Dinci terörün beklenmedik saldırısı başka bir ülkeyi hedef alsaydı, onu bir korku ve umutsuzluk girdabına çekebilirdi.Bize bunu yapamadı. Toplumun güven ve vakar yansıtan duruşu dostların övgüsünü aldığı gibi düşmanları da şaşırtmış olmalıdır.20 Kasım saldırısından sonra aldığım okur mektuplarını sakladım. Siyasi liderler ne diyeceklerini henüz bilemezlerken ülkenin ve toplumun maddi ve manevi gücüne inanan sade vatandaşların güven duygusu gerçekten çok etkileyiciydi.Bazılarımız eğitimini, görgüsünü eksik bularak hor görse de bu millet, taşıdığı zenginliklerin ona sağladığı gücü ve ayrıcalıkları böyle zamanlarda gösteriyor. 600 yıllık İmparatorluk geçmişi, yaşadığı coğrafyanın vazgeçilmez önemi ve 80 yıllık laik cumhuriyet geleneği içinde hurafelerden kurtarılmış islâm inancı onu benzersiz kılıyor.En kritik kavşakBir okur (Recep Dinçer) mektubundan kısa bir alıntı:"Biz Türkler islâmiyeti laik disiplinde, bağımsız bir cumhuriyet rejiminde yaşayabilen, demokrasiyi tanıyan ve anlayabilen tek ulusuz. Bu özlere sahip tek bir ülke dünyada yoktur.. Bir tarafımızdakiler laik düzeni özde hiç yaşamamıştır, öte yanımızdakiler ise İslâmiyeti özde hiç yaşamamıştır. Türk ulusunun gücü görülebilecek kadar nettir, her dönemde görülmüştür."Dünyada bu gerçeğe direnen Türkiye karşıtlarının uyanmasına dinci terörün saldırıları yardımcı olmuştur.Şu anda Türkiye'nin en hayati ihtiyacı, siyasetçilerinin bu halka lâyık kaliteleri kazanmaya istekli olmalarıdır. Türkiye'nin gündemi terörle mücadele ve AB üyeliğine yoğunlaşmaktır.Ülke yakın tarihin en kritik kavşağında. Böyle bir dönemde kadro yağmalamak, ihale cambazlığından menfaat çıkarmak, türban ve imam hatip amigoluğu yapmak, savaş suçu işlemek kadar ağır bir vebal görülmelidir.Gün, terörle demokrasi içinde de savaşılabileceğini, ulusal hedeflere varabilmek için AB'nin istediğinden daha ileri reformların başarılabileceğini ispatlamanın günüdür.Ayıptır, almayınMillet Meclisi yalnız ulusal menfaatlerde değil, halkı heyecanlandıracak faziletler göstermekte de birleşebilirse, çürüyen ahlâkı ayağa kaldırmanın mucizesini yaratırız.Halk, dokunulmazlık zırhından vazgeçmiş milletvekillerinin çıkardıkları yasalara daha çok saygı gösterecektir. Haksız menfaati reddeden milletvekilleri daha çok güven verecektir.Meclise şube açan bir bankadan pazarlıkla sağlanan 650 bilgisayar, Meclis Başkanı tarafından milletvekillerine ve 100 meclis personeline bayram hediyesi olarak dağıtılıyormuş.Güngör Uras "kıskandım" diye dalga geçmiş. Ama olay utanç vericidir. Kamu görevi yapanların göstereceği pazarlık marifeti, kendilerine değil kamuya menfaat getirmektir.Milletvekilleri bu hediyeleri reddetmeli, tereddüt doğarsa muhalefet olarak CHP bu çirkin alışkanlığa son verecek hareketin öncülüğünü yapmalıdır.Şaka değil, terör zor bir savaştır. Savaş temiz insanlarla kazanılır.
Evrensel insan hakları ve ahlâkı, savaşların bile adaleti olması gerektiğine dayanır ve buna ait normlar koyar.Çünkü bu yapılmazsa kural tanımayan terörün tehdidi altındaki toplumlar, bir de devlet terörünün baskılarına ve acılarına hedef olur.Terör kötüdür. Ama insanlara "Kırk katır mı, kırk satır mı" dedirten iki yönlü terör daha kötüdür. Demokrasiler, ortak tehdit karşısında devletle toplumun gönüllü işbirliğine dayanır. Bu işbirliği de insanların onurlarına ve özgürlüklerine zarar vermeden güvenliğin sağlanmasına imkân yaratır.Türkiye, PKK'yı yenmenin zafer sarhoşluğu içinde uyuklarken dinci terörün baskınına uğradı.AB üyeliği için şart koşulan demokratik kriteri yanlış okumamız bizi savunmasız bıraktı. Masum insanları korumak için kötüleri izlemenin ve önlemenin yalnız güvenlik için değil demokrasi için de şart olduğunu unuttuk.Şu anda iki milyonu aşkın yabancı Türkiye'de izinsiz olarak yaşıyor. Doğu ve Güneydoğu'da üç bine yakın yabancı ajan bulunduğu belirtiliyor. Bu insanlar, bin bir türlü kötülük için ülkemizi av sahası olarak kullanıyor. Ne karışan, ne eden.. Bu demokrasi mi?Teröriste özgürlükEski içişleri Bakanlarından Sadettin Tantan, Yalçın Bayer'e uyarıcı açıklamalar yapmış. Tantan, teröre karşı Batılı ülkeler güvenliği artırmak için özgürlükleri kısıtlarken, bizim AB'ye uyum yasaları ile Ulusal Güvenlik Stratejisi yeteneğimizi ortadan kaldırdığımızı söylüyor.Terörün unsurları olan kara para ve insan hareketlerini yasal kısıtlamalar nedeniyle takip edemediğimizi anlatıyor ve şöyle diyor:"PKK gelir adliyeyi basar, El Kaide veya Hizbullah İsrail ve İngiliz binalarını bombalar, insanlarımız can verir, siz de nutuk atar durursunuz" diyor.Ulusal güvenlik arşivi MGK'daydı. Tantan'a göre MGK'nın yapısı uyum gereği değişince bu önemli hizmet aksadı. Bu yetmiyor gibi tecrübe kazanmış uzman personel darmadağın edildi.İstihbarat uzmanları, dinci terörün Türkiye'yi "yumuşak hedef" olduğu için seçtiğini söylüyor. Çünkü Türkiye mükemmel bir demokrasi (!) ve teröristler en geniş özgürlükleri bu topraklarda buluyorlar!Londra kale gibi..Bu yüzden kimse AB'ye düşman olmamalı. Çünkü AB bize "Güvenliğinizden vazgeçin" demedi, "Bu işin karar vericileri ve yönetimi sivilleşsin" dedi. O kadar.. Demokrasi zaaf rejimi değildir.Birkaç günlüğüne gittiğim Londra'da İngilizlerin teröre karşı ne kadar güçlü bir kale inşa ettiklerini gördüm. Hava limanında pasaport kontrolü iki aşamada, iki kere yapıldı. Sakallı ve Ortadoğulu tiplerin üstleri ve çantaları arandı.Eğer bir tanıdığınızın evine gitmişseniz, bina sorumlusu kimin yanında, kaç gün kalacağınızı yerel polise mutlaka bildiriyor.Bilgisayarımda bir arıza oldu. Yardım almak için bir büyük mağazaya gittim. Gecikme ihtimaline karşı gazeteyi cep telefonuyla haberdar edeceğim. Bilgisayar çantamı yere bırakmak üzereyken güvenlik memuru "Hayır, bunu yapamazsınız" dedi.İngiltere El Kaide için Türkiye'den daha öncelikli bir hedeftir. Ama katiller İngiltere'ye Türkiye'de saldırıyorlar.Türkiye'yi "yumuşak hedef" olmanın onur kırıcı zaaflarından bir an önce kurtarmak zorundayız.Ahlâk problemi olmayan bir iktidar, demokrasiye zarar vermeden ülkeye bu gücü kazandırabilir.
Terörü İslâm'la bir arada anmanın Başbakan'ın kanına dokunduğunu söylemesi iyi oldu.Bu zeminde yarattığı tartışma hem iktidarın gerçeği zor da olsa kabullenmesini hem de halkın bilinçlenmesini sağladı. Tabii ulus olarak seçtiğimiz yolun doğruluğunu onaylamasını da sağladı.Bazı İslamcı çevreler ve medyadaki uzantıları, saldırılarda El Kaide'nin rolünü kabullenmeye direndiler. Bu zihniyet AKP içinden de sözcüler buldu.Dışişleri Bakanı Gül'ün Hürriyet'ten Sedat Ergin'e yaptığı açıklamalar, terörle mücadelenin gerektirdiği toplumsal görüş birliğine katkı sağlaması bakımından önemlidir.Gül saldırının El Kaide ve uzantılarından geldiğini kabul ederken şu tespiti yapıyor:"Bunlar Afganistan'da bulunmuşlar, Pakistan'da eğitim almışlar. Bunların din anlayışı, Türkiye topraklarında hiçbir zaman oluşmamış bir din anlayışı. Ne Osmanlı, ne Selçuklu döneminde.. Türkiye'de de hiçbir zaman oluşmamış. Şimdi de hiçbir zemini yok."Yani saldırıların, düşmanlık dışında bir bahanesi bulunmamaktadır.Uçlarda dolaşmak..İş burada "Müslüman'ın Müslüman'a ettiği" ne geliyor. Bir de "Müslüman terörist" tanımına..Abdullah Gül'ün bu konudaki değerlendirmesi ise şöyle:"Bunlar dinsiz insanlar demedik ki.. Başbakan da'Müslüman'dan da terörist olur' dedi işte. Din anlayışını bunlar bu noktaya getirmişler. Ama bunu bütün İslâm'a izafe edersek çok tehlikeli bir noktaya getiririz işi. Bütün İslâm'ın kökü kazınmalı, Yahudi dininin, Hıristiyanlığın da kökü kazınmalı gibi bir görüşe varırız."Böyle bir uç nokta şöyle dursun, dine yönelik yasal baskı bile çağın özgürlük ve insan hakları normlarına artık ters düşüyor. Çünkü dini inanç, insan kişiliğinin önemli bir boyutunu oluşturur. Nasıl dine dayalı rejimler, öncelikle dine karşı işlenmiş en ağır suçlara zemin oluşturuyorsa, demokratik rejimlerin din üzerinde baskı yapması da insan haklarına yönelik suçlara tehlikeli kapılar açıyor.Tarih öğretmiştir ki, dini iktidara getirmek, sanılanın aksine, din özgürlüğünü boğan bir cehennem yaratırken, dinin hükümetçe kontrol edilmesi de dinsel çatışmaların sebeplerini biriktiriyor.Yolumuz doğrudurTürkiye modeli, İslâm dünyasına iyi bir örnek olduğunu ispatlamıştır.Çünkü din ve devlet ayırımı, inanç özgürlüğü ile demokratik hak ve özgürlüklere birbirini besleyen zincirleme güvenceler kazandırmış, İslâm'la demokrasinin uyum içinde olabileceğini, bu uzlaşmanın topluma barış içinde ilerleme sağlayabileceğini göstermiştir.Türkiye'nin dinci teröre karşı mücadelesi yalnız demokratik yaşam biçimini değil, İslâm'ın özündeki manevi bütünlüğü de koruyan bir misyondur, iktidar bu gerçeği kompleks duymadan, oy hesabı yapmadan sahiplenmeli, göğsünü gere gere söylemelidir. Bu hem onun özgüvenini artırır, hem de toplumun ona beslediği güveni..İnsan onuru ile Allah inancını buluşturan dinamiğin başarısız olma riski yoktur.
Terör saldırıları nedeniyle Avrupa kupalarındaki iki takımımız, Türkiye'deki maçlarını başka ülkelerde oynayacak.UEFA'nın bu kararı hayal kırıklığı ve kızgınlık yarattı. Çünkü saldırının duygusal şokunu hâlâ yaşıyoruz. Birçoğumuz bu kararla, Avrupa'nın teröre karşı Türkiye'yi yalnız bıraktığını, terörizmin amaçlarından biri olan izolasyona katkı sağladığını düşünüyor.11 Eylül olayından sonra Amerikalı entelektüellerin yayınladıkları ortak bildiride şu ifade yer almıştı:"Öyle zamanlar vardır ki, şiddet, nefret ve adaletsizlik eylemlerine karşı savaşa girmek, ahlaken yalnız caiz değil mecburiyettir. Şimdi o zamanlardan birindeyiz."Düşman aynı düşman, uygar toplumlara mecburiyet yükleyen "o zaman" devam ediyor.Peki o yüksek ahlâk nerede?İnsanlığın ortak düşmanına karşı mücadelede başarının vazgeçilmez şartı dayanışma nerede kaldı?Sorunun öbür yüzüBu soruları sormak hakkımızdır. Beşiktaş Başkanı Bilgili "Türk takımları bu kararla, saha ve seyirci avantajlarını ellerinde olmayan nedenlerle rakiplerine kaptıracaklar" diye itiraz ediyor.O da haklı. Ama bir de madalyonun öbür yüzü var.Türkiye'nin uğradığı terör saldırısı, insanlığın ortak hedeflerine yöneliktir.Bu gerçeğin algılanmasında dost ve müttefiklerimiz kusur göstermediler. Ortak düşmana karşı her alanda işbirliği yapılacaktır ama büyük görev bize düşüyor. Türkiye'nin güvenli bir ülke olduğunu, tehditlerini sürdüren düşmana güvenlik açığı vermemek suretiyle biz ispat edeceğiz.Bunun için zaman lâzım, canımızı, onurumuzu ve çıkarlarımızı koruyacak dikkati ve çabaları göstermemiz lâzım.Terörle savaşın meşruiyetini sağlamanın birinci şartı, masum insanları zarar görmekten korumaktır.Kullandığı eylemcileri intihar bombacısı yapacak kadar şeytani bir düşmanın melanetine karşı hiçbir devlet güvencesi inandırıcı olamaz.Yakınmadan öderizBatılı dost hükümetlerin Türkiye'yi risk bölgesi ilân ederek kendi vatandaşlarını uyarmasını da ayıplayamayız. Almayı beklediğimiz yardımın, görmeyi arzu ettiğimiz işbirliğinin içine, yaşadığımız tehlikeye yabancı sivillerin ortak edilmesini isteyemeyiz.Böyle bir riskli güç gösterisini ancak dünyadaki yalnızlığından kurtulmak isteyen ve meşruiyet arayan baskı rejimlerinin önderleri göze alabilir.Bizim üyesi olmaya çalıştığımız dünya ise insan hak ve özgürlüklerine saygı gösteren, vatandaşlarını koruyan rejimlerin dünyasıdır.Türk halkı UEFA kararına ve turizme zarar verecek olan uyarılara bakarak yalnızlık duygusuna kapılmamalıdır. Bu, terör belâsının bir faturasıdır.Düşmanı bir an önce alt etme mecburiyetimizi artıran bir sebep saymak, bu faturayı şikâyet etmeden, başımızı eğmeden ödemek, gücümüzü gösterir.Türkiye'nin dayanma gücü de, terörü yenme gücü de vardır.
Yüce dinimizin terörle bir arada anılması Başbakan Erdoğan'ın kanına dokunuyormuş, buna dayanamıyormuş..Türk halkının canına ve özgürlüğüne saldıran terörün adını koyması için süren baskılara direnen Başbakan şunu demeye çalışıyor: El Kaide'yi yerden yere vurmayı ben de bilirim ama İslâm'la terörü bir arada anmamak için bunu yapmıyorum. İslâm'a kıyamıyorum!Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı'nın toplantısında konuşan Başbakan Erdoğan dinimize terör sıfatını giydirme oyununu bozmak gerektiğini belirtti.Su damlacıkları mermere aynı noktada vurarak nasıl aşındırıyorsa, dinimize terörü giydiren çabaların da aynı şekilde mesafe aldığını söyleyen Erdoğan şöyle devam etti:"Çünkü'Ben Müslümanım'diyen de bakıyorsunuz bu ifadeyi kullanıyor. Bu benini kanıma dokunuyor."Oysa kimse ondan İslâm'la terörü birleştiren ifadeyi onaylamasını istemiyor. Dine ihanet ve Müslüman dünyasına düşmanlık oluşturan melaneti, adını koyarak lanetlemesini, bu yaptıklarının Kur'an'la, dinle, insanlıkla alâkası olmadığını söylemesini istiyor.Korkmadan söylemekİslâm'la terörün bir arada anılmasına El Kaide ve 11 Eylül saldırısı sebep olmuştur. Öteki dinlerin fanatikleri İslâm'ı izole etmek için bundan yararlanmıştır.Amerika ve Avrupa'da yaşayan milyonlarca Müslüman nefretin hedefidir. Hemen hepsi potansiyel terörist muamelesi görüyor. İslâm ülkelerindeki despot yönetimler, terörizme karşı global savaşa katılma bahanesiyle muhaliflerini eziyor, demokrasi umutlan filiz vermeye başlamışken bunları çiğniyor.Başbakan "Terör bu topraklarda aradığı bahçeyi bulamayacak, buralardan bir an önce yok olup gidecek" diyor. Evet gidecek ama bu, El Kaide ve temsil ettiği din dışı zihniyetin toplum vicdanında yargılanıp mahkûm edilmesine bağlıdır. Çöl İslâmı'nın, Vahhabi ilkelliğinin değil İslâm'ın temsilcisi gibi görülmesini, onun marjinal bir yorumu bile olamayacağını korkmadan, hesap gütmeden söylemek lâzım.Kan donduran çelişkiİslâmi terör eşlemesi Başbakan'ın kanına dokunuyorsa, söyleyenleri değil, söyletenleri hedef almalıdır. Bunu yapmamak, hem dini, hem ülkeyi savunmakta zaaf meydana getirir.İnsanın kanına dokunan çelişki asıl, Allah adına masum insanları öldürme hakkını kendinde gören barbarlığın dini inkâr eden vahşeti olmalı. Aksi halde güvenlik güçleri İslâmî terör örgütlerinin üstüne gitmekte tereddüde düşerler.İslâm'ı siyaset aracı olarak kullananların amacı maneviyat mı? Hayır değil, iktidar!Çabalan insanların çile ve özlemlerini paylaşmak mı? Hayır, onları politik amaçlarla tahrik etmek ve kullanmak!Bunu bazdan terör yoluyla yapıyor, bazıları da ince siyaset oyunlanyla. Biri ihanet, öbürü gaflettir.Türkiye gafletin zaafına düşmemelidir.İslâm'ı manevi adanmışlıktan koparmaya çalışan zihniyet Türkiye'de mahkûm edilemezse tarihimizi ve geleceğimizi inkâr ederiz!
Ramazan Bayramı'nın ulusumuza ve tüm insanlığa barış ve huzur getirmesini diliyoruz.Ancak duacı olmak bu özlemin gerçekleşmesine yetmiyor.Çünkü bağışlama ve dayanışma emreden dinimizi, hükmedici, zaptedici ve masum insanların canına kastedecek kadar saptırılmış bir cihat tarifi ile siyasetin en ilkel amaçlarına alet eden, dinden ve insanlıktan çıkmış radikal İslâmi terör, geleceğin ufkunu kan rengi bulutlarla karartıyor.11 Eylül'le ilgili eski makaleleri okurken Mısırlı yazar Gaber Asfour'un, El Kaide ve benzerlerini yaratan sebebi irdeleyen sözleri dikkatimi çekti:"İslamiyette her zaman iki eğilim oldu: Mısır, Suriye ve Irak'ın ırmak kültürleriyle ilişkili hoşgörülü 'akıl eğilimi' ve acımasız çöl içinde serpilen hoşgörüsüz 'intikal eğilimi'... Hoşgörüye yer vermeyen köktenci anlayış 1967'de Altı Gün Savaşı'nda Mısır ordusunun İsrail'e utanç verici biçimde yenilmesiyle büyümeye başladı. Eş zamanlı olarak petrol üreten Arap ülkeleri inanılmaz bir zenginliğe kavuştu, bu durum çöl İslâmına kaynak sağladı. Usame bin Ladin'den gelen para kaynağı çöl köktenciliğinin ihracında hayati rol oynadı."Despotlara yardım..Kökten dinci terör görünüşte ABD ve İsrail'i hedef alıyor ama en meşum zararları İslâm toplumlarına veriyor.Kendi ülkelerindeki yoksulluktan ve baskıdan kaçarak Amerika ve Avrupa'ya giden ve hayat kuran milyonlarca masum Müslüman, 11 Eylül yüzünden nefretin hedefi oldu ve tümü potansiyel terörist gibi görülmenin acılarına mahkum edildi.Malezyalı devlet adamı Enver İbrahim, 11 Eylül'ün, Müslüman ülkelerde yeni yeni doğmakta olan demokratik hareketleri 20-30 yıl geriye götüreceğini, iktidardaki despot gruplara, terörle mücadele bahanesiyle muhaliflerini ezme fırsatı vereceğini öngörmüştü.Dedikleri çıktı: Putin bu fırsatı Çeçenistan'daki vahşetini savunmak, israil kendi uzlaşmazlığını pekiştirmek, Malezya da acımasız tutuklamalarını sürdürmek için kullandı.Barbarın maskesi..El Kaide ve yoldaşları Müslümanlara dolaylı yoldan verdiği zararı, güçlü Batı ülkelerinin aldıkları tedbirleri kolay aşamadıkları için şimdi Müslüman toplumları doğrudan hedef alarak yapıyor.Allah adına cinayet işlediğini söyleyerek eyleminde dini inkâr eden bu barbarlığın patronunu yok etmek için Amerika mağaralan bile aradı.Ama onu Türkiye'ye saldırmakla yaptığı tarihi yanlış bitirecektir. Dini, özüne uygun biçimde yaşamak isteyen bu halka saldırması, Müslüman dünyanın aydınlanmadan nasibi alamamış kesimlerini bile uyandıracaktır. Yeter ki biz, milli mücadele ruhumuzu ayağa kaldıralım, terörle terbiye edilmeye çalışılan Müslüman toplumlara ilham verecek kimliğimizi koruyarak hedeflerimize ilerleyelim.O zaman gelecek bayramlar daha güzel olacak.
Yakın tarihimiz, başarısızlıklarının suçunu medyaya yıkmaya çalışan siyasetçilerle dolu..Refah-Yol'un Edi ile Büdü'sü "Bir kısım medya" diye başlayan saldırı ve kışkırtmaları tekrar ede ede eridi, ikisi de yalnız iktidardan değil, siyaset sahnesinden de silinip gitti.Şehit polislerin cenaze töreninde İstanbul Emniyet Müdürü Cerrah "Basının sorumsuzluğu olmasaydı şehit vermeyecektik, 27 vatandaşımız ölmeyecekti" dedi.Başbakan Erdoğan da bu suçlamayı destekleyen ifadeler kullandı. Hayra alâmet değildir. Çünkü medyadan şikâyet etmeye başlayan iktidarlar hep son perdeyi oynuyor.PKK'dan sonra güvenlik alanında uykuya dalan Türkiye, radikal islamcı terörün baskınına uğramıştır. Bu gevşemede bütün kurumların günahı vardır. Saldırının şoku ile zaaflar ortaya çıkmıştır.Saldın görüntülerinde, terörün silâhlı propaganda amacına basının yardımcı olmasını önleyecek iç denetim süzgeci belki iyi işlememiştir. Ama iyi işleyen neyimiz vardı?Bu felâket, istihbarat ve güvenlik alanında eksiklerimizin olduğunu, şoku atlatıp güçlü bir dayanışma yaratacak siyasi ve toplumsal liderlere sahiplik konusunda büyük bir boşluk yaşadığımızı öğretti bize.Sinagog baskınlarına patlayıcıları kamyonetler taşıdı. Ona bakarsanız, yeni bir saldırının beklendiği günlerde polis İstanbul yollarında gezen kamyonetleri kontrol etseydi, ikinci felâketi önleme şansımız çok daha yüksek olurdu.Halkın güveni ön şartGeçmişe dönük suçlu aramanın yararı yok. Gün toparlanma, güvenlik boşluklarını kapaüp canımıza, değerlerimize ve onurumuza kasteden düşmana karşı bütünleşme ve yardımlaşma günüdür.İktidar bahaneler ve suçlular icat ederek, eninde sonunda kazanılacak başarıyı kolaylaştıramaz. Sadece maliyetini yükseltir.Teröre karşı savaşın kazanılması, gücümüzün asli unsuru olan halkın güvenini kazanma ön şartına bağlıdır. İktidar öncelikle bunu sağlamalıdır.İnsanlar soracak: Bunlar gözlerini budaktan sakınmadan bu mücadeleyi yürütecek akıl ve yürek sağlamlığına sahipler mi?Katiller bas bas bağınyor "Biziz" diye. Oysa bizim yöneticilerimiz hâlâ "Nereden ve hangi inançtan gelirlerle gelsinler.." diye başlayan basma kalıp lanetleme mesajları ile torba dolduruyor.İktidar düşmanın adını koymak zorundadır:Oy hesabı yapılamazRadikal İslamcı terörün hedefi Türkiye'dir ama özde AKP iktidarının temsil ettiği değişimdir.Laik cumhuriyet El Kaide'yi düne kadar korkutmuyordu. İslâmi demokrasi içinde yaşayan Türkiye örneği, Müslüman toplumlara yine de yabancı geliyordu.Ama siyasi İslâm köklerinden gelen bir partinin iktidar olup AB üyeliğini samimi olarak hedeflemesi, IMF programına bağlanarak basan yolunda ilerlemesi ve ABD ile Irak'ta işbirliği yapması bunları çileden çıkarmıştır.Çünkü laik rejime muhalif bilinen siyasi akımın da Batı değerlerini ve Batı ile işbirliğini tercih etmesi, İslâm dünyasının Türkiye örneğini daha fazla ciddiye almasına sebep olacaktır.Bu bir kader kavşağıdır. AKP iktidarı, Türkiye için, Türkiye üstünden İslâm dünyasına erdemli bir ilham vermek için önüne gelen fırsatı cesaretle kullanmalı, bunun için de korkmadan ve gecikmeden düşmanını tanımlamalıdır.El Kaide'yi düşman olarak tanımlamanın, tabanı böleceği ve oy kaybına sebep olacağı endişesini yaşayan zihniyet aşılmadan bu tarihi görev yapılamaz.
Son terör saldırıları, Türkiye'nin niçin hedef seçildiğini Batı dünyasının anlamasına galiba yardımcı oldu.Batılı liderlerin AB'ye üyelik sürecimizi hızlandırmaya yönelik çağrıları medyanın haberlerine yansıyor ve etkili sütunları yazan yorumcular tarafından paylaşılıyor.Bunlar, merhamet duygusunun gelip geçici esintileri değildir.Batı medyasında etkili bir çoğunluk, Türkiye kalesi yıkıldığı takdirde radikal dinci terörden daha büyük zararlar göreceklerini farketmişlerdir.İngiliz The Times gazetesi dün "Avrupa şimdi değilse ne zaman Türkiye'nin yanında olacak?" diye sordu. Daily Telegraph ise Türkiye için "Avrupa'nın kurban edilmiş adamı" benzetmesi yaptı.Gerçekten de AB üyeliğimize karşı olanların açık veya gizli öne sürdükleri itiraz, Türk halkının Müslüman olmasıdır.Oysa dinler çatışmasını körükleyen radikal islamcı terör bu halkın birliğini, güvenliğini, yaşam biçimini, nefretle çıldırmış bir saldırının hedefi yapmıştır.Dünya barışını ve Batı toplumlarının güvenliğini bir kıyamet senaryosu içinde mahvedecek şeytani amaca karşı koruyacak ve islâm dünyasını ikna edecek tek umut, Türkiye'nin İslâmla demokrasiyi birlikte yaşatabilen modelini başarıya ulaştırmaktır.Genel ifadelerle olmazDaily Telegraph "Hedef aslında Türklerdi. Çünkü Batıyı seçtiler ve radikalleri dışladılar. Avrupa Türkiye'yi dışlarsa radikal islamcılara yem olur, asıl tehdit o zaman oluşur" diyor.Bu bilincin yayılması, Türk halkının canına, özgürlüklerine ve geleceğine kasteden cinayet organizasyonuna yenilgi duygusu verecektir. Belki nefretleri ve melanetleri artacaktır.Ama bu halka boyun eğdiremezler.Toplum ve devlet, güvenlik güçleri, acı tecrübelerden aldığı dersle kendini daha etkili biçimde savunmayı bilecektir.Başbakan dün şehit polislerimizin cenaze töreninde "Nereden gelirse gelsin, hangi inanç, hangi düşünce grubundan olursa olsun biz terörün her türlüsünü lanetliyoruz" dedi.Çizgiyi çekmek lâzımBaşbakan Erdoğan terörün nereden geldiğini bilmiyor mu?Niçin adını koymaktan çekiniyor?El Kaide ve maşaları Türkiye'ye saldırıp masum insanları öldürdü, yaraladı. Bunların büyük çoğunluğu Müslümandı.Müslümanları bir din savaşının tarafı yapmak isteyen dinden ve akıldan çıkmış bu barbarların İslama en büyük ihanet suçunu işlediklerini, güçlü ifadelerle ve inandırıcı olarak Recep Tayyip Erdoğan söyleyebilir.Konumu, siyasal ve ideolojik kökleri bu misyonu ona bir tercih olarak önermiyor, borç olarak yüklüyor.Siyasi düşüncesi ve dini inancı ile söyleyecekleri Müslümanları rencide etmez.Tersine İslâmı barış, bağışlama, sevgi ve merhamet dini olarak kalplerinde taşıyan insanlara dayanma gücü, huzur ve gurur verir.İslâmla radikal dinci terörün arasındaki çizgiyi biz çekmezsek kim çekecek?