Uyanmak lâzım!

12 Ocak 2004

Bir düşünür "Çocuklar Tanrı'nın bize mesajıdır" demiş. Yani onlara bak, geleceği gör..Gençler arasında yaygınlaşan uyuşturucu alışkanlığına ve kap-kaç çetelerinin kullandıkları küçük çocukları bulmakta yaşadıkları kolaylığa bakınca şunu söyleyebiliriz:Bizi iyi bir gelecek beklemiyor!VATAN Haber Merkezi'nin yaptığı araştırma, iki alanda da hükümetin ciddi önlemler alması gerektiğini, suç örgütlerinin emniyet güçlerinden daha ilerde olduklarını gösterdi.Tehlikenin boyutu, değil hâlâ mazeretleri tartışmak, bu alanda etkin bir devlet politikası saptayarak harekete geçme zamanının bile gelip geçmekte olduğunu düşündürüyor.Aksi takdirde, sorumsuz nüfus patlamasının ürünü olan talihsiz çocuklar, suç örgütlerinin köleleri olarak başta İstanbul, büyük kentlere taşınmaya devam edecektir.Bahane dinlemeyizDiyarbakır'da 10 bin sokak çocuğu bulunduğu tahmin ediliyor.Açlık sınırında yaşayan bu ailelerden pek çoğunun, İstanbul'a götürülen çocuklarına "kurtarıcı" gibi baktıkları anlaşılıyor.Meselâ Diyarbakır'da koruma altına alınarak işe yerleştirilen bir çocuk 60 milyon lira aylıkla iki ay çalıştıktan sonra "Altı kardeşime bu para ile bakamam" diyerek işi bıraktı.Kap-kaç çetesinin götürdüğü çocukların ailelerine her ay 1 milyar lira dolayında para gönderdiğinin bilinmesi, suç ve köle ticareti yapanlara reklâm sağlıyor.Yargı, kap-kaç suçlarını gasp sayarak cezaları ağırlaştırmış ve caydırıcı bir rolü üstlenmiştir. Fakat çeteler hemen karşı önlem olarak 18 yaşından küçük çocukları daha çok kullanmaya başlamışlardır.Polisin şimdi bu gerçeği dikkate alan bir strateji geliştirmesi, yetki yetersizliğinin yarattığı boşlukları dolduran yaratıcılıklar göstermesi gerekmektedir.Bunun teknik zorlukları bizi ilgilendirmiyor.Bugün çocuklarını koruyamayan toplum yarın kendini hiç koruyamayacaktır!Anne-baba göreveAynı özverili çabaları, uyuşturucu ile mücadele misyonu da polisten bekliyor.Bu alanda fazladan ailelerin de sorumluluklarını üstlenmesi gerekiyor.Günümüzün zorlu yaşamı, ailelerin çocuklarına ihtiyaç duydukları ilgi ve sevgiyi vermelerine olanak tanımasa da tehlikenin büyüklüğü ebeveynleri çocukları ile öteki şeyler arasında bir tercihe zorluyor.Pek çok aile, para ve para ile satın alınabilen şeyler vererek çocuklannı mutlu ettiklerini ve görevlerini yaptıklarını sanıyorlar.Onların nerede, nasıl ve kimlerle vakit geçirdiklerini merak eden ve buna zaman ayıran anne ve babalar gitgide azalıyor.Bu boşluğu da tehlikeler dolduruyor.Uyanmak lâzım.. Onlara ne verdiğimiz, onlar için neler yaptığımız çok önemli değildir şu dönemde.Kendileri için neler yapmayı öğretiyor ve sevgi ile kabul ettiriyoruz; bu önemli!

Devamını Oku

Hasat zamanı

11 Ocak 2004

Başkan Clinton, dünyanın kaderini Türkiye'nin belirleyeceğini söylemişti."Önümüzdeki yüzyılın, Türkiye'nin bugünkü ve yarınki rolünü nasıl tanımlayacağına bağlı olarak şekilleneceğine inanıyorum.."Tarih 1999 Kasımı idi. Amerika İslâmî terörün 11 Eylül saldırısına henüz hedef olmamıştı.Clinton o gün Türkiye'nin Avrupa, Ortadoğu ve Orta Asya'nın kesiştiği noktada bulunduğuna işaret ettikten sonra Batı ve İslâm dünyasının barış ve uyum içinde birleşmesi hedefine şu şartı koydu:"Eğer Türkiye, istikrarlı, demokratik, laik bir İslâm ülkesi olarak Avrupa'nın tam bir parçası olabilirse, gelecek daha iyi şekillenecektir."Medeniyetler çatışması kâbusu 11 Eylül'den sonra ihtimal olmaktan çıkmış, eyleme dönüşen ciddi bir tehdit halini almıştır. Türkiye de ortaya çıkan ve meydan okuyan bu somut tehdidin göğüslenmesi için vazgeçilmez özel ve örnek güç konumuna yükselmiştir.Gerekirse paraylaNew York Times Gazetesi'nin itibarlı yazarlarından Thomas Friedman, Türkiye'nin demokratik ılımlı İslâm'ın modeli olarak güçlendirilmesi için AB'ye alınması gerektiğini savunan bir makale yazdı."Türkiye'nin AB üyeliği o kadar önemlidir ki kabul edilmesini kolaylaştırmak için ABD'nin AB'yi sübvanse etmeyi dikkate alması gerektiğini düşünüyorum" dedi.Amerikalı yazar, AB "Türkiye bize büyük ve ağır gelir, mali olarak taşıyamayız" diye tereddüt gösterirse, Washington'un bu yükü hafifletmek için Avrupa'ya yardım yapmasını öneriyor..Yazar, Kasım'da hedef olduğu kökten dinci terör saldırıları karşısında Türkiye'nin tarihi rolünü hak eden bir sınav verdiğine inanıyor. Saldırılar ardından etkilendiği olaylara yönetimin ve okurlarının dikkatini çekiyor.Nedir bunlar?Etkileyen olaylar1. Politikacılann kökten dincilerden korkmayan kararlı duruşları,2. Başbakan'ın iki sinagoga yapılan saldırılar ardından Hahambaşı'nı ziyareti,3. İntihar bombacılarının anne ve babalarının tutumları.. Çünkü hiçbiri çocuklarının intiharını kutlamamıştır.Yazar bu göstergeleri şöyle yorumluyor: "Çünkü onlar bu tür saldırıların utanç verici ve İslâm'ın ılımlı Türk versiyonuna aykırı sayıldığı hür bir toplumda yaşıyorlar.."Hükümet, Türkiye'nin yelkenlerini dolduran bu rüzgân iyi değerlendirmelidir.En zor engeller aşılmış, AB'den müzakere tarihi almanın koşulları yerine getirilmiştir.Önümüzdeki kritik ayları, kâğıt üzerinde gerçekleşmiş demokratik reformları hayata geçirerek ve Kıbrıs sorununun çözümü yolunda samimi bir irade göstererek kullandığımız takdirde vuslat, yani kavuşma gerçekleşecektir.Türkiye artık cesaret kıran, hız kesen kuruntuların etkilerine kendini mahkûm etmemelidir.2004'e iyi bir hasat zamanının umudu, heyecanı ve çabası yakışır.

Devamını Oku

Dediğin gibi ol!

10 Ocak 2004

Evet, Tayyip Erdoğan büyük oynuyor. Hedefi AKP'yi halkın yüzde 65'ini oluşturan merkez sağın tek partisi yapmak..Son seçimde AKP, sandığa giden seçmenin üçte birinin, genel seçmenin dörtte birinin oyunu alarak meclisteki sandalye sayısının üçte ikisine sahip oldu.Ucube seçim sisteminin bir kazasıdır bu. İkinci kez AKP'yi kayırmayabilir.Erdoğan şimdi, alternatif yaratma enerjisine sahip bulunmayan rakiplerinin dağınıklığından istifade ederek seçmen alanını genişletmeye, bunu önleyen şüpheleri silmeye uğraşıyor.Partiyi çağdaş bir dönüşüm projesinin ürünü gibi göstermek için her fırsatı kullanıyor. Dün İstanbul'da başlayan Uluslararası Muhafazakârlık ve Demokrasi Sempozyumu, bu amaca hizmet eden etkileyici bir vitrin oldu.Niyetinden şüphe ettikleri için AKP'den halâ uzak duran merkez sağ seçmenleri kazanmak yolunda Başbakan Erdoğan bu vitrini akıllıca kullandı. Doğru mesajlar verdi.Dine kötülükAKP'ye mesafeli duranlar şimdi düşünecek: "Samimi olmasa taahhüt yerine gecen bu ilkeleri uluslararası zeminlerde sahiplenmeye cesaret edemez."Erdoğan sempozyumu açış konuşmasında, din üzerinden siyaset yapmanın toplumsal barışa, demokrasiye zarar vereceğini, bunun dine kötülük olacağını söyledi.Başbakan'a göre AKP siyasi cemaat anlayışına da, siyasi şirket anlayışına da karşıdır. Ve parti, devleti ideolojik dönüşüme uğratma yanlışı yanında dinî sembollerle örgütlenme yanlışına da düşmemelidir..Aklın sesine kim itiraz edebilir?Din birleştiren bir değerdir. Oysa doğası gereği siyaset, tartışılan ve bölen bir alandır.Dinin siyasallaştırılması onu ideolojilerle rekabet alanına çekeceği için eleştirilmesine ve kutsal değerlerin zarar görmesine sebep olur.Başarı şansıBaşbakan'ın dedikleri doğrudur. AKP'nin kimliğini geliştirmeye yönelik çabalarına yapabileceğimiz tek katkı, üç kelimelik bir öneridir: Dediğin gibi ol! Çünkü çelişkiler devam ediyor.Dün dinî sembollere karşı çıkan Erdoğan, iki gün önce Almanya'da türban savunuculuğu yaptı. Bunu da "her inanç sahibinin inancını yaşaması m savunmak adına yaptı.Çağdaş toplumlarda, dinî inancın emrettiği yaşam biçimine değil, ibadet hakkına özgürlük tanınır.Erdoğan laikliği yanlış anlıyor..Siyasi şirket anlayışına karşı çıkarken, ortağı olduğu üçüncü şirket faaliyete başladı..Din üzerinden siyaset yaparak devleti ideolojik dönüşüme uğratmayı kabul edilemez bir yanlış sayarken, cumhuriyetin Müslüman bir yapıya devredilmesi zamanının geldiğini söyleyen kişiyi Başbakanlık Müsteşarı yapti ve "Kamu Yönetimi Reformu"nu ona emanet etti.AKP'nin hedefine ulaşması mümkün müdür?Başbakan Erdoğan, eğer lider Erdoğan'ın dediklerini yaparsa EVET!

Devamını Oku

Bush mektubu

9 Ocak 2004

Ulusların demokrasi algılaması iktidar değişikliklerinden çok etkilenmiyor. Bu en azından Türkiye için böyle..AKP iktidarı, değişim ve demokratikleşme iddiasında, estiği zaman mangalda kül bırakmıyor. Ama Türk halkı, Kıbrıs konusunda Başbakan Erdoğan'ın ABD Başkanı Bush'tan bir mektup aldığını kendisinden değil, bir uluslararası haber ajansı olan Reuters'ten öğrendi.Oysa aynı konuda Bush'tan aldığı mektubun içeriğini Yunanistan Başbakanı Simitis hemen açıklamıştı.Bu fark, iki ülke yöneticilerinin halklarına bakışını ve demokrasiyi algılama biçimleri arasındaki uçurumu ortaya koyuyor.Ülkeyi yönetenler tarafından adam yerine konulacağımız günleri herhalde AB'ye tam üye olduğumuz zaman göreceğiz!Evet demek zor..Reuters'a göre Başkan Bush Başbakan Erdoğan'a mektubunda şunu diyor:"Kıbrıs'ın 1 Mayıs'ta AB'ye katılması öncesinde anlaşmaya varmak için bir fırsatımız var. Taraflar hemen müzakere masasına dönmeli.."Başkan Bush arabuluculuk misyonunu, Annan Planı'nı referanduma sunacakları konusunda tarafların peşinen taahhütte bulunmaları halinde üstleneceğini yazdı.BM Genel Sekreteri'nin de ısrarı bu yönde:Yani taraflar referandum taahhüdünü verdikten sonra müzakere masasına oturacaklar, önerilerini tartışacaklar. Çözemedikleri ihtilâflara "son hakem" olarak BM Genel Sekreteri Annan formül bulacak ve o şekilde plan nihai şeklini almış kabul edilerek Kıbrıs'ın iki tarafında halk oyuna sunulacak..Bu taahhüdü henüz hiçbir taraf vermedi.Parlamentoların onayından geçmemiş böylesine hayati bir metni referanduma sunmanın ne kadar demokratik olacağı tartışmalıdır.O yüzden Rumların da bu konuda bir "peşin kabul" göstermesi beklenmiyor.Güven meselesiKıbrıs'ta adil bir pazarlık zemini yok.AB üyeliği Güney Kıbrıs için çantada keklik. Halbuki Türkiye, AB'den müzakere tarihi alabilmek için "uzlaşmaz taraf" görüntüsünden kurtulmak zorunda.Stratejik menfaatlere zarar vermeden taktik üstünlüğü ele geçirmek gerekiyor.Ankara'nın kâbusu belli: Kıbrıs'ta taviz verdikten sonra ya AB'den tarih alamazsak?Müzakere masasındaki tavrımızı bu korku belirleyecektir. Türkiye'nin Kıbrıs'la ilgili güvenlik garantilerinden vazgeçmesini, Türkiye'nin AB üyeliği takvimine endeksleyen bir plan önerilecektir.Başbakan Erdoğan dün Washington'a yapacağı ziyaretin önemine dikkat çektikten sonra "Çözüm için dostlarımızın katılımını bekliyoruz" dedi.Başkan Bush'un katkısı ve katılımı elbette çok önemlidir. Ama sorun şu:Başbakan Erdoğan bu katkıyı sağlamak için ABD Başkanı'na ne garanti verecek?Başkan Bush da 1 Mart'ta yediği tezkere kazığından sonra bu garantiye ne kadar güvenecek?

Devamını Oku

Azzz sonraaa...

7 Ocak 2004

Adalet Bakanı Cemil Çiçek iktidar partisinin en tecrübeli siyasetçilerinden biri.Dürüstlüğüne şimdiye kadar hiçbir gölge düşmedi. Birikimli, tutarlı, dengeli ve çalışkan kimliği ona saygınlık kazandırdı.AKP iktidarı bu özelliklerinden ötürü onu vitrinine çıkardı, Hükümet Sözcüsü yaptı.Adalet Bakanı olarak ulaşma ayrıcalığına sahip olduğu bilgiler, Cemil Çiçek'in ruhunda isyan yaratmış olmalı. Konu yolsuzluk olunca alışılmış soğukkanlılığı kayboluyor.Dün Hukuk Kurultayı'nda ve sonra gazetecilerle görüşmesinde şunları söyledi:"Siyasetçiler de dahil her meslek grubu kendi hırsızını koruduğu sürece yolsuzluklarla mücadele edemeyiz.Kimse mevzuat yetersiz demesin. Ne isteniyorsa yapacağız.Türkiye'de bu işlere bulaşmamış kesim kalmamış. Herkes kendi hırsızını koruyacaksa biz bu işten sonuç alamayız.."Merak kampanyasıBu açıklamalar, iktidarın milletvekilleri ile birlikte bürokratların da dokunulmazlık ayrıcalığını kaldırmaya karar verdiğinin müjdesi ise bunu selâmlarız.Ama Adalet Bakanı Çiçek bu konuda bir çalışma takvimi vermedi. Reklâmcıların "merak kampanyası" diye adlandırdıkları, devlet üslubuna uymayan bir yönteme başvurarak şu açıklamayı yaptı:"Önümüzdeki günlerde çok önemli gelişmeler olacak. Acaba mesleki duyarlılığımızı objektif olarak ortaya koyacak mıyız? 'Canım olmaz, biz onu tanıyoruz, o böyle şeyler yapmaz' şeklinde mi değerlendirme yapılacak? Üç beş gün birinci sayfa manşetinden verip sonra kaldıracak mıyız?"Bu sitemli uyarının muhatabı medyadır.Bu konuşma bir işaret fişeği ise Cemil Çiçek'in sözlerinden şu çıkabilir:Saatli bomba olmazBirkaç gün içinde büyük bir hırsız ve büyük bir hırsızlık açıklanacak.Bakan meslek şovenizminden yakındığına ve "yazın da görelim" demeye getirdiğine göre dürbünlü tüfeğin hedefine kilitlenen kişi yüksek ihtimalle bir medya mensubu olacak.Biz, VATAN'ın bağımsızlığını kanıtlayacak yeni bir fırsat doğduğu için bundan yararlanırız. Haber, önemine göre hak ettiği yeri VATAN'da mutlaka bulur.Fakat bu üslubun, yani tehdit eden, terörize eden bir devlet görüntüsünün bizi mutlu etmediğini de söylemek zorundayız."Azzz sonra.. Bizden ayrılmayın" diyen bir devleti kendimize yakıştıramıyoruz.Çünkü toplumda linç duygusunu tahrik etmek, yargısız infaz yoluyla adalete güven duygusunu tahrip etmektir.Adalet Bakanı "bomba"yı gecikmeden hemen bugün patlatmalı veya yanlış anlaşıldığını açıklayıp doğru neyse onu anlatmalıdır.Gündem oluşturmak için bilgi saklamak, toplumu aşağılamaktır!

Devamını Oku

Az veren candan

6 Ocak 2004

Başbakan Erdoğan, işçi ve Bağ-Kur emeklilerinin aylıklarına bu yıl iki aşamada yüzde 20 zam yapılacağını açıkladı. Bazıları "Az oldu" diye itiraz ediyor, bazıları ise oranı "Enflasyonla mücadele döneminde hovardaca bir artış" diye eleştiriyor.Eğer iki tarafın da itirazlarında haklılık payı varsa -ki vardır- hükümet doğru olanı yapmıştır diyebiliriz.En düşük işçi emekli aylığı 364 milyon, Bağ-Kur emekli aylığı 309 milyon liraya çıkıyor ama bu rakamlar emeklileri yoksulluk sınırında yaşayan 20 milyonluk kitlenin içinden çekip çıkarmayacak.Ücret zamları bütçeye 3,6 katrilyon liralık ek maliyet getirecektir. Daha büyük bir gedik, istikrar yolundaki ekonominin sağlığını bozabilirdi.Ücret artışını zamansız ve aşırı bulanlara gelince...Sosyal adaleti gözeten adımlar istikrar için risk değil destektir. Çünkü bu kitlenin satın alma gücünde sağlanacak artış, ekonomide canlanma, yatırım, üretim ve vergi olarak geri dönecektir.Emeklilere verilen zamlarda kimsenin gözü kalmasın. Artış makuldür ve hükümet bu ek ödemenin kaynağını yeni vergiler koymadan, bütçede yapacağı tasarrufla karşılanabilecek düzeyde tutmuştur.Bu şekilde devlet tasarrufa zorlanacak, israfa gidecek paralar gelir adaletsizliğin yarattığı sosyal yaralara merhem olurken ekonomik canlanmaya da hizmet edecektir.Emeklilerine acı çektiren bir toplum, gençlerine umut veremez.Bu zamlar emeklilere insanca bir yaşamın olanaklarını kazandırmayacaktır. Türkiye'nin hedefi onları mutlu etmek olmalı. Bunun için de devlet kaynağa sahip olmalı.Kaynak yeni vergiler koyarak yaratılamaz.Hükümet, vergi vermeyenleri vergi mükellefi yapmanın hünerini göstermek zorundadır.Allah şifa versinMareşal üniformalı Atatürk resmine itirazı nedeniyle başı derde giren AKP'li Hüsrev Kutlu konuştukça batıyor..Dün pişmanlık duymadığını söyledi. "Demek ki her zaman doğruyu söylememeli" diye sitemde bulundu.Oysa "doğru" nun ne olduğuna kendisi karar veremez. Olsa olsa inandığını söyleyebilir. İnandığı şey de, Atatürk konusunda doğru değildir.Yetiştiği iklimin içinde biriktirdiği kompleks ve inkarcılık, yalnız toplumun akıl ve vicdanına değil, tarihe karşı da işlenmiş bir suçtur. Dün gazetecilere "Bana üniforma lâfı etmeyin" demiş. Niye?Tarihte üniformanın yaratığı olmuş birçok şahsiyet vardır. Ama Kutlu Atatürk'ün yaptıklarıyla üniformaya onur kazandıran bir kişilik olduğunu takdir edemiyorsa hiçbir disiplin kurulu ona ceza veremez.Bu anlamda cezai ehliyeti yoktur çünkü..Kendisine akıl ve vicdan selâmeti dileriz!

Devamını Oku

İyi düşünün..

5 Ocak 2004

Bütün işaretler, Kıbrıs'ta "oyunbozan" rolünden vazgeçmeye bizi çağırıyor.AB'nin genişlemeden sorumlu komiseri Günther Verheugen, teşvik edici açıklamalarından sonuncusunu Alman Focus dergisine yaptı.Verheugen'e göre Avrupalı liderler 1999 yılında "Türkiye AB üyesi olabilir ama bunu istemiyoruz" diyorlardı.Fakat 11 Eylül'deki terör saldırısının güvenlik kaygılan ekseninde yarattığı ihtiyaçlar tercihleri değiştirmiştir. Verheugen "AB ülkeleri başkanlarının çoğu şimdi Türkiye'nin üyeliğini istiyor" diyor.Özlemle beklediğimiz karar, Verheugen'in de belirttiği gibi "teknik bir mekanizmaya değil" üye ülkelerin siyasi iradelerine bağlı olacaktır.Bu iradenin Kıbrıs'la ilgili çözüm sürecine Türkiye'nin katkısından çok etkileneceğini herkes biliyor.Dünkü Bakanlar Kurulu ardından yapılan açıklama ümit verici olmuştur. Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek AB sürecine hız kazandıracak siyasi iradeyi ortaya koymuştur:"Türkiye Annan Planı zemininde müzakere sürecinin başlatılmasını ve gerçekten de sorunun çözümünü istemektedir."Umudu artıran bir gelişme daha oldu dün.Askerlerin hükümetten farklı görüşler taşıdığına ilişkin medya haberleri üzerine Genelkurmay tarafından yayınlanan açıklamada "Türk Silâhlı Kuvvetleri Kıbrıs sorununa görüşmeler yoluyla çözüm bulunmasının önemine ve gerekliliğine inanmaktadır" denildi.Şimdi önemli sorun Denktaş'ın durumudur. Hükümet müzakerelerin Denktaş tarafından yürütülmesine karar verdi.Korkarız ki bu tercih Türkiye'nin müzakereleri gerçekten anlaşmak için yapmak istediği iddiasına zarar verecektir.Çünkü Denktaş, Annan Planı'na da Türkiye'nin AB üyeliğine de inanmıyor. Ayrıca KKTC seçiminden birinci parti olarak çıkan UBP'nin lideri Talat, Denktaş'ı Kıbrıs Türkü'nün ve Türkiye'nin "talihsizliği" olarak görüyor.Tarihi kavşaktaki kaderimizi Rauf Denktaş'a teslim edersek acaba pişman olur muyuz?Bu vebalin ağırlığını yalnız Ankara'daki hükümet değil bizzat Denktaş da iyi hesaplamalı..Demirel'den sitem28 Aralık tarihli yazımda "AB'ye almazlarsa almasınlar. Zorla güzellik olmaz" dediği için eski Cumhurbaşkanı Demirel'i eleştirmiştim. Halkın yüzde 74'ü AB'yi istiyor. AB'ye karşı olanlar da bu yüzden Kıbrıs'ı kullanıyor.Bu sözleri nedeniyle Demirel'in "yanlış koroya dahil" olduğunu yazmıştım.Demirel aradı ve "Geçen yıl kimseye haksızlık ettin mi?" diye sordu."Bilerek kimseye haksızlık etmem" deyince "Bana ettin" diye üsteledi ve o sözlerinin AB karşıtlığı olmadığını anlattı."Ben Türkiye'nin AB'ye girmesi iddiasının adamıyım" dedi.Sözlerinin Kıbrıs'taki haklarımızı savunmakta teslimiyetçi olmama uyansı içerdiğini belirterek "Ben Türkiye'ye dirilik vermek istiyorum" dedi.Borcumu ödüyor, bilginize sunuyorum...

Devamını Oku

Acemi kahraman

4 Ocak 2004

AKP'nin Siyaset Akademisi dün ilk mezunlarını verdi. Bundan böyle partinin sırtı yere gelmez!Törende Başbakan Erdoğan "Yolsuzlukların kovanına çomağı sokmuş durumdayız" diye yiğitliklerini parlatırken acı bir itirafta bulundu:"İmar Bankası olayını hep birlikte gördük. BDDK bize '600-700 milyon dolarlık bir risk var' diyordu. Ne zaman ki el konuldu, rakam 6,5 milyar dolar..."Bu samimi itiraf, acaba şu pişmanlığı da açığa vuruyor mu?"Gerçek faturayı bilseydik çomağı kovana sokmazdık!"Yani AKP hükümeti, ucuza geleceğini sandığı kahramanlık için on kat pahalı fatura ödemeye, saflığı ve acemiliği nedeniyle mahkûm olmuş bir mağdur..İşte size Siyaset Akademisi için 6,5 milyar dolarlık bir ders!Bu dersten çıkan hayırlı sonuç şudur:Başbakan önümüzdeki temmuz ayından sonra, hiçbir banka hesabında Hazine garantisi olmayacağını söyledi.Doğrusu budur. Ama Akademi'de kimsenin aklına şu soruyu sormak gelmedi:"Soyulan paraları devlet hazinesinden, yani halkın cebinden ödemek madem ki yanlıştır, haksızlıktır, o halde niçin hükümetiniz 50 milyar liralık devlet güvencesini son gün sınırsız hale getirdi?"Bunu herkes merak ediyor.Çünkü iktidar, hazine bonosu borcunu ve off- shore'dan mevduata çevrilen alacakları "devleti, halkı düşünerek ödemiyorum" diyor ama, hiç sorumluluğu yokken 50 milyar ile 27 trilyon lira arasında hesabı bulunan 31 bin 444 para babasına katrilyonlar ödemeye razı oluyor. Neden?Dün diplomalar alındığı halde bu sorunun cevabı alınamadı. Çünkü sorulmadı, sorulamadı.Akademi bitiren yeni siyasetçiler risk hesabı yapmakta hükümetten daha uyanık çıktılar.Alacakları cevabı tahmin ettiler:"İyi niyetli değilsin.. Edepsizlik etme.. Zaten ağzın da leş gibi içki kokuyor!"Samimiyet eksiğiYeni yıla aktardığımız gerilimi gidermek zorundayız.2004'ün hedeflerine böyle yürüyemeyiz. Atatürk, ordu ve laiklik karşıtı mesajlar, Milli Görüş partisi SP'den değil de "Milli Görüş gömleğini çıkardık" diyen ve "muhafazakâr demokrat" olduğunu söyleyen AKP'den çıktı.Başbakan, medyayı hükümetle ordunun arasını açmakla suçlayarak yanlış teşhis koydu. İktidarın yanlışlarını sansür ederek halktan saklamak medya için misyon değil, olsa olsa mesleğe ihanet ölçeğinde suiistimal olur.Suçluyu AKP kendi içinde aramalı, gerilimi gidermek istiyorsa bedelini ödemelidir.Meclisten Atatürk'ün mareşal üniformalı resminin kaldınlmasını isteyen AKP'li milletvekili Kutlu için parti yöneticileri ne diyor? "Ne yeri, ne zamanı idi, hata yaptı.." Meclis Başkanı Arınç'ın tepkisi de aynı: "Uçuk kaçık, faydasız, anlamsız.." "Saygısız ve haksız" demedi hiçbiri, "Edepsizlik etmiş, nankörlük etmiş" demedi.Tavşana kaç, tazıya tut siyaseti, muhafazakâr demokratlık mı oluyor!

Devamını Oku