Çankaya sessiz

12 Mart 2003

Genelkurmay Başkanı konuştu ve bir anda hayatımız değişti..Tezkerenin mecliste kabul edilmemesiyle yıkılan yapılar, sihirli bir değnek değmişçesine eski halini aldı.Dolar, borsa, faizler, geçen hafta tezkerenin meclisten geçeceği varsayımına dayalı seviyelerine yöneldi.Ordunun en güvenilir kurumlar sıralamasında niçin değişmez birinci olduğunun cevabıdır bu durum.Biz istediğimiz kadar askerin siyaseti etkileyen ağırlığından şikâyet edelim; Türkiye'nin gerçeği bu.AKP iktidarının tezkere oylamasını "Cuma MGK var" diye cumartesi gününe bırakması biraz da bu güvenilir güçten yardım görme bekleyişine dayanıyordu.İktidar bu desteği açıkça talep etmeyi içine sindiremedi ve ertelemeden beklenen yarar "suya tirit" MGK bildirisi yüzünden geri tepti.Orgeneral Özkök önceki gün yaptığı konuşmayı bir şekilde meclisin karar toplantısından önce yapsaydı büyük ihtimalle tezkere geçecekti.Arınç yeter mi?Türkiye, bir günde tezkere kabul edilmiş gibi bir havaya girdi. O kadar ki, Amerikalıların duran silâh ve malzeme sevkiyaü dün yeniden başladı.Orgeneral Özkök'ün "Dışında kalmanın güvenlik de dahil doğuracağı zararları göze almamalıyız" anlamına gelen sözleri belli ki CHP'yi değiştirmeyecek.Peki AKP içindeki retçiler?Meclis Başkanı Arınç, komutanın sözlerini gurur verici bulmuş.. "Bütünüyle paylaşıyorum" dedi.Fakat Çankaya'dan ses çıkmadı.Tezkere ikinci kez geldiğinde büyük ihtimalle Cumhurbaşkanı Sezer'in direndiği "uluslararası meşruiyet" koşulu gerçekleşmiş olmayacaktır.BM Güvenlik Konseyi'nin veto hakkına sahip üç üyesi Fransa, Rusya ve Çin kuvvet kullanımına geçit vermiyor.Cumhurbaşkanı Sezer bu kez nasıl bir tavır alacak?Gölge etmesin..Sezer'in itirazı, Türkiye'nin egemen bir devlet olarak milli menfaatlerini gözeten adımlar atma hakkını, yanlış bir zemine sürüklüyor.Sezer'in görüşünden çıkarak dünya bize "Kuzey Irak'taki ve Kıbrıs'taki Türk askerlerinin varlığı hangi BM kararına dayanıyor, nerede meşruiyet?" diye sorsa ne cevap vereceğiz?Irak'ta savaş olursa sebebi biz olmayacağız. İstesek de önleyemeyeceğiz.Genelkurmay Başkanı Özkök "Dışında kalırsak çok pahalıya mal olur" derken Türkiye'nin milli menfaatlerini koruyan tercihi gösteriyor.Türkiye'nin milli menfaatlerini savunma hak ve görevini TBMM, on beş üyeli Güvenlik Konseyi'ne mi devredecek?Bu kabul edilemez. Cumhurbaşkanı tezkere ikinci kez gelirken yeniden kafaları karıştırmasın..

Devamını Oku

Namus yemini

11 Mart 2003

Milletvekili andı uzun ve karmaşıktır ama beğenirim. Çünkü namusu ve şerefi olan adamı dört dörtlük bağlar.Siirt'ten milletvekili seçilerek AKP iktidarının kaptan köprüsüne geçmeye hak kazanan Tayyip Erdoğan dün meclis kürsüsünden ".. demokratik ve laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağına., namusu ve şerefi üzerine" and içti.O an, Erdoğan'ın hapis cezalarını ve sayısız hukuki engelleri birer birer aşarak ulaştığı başarının doruğu idi.Dün üç milletvekilinin ard arda yemin ermesi gerekiyordu ama program, Erdoğan'ın "tek adam" gösterisine imkân tanıyacak biçimde tertiplendi.Niye böyle bir tertibe gerek görüldü?Pazar günkü Ankara derbisinde Gençlerbirliği Başkanı Cavcav, tezahüratına kızdığı rakip tribünlere kol göstermişti.Erdoğan da aynı şeyi, düne kadar önünü tıkayanlara mı yapmış oluyordu?Eminiz o böyle bir şey düşünmemiştir.Ama düşünen yandaşları varsa bilmeliler ki ortada mağlup yoktur. Erdoğan'la beraber demokrasi de kazanmıştır.Dokuz yıl önce ne demişti Erdoğan? "Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor.. Millet istedikten sonra tabii elden gidecek yahu!"Şimdi "Şeriatçı mısınız?" diye soranlara "Hiç olmadım.. Bugün hiç değilim" diyor.Erdoğan'ın, eski defterlerin açılmasına ihtiyaç yaratmayacak yeni çizgisinde ilerlemesini diliyoruz.Yeminine sadık kaldığı ve ülkeye hizmette başarılı olduğu sürece millet ve sistem onu başının üstünde taşıyacaktır.Ben yapamadım, sen yap..Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan'ın önünü açacak bir devir teslim ortamı yarattı dünkü konuşması ile.."Irak'ta irademiz dışında bir savaş olursa bizim bu işin dışında kalmamız ulusal çıkarlarımız açısından söz konusu olmayacaktır" dedi.Daha önemlisi mecliste ikinci bir yenilgi ihtimaline karşı daha tedbirli olacaklarının sinyalini verdi:"Türkiye'nin çıkarları eğer grup kararı almayı gerektiriyorsa grup kararı da alınır.."Şimdi cevabı aranan soru şudur:Tezkereyi meclise sevketmek için hükümet BM Güvenlik Konseyi kararını bekleyecek mi?Bizce bu gerekli değil.Hatta buradan çıkacak ters bir karara rağmen Amerika savaşı başlatırsa bizi daha zor bir duruma sokabilir.Türkiye savaş ilân etmiyor, istemediği bir savaşın başlaması ihtimaline karşı tedbir alıyor.Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını korumak için başka bir iradenin müsaadesine ihtiyacı olamaz!

Devamını Oku

Esas oyun şimdi

11 Mart 2003

Yerel de olsa yenilenen bir seçim iktidara yanlışlarını görüp düzeltmesi için fırsattır.Fakat bugün Siirt'te yapılacak seçimden böyle bir fayda bekleyemeyiz.Türkiye'nin en yoksul coğrafyasında yaşayan 120 bine yakın seçmene, ayaklarına giden Başbakan ve yığınla bakan, hayatlarının en büyük piyangosunun çarptığını, AKP'ye oy verirlerse ihya olacaklarını vaat etmişlerdir.İktidar, devletin bütün imkânlan ile birkaç haftadır Siirt'i nasıl değiştireceğinin fragmanını gösteriyor. "Siirt'ten çıkan başbakan" propagandası seçmenlere kanat takmıştır; zavallı insanlar hayal aleminde uçuyor.Onlardan Türk halkının genel eğilimini yansıtmaları istenemez."Güçlü bir iktidar beklerken oynak bir koalisyon geldi" eleştirileri, "indireceğiz dedikleri vergileri ikiye katladılar" yakınmaları Siirt'te bugün sahip bulamaz.Onlar için olmayan yola, suya, sağlık ocağına kavuşmak, Sosyal Dayanışma Fonu'ndan yardım almak daha önemlidir. Hatta haktır.Çankaya'ya kadar..AKP lideri Tayyip Erdoğan "Siirt'ten inşallah 3-0 çıkmayı hedefliyoruz" dedi.3 Kasım'da DEHAP 26 bin 980, AKP 14 bin 728, bağımsız Fadıl Akgündüz 11 bin 450, CHP 7 bin 481 oy almış, üç milletvekilliği AKP, CHP ve Jet Fadıl tarafından paylaşılmıştı.HADEP ülke barajını aşamadığı için seçime giremiyor. CHP havlu atmış durumda. Jet Fadıl cezaevinden AKP'yi işaret etmiştir.Bu durumda 3-0 dışındaki her sonuç AKP için hezimet yerine geçer.Tayyip Erdoğan'ı bugünden yeni Başbakan olarak selâmlayabiliriz.Siirt seçimi onun için belki de Çankaya vizesi olacaktır. Çünkü AKP, erken seçim mecburiyeti doğuracak bir başarısızlığa sürüklenmezse, Sezer'den sonraki Cumhurbaşkanı'nı bu meclis seçecektir.Eleme sınavı gibi..3 Kasım'daki şanssızlığı, Erdoğan'a ve partisine altın fırsat olarak geri döndü.Üç aylık iktidar dönemi "kostümlü prova" yerine geçmiş, oyuncular denenmiş, zaaflar ortaya çıkmıştır. Erdoğan "Esas oyun şimdi başlıyor" deme hakkını kullanabilir.Yeter ki aksayan bakanları değiştirmek ve partideki çok başlı görüntüyü düzeltmek yolunda cesur davranabilsin. Tabii o kadar kolay değil. Meclis Başkanı Arınç, başlı başına bir sorun.. Dün Meclis Bütçe Komisyonu'nda, askeri sevkiyatı gensoru konusu yapması için muhalefeti tahrik eden bir konuşma yaptı.Tayyip Erdoğan Başbakan olur olmaz ilk icraatı Irak'a asker şevki ile ilgili tezkereyi meclisten geçirmek olacak.Bu sınavdan geçerse yoluna devam edecek, başaramazsa elenecektir.Belki haksızlık ama hayat böyle..

Devamını Oku

Paralar nereye?

11 Mart 2003

Siirt'te sandıklar Tayyip Erdoğan için dolarken o da Başbakan olarak yapacağı ilk işin son görüşmelerini gerçekleştiriyordu.Parti merkezinde ABD Büyükelçisi Pearson ile tam 3,5 görüştü.Yanında ekonomik yardım pazarlıklarını yürüten Devlet Bakanı Babacan ile siyasi görüşmelere katılan Dışişleri Bakanı Yakış vardı.Erdoğan, Başbakan Gül'den emaneti fiilen devralmış gibiydi..AKP lideri, kuracağı yeni hükümet meclisten güven oyu almadan "tezkere" yi geçirmek mecburiyeti ile yüz yüze gelecek. Bu bir anlamda erken güven oyudur. Tezkere hesabına şans, fakat Erdoğan için ciddi bir risk..Tayyip Erdoğan'ın Amerika'dan yeni güvenceler talep ettiği bildiriliyor.Bu çok doğaldır. Çünkü birinci tezkerede büyük fire veren AKP grubunu ikna etmek için Erdoğan'ın buna ihtiyacı olacaktır.Aslında savaşın, ardında yeni kanlı ihtilâflar bırakmasını istemeyen herkes için önemlidir.Ama bir istek var ki o Türkiye'nin ekonomik geleceği için büyük tehlikedir:AKP alınacak mali desteğin IMF denetimine tabi olmamasını istiyor.Washington'un bu isteğe boyun eğmek zorunda kalmaması, Türkiye'nin mali disiplin konusunda dikiş tutmayan yapısını bilen herkesin dileğidir.AKP'nin bu yardımı "havadan gelmiş para" gibi, önümüzdeki yıl yapılacak yerel seçimlerin yatırımı olarak har vurup harman savuracağını tahmin etmeyen yoktur.Enflasyonla mücadelede ve büyüme hedefinde kalıcı çareler için ilâç gibi kullanılacak olan bu kaynağı, hormonlu tohum niyetine oy tarlalarına dökmek ağır vebal olur.AKP belki fazladan bir kaç yüz belediye daha kazanır ama kurtulmak istediği IMF'ye Türkiye'yi bu kafayla sonsuza kadar mahkum eder!Eksikli seçim..Türkiye, farklılığına saygı gösterilen bir kültürün, ayrılık değil birlik sebebi olacağını geç farketti.AB hevesi olmasaydı Kürt kökenli vatandaşlarla ilgili hakların daha kaç yıl gecikeceğini Allah bilir.. Bir düşünürün dediği gibi "Toplum ve taşıdığı kültür çoğulcu ise bunları yansıtan siyaset neden çoğulcu olmasın?"3 Kasım'da AKP'den neredeyse bir kat fazla oy alan HADEP dün Siirt seçimine katılamadı. Yasal kılıfı bulunsa da bu demokrasimiz için eksiklik olmuştur.iktidarın teşvik edici tüm vaadlerine rağmen Siirt halkının büyük bir kesimi para cezasını göze alıp sandığa gitmemiştir.Bu kompleksleri on yıl önce aşmayı ba-şarsaydık, Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti kurulması ihtimali bizi acaba bugünkü kadar korkutur muydu?Düşünmek ve değişmek lâzım..

Devamını Oku

Dünya varmış!

11 Mart 2003

AKP fakir fukara dostu pozunda iktidara gelip çifte vergilerle halkın boğazına sarıldı..VATAN'ın manşetlerine yansıyan feryatlar, iktidarın vicdanında azap yaratsa bile yanlıştan dönme faziletini ne yazık ki getiremedi.Çünkü Türkiye'de adaletsizliklerin halkta uyandırdığı tepkiyi caydırıcı bir güç olarak örgütleyip eyleme geçirecek siyasi muhalefet yok."İşimiz bir Allah'a, bir de acemi iktidarın ne zaman uyanacağını bilmediğimiz insafına kalıyor" derken... Dün beklenmedik bir şey oldu.Globalizm karşıtlarının "Uluslararası kapitalizmin acımasız kurumlarından biri" saydığı Dünya Bankası "İnsanı düşünmeyen böyle bütçe olmaz" diye gürledi.Oh be, dünya varmış!..Dünya Bankası Türkiye Temsilcisi Ajay Chhibber 2003 bütçesini "yoksul karşıtı" diye mahkum etti.IMF'den farklı..Bu uluslararası kuruluş Türkiye'nin düşmanı değil. Ekonomik krizden kurtulmamız için kredi desteği veriyor.IMF'den farkı, sosyal adaleti gözeten ve gelir dağılımını düzelten politikalarla bütünleşmediği zaman hiç bir ekonomik programın kurtarıcı olamayacağını söylüyor..Haklı da.. Çünkü insanı dışlayan, katı mali disiplin yansılı olan IMF'nin tarihinde çok az sayıda başarı var. IMF, hastası ayağa kalkıp yeniden borç ödeme kabiliyeti kazanmasından başka bir şey düşünmüyor. Ekonomik haksızlıkların sosyal patlamalara dönüşmesi riskini önemsemiyor.Sorunun insani boyutunu Dünya Bankası gözetiyor.İyi polis, kötü polis oyunu gibi..Dünya Bankası Türkiye Temsilcisi Chhibber, iktidarın işlediği toplumsal suçu cesur bir savcı gibi yakalamıştır. Hem iktidarın eline vuruyor, hem kalbine hitap ediyor:AKP'ye yakışmadı"Bütçe doğrudan gelir desteği için para ayırmıyor. Çiftçilere zarar veriyor. Büyümeye de zarar verecek nitelikte.Her zaman orta sınıf eziliyor. Bu, vergi ödemeyenleri destekleyen bir bütçe. Çünkü onlara vergi affı getiriyor, vergisini ödeyen orta sınıfı tekrar tekrar vergilendiriyor.Şaşırtıcı olan, sosyal adalet programı olan AK Parti'nin böyle bir bütçe ile gelmesi.. Durum düzelmezse krediler tehlikeye girer.."Bu uyarının zamanlaması, AKP iktidarının Tayyip Erdoğan başbakanlığında yeni bir başlangıç yapacağı haftaya denk geldiği için harika bir fırsat yaratmıştır.Yeni hükümet, IMF'nin koşulu olan makro dengeleri gözetmek zorundadır. Ama bu hedeflerin orta direği ve yoksul kesimi koruyacak yeni yöntemler ve araçlarla gerçekleştirilmesi, bu amaçta Dünya Bankası ile işbirliği yapılması mümkündür.Yalnız vicdan değil, akıl da bu arayışı emrediyor.

Devamını Oku

Tehdit ayıptır!

20 Şubat 2003

Meclis dün, yakın tarihin kötü bir anısını hatırlatan tahrik edici bir tehdide hedef oldu.Hükümet Irak savaşı bağlamında Türkiye'nin siyasi, askeri ve ekonomik çıkarlarını garanti altına almaya yönelik kıran kırana bir pazarlığı Amerika ile yürütürken CHP'li Ali Topuz meclis kürsüsünden iktidara "Yüce Divan" tehdidinde bulundu.ABD ile görüşmelerin en kritik saatleri yaşanırken yapılan bu sözde uyarı "pişmiş aşa su katma"nın ötesinde haksız ve kaba bir saldırı olmuştur.27 Mayıs darbesine giden yolun taşlarını döşeyen siyasi gerginlikler dizisinde İsmet İnönü'nün özel bir yere sahip "Sizi ben bile kurtaramam" sözü, kötü bir versiyonu ile kırk beş yıl sonra mecliste tekrarlanmamalıydı.Halkta CHP'nin muhalefet anlayışını istese bile değiştiremeyeceği yolunda zaten var olan yargıyı pekiştirecek adımların kimseye yararı yoktur.Burası Türkiye..Ali Topuz'un sözünü ettiği meşruiyet zemini zaten inkâr ediliyor değildir. Bu zemini uluslararası toplumun ortak değerleri ile Türkiye'nin çıkarları belirleyecektir.Kararı da meclis verecektir.Dışişleri Bakanı Yakış'ın dediği gibi Türkiye Irak'a savaş ilân etmeyecek, Irak'la savaşmayacaktır. CHP'nin de inkâr etmediği mecburiyetimiz, savaşın Kuzey Irak'ta yaratacağı otorite boşluğuna tedbir almaktır.Aksi halde bağımsız bir Kürt devleti kurulabilir, PKK yeniden güçlenebilir, sınırımıza yüzbinlerce mülteci yığılabilir, Türkmenler büyük zarar görebilir.Türkiye oraya askerini gönderecektir.Amerika ile uzlaşmadan bu tedbiri hayata geçirmenin imkânı hemen hemen yoktur.O uzlaşma da Amerikan askerlerinin kuzeyden Irak'a girmek için Türkiye topraklarını kullanması şartına bağlıdır.CHP Portekiz veya Norveç parlamentolarının değil Türkiye parlamentosunun muhalefet partisi gibi davranmak zorunda.Ne değişecekti?Soruyu "savaşa girip girmemek" bağlamında değil "Kuzey Irak'a girip girmemek" temelinde cevaplamak gerekiyor.Bu cevabı tek başına iktidar değil bir bütün olarak devlet vermiştir. Bu sürecin baştan sona içinde yer alan bir diplomatın anlatımı ile girmek ve girmemek alternatiflerinde bütün artılar ve eksiler hesap edilmiş ve bir sonuç çıkmıştır.* Bu sonuç nedir?* Maalesef girmemiz lâzım!AKP yerine iktidarda CHP olsaydı bile bu gerçek değişmeyecekti.Değişecek tek şey belki devletin saygınlığı konusundaki muhafazakâr takıntı, Türkiye'yi gurur ve onur adına pazarlık yapmaktan alıkoyacaktı.Biz bugün yürütülen politikanın daha gerçekçi olduğuna ve onur bakımından da eksikli olmadığına inanıyoruz.

Devamını Oku

Dişli pazarlık

19 Şubat 2003

AKP lideri Erdoğan dün, Amerika'yı ve partisinin meclis grubunu uyaran tarihi bir konuşma yaptı.Bu konuşmanın özü, savaş kaçınılmaz olursa Türkiye'nin Amerika'yı destekleyeceği kararını iktidar partisi liderinin dünyaya ilân etmesidir.Yalnız bu destek koşulsuz değil:Türkiye, sürüklenmiş bir kabile devleti gibi değil, saygın bir müttefik olarak desteğini hangi hedeflere varmak için vereceğini bilmek, operasyondaki rolünü tarif etmek, uğrayacağı ekonomik zararları telâfi yolunda ne alacağını önceden belirlemek istiyor.Körfez Savaşı'nın terör ve ekonomik krizler yoluyla ödettiği faturaların tekrar önümüze çıkmaması buna bağlıdır.Erdoğan'ın Washington'a mesajı açık:"Desteğimizin Amerika için bir anlam ve zarureti varsa ABD de bizim taleplerimizi iyi niyetle karşılamalıdır."Sorumluluk çağrısıMüzakerelerde sona yaklaşılmıştır.Askeri ve siyasi güvenceler sağlanmış, uzlaşma ekonomik yardımın büyüklüğü konusundaki farkın çözümüne kalmıştır.Tayyip Erdoğan dün bu uzlaşmanın sağlanacağı inancına dayalı olarak kurgulanmış bir konuşma yaptı.Amerikan askerlerinin Türkiye'ye gelmesiyle Kuzey cephesinin açılmasını sağlayacak kararı TBMM verecek.Daha doğrusu meclisteki AKP çoğunluğu..Erdoğan AKP milletvekillerine tarihi sorumluluklarını hatırlatırken etkileyici şeyler söyledi:"Sizlerin önünde iki seçenek vardır. Ya sürecin dışında kalacak ve tarihin seyircileri olacaksınız ya da tarihin yazılmasında aktif rol oynayacaksınız."AKP lideri arkadaşlarını bu noktada serbest bırakmadı, onlara yol da gösterdi:"Burada ve her şartta önceliğimiz Türkiye'dir."Popülizm uyarısıIrak'ın bütünlüğü, bağımsız bir Kürt devletinin kurulmaması, Irak petrolünün merkezi otoritenin kontrolunda olması, Türkmenlerin güvenliği, savaşın uzun sürmemesi..Türkiye dışarda kalırsa kimse bu hedefleri garanti edemez. Böyle bir durum, savaştan daha ağır riskler taşır.Elbette banşa sonuna kadar şans tanımak lâzım ama Erdoğan'a göre Türkiye için karar verecek olanların savaş karşıtı gösterilerin gazına gelmemeleri gerekiyor:"Popülizm en tehlikeli unsurdur. Popülizme teslim olmayacağız. Bugünden çok geleceği, gelecek on yılları ve yüzyılları düşünmek zorundayız.. Aklı selim ile tribünlere mesaj verme siyasetinin farkı da bu noktada önem kazanıyor."İktidar kararını vermiştir.Kararın yürürlük maddesi ABD'nin "evet"i ile tamamlanacaktır. Erdoğan bu noktada pazarlık payı bırakmamıştır:"Hiç kimse bizden Türkiye'nin geçici darboğazlarına endekslenmiş bir karar ve tutum beklemesin."

Devamını Oku

Yeni süper güç

18 Şubat 2003

Barış gösterileri Amerika'nın dünyadaki tek süper güç olduğuna dayanan güven duygusunu sarstı.Savaş karşıtı milyonlar, küreselleşme çağında bir devletin, süper güç de olsa egemenliğini Roma İmparatorluğu gibi bütün dünyaya dayatamayacağını öğretti.New York Times'in dediği gibi şu anda "sokak" Amerika'yı dengeleyen ikinci süper güç konumuna yükselmiştir.Dünya halkları, oylarıyla getirdikleri seçkinlere, savaş kararı verirken sınır koyuyor ve "dur" diyor. Kendi hükümetlerini "Amerika'ya uyma" diye uyarıyor. Neden?Saddam dünya barışını tehdit eden bir saldırgan ve kendi halkını ezen zalimdir.O, hak hukuk tanımadan ve hiçbir denetimin kontroluna tabi olmadan belâ üreten bir diktatör olduğu için yok edilmeyi hak ediyor.Peki, İran'ı ve Kuveyt'i işgal kararını, 5 bin Iraklı Kürt'ü zehirli gazla öldürme kararını tek başına veren Saddam'a karşı savaş kararı da benzer bir zeminde oluşmadı mı?"BM destek olmasa da Irak'a saldırıp Saddam'ı indirelim" kararını 3-5 danışmanı ile Bush vermedi mi?Belli ki bundan sonraki savaşlar, ikinci süper gücün onayına ihtiyaç duyacaktır.Amerika bu gerçeği zamanında görseydi bu yenilgiye uğramayacaktı, işte medya devi Murdoch'un sahip olduğu dev propaganda makinesine rağmen savaş destekçisi yönetimler bile Amerika dahil, kendi kamuoyları karşısında gerilemek zorunda kalmışlardır.Güç kullanma müeyyidesini kaybetmiş bir dünya barış içinde yaşayamaz. Böyle bir iklim Hitler'ler, Saddam'lar üretir."Amerika'ya hayır" diye tercüme edilmesi gereken gösteriler, aslında savaş kararlarının hukukla, ahlâkla denetim alfanda tutulması talebidir.Süper güç tekelinin doğurduğu aşağılanmaya karşı saygıdeğer bir itirazdır.Bu itiraz Amerika'yı savaştan caydırmaz.Ama dünyayı bu savaşın haklılığına inandırmak yolunda Amerika'yı daha inandırıcı ve adil olmaya, daha fazla işbirliği yapmaya mecbur edebilir.Para garanti mi?Türkiye ne yapacak? Bu sorunun cevabını Başbakan Gül dün sabah verdi:"Askeri ve ekonomik konularda mutabakata varmadan TBMM'yi ikna etmek zor. Kaygılarımızı ABD'ye bildireceğiz, ona göre biz de gereğini yapacağız.."İktidar Türkiye'nin savaşı önleyemeyeceğini de, savaşın dışında kalmanın ağır maliyetini de biliyor.Hedef, savaş zararlarını karşılayacak ekonomik yardım vaadini garantiye almak."Yönetim olarak vaat ettiğimiz yardımı vermek istiyoruz ama Kongre'den geçiremiyoruz" hikâyelerinin kazığını yeniden yememek..Başbakan Gül öğleden sonra Yunanistan Başbakanı Simitis'e, Amerikan askerleriyle ilgili talebin birkaç gün içinde meclise getirileceğini söylediğine göre...Demek ki hükümet, yardımla ilgili garantiyi ya aldı veya alacağından emin hale geldi.

Devamını Oku