Yakın tarihimiz, başarısızlıklarının suçunu medyaya yıkmaya çalışan siyasetçilerle dolu..
Refah-Yol'un Edi ile Büdü'sü "Bir kısım medya" diye başlayan saldırı ve kışkırtmaları tekrar ede ede eridi, ikisi de yalnız iktidardan değil, siyaset sahnesinden de silinip gitti.
Şehit polislerin cenaze töreninde İstanbul Emniyet Müdürü Cerrah "Basının sorumsuzluğu olmasaydı şehit vermeyecektik, 27 vatandaşımız ölmeyecekti" dedi.
Başbakan Erdoğan da bu suçlamayı destekleyen ifadeler kullandı. Hayra alâmet değildir. Çünkü medyadan şikâyet etmeye başlayan iktidarlar hep son perdeyi oynuyor.
PKK'dan sonra güvenlik alanında uykuya dalan Türkiye, radikal islamcı terörün baskınına uğramıştır. Bu gevşemede bütün kurumların günahı vardır. Saldırının şoku ile zaaflar ortaya çıkmıştır.
Saldın görüntülerinde, terörün silâhlı propaganda amacına basının yardımcı olmasını önleyecek iç denetim süzgeci belki iyi işlememiştir. Ama iyi işleyen neyimiz vardı?
Bu felâket, istihbarat ve güvenlik alanında eksiklerimizin olduğunu, şoku atlatıp güçlü bir dayanışma yaratacak siyasi ve toplumsal liderlere sahiplik konusunda büyük bir boşluk yaşadığımızı öğretti bize.
Sinagog baskınlarına patlayıcıları kamyonetler taşıdı. Ona bakarsanız, yeni bir saldırının beklendiği günlerde polis İstanbul yollarında gezen kamyonetleri kontrol etseydi, ikinci felâketi önleme şansımız çok daha yüksek olurdu.
Halkın güveni ön şart
Geçmişe dönük suçlu aramanın yararı yok. Gün toparlanma, güvenlik boşluklarını kapaüp canımıza, değerlerimize ve onurumuza kasteden düşmana karşı bütünleşme ve yardımlaşma günüdür.
İktidar bahaneler ve suçlular icat ederek, eninde sonunda kazanılacak başarıyı kolaylaştıramaz. Sadece maliyetini yükseltir.
Teröre karşı savaşın kazanılması, gücümüzün asli unsuru olan halkın güvenini kazanma ön şartına bağlıdır. İktidar öncelikle bunu sağlamalıdır.
İnsanlar soracak: Bunlar gözlerini budaktan sakınmadan bu mücadeleyi yürütecek akıl ve yürek sağlamlığına sahipler mi?
Katiller bas bas bağınyor "Biziz" diye. Oysa bizim yöneticilerimiz hâlâ "Nereden ve hangi inançtan gelirlerle gelsinler.." diye başlayan basma kalıp lanetleme mesajları ile torba dolduruyor.
İktidar düşmanın adını koymak zorundadır:
Oy hesabı yapılamaz
Radikal İslamcı terörün hedefi Türkiye'dir ama özde AKP iktidarının temsil ettiği değişimdir.
Laik cumhuriyet El Kaide'yi düne kadar korkutmuyordu. İslâmi demokrasi içinde yaşayan Türkiye örneği, Müslüman toplumlara yine de yabancı geliyordu.
Ama siyasi İslâm köklerinden gelen bir partinin iktidar olup AB üyeliğini samimi olarak hedeflemesi, IMF programına bağlanarak basan yolunda ilerlemesi ve ABD ile Irak'ta işbirliği yapması bunları çileden çıkarmıştır.
Çünkü laik rejime muhalif bilinen siyasi akımın da Batı değerlerini ve Batı ile işbirliğini tercih etmesi, İslâm dünyasının Türkiye örneğini daha fazla ciddiye almasına sebep olacaktır.
Bu bir kader kavşağıdır. AKP iktidarı, Türkiye için, Türkiye üstünden İslâm dünyasına erdemli bir ilham vermek için önüne gelen fırsatı cesaretle kullanmalı, bunun için de korkmadan ve gecikmeden düşmanını tanımlamalıdır.
El Kaide'yi düşman olarak tanımlamanın, tabanı böleceği ve oy kaybına sebep olacağı endişesini yaşayan zihniyet aşılmadan bu tarihi görev yapılamaz.
Kader kavşağı
Yakın tarihimiz, başarısızlıklarının suçunu medyaya yıkmaya çalışan siyasetçilerle dolu..
Haberin Devamı

