah'ın kapatılmasına yapılan itirazı 2001 Temmuz'unda reddetmiş, Necmettin Erbakan ve Şevket Kazan bu kararı temyiz başvurusu ile "Büyük Daire"ye götürmüşlerdi. Mahkemenin kararı, amaçlarına demokrasinin tanıdığı özgürlük ikliminden yararlanarak tırmanma hesabında olan şeriatçı çevrelere tokat niteliği taşıyor. Gerekçeli kararda "Çoğulculuk demokrasinin ayrılmaz bir parçası olsa dahi ilgili devlet (...) demokratik rejimi tehlikeye atacak siyasi bir hedefin gerçekleşmesini, eylemler somut hale dönüşmeden engelleyebilir" deniyor.Hocaya teşekkür..AİHM'nin 17 yargıçtan oluşan "Büyük Daire"si şu iki ilkeyi de hükme bağlıyor:• "Şeriat düzeni getirme amaçlı örgütlenme hakkı demokrasilerde kabul edilemez."• "Yöneticilerin cihat çağrıları Avrupa insan Hakları Sözleşmesi ile bağdaşmaz."Laik ve demokratik rejimi güvence altna alan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası için kazdıkları kuyuya böylelikle Erbakan ile Kazan düşmüş oldu. AİHM bu kadarla kalmayıp, o çukuru "laikliği Avrupa değerlerinin vazgeçilmez ilkesi" sayan içtihat ile tamamen kapattı. Erbakan ile Kazan'a "geçmiş olsun" diyemeyeceğiz ama sebep oldukları sonuç nedeniyle teşekkür edebiliriz!AKP'ye de ders..İrticai çevreler, laiklik ilkesinin bize özgü bir "mübalâğa" olduğuna, Batı demokrasilerinin bu soruna daha hoşgörülü yaklaştığına inanırlar. Zaten Erbakan ve arkadaştarı ile türban davacılarını AİHM kapısına götüren sebep de budur. Avrupa mahkemesinin içtihadı, dileriz geç bile kalmış olan uyanışı hızlandırır. Bu konuda Anayasa Mahkemesi'nin daha cesur ve net kararlar üretmesini beklemek yorucu ve boş bir hayal olarak kalmamalı.Refah kararı 2'ye karşı 9 oyla alınmıştı. Laikliği savunan daha sonraki kararlar, inandırıcılığı zayıf olan çoğunluklarla çıkmaya başladı. Laikliğin güvencesi AİHM'den önce Anayasa Mahkemesi olabilmelidir. Milli Görüş temelinden gelen AKP iktidarı temsil ettiği umutları hak etmek istiyorsa bu karardan ilham almalıdır. Devletin tepe noktalarında süren türban oldu-bittilerine son verilmelidir. Çünkü bu karar, değişimi önermiyor demokrasi adına emrediyor!

Devamını Oku

Kime güvenelim?

13 Şubat 2003

Dost kötü günde belli olurmuş.. Bu özdeyiş Irak bunalımında bizi her adımda Amerika'ya biraz daha yaklaştırıyor. NATO'ya soğuma ve yabancılaşma sonucunu doğuracak bugünkü süreç, istikrar arayan Türkiye için çok hayırlı bir gidiş değildir. Ama ne yazık ki olaylar bu yönde gelişiyor. Avrupa'nın kararlan üstünde belirleyici güce sahip Fransa ve Almanya'nın tutumları Türk halkında şu yargıyı oluşturuyor: Avrupa'ya güven olmaz! Fakat diğer yandan dış politikada Amerika'nın alternatifsiz hale gelmesi de büyük riskleri içinde barındıran bir geleceğin güvensizliğini taşıyor. Afganistan'da Taliban rejimine son veren müdahale Amerika'nın 11 Eylül'e yönelik intikam duygularını tatmine yetmedi. Çünkü Bin Ladin ve El Kaide yok edilemedi. Saddam, hayalet kovalamaktan yorulan Amerika'ya gözle görülür, elle tutulur bir düşman sunuyor.Niyetlere bomba..Amerika'nın Irak'a yönelik olarak hazırlandığı "önleyici savaş" şu anda somut bir güvenlik tehdidini mi hedef alıyor? Hayır.. Washington Saddam'ın kafasında var olduğunu iddia ettiği niyetleri bombalayacak. Yarın öbür gün aynı gerekçeyi başka komşularımız için de öne sürer ve benzer hareketlere girişmeye kalkışırsa ne yapacağız? Yani bu bağlamda ABD de çok güven verici değil. Çünkü Irak savaşında Amerika'yı desteklemek için geçerli olan ekonomik bağımlılıkla ilgili mecburiyetler o zaman da kararlarımızda belirleyici olabilecektir.Kalkanlara selâm..NATO Türkiye'nin korunma talebini yarın karara bağlayacak. Fransa ve Almanya, BM'den silâh denetçilerinin bugün verecekleri rapora dayalı bir yaptırım kararı çıkmadıkça belli ki vetolarını geri çekmeyecekler. Bu Amerika'yı durdurur mu? Çok zor.. Çünkü Batı sistemi kendini koruma konusunda irade eksikliğine düşerse Saddam, daha büyük cüret kazanacaktır. Şu aşamada NATO içindeki ihtilâfın çözümlenmesi ve BM Güvenlik Konseyi'nden ortak bir karar çıkması, en az Irak kadar bizim geleceğimizi de ilgilendiriyor. Bu arada canlı kalkanları selâmlamak istiyorum. Onların kahramanlığı, geri dönülmez vicdan azabına karşı belki son güvencedir. Savaşta "düşman"ın direnme gücünü kırmak için sivil altyapı imha ediliyor.Amerika Körfez Savaşı'nda su arıtma tesislerini yok etmişti. İnsan Hakları İzleme Komitesi Temsilcisi Peter Bouckaert "Bu uygulama, bombaların neden olduğundan çok daha fazla sayıda sivilin ölmesine neden oldu" diyor. Dileriz Irak sorunu savaşsız çözülür. Ama savaş olursa, Irak halkını Saddam'dan kurtaracağını söyleyen Amerika, Saddam'a bile rahmet okutacak böyle bir canavarlığı asla yapmamalı!

Devamını Oku

Üç kötü huyumuz

11 Şubat 2003

Türkiye dün, bayramın ruhlara doldurduğu sevgi ve özgürlük duyguları ile uyandı.Savaş bulutlarının kasveti belki siyasetçilerin, askerlerin ve çocukları askerde olanların yüreklerini etkilemiştir. Onun dışında herkes bayramın yüklediği ödevleri yerine getirmenin ve sonra da tatilin tadını çıkarmanın tatil telâşını yaşadı.İslâm coğrafyasının Kurban Bayramı'na savaş tehdidi altına girmesi talihsizlik. Bunun son olmasını, bundan sonraki bayramların barış ve huzur içinde idrak edilmesini diliyoruz.Türkiye İslâm dünyasının örnek alınan ülkesi. Bu özellik öncülük görevleri yüklüyor.Kurban Bayramlarına özgü derbederlikleri ortadan kaldırmak da bu görevlerin arasındadır. Sağlık şartlarına ve hayvan haklarına uymayan kurban kesimlerinin dine uygun olduğu ve sevap sayılacağı savunulamaz.AB bu alanda da çağdaş bir disiplinin yerleşmesini bizden talep ediyor.Sokakta kurban kesenlere 1 milyar 135 milyon lira para cezası konuldu. Buna rağmen yasak kesimlerin önüne tam geçilemedi. Ve para cezası da pek uygulanmadı. Ne de olsa "korucular" da Müslüman..Ama günahın tarifi zamanla ve eğitimle değişecek. Yavaş olsa bile değişiyor da.. Dünkü manzara, eski Kurbanlardan daha iyiydi.On yıl önce Almanya'da bir siyasetçiye "Bizimkilere niçin istenmeyen yabancılar gözüyle bakıyorsunuz?" diye sormuştum. Cevabı hâlâ kulaklarımda:"Bunun üç nedeni var: Pijama ile balkona çıkıyorsunuz, çocuklarınızı dövüyorsunuz, sokakta hayvan kesiyorsunuz.."Bazı alışkanlıkların gelenek olmadığını, dinle de ilgili olmadığını anlamamız lâzım.Daha güzel bayramlara..Şehitlik kararı!"Irak'ta ölen Türk askeri şehit olmaz.."Diyanet İşleri Başkanı Yılmaz gerçekten bu sözü söyledi mi? Söylediyse haddini aşmıştır.Cem Vakfı Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan'in dediği gibi "Bu, Tann'nın bileceği iştir, Diyanet karar veremez."Aynca ülke menfaatini koruma görevine hayatını adamış insanlar bu uğurda öldükleri zaman şehit sayılırlar. Böyle biliriz, buna inanırız.Savaş olursa Türk askeri Irak'a Müslümanları öldürmek için gitmeyecek, katliam tehlikesine karşı koruma görevi yapacak. Karşıda iki kez Müslüman komşularına saldıran, kendi vatandaşı olan 5 bin Kürt'ü zehirli gazla öldüren, cinayetten sabıkalı bir despot var.Müslüman olması Saddam'ı bu sicilinden kurtarmadığı gibi, Mehmetçik'in yapacağı görevin kutsal niteliğini de değiştirmez.Değişmesi gereken, bazı din adamlarına musallat olmuş dar görüştür.Din adamlarının iktidarı ele geçirdikleri ülkeler niçin horlanıp dışlanıyor, niçin halkı mutsuz oluyor ve geri kalıyor? İşte size cevabı..

Devamını Oku

Küçük bir umut

11 Şubat 2003

Katırlar tepişir, çimenler ezilirmiş.. Bereket bu benzetme Türkiye için tam yerine oturmuyor.Çünkü Türkiye NATO içinde de, muhtemel bir Irak savaşı ortamında da "çimen" çaresizliği ile tanımlanamaz.Ama NATO'nun Irak saldırısı ihtimalini göz önüne alarak Türkiye'yi koruma karan almak için 5'inci maddeyi işletmeyi kabul etmemesi, bizim gibi fedakâr bir NATO üyesi için büyük hayal kırıklığıdır. Amerika'nın Türkiye'ye yönelik koruma istemi Fransa, Almanya ve Belçika'nın vetosu yüzünden geri döndü. Şimdi bu talebi, antlaşmanın 4'üncü maddesine dayanarak Türkiye bizzat yapmış bulunuyor.ABD Savunma Bakanı Rumsfeld "Türkiye bir müttefik. Her şeyini riske atan bir müttefike nasıl olur da yardım kararı reddedilebilir" diye üç Avrupa ülkesine sert tepki gösterdi.Amerika'ya itirazAB'ye üyelik çabalarımıza da dostça yaklaşmayan bu ülkelerin bu defa hedefi doğrudan Türkiye değil. Fransa-Almanya ekseni, Irak'a müdahaleye hazırlanan Amerika'ya muhalefetlerini Türkiye bahanesi ile yükseltiyorlar.Irak'a müdahale hazırlığı Avrupa bütünlüğünü de bozdu. ABD'yi destekleyen 8 Avrupa ülkesinin çıkışı, Fransa ve Almanya'yı ipleri ellerinden kaçırmak üzere oldukları telâşına ve bir misilleme beklentisine sokmuştu. O fırsatı bu şekilde kullandılar.Irak savaşı belli ki Avrupa'nın ABD ile olan geleneksel bağlarında da kopma riskleri taşıyan zorluklar yaratacak. Avrupa, Amerika'nın "Roma İmparatorluğu'ndan beri örneği görülmemiş derecede kendi egemenliğini savunan bir güç" olma iddiasından korkuyor.11 Eylül'den sonra Batı şu teşhiste birleşti: "Bin Ladin, El Kaide, Taliban ve genelinde radikal İslamcılık, Batı'nın liberal demokrasisine yönelmiş bir meydan okumadır.."Ama tedavide ayrılık derinleşiyor ve ittifakları çatırdatıyor.Savaşın maliyeti..Çünkü Avrupa uluslararası hukukun, normların ve anlaşmaların hakim olduğu bir sistemi savunuyor, ABD ise uluslararası terörizmle mücadele için bu oturmuş sistemi "önleyici savaş" gibi yeni yöntemlerle değiştirmek istiyor.Hatta o kadar ki Bush yönetimi bu uğurda "Amerikan demokrasisinin dayandığı insan haklarını ve etik normlan uluslararası ilişkilerde ihlâl" etmekten çekinmiyor.Irak'taki BM silâh denetçileri, Saddam'ın tavrının olumlu yönde değiştiğini ve bunun 14 Şubat'taki raporlarına yansıyacağını söylüyorlar. O zaman ne olacak?Amerika bu aşamadan sonra geri çekilmenin irade zaafı olacağına ve bunun Saddam'ın saldırganlığını, ayrıca terörü cüretlendireceğine inanıyor.Her şerde bir hayır vardır derler..Bati sistemindeki bu ayrılık, bir ihtimal savaşı bile önleyebilir. ABD, göze alınamayan bir savaşın utana ile öfkelenip suçlu arayacak olursa Türkiye'yi ayıracaktır. Çünkü Türkiye fazlasını yapti. Bayramın okurlarımıza, ulusumuza ve insanlığa barış ve mutluluk getirmesini diliyoruz. İyi bayramlar..

Devamını Oku

Tehlike sinyalleri

9 Şubat 2003

Türkiye'de üretmeyen ve vergi vermeyen insanlar, üreten ve vergi ödeyenlerden kat kat fazla.Bir demokrasi için bundan daha çetin açmaz, daha acımasız bataklık olamaz.Düşünün ki bir parti iktidara gelebilmek için bu çoğunluğa rüşvet vaat etmek, iktidara gelince de onları tatmin etmek zorunda.Enflasyon ekonominin vebasıdır. Dünyada bizden başka vebalı ekonomi kalmadı.Son çeyrek yüzyılda bu belâya karşı dört başarısız hamle yaptık. 1980'lerin başında, sonra 1986'da, ardından 1990 ve 2000 yıllarında üç kez yüzde 20'lere kadar indirdik. Ama enflasyonu sanki kendimize değil de IMF'e iyilik olsun diye indirdiğimizi sandığımız için o çukurdan çıkamadık.Şu anda geçmiş hükümetin bedelini ödediği o kritik yüzde 20'ler sahanlığında sendeliyoruz.Aslında bu defa başaracağımıza inanmıştık. Ama istikrar programının kararlılıkla uygulanacağına bağlanan inanç her gün yeni bir darbe yiyor.İki başlı iktidarla..İktidarının yapısı, enflasyonla mücadeleye ve mali disiplin uygulamaya pek uygun değil.Çünkü davul Abdullah Gül'ün omuzunda, tokmak Tayyip Erdoğan'ın elinde..Erdoğan savaş karşıtlarının romantizmini "Bekâra karı boşamak kolay" diye alaya almıştı. Çiftçiye ver, emekliye ver, esnafa ver.. Sosyal harcamaları körükleyerek kendisi de aynı şeyi yapmıyor mu?IMF ile altı aydır bir uzlaşma sağlayamıyoruz. Adamlar "Biz zorla gelmedik, siz çağırdınız. Hasta olan sizsiniz. Kamuda istihdam fazlası 40 bin personeli azaltmayı, borç yükünü hafifletmek için yüzde 6,5 faiz dışı fazlayı kabul eden anlaşmayı siz imzaladınız. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu" diyorlar.Ve Ankara'daki bürokrat muhataplarından, ancak üçüncü dünya ülkelerinde duyacakları karşılığı alıyorlar:"Biz siyasetçilere söz geçiremiyoruz, siz söyleyin, belki sizi dinlerler!"Adalet dediler amaBu kafa değişmezse Irak savaşının Türkiye'ye maliyeti tehlikeli biçimde büyüyecektir."Amerika'yı desteklediğimize göre versinler parayı, istediğimiz gibi savuralım.."Yeni kredi alsak, geri ödemeleri erteletsek de borç büyüyecek, artan faiz yükü ile beraber bunu yine biz ödeyeceğiz. Tek başına iktidar olmanın sağladığı krediyi AKP üç ay dolmadan yiyip bitirdi. Faizler, eski seviyesine yeniden yükseldi.Üretime verecekleri desteği, oy tarlası olan kesime savuran AKP bu gidişle kendi altını oyduğunu görmek zorundadır. Hesapsız harcama daha çok borçlanma, daha çok vergi ve daha yüksek faiz demektir. Bundan özellikle savaş döneminde sakınmak gerekiyor.Aksi halde "Adalet ve Kalkınma" diye gelenler sayesinde faiz yiyenler daha semirecek, savaş zengini olacaklardır.AKP sosyal ve ekonomik politikalarına çeki düzen versin!

Devamını Oku

Savaş acıları

9 Şubat 2003

Savaşa karşı çıkan güçlerin çabaları belli ki başarısızlığa mahkum olacak. Ama bu başarısızlık onların yenilgisi değildir. İki komşusuna saldırmış ve kendi halkını bile zehirli gazla öldürmüş Irak diktatörünün kaderine bağlı bir sonuçtur. Barışçı güçlerin bundan sonra en az önceki kadar, hatta belki daha da önemli görevleri vardır: Savaş başladıktan sonra Irak halkının karşı karşıya kalabileceği vahim tehlikeleri en aza indirecek stratejilerin geliştirilmesi için Amerika ve müttefikleri üzerinde baskı oluşturmak. İnsan Haklan İzleme Komitesi Temsilcisi Peter Bouckaert NPQ dergisinin son sayısında yer alan makalesinde şöyle diyor: "Sivil zayiat riski son derece yüksek olacağı benziyor. Saddam'ın Amerika'yı bir şehir muharebesine çekmeye çalışacağına, burada Iraklı sivillerin birer canlı kalkan olarak kullanılacaklarına kesin gözüyle bakılabilir.."Kosova'daki gibi..Bu tehlikenin büyüklüğünü gözlerinde canlandırmak isteyenler, İsrail'in geçen yılki Cenin baskınını veya "Kara Şahin Düştü" filminde anlatılan Mogadişu muharebesini hatırlasınlar.. Peter Bouckaert "Irak halkına en büyük tehdit Irak ordusundan gelebilir" derken şu gerekçeye dayanıyor: "Saddam Hüseyin, İran askerlerine karşı olduğu kadar kendi halkına karşı da kimyasal silah kullanmış olduğu bilinen tek devlet başkanıdır ve kendisi için ölüm-kalım sorunu olan bir savaşta muhtemelen aynı şeyi yapacaktır." Saddam bugün güneyde Şii'lere, kuzeyde Kürtlere, ABD misillemesi korkusu ile ilişmiyor. Ama savaş başladıktan sonra gazaba gelecek Saddam'ı durduran bir korku olmayacak. Bu trajedi Kosova'da yaşandı. NATO bombardımanı başlayınca Sırp güçleri, önlerine çıkan bütün sivilleri öldürdüler.Karışıklık günleriSaddam ve taraftarlarının kan banyosunda boğulmalarına sebep olacak nefret zaten birikmiştir. Savaşın en önemli insan zayiatı Saddam taraftarları ile etnik kavimler arasındaki kızgın kavgalardan doğacaktır. Özellikle Kürtler ve Türkmenlerin iyi korunmaları, Araplara misilleme tahriklerine karşı uyarılmaları gerekiyor. Savaşın yaratacağı güvenlik boşluğunun hemen doldurulması, yağma ve katliamlarda üreyecek savaş ağalarına meydan vermemek gerekiyor. Türkiye Irak savaşını önleyemezdi. Ama savaşın özellikle ilk karışıklık günlerinde ortaya çıkması muhtemel insani felâketleri önlemekte büyük yararları olabilir. Savaşa destek kararı verenler, vicdan azabı ile pasifize olmak yerine Türkiye'nin bu rolünü en iyi şekilde oynaması için çaba harcamalıdırlar. Türkiye doğruyu yaptı. Asıl, komşudaki savaşın trajedilerini uzaktan seyretmek suç olurdu!

Devamını Oku