Özgüven şartı

Terörü İslâm'la bir arada anmanın Başbakan'ın kanına dokunduğunu söylemesi iyi oldu. Bu zeminde yarattığı tartışma hem iktidarın gerçeği zor da olsa kabullenmesini hem de halkın bilinçlenmesini sağladı

Haberin Devamı

Terörü İslâm'la bir arada anmanın Başbakan'ın kanına dokunduğunu söylemesi iyi oldu.

Bu zeminde yarattığı tartışma hem iktidarın gerçeği zor da olsa kabullenmesini hem de halkın bilinçlenmesini sağladı. Tabii ulus olarak seçtiğimiz yolun doğruluğunu onaylamasını da sağladı.

Bazı İslamcı çevreler ve medyadaki uzantıları, saldırılarda El Kaide'nin rolünü kabullenmeye direndiler. Bu zihniyet AKP içinden de sözcüler buldu.

Dışişleri Bakanı Gül'ün Hürriyet'ten Sedat Ergin'e yaptığı açıklamalar, terörle mücadelenin gerektirdiği toplumsal görüş birliğine katkı sağlaması bakımından önemlidir.

Gül saldırının El Kaide ve uzantılarından geldiğini kabul ederken şu tespiti yapıyor:

"Bunlar Afganistan'da bulunmuşlar, Pakistan'da eğitim almışlar. Bunların din anlayışı, Türkiye topraklarında hiçbir zaman oluşmamış bir din anlayışı. Ne Osmanlı, ne Selçuklu döneminde.. Türkiye'de de hiçbir zaman oluşmamış. Şimdi de hiçbir zemini yok."

Yani saldırıların, düşmanlık dışında bir bahanesi bulunmamaktadır.

Uçlarda dolaşmak..
İş burada "Müslüman'ın Müslüman'a ettiği" ne geliyor. Bir de "Müslüman terörist" tanımına..

Abdullah Gül'ün bu konudaki değerlendirmesi ise şöyle:

"Bunlar dinsiz insanlar demedik ki.. Başbakan da'Müslüman'dan da terörist olur' dedi işte. Din anlayışını bunlar bu noktaya getirmişler. Ama bunu bütün İslâm'a izafe edersek çok tehlikeli bir noktaya getiririz işi. Bütün İslâm'ın kökü kazınmalı, Yahudi dininin, Hıristiyanlığın da kökü kazınmalı gibi bir görüşe varırız."

Böyle bir uç nokta şöyle dursun, dine yönelik yasal baskı bile çağın özgürlük ve insan hakları normlarına artık ters düşüyor. Çünkü dini inanç, insan kişiliğinin önemli bir boyutunu oluşturur. Nasıl dine dayalı rejimler, öncelikle dine karşı işlenmiş en ağır suçlara zemin oluşturuyorsa, demokratik rejimlerin din üzerinde baskı yapması da insan haklarına yönelik suçlara tehlikeli kapılar açıyor.

Tarih öğretmiştir ki, dini iktidara getirmek, sanılanın aksine, din özgürlüğünü boğan bir cehennem yaratırken, dinin hükümetçe kontrol edilmesi de dinsel çatışmaların sebeplerini biriktiriyor.

Yolumuz doğrudur
Türkiye modeli, İslâm dünyasına iyi bir örnek olduğunu ispatlamıştır.

Çünkü din ve devlet ayırımı, inanç özgürlüğü ile demokratik hak ve özgürlüklere birbirini besleyen zincirleme güvenceler kazandırmış, İslâm'la demokrasinin uyum içinde olabileceğini, bu uzlaşmanın topluma barış içinde ilerleme sağlayabileceğini göstermiştir.

Türkiye'nin dinci teröre karşı mücadelesi yalnız demokratik yaşam biçimini değil, İslâm'ın özündeki manevi bütünlüğü de koruyan bir misyondur, iktidar bu gerçeği kompleks duymadan, oy hesabı yapmadan sahiplenmeli, göğsünü gere gere söylemelidir. Bu hem onun özgüvenini artırır, hem de toplumun ona beslediği güveni..

İnsan onuru ile Allah inancını buluşturan dinamiğin başarısız olma riski yoktur.

DİĞER YENİ YAZILAR