Tuhaf sinyaller

14 Mart 2003

Siirt seçimi, oyların sayımı ve sonuçların ilânı konusundaki hızıyla rekor kırmıştı.Tayyip Erdoğan'ın mecliste yemin etmesi, Başbakan Gül'ün istifasını verip yerine Erdoğan'ın yeni hükümeti kurmakla görevlendirilmesi de başka bir sürat rekoru oldu..Ama sonra tuhaf gelen, şüphe uyandıran bir yavaşlama görüldü süreçte.Başbakan ve ona bağlı hükümet değişikliği, beklenmedik bir olay değildi. Takvim, Siirt seçimine bağlı olarak aylar öncesinden belliydi. Erdoğan'ın kabineyi çoktan belirlemiş olması gerekirdi.Kaldı ki Irak'la bağlantılı tezkerenin aciliyeti yeni hükümetin bir an önce kurulması ihtiyacını dayatıyordu. Çünkü Amerika'nın baskıları artmış, hatta tezkerenin çıkmayacağı ihtimaline dayalı tedbirleri Washington hafiften yürürlüğe sokmaya başlamıştı.Bu yavaşlık, tezkereden yan çizmeye yönelik bir oyalanma mıydı?Hayırlı cuma inancıTürkiye'nin Bush yönetiminden istediği garantileri içeren mektubu dün ABD Büyükelçisi Pearson'ın sunmasından sonra bu ihtimal ortadan kalktı. Yeni garantiler "iki başbakan" Gül ve Erdoğan'la Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök'ün yaptıkları toplantıda ele alındı.AKP'nin meclisi bu hafta sonunda da çalıştırmak istediği haberi, tezkereyle bağlantılı ihtimali tümüyle gündemden düşürdü."Yeni hükümetin açıklanması niçin gecikti, Erdoğan neyi bekliyor?" sorusuna Ankara'dan gelen son cevap şudur: "Cumayı bekliyor!."Şimdi itiraz gelecektir: "Ettiği laiklik yemini ne oldu?"Tayyip Erdoğan veya sözcüleri de "Cumaların hayrına inanmanın laikliğe bir zararı olmaz" diyeceklerdir.Toplumsal kültürün dokusunu büyük ölçüde din oluşturur. Gerçekten laikliğe zarar vermeyen kutsalların hayatımızda yaratacağı etkilere AKP iktidarında alışmak zorunda kalacağız.Demokratik tedbir!Tayyip Erdoğan bir röportajında (Cüneyt Ülsever/Hürriyet) politik kimliğini "Merkeze oturacak yapıda olan muhafazakâr demokrat" diye tanımlamıştı."Hayırlara vesile olsun" diye hükümetini Cuma günü açıklamak istemesi muhafazakâr kimliği ile uyuşuyor.Ama kabinesinde görev vereceği kişilerden peşin peşin tarihsiz birer istifa mektubu topladığına dair bilgiler var.. Bakanları liderin fedaisi yapan bu küçültücü tedbir, demokrasinin hangi erdemine denk düşecek?"Turgut Özal da yapardı" demek savunma değildir. Kötü örnek, örnek olmaz.Tezkereyi imzaladıktan sonra mecliste ret oyu kullanan bakanlarla ilgili kötü tecrübeyi tekrar yaşamamanın daha saygılı bir tedbiri mutlaka vardır. Peşin istifa, lider sultasının işaret fişeğidir. Yeter, bıktik onlardan..Uğura inanan bir "tek adam".. Tayyip Erdoğan kendini böyle bir çerçeveye hapsetmesin.

Devamını Oku

Tedbir alınmalı!

13 Mart 2003

Türkiye'nin bıçak sırtındaki kaderini kontrol altına alacak tarihi kararı meclisin bu hafta alması bekleniyor.Dışişleri Bakanı Yakış dün "Yetki tezkeresinin Salı günü (yarın) meclise gelmesi ihtimali yüksek" dedi.Bakanın sözlerinden anlaşıldığına göre hükümet, savaşın ortaya çıkaracağı acil para ihtiyacını karşılamak amacıyla ABD'nin taahhüt ettiği yardımın "köprü kredi" yoluyla aktarılmasını istiyor.Bu sorunun aşılması halinde Türk askerinin Kuzey Irak'a gönderilmesi ve Amerikan askerlerinin Türkiye'de konuşlandırılmasına yönelik yetki tezkeresi hükümet tarafından hemen meclise sevkedilecek.Ve kararın meclisten yarın geçmesi mümkün olabilecek.Popülist şovlar..Üslerle ilgili yetkinin müzakeresinde olduğu gibi bu tezkereyi de meclisin gizli oturumda tartışıp karara bağlaması bekleniyor.Keşke buna ihtiyaç olmasaydı. Ama var.Çünkü popülist şovların zehirli etkilerine ve geri dönülmez zararlara sebep olabilecek kışkırtmalarına karşı Türkiye'nin geleceğini korumak her şeyden önemlidir.AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı dün partinin Nevşehir'deki bölge toplantısında iktidarın karannı ve gerekçesini bir kez daha açıkladı:"Kuzey Irak'ta bir devlet yok ama fiilen bir oluşum var. Müdahil olmadığımız takdirde Irak'ın kuzeyinde böyle bir oluşumun ortaya çıkması veya Irak'ın bölünerek devletçikler haline dönüştürülmesi Türkiye'nin yararına değildir.. Kimse buna olur veremez.Hükümetin yaptığı da budur: Savaşı önlemek, önleyemiyorsa Irak'ın toprak bütünlüğünü korumak ve Irak'ın kuzeyinde oldu bittileri önlemek!."Hesap şaşmasınİktidarda hangi parti olsa bu mecburiyetin sorumluluğunu yüklenecekti. Çünkü öncelik Türkiye'nin çıkan ve geleceğidir.Böylesine hayati bir dönemeçte AKP'nin iktidarda olması kaderin oyunudur belki ama Türkiye'yi kayıran bir oyunudur.CHP iktidarda, AKP muhalefette olsaydı, aklın yolundan yine ayrılmazdık ama çok zorlanırdık.CHP'liler ve AKP içindeki bir kısım radikaller güvercinlik yapıyorlar. Çünkü aklın emrettiği kararın eninde sonunda meclisten çıkacağına güveniyorlar.Türkiye'ye de zarar vermeyeceğini düşündükleri için bu gösteriş lüksünü kullanıyorlar. Kullansınlar.Yeter ki meclisin aklı selimine güven duygularını oluşturan hesap yanlış çıkmasın.AKP iktidarı, barışçı şovların kendi içindeki meraklılarına karşı birinci tezkereden daha sıkı tedbir almak zorundadır.İyi yürütülen bir pazarlığın galibiyeti, AKP'nin son dakikada kendi kalesine atacağı bir golle kaybedilirse yıkıcı bir rezalet olur!

Devamını Oku

Barışın ahlâkı

13 Mart 2003

Herkes barış istiyor ama nasıl bir barış? Saddam'ı koruma sonucunu doğuran bir barış egoist bir teslimiyet değil mi?"Saddam kendi halkına ne istiyorsa yapsın yeter ki bize ilişmesin!."İnsan hakları standartlarının ulaştığı bugünkü boyutta "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" bencilliğine dayalı bir barış savunuculuğunun kalitesini sorgulamak gerekir.Yakın zamana kadar sorgulanmadı çünkü Irak gibi büyük bir petrol istasyonunun açık kalması, ne pahasına olursa olsun bu ülkenin otorite boşluğuna düşmemesine bağlıydı.Kendi halkına bile zehirli gazla katliam uygulayan Saddam, etnik yapısı kırılgan Irak'ı bir arada tutacak yapıştırıcı idi.ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya dahil Batılı ülkeler bu amaçla Saddam rejimini desteklediler, silâhlandırdılar.Çocuklar ölmesin..Bu desteğin megaloman bir saldırgan yarattığı farkedildiğinde iş işten geçmişti.Şimdi hepsi Irak'ın silâhsızlandınlmasını istiyor. ABD ve İngiltere güç kullanmadan Saddam'in buna razı olmayacağına inanıyor, ama ötekiler muhalefet ediyor.Bu muhalefet, Irak halkının Saddam despotizmi altında rehin kalmasını onaylamak değil mi?Barış bunun neresinde?Irak halkı dünyanın en zengin toprağı üstünde yıllardır onur kırıcı bir yoksulluk yaşıyor. Çünkü Saddam bu zenginliği halkının ferahına değil silahlanmaya ve savaşa harcadı."Savaş olmasın, çocuklar ölmesin" diye sokağa dökülenler, bu zalim delinin yarattığı cehennemde her yıl kaç yüz bin çocuğun yoksulluk ve hastalık yüzünden öldüğünü bilmiyorlar mı?Barış şansı artacakMitler'den Mussolini'ye ve Taliban'a kadar savaşla giden bütün despotlann ardından halkları kurtuluşlarını kutladı.Biz destek vermesek de Amerika Irak'a girecek ve Saddam gidecek.Öyle bir durumda, Saddam'dan kurtuluşu kutlayan Irak halkına ve yeni rejimine Türkiye "Size dostluk yapmak için böyle davrandık" mı diyecek?Savaşın bedelini tartışanlar, Saddam'lı bir barışın ahlâkına, bedeline ve sonuçlarına da kafa yorsunlar..İktidar bu gerçekleri tabanından korkarak seslendirmedi ama yürüttüğü politikanın temeli olarak kullanmayı da ihmal etmedi, önleme imkânına sahip bulunmadığımız bir savaşın risklerine karşı güvenceler sağlamak için kozlarını yerinde kullandı.ABD ile kesilen müzakerelerin tekrar başlaması ve uzlaşma yolunun açılması umut verici bir gelişmedir.En büyük dileğimiz bu uzlaşmanın Bağdat'taki despotun direncini kırması ve onu halkına daha fazla zarar vermeden çekilmeye mecbur etmesidir.Barış en etkileyici şansı Türkiye'nin "evet" demesiyle kazanacaktır.

Devamını Oku

Siyasi deprem

13 Mart 2003

Millet Meclisi dün tarihin akışını etkileyecek önemde bir karar verdi.Hükümet tezkeresinin meclisçe kabul edilmemesi, Irak'a savaş açmaya hazırlanan Amerika'nın kararını değiştirmesine, en azından ertelemesine sebep olacak mıdır; bu yine hükümetin tercihine, yani önümüzdeki hafta yetki talebini yenileyip yenilememesine ve meclisin ne diyeceğine bağlıdır ama şu artık belli:AKP artık eskisi kadar güçlü bir iktidar değil ve sanıldığı kadar güçlü bir liderliğe de sahip değil!Bölgemizin siyasi coğrafyası biz istemesek de değişecek. İktidar, karar vericiler arasında yer almadığı takdirde Türkiye'nin siyasal, ekonomik ve güvenlik çıkarlarının tehlikeye gireceğini gördüğü için bunun tedbirlerini almıştı.Bu güvencelerin hayata geçirilmesi, Amerikan askerlerinin Türkiye'de konuşlanmasını sağlayacak yetkinin hükümete verilmesine bağlıydı. Meclis bu yetkiyi vermemiştir.İktidar sarsıldıDün mecliste 533 milletvekili oylamaya katıldı. Tayyip Erdoğan "Tezkere 348 oyla çıkar" demişti ama kabul oyları 264'te, daha doğrusu üç oy eksik kaldı.250 red ve 19 çekimser AKP grubundaki firenin 90'ı aştığını ortaya koyuyor.Bu durum, zorlamalardan kaynaklanacak kopmalar yaşanması halinde AKP'nin iktidar çoğunluğunu dahi kaybetme tehlikesine düşebileceğini gösteriyor.Neden böyle oldu?.AKP liderliğinin geçen Perşembe günü tezkerenin oylanmasından son anda vazgeçmesi, grup kararı alma cesareti gösterememesi önemli sebeplerdir.Zaman, AKP milletvekillerinin ideolojik tercihlerinin lehine, iktidar sorumluluğunun dayattığı özveri duygusunun aleyhine işlemiştir.İkinci bir hamleÇok önemli bir etken de bizce şudur: Hükümetin beklediği moral desteği MGK'nın esirgemesi AKP milletvekillerinde tedirginlik yaratmış, bu da fire sayısını çok arttırmıştır.AKP grubuna "devlet arkamızda" duygusu verilseydi bu deprem olmazdı.Şimdi asıl soru bundan sonra ne olacağıdır.Hükümet, haftalarca Türkiye'nin siyasi, ekonomik ve güvenlik çıkarlarını garantiye almak amacıyla pazarlıklar yürüttü.Ulusal çıkarlarla ilgili şartlar değişmediğine göre şimdi bunlardan vaz mı geçilecek?ABD ile stratejik ortaklığın dayandığı güven feda mı edilecek?Evet, Türkiye de bir demokrasidir ve meclisin iradesine ABD dahil herkes saygı göstermek zorundadır. Ama ortada bir gerçek daha var ki mecliste kabul oyları red oylarından fazladır.İktidar "Ne yapalım biz elimizden geleni yaptık" deyip oturamaz.Hükümetin önümüzdeki hafta meclisten ikinci kez yetki istemesi beklenmelidir.

Devamını Oku

MGK'dan örtülü onay

13 Mart 2003

Hükümetin yetki talebini bir de MGK'dan geçirmek istemesi AKP'nin iktidar yetkisini kullanmaktan korktuğu anlamına gelir mi?Bu eleştirileri haklı görmüyoruz.Evet AKP anayasayı bile değiştirecek gücü elinde bulunduruyor ama hükümetin ulusal güvenlik politikalarının oluşturulduğu anayasal bir kurulun desteğini arkasına almak istemesinin ne zararı var?Çoğunluk dayatmasının demokrasi değil tahakküm olduğunu yeri geldiğinde savunmuyor muyuz?Hele ortada hayati önemde bir karar varsa.. Ve hele Cumhurbaşkanı, istenen yetki için anayasaya aykırılık uyarısında bulunmuşsa..İktidar, muhtemel bir savaşın hesap edilebilir tüm risk ve kayıplarını karşılamak amacıyla güvenceler sağladı. CHP muhalefetinin "Yüce Divan" tehdidine rağmen sorumluluğu üstüne aldı ve yetki tezkeresini meclise sundu.Pişmiş aşa su katan müdahale herhangi bir yerden değil Cumhurbaşkanı'ndan gelmiştir. Cumhurbaşkanı bu defa AKP hükümetinin başına anayasayı atmıştır.Bu durum, aklını gönlünün önüne koymakta zorlanan AKP milletvekillerini tedirgin etmiş,w "acaba MGK ne diyor?" merakı bundan doğmuştur.Eleştiri yapılacaksa doğru adres Çankaya'dır.Çünkü hem kafaları karıştırıp hem "Görev meclisindir" diyen Cumhurbaşkanı'dır.Kaldı ki Anayasa Mahkemesi eski Başkanı olması, meşruiyet konusunda Sezer'i şaşmaz doğrunun tek belirleyicisi yapmaz. Çünkü uygulamalar ve bir çok anayasa hocası Sezer'i yalanlıyor.Neyse, umanz bundan da hayır çıkacaktır.Dünkü MGK toplantısında devlet tezkereye mührünü basmış sayılabilir.MGK ülke menfaatlerine ve meşruiyete ters bir durum saptasaydı bunu açıkça söylerdi. Teşvik edici bir destek ifadesi ise meclis iradesini yönlendirmek olurdu.İtiraz edilmemesi, saygıyla örtülmüş bir onaydır.Milletvekillerinin iradesi özgürleşmiştir.Denktaş ve "zavallı halk"Kıbrıs Rumlarını AB'ye, Kıbrıs Türklerini de meçhule götüren günler akıp gidiyor.Türkiye, önündeki kapıları kilitleyen Kıbrıs sorunu çözülsün istiyor, Kıbrıs Türkleri Rumlar gibi Avrupalı olmak istiyor.28 Şubat'a bağlanan çözüm umutları söndü. BM Genel Sekreteri Annan iki tarafa "İyi hazırlanın ve 10 Mart'ta Lahey'e gelin, kuruluş anlaşmasının imzalanması için 30 Mart'ta referanduma gidilmesi yönündeki taahhüdü imzalayın" dedi.Tercümesi "Sizin veremediğiniz kararı halklarınız versin.."Denktaş'in "Denk"liği nereden gelir bilinmez ama "taş"lığı tartışılmaz.. Yine itiraz etti:"Sen bu planın bütün içeriğiyle kabul ediyor musun diye bir soru soracaksın ve zavallı halk buna evet veya hayır demekle karşı karşıya kalacak.Bu doğru ve demokratik bir yaklaşım değil.."Temelde doğru bir itiraz ama 30 yıldır her şeye "hayır" diyen bir liderin ağzına yakışmıyor.En doğru tesbiti "zavallı halk" tanımlamasıdır.Zavallı durumuna düşmeyi Kıbrıs Türk halkı, Denktaş'ı seçerek hak etmiştir. Yazık!

Devamını Oku

İnsaf çağrısı

13 Mart 2003

Siz Anayasa'nın ne dediğine bakmayın; Türkiye'deki iktidarların vergi politikası "kazsa kazıkla" kolaycılığına ve hoyratlığına dayanır.Anayasa herkesin "mali gücüne göre" vergi ödemekle yükümlü olduğunu yazıyor. Hükümetlere de "vergi yükünü adaletli ve dengeli dağıt" diyor.Peki bu emri hangisi dinliyor?Hiçbiri..AKP lideri Erdoğan, Başbakan Gül ve Maliye Bakanı Unakıtan üç aydan beri "IMF istiyor diye KDV artbrılmaz" diyor, tersine vergi oranlarının "tatlı tatlı" düşürüleceğini söylüyorlardı.Tezkere depremi ardından kendi basiretsizliklerinin faturasını halka çıkardılar.Millete kazık attılar!Kümesteki kazlarDevlet vergi gelirlerinin büyük kısmını Akaryakıt Tüketim Vergisi'nden, KDV den ve gümrük vergisinden topluyor.Gelir vergisinin yüzde 90'ı ücretlilerin maaşından kesiliyor. Beyana tâbi, yani gönüllü olarak ödenen vergiler komik düzeyde kalıyor.Toplaması gereken vergiyi toplayamayan, meselâ faiz yiyenleri vergilendirmekten korkan iktidarlar açıklarını ya dolaylı vergileri artırarak veya kümese tıktıkları kazları daha acımasızca yolarak kapatmaya uğraşıyorlar.AKP iktidarının son yaptığı da budur:Evi ve arabası olanlar bu yıl ikinci kez vergi ödeyecek, kamu işçileri yıllık ikramiyelerinden birini alamayacak, çiftçilerin beklediği 1,4 katrilyon liralık doğrudan gelir desteği verilmeyecek, memur ve emekli aylıklarından ek kesinti yapılacak..Evet, devletin vergi gelirlerini artırmaya ihtiyacı var. Türkiye borç kıskacını hafifletip dünyanın en büyük haksızlığı olan enflasyonu yenmek zorunda.Ama bu mecburiyet adaletsizliğin mazereti olamaz.Ehveni şer çözümüMemur, işçi, emekli ve köylü zaten yoksulluğun onur kırıcı dramını yaşıyor.Oturduğu evden başka gayrimenkulu olmayanların da çoğu aynı kaderin ortağı durumunda.. Bu yığınlardan vergi istemek, etlerini koparmaktır.. Ücretlerinden kesinti yapmak, eve zar zor götürdükleri kuru ekmeğe el uzatmaktır.Bu zalimliği yapan çarpılır!İktidar yoksulların boğazına sarılacak yerde, sahip olduğu tek evde kendisi oturanlardan ikinci kez vergi isteyecek yerde KDV'yi bir iki puan yükseltseydi daha doğru bir iş yapardı. Hiç değilse tüketim vergisidir, parası olan, tüketen öder..Evet KDV zaten yüksek ve inmesi lâzım ama ne yapalım; yoksulun ciğerini sökmekten evlâdır.İktidar partisi adıyla övünüyor: "Adalet ve Kalkınma".. Lâyık olsunlar o zaman.Kalkınmayı bekleyebiliriz. Bunun için zaman ve kaynak lâzım. Ama adaleti hemen istiyoruz. Çünkü bunun için para gerekmiyor..İnsaf yetiyor!

Devamını Oku

'Müdür Devlet'e AKP alternatif olacak mı?

13 Mart 2003

Müdür devlet modeli, son zamanlarda güncelleşen bir kavram..Kuralları saptama yetkisini Avrupa Birliği veya Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşlarda gören ülkelerin yapıları "müdür devlet modeli" diye tanımlanıyor.Bu modelin alternatifi "girişimci devlet modeli"."Asil'in Topuğu" kitabının yazarı Prof. Philip Bobbitt "Girişimci devlet modeli, azami çoğulculuğa ve farklılığa olanak tanır, oyunun kurallarını ABD dahil olmak üzere en güçlü oyuncuların belirlemesini ister" diyor.Türkiye'nin geleneği "müdür devlet modeli"ne dayalıdır.O nedenle akılcı cesarete hayatın sunduğu ödüllere Türkiye talip olamamış, gücünü ve kozlarını kullanamadığı için hakkı olan hedeflerin hep gerisinde kalmıştır.Korkutan söylentiSon çeyrek yüzyılda Türkiye bu düzeni değiştirme fırsatını Turgut Özal'la elde etmişti. Ama Özal sonuna kadar direnemedi, özellikle Türk solunun muhafızlığını yaptığı "müdür devlet" geleneğinin törpüleri onu kendine benzetti.İkinci fırsatın AKP iktidarı ile ele geçirildiğine bağlı umutlar da çok erken bastıran sislerin ardında soluklaşmaya başladı. Amerika'ya desteğini Türkiye'nin siyasi, askeri ve ekonomik çıkarlarını güvence altina alan yazılı bir mutabakat şartına bağlayan ve sonuç alma aşamasına gelen iktidarın birdenbire cesaretini kaybettiği hissediliyor.Seçmen tabanı baskısı ile AKP'nin sorumluluk almaktan çark edeceğine, milletvekillerini serbest bırakarak ABD'nin beklediği tezkereyi mecliste reddettireceğine dair söylentiler giderek yayılıyor.CHP bile telâşlandıBu gelişmeler "müdür devlet modeli" nin en kıdemli savunucusu CHP'yi sevindirmesi gerekirdi değil mi?Evet ama öyle olmamıştır.İşte CHP lideri Baykal'ın tepkisi: "Bu üzüntü verici bir yaklaşımdır. Umut verip, heveslendirip, hazırlık yaptırıp ondan sonraki noktada 'Grup kararı almıyoruz, parlamento kendi takdirini kullanır' diyerek ortaya çıkacak kararın arkasına saklanmak büyük tartışmalara yol açacaktır.."Türkiye'nin Kuzey Irak'ta güvenlikle ilgili hayati çıkarları var.Amerika'ya "hayır" demek, yalnız güvenliğimizi değil, 27 milyar dolarlık yardımla ayağa kalkacak olan ekonomiyi de ateşe atmak olacaktır.Ve bu büyük fedakârlık savaşı da önlemeyecektir.Savaş kararı sorumluluktur ama ricat ermenin sorumluluğu belki çok daha büyük olacaktır."Amerika'ya hayır" diyen CHP muhalefetini şimdi bu sorumluluk korkutmaya başlamıştır.CHP'den yansıyan endişe, acaba AKP'nin aklını ve cesaretini toplamasına yardımcı olabilir mi?

Devamını Oku

Asker duruşu

13 Mart 2003

Genelkurmay Başkanı Türkiye'nin Irak savaşına bağlı politikasını etkileyecek önemde bir açıklama yaptı.Bu açıklama önce yetki tezkeresinin geçmemesi nedeniyle doğacak olumsuzlukların sorumluluğuna askerin ortak edilemeyeceğini tespit ediyor.İkinci olarak da, yeni bir tezkere gelecekse buna destek veriyor.Orgeneral Özkök "TSK'nın görüşü hükümetle aynıdır ve hükümetin Yüce Meclisimize sunduğu tezkerede yansıtıldığı gibidir" dedi.* Peki asker neden suskun kaldı?Özkök, bu sorunun içerdiği eleştiriyi kabul etmedi ve bütün yasal zeminlerde bunun ifade edildiğini anlattı.Savaşı önleyemeyizMGK, meclisteki oylamadan bir gün önce toplanmıştı. Yaygın kanıya göre MGK duruşunu bir şekilde ortaya koysaydı bu karmaşa doğmayacaktı.* MGK'dan neden bir tavsiye kararı çıkmadı?Orgeneral Özkök'ün buna cevabı, askerin siyasete yönlendirici ağırlık koyduğunu iddia eden çevreleri hedef alıyor:"MGK bu tavsiyeyi ocak ayında yapmıştı. Tezkere meclisteyken karar öncesi MGK yeni bir tavsiyede bulunsaydı bu, meclise tezkerenin kabulü için baskı olurdu, demokratik olmazdı.."Genelkurmay Başkanı'nın açıklaması, Türkiye'nin milli menfaati nerededir sorusuna samimiyetle cevap arayanlara yardımcı olacaktır.Özkök şu tesbiti onaylıyor: "Türkiye savaşı tek başına önleme olanak ve yeteneğine sahip değildir.."Bu tespit hemen şu soruyu getiriyor: Dışında kalmak mı, yanında durmak mı Türkiye'nin çıkarlarına uygundur?Akıl zeminini onarmakOrgeneral Özkök bu noktada çok açık: "Hiç katılmamakla savaşın aynı zararlarını göreceğiz. Fakat zararımızın telâfi edilmesi ve savaş sonrasında söz sahibi olmamız asla mümkün olmayacaktır.."Açıklamanın en dramatik bölümü özetle şu:"TBMM tezkereyi onaylamamıştır. Bu karara saygı duyuyoruz. Bütün dileğim, savaştan kaçınmak için seçtiğimiz hareket tarzının bizi, savaşanları da karşımıza alarak bazı hareketler yapmak zorunda bırakmamasıdır!"Ne demek bu?.Türkiye Kuzey Irak'taki muhtemel bir oldu bittiye seyirci kalamaz.Hem ABD'ye "hayır" deyip hem oradaki bir oldu bittiye müdahale etmek bizi Amerika ile karşı karşıya getirir. Bu tehlikeyi hesap edin!Tezkere, popülizmle tatlandırılmış iç politika hesaplarının gürültüsüne gitti.Orgeneral Özkök'ün açıklaması, hazırlığı başlayan ikinci tezkerenin milli menfaatlere dayanan akılcı zeminini sağlamlaştırmıştır.

Devamını Oku