Savaşa karşı çıkan güçlerin çabaları belli ki başarısızlığa mahkum olacak. Ama bu başarısızlık onların yenilgisi değildir. İki komşusuna saldırmış ve kendi halkını bile zehirli gazla öldürmüş Irak diktatörünün kaderine bağlı bir sonuçtur. Barışçı güçlerin bundan sonra en az önceki kadar, hatta belki daha da önemli görevleri vardır: Savaş başladıktan sonra Irak halkının karşı karşıya kalabileceği vahim tehlikeleri en aza indirecek stratejilerin geliştirilmesi için Amerika ve müttefikleri üzerinde baskı oluşturmak. İnsan Haklan İzleme Komitesi Temsilcisi Peter Bouckaert NPQ dergisinin son sayısında yer alan makalesinde şöyle diyor: "Sivil zayiat riski son derece yüksek olacağı benziyor. Saddam'ın Amerika'yı bir şehir muharebesine çekmeye çalışacağına, burada Iraklı sivillerin birer canlı kalkan olarak kullanılacaklarına kesin gözüyle bakılabilir.."
Kosova'daki gibi..
Bu tehlikenin büyüklüğünü gözlerinde canlandırmak isteyenler, İsrail'in geçen yılki Cenin baskınını veya "Kara Şahin Düştü" filminde anlatılan Mogadişu muharebesini hatırlasınlar.. Peter Bouckaert "Irak halkına en büyük tehdit Irak ordusundan gelebilir" derken şu gerekçeye dayanıyor: "Saddam Hüseyin, İran askerlerine karşı olduğu kadar kendi halkına karşı da kimyasal silah kullanmış olduğu bilinen tek devlet başkanıdır ve kendisi için ölüm-kalım sorunu olan bir savaşta muhtemelen aynı şeyi yapacaktır." Saddam bugün güneyde Şii'lere, kuzeyde Kürtlere, ABD misillemesi korkusu ile ilişmiyor. Ama savaş başladıktan sonra gazaba gelecek Saddam'ı durduran bir korku olmayacak. Bu trajedi Kosova'da yaşandı. NATO bombardımanı başlayınca Sırp güçleri, önlerine çıkan bütün sivilleri öldürdüler.
Karışıklık günleri
Saddam ve taraftarlarının kan banyosunda boğulmalarına sebep olacak nefret zaten birikmiştir. Savaşın en önemli insan zayiatı Saddam taraftarları ile etnik kavimler arasındaki kızgın kavgalardan doğacaktır. Özellikle Kürtler ve Türkmenlerin iyi korunmaları, Araplara misilleme tahriklerine karşı uyarılmaları gerekiyor. Savaşın yaratacağı güvenlik boşluğunun hemen doldurulması, yağma ve katliamlarda üreyecek savaş ağalarına meydan vermemek gerekiyor. Türkiye Irak savaşını önleyemezdi. Ama savaşın özellikle ilk karışıklık günlerinde ortaya çıkması muhtemel insani felâketleri önlemekte büyük yararları olabilir. Savaşa destek kararı verenler, vicdan azabı ile pasifize olmak yerine Türkiye'nin bu rolünü en iyi şekilde oynaması için çaba harcamalıdırlar. Türkiye doğruyu yaptı. Asıl, komşudaki savaşın trajedilerini uzaktan seyretmek suç olurdu!
Savaş acıları
Savaşa karşı çıkan güçlerin çabaları belli ki başarısızlığa mahkum olacak. Ama bu başarısızlık onların yenilgisi değildir. İki komşusuna saldırmış ve kendi halkını bile zehirli gazla öldürmüş Irak diktatörünün kaderine bağlı bir sonuçtur
Haberin Devamı

