Türkiye'yi izlerken başım dönüyor. Çifte standartlar, aklı başında herkes gibi beni de üzüyor, utandırıyor.Meselâ Kuzey Irak'taki Kürtlerin federasyon kurma çabalarına itiraz ederken Kıbrıs'taki haklı taleplerimizi dinamitlediğimizi görmüyor veya başkalarının görmeyeceğini sanıyoruz.Kıbrıs Türkleri çok acı çekti, Rumlarla tekrar iç içe yaşayamaz.Doğru ama aynı şey Irak'taki Kürtler için geçerli değil mi?Geçmişte kimyasal silâh saldırısına uğrayan ve savaşta Amerika'nın yanında yer alan Kürtleri, Arap unsurların intikamından koruyacak başka çare var mı?Geçelim... Erbakan sahtecilikten hapse hüküm giydi ve siyasi haklarını kaybetti. Aynı davanın sanıklarından Abdullah Gül dokunulmazlığı nedeniyle kurtulmakla kalmadı, iktidar gücünü kullanıyor.Uydur-kaydır..Gül bunun hesabı sorulduğunda "Benim eşitlerim beraat ettiler. Ben de beraat etmiş sayılırım" demeye gelen savunmalar yapıyor. Gelin dokunulmazlıkları kaldırın, "emsal yoluyla aklanma" maskaralığından kurtulalım değil mi? Hayır!Olayın öbür yüzü de facia: Erbakan'ı hapisten kurtarmak bir insanî sorunsa, devleti gülünç duruma düşürmeden bunu çözmek gerekir. Cumhurbaşkanı affedebilir veya iktidar 75 yaşını aşan hükümlüler için "ev hapsi" seçeneğini getirebilir.Yazık ki bu sorun da başka bir maskaralıkla çözümlendi.Yarım saatlik otopside bile bulunamayacak hastalıklar "turp gibi hoca"ya yamanıp cezası ertelendi. Cumhurbaşkanı ve iktidar kurtuldu ama devletin ciddiyeti ve itibarı yine yerle bir oldu.Halkın özlemiBaşbakan Erdoğan ahlâk ve dürüstlük üzerine konuşmaya bayılıyor. İyi de sahip olduğu şirketlere bir yenisini eklemesi ne oluyor?Rakiplerinde görmek istediği faziletler niçin kendisine borç olmuyor?Dini siyasetten, siyaseti ticaretten ayırmak çağdaş liderliğin şartı değil mi?AKP'yi iktidara getiren "değişim" iddiası, halkta özü-sözü bir siyasetçiler döneminin başlayacağı umudunu uyandırmıştı.AKP bu krediyi yiyor.Önceki gün bütçe görüşmelerinde CHP adına konuşan Kemal Derviş hem akıllıca eleştiriler yaptı, hem yapıcı önerilerde bulundu, hem de ekonomideki başarılar nedeniyle iktidarı kutlayıp başarılar diledi.Ve dün elektronik postama bu kişilik ve siyaset üslubundan etkilenen okurlarımın mektupları geldi. Çoğu Kemal Derviş'in "ilerde bize iyi bir Cumhurbaşkanı" olabileceğini yazıyordu.İlkeli, adil ve âkil adamlara özlem o kadar büyük ki...
Başbakan Erdoğan kardeşi ve komşuları ile birlikte yeni bir pazarlama şirketi kurmuş.."Hayırlı olsun" diyemeyeceğiz.Çünkü Başbakan'ın ortak olduğu bir şirket, alet olacağı haksız rekabet nedeniyle ticarete hayır getirmez. Siyasete hiç getirmez!Başbakan koltuğunun torunlara bile yetecek onur mirasını takdir edemeyen, ille de dünyalık yapmak için etik dışı fırsatları ganimet sayan siyasetçilerden kurtulamayacak mıyız biz?Siyaseti ticarette kullanmaya tamah etmek, dini siyasete alet etmek kadar kadar ağır bir ihlâldir.Değişim rüzgârlarına yelkenlerini açtığını söyleyen bir partinin lideri acaba bu ayıbı niçin göze aldı?Yasaklı günlerinde belki mazereti vardı. Ama o günler geride kalmış bu ülkenin, emekliliğinde kimseye muhtaç olmayacak imtiyazlı seçkinleri arasına girmiştir.Yani teşebbüsü, geleceğini güvence altına alma kaygısı ile açıklanamaz.Tam tersine bu yaptığı, siyasi geleceğine ve ona bağlı olarak hükümetinin itibanna zarar verecektir.Türkiye'yi üyesi yapmaya çalıştığı AB ülkelerinin siyasi ahlâk normlan onun durumundaki kişilere şirketlerini kayyıma devretmeyi emrediyor.Tayyip Erdoğan bunu yapmadığı gibi Başbakan olduktan sonra yeni şirket kuruyor.Onun için kimse "Allah hayırlı kazançlar versin" demesin hemen..Çünkü kazanç garanti olsa da hayırlı olacağı çok şüphelidir.Başbakan keşke bu işten vazgeçse!Yanlıştan çıkan doğruPolisin yaptığı bir tebligatın sızması ve önceki gün internette yayılması korku doğurdu ama öğretici de oldu.Emniyet Müdürü Cerrah, görevli şube sorumlularının Akmerkez'i muhtemel terör hedefleri arasına, bir ihbar ve delile dayanmadan, yorum yoluyla çıkarıp koyduklarını ve bu hataları nedeniyle görevlerinden alındıklarını açıkladı.Bu tecrübe, polisin tebligat yöntemindeki büyük yanlışını ortaya çıkardı.Ama asıl ilginç olan, halktaki tehdit algılama anlayışının, bilinen kalıplara hiç uymayan bir sonuç vermesidir: Akmerkez, tebligatın internete sızdığı Salı günü Aralık ayının en yüksek ziyaretçi ve satış hasılatı rakamına ulaştı.Dünkü rakam Salı'yı da aştı.Demek ki halk, teröre karşı hassas olacağını düşündüğü yerleri güvenlik güçlerinin de önemsediğinden emin olunca kafasındaki tahdidi kaldırıyor.Daha iyi savunulacağını düşünerek oralan daha bile güvenli görmeye başlıyor.Bu durum da halkın bilgi edinme hakkını savunanları güçlendiriyor.
Vatan bugün terör olayları nedeniyle hayati önem kazanan bir soruyu tartışmaya açıyor.Soru manşette: Hangisi doğru?Amerika'nın yaptığı gibi terör saldırısı ihtimali halka açıklanmalı mı, yoksa Türkiye'deki yöneticilerin genellikle benimsedikleri gibi panik çıkmasın diye saklanmalı mı?ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Boucher önceki gün, terörist tehditle ilgili alarm durumunun bir derece yükseltildiğini haber verdikten sonra El Kaide'nin kimyasal ve biyolojik silâhlar kullanarak saldırı düzenleyebileceği uyarısında bulundu.Washington'un "ne olur ne olmaz" mantığı ile terör örgütünün korku yaratma amacına hizmet etmesi, ekonomik ve sosyal canlanmanın doruğa çıktığı bir tatil döneminde turizmi ve alış verişi baltalayıp insanları tedirgin ve mutsuz etmek istemesi mümkün değildir.Tedbirlerin ve uyarıların, sağlam istihbarat bilgilerine dayandığına şüphe yoktur.İyi ile kötü farkı..Sözcü Boucher, El Kaide'nin aynı yeri birden fazla vurduğu gerçeğinden hareket eden değerlendirmelerin Amerika, Basra Körfezi ülkeleri ve Türkiye'ye yönelik endişeler doğurduğunu açıklamıştır.Washington'u turuncu alarma geçiren istihbarat bilgilerinin Türkiye ile paylaşılmadığı düşünülemez.Evet, güvenlik birimleri Amerika'dan sağlanan istihbarat bilgilerini değerlendirerek gereken tedbirleri mutlaka alıyor ve almaktadır.Ama niçin bundan emin olamıyoruz?Bizim de bir tehdit durumunun varlığını ve yüksek risk taşıyan yerleri bilmeye hakkımız yok mu?Tabii ki gereksiz telâş, terör örgütünün yaratmaya çalıştığı korkuyu onlara zahmetsiz sağlayan yanlışlar doğurur. Toplumu, beşinci kol faaliyetine açık hale getirir.Doğru ama iyi ve kötü yönetimleri birbirinden ayıran fark burada yatıyor.Terörün panzehiriİnsan haklarına gerçekten saygılı bir yönetim, hiç bir gerekçe ile halkını can güvenliği konusunda karanlıkta bırakamaz.Ekonomi zarar görmesin diye insanların yüksek risk bölgelerinde, tehlikeden habersiz dolaşmasına razı olamaz.Bu politika teröre karşı güçlü görünmenin çaresi değildir.İnsan hayatına, vatandaşların bilgi edinme ve onu kullanarak kendini koruma hakkına saygılı rejimler, her alanda olduğu gibi terörle mücadelede de daha güçlü oluyor.Hükümet ve güvenlik makamları, ne olup bittiğini, risk taşıyan yerleri, buralarda ne tedbir alındığını kamuoyuna açıklamalıdır.Çünkü şüpheli bir sessizlik değil, tehlikenin farkında olduğunu belli eden, bilgilendirme yolu ile halkıyla dayanışan bir yönetim anlayışı, saldırıya niyetlenen örgütü tekrar düşünmeye sevkeder.Bu bilinç ve işbirliğinin ideal derinliğe ulaşması, ülkeyi hedef olmaktan bile kurtarabilir.
Kesinleşen 2 yıl 4 aylık hapis cezasının infazı için savcılık, SP lideri Erbakan hakkında yakalama emri çıkardı.Başımıza bir dert daha çıktı!Evet, Erbakan dinin içini boşaltarak ona kirli siyaset elbisesini giydirmenin baş sorumlusu ve baş günahkârıdır.Bu sömürünün saltanatını sürmüş, Başbakan koltuğuna kadar yükselmiş ve zengin olmuştur.Helâl kazancı savunup Mercümek ve Darçın olaylarına karışmış, biriktirdiği 148 kilo altının hesabını milli vicdanı tatmin edecek biçimde verememiştir.Üstelik bu defaki mahkumiyetinin sebebi siyasi bir suç değil, partisine verilen 1 trilyon liralık Hazine yardımını "sahtecilik" yoluyla iç etmekle ilgilidir.Ama yine de Türkiye Cumhuriyeti 77 yaşına gelmiş bir eski başbakanı hapse almamalıdır.Sicilimiz bozukTürk halkı "Kanlı mı olacak, kansız mı?" seçenekleri ile kendisini tehdit eden, ulusal değerleri kusur haline getirerek "genç kuşakları İslâm adına Arabizme çeken" bu siyasetçiyi zaten sandıkta cezalandırmıştır.Daha fazlası ondan çok Türkiye'ye zarar verecektir.Bir başbakanı idam etmenin lekesini zaten sicilimizde taşıyoruz. Türkiye, 80'ine yaklaşmış bir eski başbakana cezasını hapse atmadan çektirmenin yaratıcılığını göstermelidir.Erbakan'in hapse girdiği takdirde, halkın merhametini sömürerek güçlenmiş olarak geri döneceği endişelerine katılmıyoruz.O artık bitti.Mahkum olduğu suçun, onu siyasi haklarından müebbeden yasaklı hale getirmesi, ömrü varsa bile önünü kapıyor.Mesele insani açıdan ve Türkiye'nin çıkarları açısından önemlidir.Sezer ne der?Bunun için hazır bir imkân var.O da Cumhurbaşkanı'nın Anayasa'dan aldığı "Hastalık ve kocama sebebi ile belirli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak" yetkisini kullanmasıdır.Cumhurbaşkanı Sezer bu yetkiyi şimdiye kadar cömertçe kullanmış ve 2,5 yılda 227 hükümlünün tahliyelerini sağlamıştır.Sezer bundan kaçınacak olursa meclis bir çare üretebilir:İnfaz Kanunu, 65 yaşını geçen hükümlülerin, 60 günü geçmeyen hapis cezalarının evlerinde infazına imkân tanıyor.Yasaya "75 yaşını geçmiş hükümlülerin 4 yılı geçmeyen cezalarının evlerinde çektirilmesi"ni sağlayan bir ek yapılabilir.Türkiye'nin itibarı, Erbakan dan daha önemlidir.
Toplumda ahlâk kurallarına geleneklere ve yasalara yaygın bir başkaldırı havası var.Ahlâk ölçülerinin değişmesi, geleneklerin hükümsüzleşmesi, hızlı kentleşmenin bunalttığı yığınların kendilerine yaşam alanı açmaya dönük zorlamasından geliyor diyelim..Peki halkın kendi seçtiği meclisin koyduğu yasalara yönelik bu itaatsizlik neyin nesidir?Bu hastalıklı manzara ne mesajı veriyor?Türkiye Özal'la yeni ufuklar keşfedip uçmaya başladığı yıllarda, benim de kaygılarına hak verdiğim bazı aydınlar şu uyanyı yapmışlardı:"Ahlâki değerlerin yerle bir edildiği bu yapının üstünde hayalini kurduğumuz değişim ve zenginlik kalıcı olamaz. Sonunda geriye sadece ahlâksızlık kalır ve bunun bedelini ağır öderiz.."İşini bilme ve köşeyi dönme felsefesinin ürettiği yolsuzluk ve hortumculuk Türkiye'ye ne maliyetler çıkardı, görüyoruz.Kalite aramadanKanal D'nin düzenlediği Pop Star yarışmasında cinayet işlediği için hapse girip çıkmış bir gencin uyandırdığı ilgi, halktan ve hatta jüriden aldığı destek bir çokları için şaşırtıcı oldu.Oysa sürüklendiğimiz girdabın doğal bir uzantısı, kendine göre doğru bir seçimi idi..Halk, içindeki isyan duygusunu, suç işleyerek, başkaldırarak eyleme dönüştüren kişileri kahramanlaştırıyor.Ve bunu ilk kez yapmıyor."Hortumculuk" kavramına yıllar önce adını veren Horzum'u bir stat dolusu hemşehrisi "Seninle gurur duyuyoruz" diye tempo tutarak onurlandırmadı mı?Vatandaşlarını dolandırmakla suçlanan Jet Fadıl, partisiz olarak, tek başına, bağımsız milletvekili seçilmedi mi?Cem Uzan parti kurup birkaç ay sonra yapılan seçimde yüzde 7 oy topladı. Bu başarıda Motorola'yı yani "yabancıları" kazıklamış olmanın uyandırdığı takdir duygusu etkili olmadı mı?Yeni ölçüler gerekBaşbakanımızı bile bu rüzgârlar getirdi..Tayyip Erdoğan kaçak yapıda oturduğunu söyleyerek varoşları arkasına aldı ve İstanbul'a Belediye Başkanı seçildi. "Minareler süngü, kubbeler miğfer, müminler asker" diye şiir okuyup hapse girdikten sonra Başbakanlık yolunu açtı.Türk halkının seçim kriterleri çarpılmıştır.Bundan dolayı demokrasiyi suçlayamayız. Suç seçenlerde değil, doğru seçimlerin ölçülerini koyamayan, bunları savunmanın risklerini göze alamayan aydınlardadır.İhtiyacımız, kaybolan ahlâkı yeniden tesis edecek bir zihniyet reformunu eğitimden başlayarak sabırla gerçekleştirmektir.Çünkü AB'nin uygarlık normları böyle bir manevi zeminde hayat bulamaz.Otoyol gişelerinden 4 yılda 2 milyon 204 bin sürücünün kaçak geçiş yaptığı, suçlularını daha nadim olmadan affedip sokağa salan ve kahramanlaştıran bir toplumu AB içine alamaz.Korkar çünkü.. Siz korkmuyor musunuz?
Diyanet İşleri Başkanlığı, piyangodan kazanılan paranın helâl sayılmayacağı konusunda görüş açıkladı.Devletin din işlerini yürütmekle görevli kurumu, şans oyunları düzenleyen başka bir kamu kurumu olan Milli Piyango idaresi ile karşı karşıya gelmiş bulunuyor.Ne kadar tuhaf!Yani şimdi devlet, Milli Piyango idaresi eliyle insanların beşeri zaaflarını tahrik ederek onları günaha mı sokuyor?Hayal kurmak, insanların elinden alınamayacak bir özgürlüktür. Dünyanın her yerinde hangi şartlar içinde yaşıyor olurlarsa olsunlar insanlar hayal kurarlar.Bu hakkı kutsamak fazla ileri gitmek olabilir. Doğru ama haram saymak da çağın dışına, çokgerilere sürüklenmek olmuyor mu?Diyanet piyangodan çıkan paraya el dokundurmadan hayır için dağıtmamızı öğütlüyor.Bir kısmını belki, ama hepsini niye verelim?Trilyon çıkmış birine, hayatını değiştirecek fırsatı din adına reddetme mecburiyeti yüklerseniz, asıl o zaman o insanı günaha sevketmiş olursunuz.Çünkü Allah'ın insana en büyük lütfü akıldır.Din akla aykırı olamaz.Din kumarı iki sebeple kötü sayar. Çünkü kumar insanları meşgul ediyor ve aileleri yıkıma sürüklüyor. Bir-iki bilet almak zaman israfına sebep olmadığı gibi aileyi de yıkıma götürmez.Ayrıca Milli Piyango, iyi amaçlara hizmet eden bir şans oyunudur.Devlet bu oyundan topladığı para ile Türkiye'nin tanıtımına, eğitime, kimsesiz çocukların bakım ve yetiştirilmesine, ayrıca savunma sanayiine fon yaratıyor.Bunca iyiliğe hizmet eden bir oyun, insanları hayal kurmaya sevkettiği için niçin kötü sayılsın?Krizler yüzünden ümit ve heyecanlarımızı besleyen derelerin bir çoğu kurudu.Piyangoyu da günah korkusu ile kurutmayalım!Ne oldu bize?Ahlâk düşkünlüğünün ulusal felâket boyutları aldığını gösteren bir haber var bugünkü VATAN'ın manşetinde.Paralı otoyolların otomatik geçişlerinden beş yılda 1 milyon 672 bin araç kaçak geçiş yapmış.İstanbul Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün biletli gişelerinden bir yılda para ödemeden geçen kaçakların sayısı 400 bini bulmuş..Bu durum, yolsuzluklara ve banka hortumcularına yönelen nefretin, kızgınlıktan çok kıskançlıktan kaynaklandığını düşündürüyor.Fırsatını bulan herkes demek ki ahlâksızlık yapacak veya yapıyor. Hortumculukta, yerine, adamına ve kişilerin hangi fırsatın üstüne oturduğuna bağlı müthiş bir çeşitlilik var.Sen 300 milyar liralık otomobile bin, sonra da 2.5 milyon liralık geçiş ücretine tamah et.. Pes!Renkli bir toplumuz. Ama iç açıcı renkler kayboluyor.
Siyasal İslâm'ın türban savaşına, aynı kökten gelen AKP iktidarı ağır bir darbe vurdu.Türbanlı bir Türk öğrencinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne açtığı davadan çıkacak kararın, aynı sorunu yaşayan Avrupa ülkeleri için de yol gösterici bir ağırlık taşıyacağı biliniyor.Bu mahkemede Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti davalı taraftır.Kaderin cilvesine bakın: Türkiye'yi bu davada savunmak, eşi aynı nedenle Türkiye'yi AİHM'e şikâyet etmiş bir bakana, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e düşmüştür!Dışişleri Bakanlığı'nın hükümet adına gönderdiği son savunmada AKP'nin türbanla ilgili savlarını "yerle yeksan" eden görüşler, tartışma kabul etmeyen gerçekler tonunda sıralanıyor.Gericiliği teşvikİşte birkaç örnek: Türbanın gericiliği teşvik ettiği belirtiliyor.Üniversitelerde başörtüsü yasağının kaldırılmasının, dinin siyasal alana çekilmesine ve siyasal araç durumuna gelmesine sebep olacağı dile getiriliyor ve sakıncaları anlatılıyor.Türbanın kamusal alanda yasaklanmasının laik hukuk devletini temel alan Anayasa'ya, yasalara, mahkeme kararlarına, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ve çağdaş eğitim ilkelerine uygun olduğu belirtiliyor.AKP, değişim iddiası taşıyan bir partidir ama bu kadarı, en iyimserlerimize bile fazla gelebilir.Nitekim bu savunmanın AKP meclis grubunda ve parti tabanında fırtınalar koparacağını bekleyenler büyük ihtimalle haklı çıkacaklardır.Bu savunma "resmi görüş" bile olsa önemlidir.Unutmamak lâzım ki, başbakanından yardımcılarına kadar eşleri türban takan bir hükümetin uluslararası mahkemeye sunduğu bir belgedir söz konusu olan.Kadın uyanıncaDışişleri Bakanı Gül'ün türban yasağının gerekçeleri konusunda eşini ikna edip edememesi kişisel meselesidir.Ama o sorumlu bir hükümet üyesi olarak görevini yapmıştır.Dileğimiz, iktidar sorumluluğunun terbiye edici etkisini yalnız onda değil, bütün "dava arkadaşları"nda birlikte görmektir.Çünkü dini değerleri siyasi çıkar için sömürmekten kurtarılan vicdanlar, bu "resmi görüş" ün aslında akla, çağa ve dine de uygun olduğunu kabul edecektir.Siyasal İslâm kavgasını kadınlar üstünden veriyor. Kadınları toplum yaşamından soyutlama niyeti demokratik hak savunuculuğu takıyesi ile örtülüyor.Kendilerini çok eşliliğe, tek yanlı boşanmaya, mirasta eşitsizliğe, toplumsal yaşamdan koparılmaya karşı koruyan güvencenin laik demokrasi olduğunu bütün kadınlar bir gün farkedecekler.Mesele, siyasetçilerin daha erken görmesi.. Bu savunma yararlı olacak.
Bizim İmar Bankası olayına gösterdiğimiz hassasiyetin sebebi, adalet anlayışının katledilmesi ve 370 bin aileye reva görülen yok edici zulümdür!Bu bankadan Hazine bonosu aldığını zannederek dolandırılan 22 bin tasarruf sahibi ile binlerce off-shore mudisi bir kalemde harcandı, imar'da hesabı bulunan 370 bini aşkın insan da hâlâ sürünüyor..Tuzu kuru tiplerin tarif ettiği gibi İmarzedeler, yüksek faiz ihtirasına kurban olmuş para babası kumarbazlar değildir.Bunların 300 bini, en fazla 20 milyar lirası olan tasarruf sahipleridir. Yetersiz gelirlerine ayda 50-100 milyon lira desteği önemseyen, buna muhtaç olan ailelerdir.Yaptıkları tercih kanun dışı da değildir ahlâk dışı da değildir.İktidarın devlet güvencesini inkâr eden derebeyi mantığı, 300 bin mudinin aile fertleriyle bir milyonu aşkın vatandaş nazarında devletin adaletine, devlet güvencesi kavramına ağır bir darbe indirmiştir.Yabancı bankalar alacaklı olsaydı bu paralar hemen ödenirdi. Şimdi İmarzedeler haklı olarak soracaklardır:Hükümetin Kasımpaşalılığı, gariban vatandaşa mı söküyor?Devlet seyretmişUzanlar'ın bankası yıllar yılı hayali Hazine bonosu sattı. Bunu da sessiz sedasız yapmadı, gümbür gümbür reklâmlarla yaptı.Herkes şunu merak ediyordu:Kamu otoritesi bu dolandırıcılığı nasıl görmedi?Bugün yayınladığımız belgeler, soygunun devletin bilgisi içinde ve gözü önünde gerçekleştiğini ortaya koyuyor.Maliye Bakanlığı İmar Bankası'na "Ne kadar Hazine bonosu müşteriniz var?" diye sormuş, onlar da "yok" demişler.Bunun üzerine bakanlık BDDK'yı uyarmış:"Cevabı inandırıcı bulmadık. TV kanallarında devam eden reklâmlar tersini söylüyor. En kısa sürede üsüerine gidin.."BDDK da cevap vermiş:"istediğiniz incelemeyi murakıplar yapsın. Sizin de yetkiniz var, siz yapın!"Mısırlı komandoHer şey işte bu kadar açık... Yani, hayali bono satişı ile dolandırılan 22 bin vatandaşın 850 trilyon lira parasının devletten habersiz soyulduğunu kimse söyleyemez.Yazışmalar bu gerçeği kanıtlamaktadır, iktidar bu paralan ödemeyi kabul etmemekle, devletin dışında mı, yoksa üstünde mi olduğunu söylemek istiyor?Bu vatandaşa çocuk yaştan itibaren devlete ve adaletine güvenmesi belletiliyor.Hırsızları yakalayıp cezalandıracak yerde onlann ve görevini yapmayan kurumların mağdurlarını cezalandıran bir adalet anlayışı devlete yakışır mı?Bir tarihte kaçırılan bir uçak Mısır'a inmişti. Mısırlı komandolar uçağa daldılar, korsanlarla beraber yolcuları da öldürdüler.İktidar bu meselede Mısırlı komandolar gibi davranıyor!