Kim inanır!

9 Aralık 2003

Tayyip Erdoğan seçimden önce dokunulmazlıkları kaldıracaklarına söz vermişti.Ama AKP'li milletvekilleri, yargıya bugünkü haliyle güvenemeyeceklerini söyleyerek zırhlarını bırakmak istemiyorlar.Suçlanan milletvekillerinden hangisi mahkemeye gönderilecek, hangisi kurtarılacak; oturup kendi aralarında karar veriyorlar.Meclis dün dokunulmazlık zırhına sahip olmayan eski bakanların kaderleri üstünde belirleyici kararlar aldı.Bu hesabı sormak hakları ve görevleridir. Ama kendi üyeleri hakkında 129 dokunulmazlık dosyasını açmayarak yargının önünü kapatan bir meclis, milleti samimiyetine inandırabilir mi?Dokunulmazlıktan ya tüm Baü demokrasilerinde olduğu gibi daraltırsın veya hakkında suç dosyası bulunan milletvekillerini yargıdan kaçırmazsın.Güvenmedikleri yargıdan kendilerini korumak için dokunulmazlık zırhından vazgeçmemeyi meşru bir hak gibi savunan milletvekilleri şimdi eski bakanları yargıya gönderecekler.Amaç intikam değil de adaletse bu büyük bir çelişki değil mi?Eskiden Yüce Divan'da yargılanması gereken liderler, pazarlık yoluyla karşılıklı olarak aldanırlardı.Şimdi aynı büyük günahın tekrarlanacağı şüphesi uyanacaktır.CHP, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan hakkında soruşturma önergesi hazırlamıştı. Hemen sonra AKP'den bir haber sızdı:"O zaman biz de Kemal Derviş için aynı şeyi yaparız!"Bu oyunlarla siyaset temizlenemez.Tam tersine, siyaset temiz ve nitelikli insanlara daha çok hasret kalır.Çare adalete güvenmektir. Güven eksiğini giderecek düzenlemeleri yapmaktır.Meclis, özellikle iktidar çoğunluğu mahkeme kuracağına bunu yapsın.Kiri yüzüne gözüne bulaştırmasın!Çankaya'da iyi ki Sezer var..Değiştirilen Kur'an Kursları Yönetmeliği, ülkenin geleceğine ve çocuk haklarına karşı suç girişimi idi.İyi ki Sezer var.Cumhurbaşkanı dün Diyanet İşleri Başkanı'nı çağırdı ve bu sayede hayırlı bir ricat olanağı sağladı.Kurslann süre sınırlamasını kaldıran, katılacak çocukların yaş sınırını indiren, eğitim birliği ilkesini zedeleyen, arka bahçeyi genişletme amacına hizmet eden bu yönetmelik, tartışmalara ve tepkilere neden olmuştu.Dini siyasete alet eden zihniyetin çocukları feda eden bu oldu-bitti girişimi Sezer sayesinde durdurulmuştur.Ama sorun bitmedi.AKP'nin uyandırdığı güvensizlik, dinin terör amacıyla kötüye kullanıldığı bir geçitte, herkese uyanık olma sorumluluğu yüklüyor.

Devamını Oku

Yapmayın bunu!

8 Aralık 2003

Seçimde azınlık oyu ile AKP'nin tek başına iktidara gelmesi, pek çok tesadüfün buluşmasından doğan bir fırsat oldu.Bu fırsattan istifade siyasi ve ekonomik istikrarsızlık sorunumuzu bir defalığına çözdük ve AB ilişkilerine ivme kazandırdık.Ama bunun şöyle bir zararı da oldu:Biraz rahatlayınca ucube seçim sistemimizin taşıdığı büyük riskleri gidermek için mutlaka reform yapmak zorunda olduğumuzu unuttuk..İstikrarlı hükümetler çıkarmak istiyorsak seçmene ikinci kez tercih yapma olanağı veren iki turlu seçim sistemine geçmek ve benzeri olmayan yüzde 10'luk barajı yüzde 5'e indirmek konusunda yaygın bir toplumsal mutabakat oluşmuştu.Tek parti iktidarı çıkarınca bu temel mesele, gündemden uçtu gitti!Nalıncı keseriHalbuki AKP'nin mecliste mutlak çoğunluğa sahip olması büyük şanstı. Önümüzdeki martta yapılacak yerel seçimlerde iki turlu seçim sisteminin denenmesi ve basan sağlandığı takdirde genel seçimler için de uygulanması mümkün olabilirdi.Sistem değişikliğinin ilk seçimde uygulanamayacağına dair Anayasa engeli, CHP ile uzlaşılarak aşılabilirdi.Ama AKP iyi niyet ve sabır isteyen büyük ve kalıcı çözüme yönelecek yerde siyaset kültürümüzün ilkelliği olan küçük hilelerle büyük sonuçlar elde etme alışkanlığına tutsak oldu.İktidar şimdi, ilgili yasada değişiklik yapmak suretiyle büyükşehir belediyelerinin alanını genişletiyor. Tabii ki amaç, AKP'nin varoşlardaki gücünden yararlanarak büyük kentlerin tümünü kazanmak!Başka bir deyişle, güçlü olduğu büyük kentleri silip süpürmek, CHP'nin şanslı olduğu kentlerde de varoş ve kırsalın oylarından yararlanarak dengeyi lehine çevirmek.Minareye kılıfBu bir hiledir. Çünkü Anayasa, seçim kanununda yapılan değişikliklerin ilk seçimde uygulanmasına, adil bulmadığı için imkân vermiyor.Adı "Adalet"le başlayan iktidar partisi de, çıkarına olacağını düşündüğü adaletsizliğe başka bir yoldan gidiyor."Aynı oyla daha çok milletvekilini nasıl çıkarırım?" hesabını rahmetli Özal da yapıp seçim bölgelerini değiştirmişti.Ama neye yaradı? Bugün ANAP'ın adı var, kendi yok.Keşke AKP tek yanlı kural değiştirmenin yanlışlığını, haksızlığını görse... Rakipler için kazılan kuyuların muhteris iktidarları yuttuğunu, kendisini de yutabileceğim farketse..Tecrübeler şunu öğretti: Bizim siyasetçimiz uslanmaz, ibret almaz.Ama hayat, demokratik toplumlara karşı hep cömert davranıyor.Değişim vaadinin yarattığı bir lider olan Tayyip Erdoğan'dan acaba başarısızlıkların ve hayal kırıklıklarının tekrarından ibaret olan kaderimizi değiştirecek bir mucizeyi bekleyebilir miyiz?Bilmiyoruz. Ama ümit etmekten ve ona bu borcunu devamlı hatırlatmaktan vazgeçmemeliyiz!

Devamını Oku

Yargı kaçakları

7 Aralık 2003

Siyasetin kirlendiği toplumlarda demokrasinin sağlıklı işlemesine olanak yoktur.Yolsuzluk yapan siyasetçiden hesap soramayan bir sistem kirlenmiş havuza benzer. Seçimde istediğiniz kadar yeni ve temiz insanlar getirin. Aynı havuza attığınız için onlar da kirlenecektir.Gelişmiş toplumlar kirlenmeye karşı üç etkili filtreden yararlanıyorlar.Birincisi toplumsal denetim:Geçmişinde şaibe bulunan kişiler oralarda siyaset sahnesine çıkmaya cüret edemezler. Bilirler ki medya ve sivil toplum örgütleri seçmeni uyaracak, seçmen yalnız o kişiyi değil, onu öneren partiyi de cezalandıracaktır.Bizde öyle mi?. Müteahhit Fahri Çakar'ın yaptığı apartman Düzce depreminde 20 insana mezar oldu. Ama Düzce halkı bu adamı seçimde milletvekili yaptı, partisini de iktidara getirdi!Jet Fadıl durumunda biri, haklarına sahip çıkan bir toplumda milletvekili seçilebilir miydi? Hakkındaki suçlamalar uluslararası boyutlar kazanan Cem Uzan, Ecevit'ten bile fazla oy alabilir miydi?Her toplum lâyık olduğu yöneticileri bulur. Demek ki bizim halkımız kendine bu gibileri lâyık görüyor!Mülteci kampıToplum denetimi sıfır, ya meclis denetimi?O da hiç namuslu işlemedi. Partiler görev ve yetkilerini kendi suçlularını kurtarmak için, başka partilerin suçlularını takipsiz bırakmak suretiyle kötüye kullandılar. Meclis denetimi "suçlu değiş tokuşu" haline çevrilip yozlaştırıldı.Kirliliğe karşı en etkili filtre bağımsız yargı denetimidir. Türkiye yıllardır bu güvenceden de yoksun.Milletvekili dokunulmazlığı, suçlulan yargıdan kaçırmak için kullanılıyor. İmtiyazlı bir suçlular sınıfı yaratılıyor. Mecliste yüzden çok dokunulmazlık dosyası bekliyor. Burası mülteci kampı mı?Dokunulmazlıkların kaldırılması, temiz siyaset özleminin ilk ve belki de tek yoludur."Yargı bağımsız değil, milletvekilinin kaderini böyle bir kuruma teslim edemeyiz" diyen AKP'liler, mecliste Anayasa'yı bile değiştirecek çoğunluğun sahibi olduklarını unutuyor mu?Önce yargı bağımsızlığını güvence altına alacak reformu yapsınlar, sonra da adaletin denetimine kendilerini emanet etsinler.Gülünç çelişkiŞimdiki duruma bir bakın: Dokunulmazlık zırhı sayesinde mahkemeden kaçan bir sürü sanık, bu hafta oylarıyla eski başbakan ile beş eski bakanı Yüce Divan'a gönderecekler.Ve millet de bunun "temiz siyaset" erdemi uğruna alınmış bir karar olduğuna inanacak, öyle mi!Atalarımız "Dinime dahleden bari Müslüman olsa" demişler.Millet bu samimiyetsizliği görecektir. Dokunulmazlıklarını kaybetmiş eski siyasetçileri mahkemeye gönderen mahkeme kaçkınlarının yarattığı gülünç çelişki, dokunulmazlıktan daraltan Anayasa değişikliği ile bir an önce ortadan kaldırılmalıdır.Bu ayıp, Mesut Yılmaz ve arkadaşları Yüce Divan'a çıkacakları güne kadar temizlenmelidir!

Devamını Oku

Arka bahçe

6 Aralık 2003

Her ana baba, çocuğunun büyüyünce iyi bir insan olmasını ister. Ama pek çoğu iyi bir yetişkinin iyi bir çocukluktan geçtiğini bilmez.Özellikle cehaletin yaygın olduğu toplumlarda çocukların devlet ve toplum tarafından korunması gerekir. Demokratik sorumluluk, bu amaçta partilere de duyarlı olma görevi yükler.Değiştiğini, çağdaş akla ve kriterlere sahiplik çizgisine geldiğini iddia eden ve AB üyeliği yolundaki çabalaRI ile bunu ispat yolunda güven de kazanmaya başlayan AKP iktidarı, Kur'an kursları yönetmeliği ile yeniden puan kaybetti.Türban ve imam-hatip takıntısı üstüne gelen bu girişim, iktidar partisine yönelik şüphe gölgelerini artırmıştır.Türkiye dinci terörün hedef tahtası iken, AB yürüyüşü nihai hedefe doğru ilerlerken, ekonomik istikran yatırım, istihdam ve büyümeye dönüştürmenin şartları olgunlaşmışken küçücük çocukları, gece, gündüz, kış, yaz, tatil demeden, yatılı Kur'an kurslarına kapatmanın anlamı ve amacı nedir?İktidar olmak içinNiyet, bu kursları denetim altına alan 28 Şubat'tan rövanş almak ve bunu yaklaşan yerel seçimlerde oya dönüştürmekse AKP iktidarı bilmelidir ki bindiği dalı kesiyor.Başbakan Erdoğan "Hükümet olduk ama iktidar olamadık" diyordu.Çünkü iktidarlar güçlerini yalnız topladıkları oylardan almazlar. Dinin siyasi sömürü aleti yapılmasından muzdarip dindarlar da dahil ülkenin aydınları eğer güven duymuyorsa, seçim kazanan bir parti hükümet olabilir ama iktidar olamaz.Bu yönetmeliğin benzerini Mesut Yılmaz'ın başbakan olduğu hükümet daha önce çıkarmayı denemiş fakat 1998 yılında Danıştay iptal etmişti."Kur'an kurslarına 8 yıllık eğitimi tamamlayanlar gidebilir; aksi durum 8 yıllık temel eğitimin ruhuna aykırı olur" demişti.Çünkü çocuğun kendi iradesini kullanma yeteneğini kazanması gerektiğini öngörmüş, tatil dönemlerindeki zorlamanın, çocukların sağlığına ve eğitimine zarar vereceğine hükmetmişti.Çocuklara yazıkBaskı rejimleri vatandaşlarını çocuk yaştan alır, yoğurur, biçimlendirir. Türkiye'deki İslamcı partiler, iktidar yetkilerini benzer amaçlarla kullandılar. Çocuklara acımadılar. Siyasi menfaat uğruna onların çocuklarını çaldılar.İmam hatip okullarını partisine "arka bahçe" yapan Erbakan aklı, kılavuzu mu olmalıydı? Şimdi, sorumluluk duyan bir kuruluş Danıştay'da iptal davası açacak, bu konuda içtihat yerine geçecek bir eski karar bulunduğu için yargı kısa zamanda başvuruyu sonuçlandıracaktır.AKP de "Biz yaptık ama yargı engelledi" diyerek tabanındaki radikallere mesaj verecek ve oylarını toplayacaktır. Peki bu takiyyenin iğrençliğinden etkilenecek aydınların AKP'ye yönelik umutlarına yazık olmayacak mı?Başbakan Erdoğan "İslâm'la terörün bir arada anılması kanıma dokunuyor" diyor.Peki, İslâm'ı siyasete alet etmek, çocukları feda etmek?Buna diyeceği bir şey yok mu? Bu da bizim kanımızı donduruyor!

Devamını Oku

Pamuk ipliğine bağlı bir kader

5 Aralık 2003

Biz istediğimiz kadar "Kıbrıs'ta çözüm AB üyeliğinin şartı değildir" diyelim.Türkiye'nin en büyük uygarlık projesi olan AB üyeliği hedefi, kabul etsek de etmesek de bu şarta bağlı..Kuzey Kıbrıs'ta 14 Aralık Pazar günü yapılacak olan seçim, hem Türkiye için, hem de Kıbrıs'taki Türkler için "kader kavşağı" olmanın önemini taşıyor.Annan Planı çerçevesinde bir çözüme karşı olanlarla taraftar olanlar arasındaki yarışı Denktaş önderliğindeki "İstemezük Cephesi" kazanırsa AB rüyası ağır bir yara alacak, belirsizlikler karanlığında uzun bir süre kaybolacaktır.Türk Ulusu'nun kaderi ve hayalleri 141 bin seçmenin kullanacağı oylara teslim edilebilir mi? Böyle bir adaletsizlik kabul edilebilir mi?AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Verheugen, küstah ve kışkırtıcı son açıklamaları ile çözümsüzlük yandaşlarına koz verdi, bu doğru..Ama büyük ve ciddi bir devlet pire için yorgan yakmaz. O konuşmanın içinde doğrular da vardır ve bunları dikkate almak basiret ve sorumluluğun gereğidir.Verheugen "Çözümsüzlük Türkiye'ye çok pahalıya mal olur. Düşünmeliler, buna değer mi?" diye soruyor.KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş dün VATAN'a "Seçimi muhalefet kazanır, Ankara da Annan Planı'nı imzalarsa ben de affımı isterim" dedi.Bunu gerçekleşmesine dua edilecek bir dilek sayıyorum.Çünkü seçimi çözüm karşıtı cephenin kazanması, Türkiye'yi sancılar ve çalkantılarla dolu bir geleceğe sürükleyecektir.Denktaş "Annan Planı'nı artık dilinizden düşürün. Rum istemiyor, biz istemiyoruz" diyor. Doğru ama bu nasıl bir başarılı görüşmecilik rolüdür ki, iki taraf da istemediği halde bütün dünya çözümsüzlüğün suçlusu olarak Türk tarafını ve Denktaş'ı görüyor!AKP iktidarı da çözüm iradesini kaybetmiştir son zamanlarda.Ecevit'in 1970'lerdeki günahını Tayyip Erdoğan da mı tekrarlayacak?Başbakan Erdoğan geçen gün "Bizi AB'ye almazlarsa Kopenhag kriterlerini Ankara kriterleri olarak alır, yolumuza devam edem" dedi.Kendini kandırmasın; genişleyen hak ve özgürlükleri Türkiye, AB'nin sağlayacağı siyasi ve ekonomik destekler olmazsa taşıyamaz. Türk halkı da, Kıbrıs Türkleri de kaçan fırsatın peşinden yanmakla kalmaz, ulusun esenliği için sorumluluktan kaçan siyasi yöneticilere de lanet okur.Cesarete ve uzak görüşlülüğe en çok muhtaç olduğumuz günler bunlar..Temiz meclis için..Deniz Baykal, dokunulmazlıklar konusunda AKP ile CHP'yi bir tuttuğumu düşünerek bana sitem etmiş..Bu sitemi şu nedenle kabul etmiyorum:Ben CHP'nin samimiyetine inanmakla beraber, AKP'yi mecbur eden bir kamuoyu baskısı yaratmakta yetersiz kaldığı için eleştirdim.Baykal "CHP milletvekilleriyle ilgili kaç dosya varsa hepsinin dokunulmazlığı kaldırılsın. Yargının önü açılsın. Gidip mahkemede hesap verelim" dedi VATAN'a.Bu çağrıyı parti grubunda ve medyada yapmak yetmiyor. Kavga gerekiyorsa bunun için yapmak lâzım.CHP bunu her fırsatta meclis kürsüsüne taşımalı, gerekirse sivil toplum örgütlerinden yardım istemeli, temiz meclis için son aşamada meclis çalışmalarını bloke edeceği konusunda iktidara ültimatom vermelidir.Düzce depreminde yerle bir olan bir apartmanda 20 kişi öldü. Bu binanın müteahhidi Fahri Çakır'ın ortakları mahkemeye giderken o, milletvekili zırhına bürünüp meclise girdi.Meclis yasa yapma yeri mi, yasaların hesap sormak istediği sanıkların sığınma yeri mi?Meclisi, sanıklara yataklık suçunun mekânı haline getirme ayıbına son vermek, fazilet sahibi milletvekili ve partilerin ilk görevi olmalı!

Devamını Oku

Zırhlı siyaset

3 Aralık 2003

Millet, siyasetin kirlenmesinden sorumlu tuttuğu partileri sandıkta cezalandırıp yepyeni bir meclis oluşturdu.AKP ve CHP liderlerinin TV'de halka dokunulmazlıkları kaldıracaklarına söz vermeleri bizce seçim sonuçları üstünde tayin edici bir etki yapmıştır.Ama yine kandırıldık galiba.Çünkü seçimin üstünden bir yıl geçtiği halde bu söz tutulmamıştır.Mecliste 64 milletvekili hakkında 109 suç dosyası birikti. Üstelik bu dosyaların 47'si yolsuzluk suçlarıyla, ikisi ise cürüm işlemek için teşekkül oluşturma iddiasıyla ilgili.Siyaset niçin kirlendi?Çünkü milletvekillerinin sınırsız dokunulmazlığı var. Milletvekili ile ilgili suç dosyası ve dokunulmazlığının kaldırılması talebi geldiğinde o suçun yargılanmaya değer olup olmadığına hakimlerden önce milletvekilleri kendi aralarında karar veriyor.Böyle maskaralık olur mu?Hiçbir hukuk devleti, bir sınıf veya zümreye suç işleme imtiyazı tanımaz!Demokrasi milletvekilini siyaset yaparken korur ama yolsuzluk, hırsızlık veya trafik suçu işleyince korumaz.Ama bizim mecliste "Sen benim suçlumu koru, ben de seninkini" uygulaması kurumlaştı. Sonra da "balık baştan kokar" örneği bütün kamu yönetimine sirayet etti.Eskiden arada bir de olsa bazı dosyalar işleme konur, bazı milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılırdı. Şimdi o da yapılmıyor.Bütün dosyalar bekliyor.Ayıplı bir işbirliğinin kötü kokuları geliyor burnumuza.Düşünün; kapatılan Refah Partisi'nin 1 trilyon liralık devlet yardımını iade etmeyerek sahte belgelerle buharlaşürdığı gerekçesiyle Erbakan hoca hapse mahkûm oldu. Suça iştirak eden 69 parti yöneticisi de...Şimdi Erbakan hapse girecek ve siyasi haklarını müebbeden kaybedecek.Fakat yerel mahkemenin aynı suçtan hapis cezasına çarptırdığı iki sanığa bugün AKP milletvekili oldukları için dokunulamayacak ve onlar mecliste kanun yapmaya, bizi yönetmeye devam edecek!Bu kafayla siyaset temizlenir mi?Adaletin işlemediği yerde temizlik olur mu?Başbakan "İslâmla terörün bir arada anılması kanıma dokunuyor" demişti.Bu rezalet kanına dokunmuyor mu?Lop lop lap-top'lar..Bir bankanın mecliste şube açma olanağını kazanması, milletvekillerine de birer bilgisayar kazandırdı.Vekillerimiz dün hediyelerini aldılar. Şahsen teslim alınmayan "lap-top"lar da vekillerin odalarına bırakılmış.Üç CHP'li bu hediyeyi kabul etmediklerini açıkladılar. Dileriz odasına bırakılanların önemli bir çoğunluğu da aynı titizliği gösterir ve bu rakam umut verici bir seviyeye yükselir. Kamu görevinde 1.000 dolarlık hediye, hiçbir demokratik toplumda hoşgörülmez.Çünkü bir ülkenin soyulma kabiliyeti, yöneticilerinin hediyeler karşısındaki zaafiyeti ile doğru orantılıdır.Keşke biri akıl etseydi de hediye lap-top'lar, ekranına gelen şu mesajla açılsaydı:"Bunu aldınız ama sakın başka hediye kabul etmeyin!"

Devamını Oku

Ecevit'in çalımı

1 Aralık 2003

Ecevit'in DSP Genel Başkanlığı'nı bırakacağını dün TV'de işitince "yaşasın" diye bağırmak istedim.Ama haberin ayrıntısını dinleyince anladım ki koltuğu bırakmıyor, bırakmayı erteliyor!Çünkü Ecevit görevini kurultayda bırakacağını açıklamış, parti de kurultayın 2003 sonbaharında toplanacağı konusunda bildirimde bulunmuştu.Belli ki egosu "bırak" diyen aklını yine bastırmış, siyaset birikimi de kurultayı erteleme numarası ile imdadına yetişmiştir."Evet kurultayda bırakıyorum. Ama yerel seçimler nedeniyle kurultayı erteliyorum.."O, siyaset tarihimize kaçan fırsatların ve inatların simgesi olarak geçecektir.Vizyon fukaralığı olmasaydı 1980'den önce Türkiye onun döneminde Avrupa Birliği'ne girebilirdi.Son koalisyondaki ortağı MHP'yi yirmi yıl önce kabullenseydi, 12 Eylül darbesini önleyebilirdi.MHP ve ANAP'la kurduğu koalisyonun yeşerttiği umutları üç büyük yanlışı söndürdü:MGK'da fırlatılan Anayasa kitapçığını mesele yapmanın Türkiye'yi tarihinin en ağır ekonomik krizine sürükleyeceğini göremedi.Af yasalarının adaleti tahrip edeceğini ve huzur özleyen milleti küstüreceğini bilemedi.Ve çok kritik bir köprüden geçerken Türkiye'yi hasta bir başbakana mahkûm etmeye hakkı olmadığını düşünemedi.Evet dürüsttü ama dürüstlüğü, koalisyonun uyumunu bozmama kaygısının üstüne çıkamadığı için çok işe yaramadı.Partinin kasasında 50 trilyon lira biriktirdi. Devlet bu paraları amacına uygun kullanılsın diye veriyor. Yolsuzluk olur diye bu paraya dokundurmamak dürüstlük mü?Zamanında bırakmaya razı olsaydı, İsmail Cem, Kemal Derviş ve Hüsamettin Özkan gibi tercihlere sahip olacaktı.Şimdi kime ne bırakacak?Kasasındaki para 50 trilyona çıkmış, oyu yüzde 1,2'ye inmiş bir parti.Parası var ama geleceği yok.Bülent Ecevit yaptığı yanlışlarla paradan çok daha değerli şeyleri yediğini acaba biliyor mu?Acıklı komediBazı içten pazarlıklılar istedikleri kadar "İslâm'la terör yan yana gelmez" desinler..Bu kafalar değişmedikçe dinimiz ve iyi Müslümanlar zarar görmeye devam edecektir.İşte Londra-İstanbul seferi yapan İngiliz Havayolları uçağında yaşanan trajikomik olay..Yedi Türk yolcu, kalkış sırasında namaza durunca hostesler pilotu uyarmış:"Kabinde şüpheli şekilde yere yatıp kalkan adamlar var!"Pilot, terörist eylem hazırlığı olabilir korkusuyla uçağı pist başından geri döndürmüş..Düşünün, ibadet gibi bir iyilik bile neye yorulabiliyor?Dinci terör olmasaydı, en fazla bu yolculara ne yaptıkları sorulur, cevabı alınınca kalkış sırasında yerlerinden kalkmamaları gerektiği söylenir ve mesele kapanırdı.Şimdi Müslümanların en masum eylemlerinin bile terör şüphesine yol açtığına mı, yoksa İslâmı çağdaşlık içinde yaşamakla övünen bir ülkenin "kaza namazı"ndan habersiz vatandaştan ile Müslüman toplumlara nasıl örnek olacağına mı yanarsınız?Tanrı yardımcımız olsun..

Devamını Oku

Perhiz ve turşu...

30 Kasım 2003

Nefret bombalarının ardındaki yüzler ve niyet ortaya çıkmaya başlayınca Bill Clinton'ı hatırladım.Türkiye'yi ziyaretinden az önce (Kasım 1999) Berlin Duvarı'nın yıkılışının onuncu yıldönümü nedeniyle Georgetown Üniversitesi'nde konuşurken şöyle demişti:"İnanıyorum ki önümüzdeki yüzyıl büyük ölçüde Türkiye'nin geleceği ile bugünkü ve yarınki rolünü nasıl tanımlayacağına bağlı olarak şekillenecektir."Bu sözleri, gitmeye hazırlandığı ülkede misafirperverlik görmek isteyen kurnaz bir siyasetçinin riyakârlık kokan yatırımı gibi karşılayanlar oldu.Oysa bugünün gerçekleri, Clinton'ın Türkiye'ye, islâm dünyasına ve Batı'ya alternatifi olmayan hayati bir misyon önerdiğini gösteriyor. Onun geleceği iyi okuyan bir lider olduğunu ispatlıyor.Clinton'ın sözlerinde, Batı'nın da vazife çıkaracağı bir hedef bulunuyordu:"Eğer Türkiye, istikrarlı, demokratik, laik bir İslâm ülkesi olarak Avrupa'nın tam bir parçası olabilirse gelecek daha iyi şekillenecektir."Neden kudurdular?İnsanlığın evrimi hep haklar ve özgürlükler yönünde gelişti. Bu gelişmeye ayak uydurmayı başaran tek İslâm ülkesi Türkiye oldu.Petrol zenginliğine rağmen pek çok İslâm toplumu niçin mutsuzdur? Niçin dünyayı yakmak isteyen terörün nefret ve para kaynakları buralardan besleniyor?Tek fark, dini inancın ve demokratik özgürlüklerin sigortası olan laikliği biz gördük, aldık, hayat biçimi yaptık, onlar reddettiler. Türkiye modeli AB üyeliği ile başarısını güvence altina aldığı takdirde bu örnek, Müslüman toplumlardaki despot yönetimlerin sonunu getirecektir.Saldırıların arkasında elbette İran, Suudi Krallığı ve El Kaide olacak..Siyasi İslâm köklerinden gelen bir partinin bu modele eski hükümetlerden daha sıkı sarılması, elbette bunlar üstünde alarm etkisi yapacak.Örümcek kafalar..Adını koyun koymayın, dinci terör İngiltere ve İsrail'i hedef almış gibi görünse de gerçekte, dinler çatışmasının tek panzehiri olan laik ve Müslüman sentezine saldırmaktadır.Türkiye'nin görevi, terörü göğüsleyecek çaba, basiret ve dayanışmayı göstermek, Batı'nın sorumluluğu, hatta menfaati, Türkiye modelini dünya vitrinine koyacak "AB üyesi Müslüman ülke" örneğini bir an önce gerçekleştirmektir.Bu dönemde eylemler sözlerden daha önemlidir.. Gündemi türban ve imam hatip baskısından kurtarmak yetmez, örümcek kafalara geçit verirsek yine kaybederiz.DSİ'nin açıktan atama yapacağı 65 inşaat mühendisini sadece erkeklerden seçme kararı, Türkiye'yi sabote ermektir.Eşitlik nerede, adalet nerede?Türbanlı mühendis yok diye mi kadınlardan esirgediler bu hakkı?AKP değişim iddiasını ve misyonunu böyle ilkellik ve adaletsizliklerle lekelememelidir.

Devamını Oku