Korku tüneli

17 Aralık 2003

Dünya Bankası, Türkiye'nin geleceği ile ilgili bir tehlikenin kırmızı alarmını verdi.Ankara'da yapılan ekonomik büyüme konulu bir konferansa sunulan rapor, krizin sosyal maliyeti hakkında ürkütücü bir tespiti önümüze koyuyor:İşsizlik iki kat, yoksul oranı üç kat artış göstermiş. Rapor, yoksulların gelir kaybını besin tüketimini azaltarak ve çocuklarını okuldan alarak dengelemeye çalıştıklarını söylüyor.Devlet borca batmış, özel sektör yaralarını kapatmaya çalışıyor. Türkiye'nin genç işsizler ordusuna istihdam yaratma gücü yok. Umut kayboldukça yerini çaresizlik ve öfke doldurur. Böyle bir toplum temel hak ve özgürlükleri taşıyamadığı gibi güvenlik içinde de yaşayamaz.Tek çıkış yolu, umudu ve heyecanı yeniden canlandırmaktır. Bunun anahtarı da AB sürecini hızlandırarak Türkiye'yi yabancı yatırımcılar için güvenilir durumuna getirmektir.140 bin seçmenli KKTC'deki seçimin anlamı işte bu yüzden çok büyük.Türkiye ve KKTC mayıs ayına kadar Annan Planı üzerinde bir uzlaşmayı mümkünse sağlamak, değilse çözümsüzlüğün suçlusu görüntüsünden çıkmak zorundadır.Bunun için KKTC'de hükümet sorumluluğu, seçmen iradesindeki değişimin yönünde el değiştirmeli, Türk tarafının uzlaşma niyetine inandırıcılık kazandırmak için Denktaş'ın yerine başka bir görüşmeci belirlenmelidir.AB'ye ve uzlaşmaya inanmayanlarla yola devam etmek, bundan sonra gafleti aşan bir sorumluluk doğuracaktır.Kimse "Kıbrıs Türk halkını ateşe atalım" demiyor. Ama ortada Kıbrıs'la ilgili korkuları abartarak Türkiye'nin AB sürecini tıkama niyetleri mevcuttur.Kıbrıs'taki ve Ankara'daki politikacılardan arük bu entrikayı bozacak basireti ve cesareti göstermelerini bekliyoruz.Cesaret, korkunun yokluğu değil, daha büyük bir korkunun varlığını algılayarak eyleme geçme iradesidir.Bunun vakti çoktan geldi, geçmesin!Bize ne uygun?Ankara'da Valilik izniyle yapılan 1 Mayıs etkinliklerine 2 lise öğrencisi katılmıştı.Birkaç gün sonra okula gelen ve polis kimliği gösteren kişiler çocukları dersten alarak boş bir sınıfta sorguladılar. Çocukları "F Tipi cezaevine göndermek"le tehdit eden bu kişilerin polis değil MİT mensubu oldukları belirlendi.Savcılık, görevi suiistimal ve kötü muamele gerekçesiyle soruşturma açmak için Başbakanlık'tan izin istedi.Fakat Başbakanlık "uygun görülmemiştir" diyerek izin vermedi ve dosya düştü.Bu bir İnsan Hakları Komedisi'dir.Ve "Güleriz ağlanacak halimize" demekten daha fazla şeyler yapmamızı gerektiriyor.Başkalarına yönelmiş haksızlıklara "bana ne" diyen toplumları bekleyen tehlikelerin nerelere varabileceğini düşündüğüm zaman hep Nazilere karşı eylemleriyle tanınan Alman ilâhiyatçı Martin Niemöller'in şu sözleri hatırıma gelir:"Önce sosyalistler için geldiler, ben sosyalist olmadığım için sesimi çıkarmadım. Sonra sendikacılar için geldiler, sendikacı olmadığı için sesimi çıkarmadım. Sonra Yahudiler için geldiler, Yahudi olmadığım için sesimi çıkarmadım..Sonra bana geldiklerinde, benim için sesini yükseltecek kimse kalmamıştı!"

Devamını Oku

Adalet bu mu?

16 Aralık 2003

Atalarımız "Ainesi iştir kişinin, lâfa bakılmaz" demişler.İktidarın İmar Bankası mudilerine yapılacak ödemelerle ilgili kararı, toplumsal vicdanın aynasında hiç de hoş bir görüntü vermedi.Parti amblemindeki "Adalet" havaya uçurulmuştur!İmar dosyası, bankacılık tarihinin en büyük ve en rezil soygunudur. Soygunda on yılın bütün iktidarlarının ağır vebali vardır. "Hırsızın hiç mi suçu yok?" diye sorulabilir. Vardır ama kamu otoritesi işini namusu ile ve cesaretle yapsaydı soygun, ulusal yıkım boyutuna varmadan önlenebilirdi.Fakir millet 8 katrilyon liralık fatura ödeyecek, yazık değil mi?AKP bu kazığı kucağında bulmuştur ve el koyduğu için cesaretini takdir etmek gerekir. Ama onlar da adaletli davranamama yanlışına düşmüşlerdir.Başbakan Erdoğan dün, bankadan Hazine bonosu aldığını zannederken dolandırılan 22 bin İmarzedenin 850 trilyon lirayı bulan alacağını ödemeyeceklerini söyledi.Bu insanların devlete güvenmekten başka ne suçları var?GünahsızlaraHükümet, el koyma tarihinden geriye doğru bir ay içinde mevduata çevrilen off-shore hesaplarındaki paralan da ödememe kararı almıştı. Aslında bu da haksızlık.Çünkü off-shore yasa dışı değil. Uzanların ÇEAŞ ve Kepez'ine el konulmasından sonra Başbakan "Durun, daha neler edeceğim" tehdidini savurunca bu insanlar ne yapabilirlerdi?Vadeyi bozup, faizden vazgeçerek devlet güvenceli mevduat hesabına geçirdiler paralarını.Kamu otoritesinin yarattığı boşlukta üreyen ahlâksızlığın bedelini günahsız insanlara ödetmek, onların geleceğini yok etmek, hangi adalet anlayışına sığar?Para babalarıAKP Imarzedelere dolandırıcılık mağduru gibi değil de sanki Uzan partisinin destekçileri gibi bakma yanlışına düştü. Ve siyaset adaleti öldürdü!Oysa yananlar, para babaları değildir. 378 bin İmarzedenin 300 binini mevduatı 20 milyar liranın altındaki tasarruf sahipleri oluşturuyor.AKP, adaletsizliği ile acı verdiği İmarzedeleri onları soyan adamın siyasi sempatizanı haline getirmiştir.Eğer gerçekten kamu yararı gözetilseydi, mevduata devlet garantisi hiçbir mecburiyet yokken 50 milyardan sınırsız hale çevrilmezdi.Hazine bonosu ve off-shore kurbanı on binler harcandı, bankada 500 milyar liranın üstünde hesabı olan birkaç yüz kişi kurtarıldı. Bu tercih devlete çok daha pahalıya mal olmuştur.Merak ediyoruz.. İktidar, ismindeki "Adalet"i hangi hatırlı kişilere feda etti acaba?

Devamını Oku

Kurt ve duman

15 Aralık 2003

Denktaş, Allah için söylemek gerekirse "kurt siyasetçi" nitelemesini hak ediyor.Hep biliriz ki kurt dumanlı havayı sever.Pazar günü yapılan seçim, Kuzey Kıbrıs'ta berraklaşma sağlayamadı. Beklenenin tersi oldu ve duman daha bir yoğunlaştı.Açılan sandıkların sonuçları, yalnız Kıbrıs Türklerinin değil Türkiye'nin de geleceğini daha derin belirsizliklerin içine itti.Tam Rauf Denktaş'ın istediği yere geldik. Tanrı yardımcımız olsun..Denktaş, yeni hükümeti kurma görevini ilk olarak UBP lideri olan Başbakan Eroğlu'na vereceğini belli etti. Niye?Çünkü meclisteki sandalyeler, AB yanlısı muhalefet bloku ile Denktaş gibi direnen iktidar bloku arasında 25'e 25 paylaşıldı.Denktaş, demokratik teamülün bu durumda önceliğin işbaşındaki hükümete verilmesini gerektirdiğini söylüyor.Annan güzel mi?Oysa daha çok önemsediği bir gösterge var:Avrupa yanlısı CTP-BDH bloku, geçen dönemin iktidar blokunu oluşturan UBP ve DP'den yüzde 3 fazla oy almış.. Bunun anlamını büyüten başka bir sebep de şu:AB yanlısı muhalefet oylannı bir seçim döneminde yüzde 20 artırmış, Denktaş'ın desteklediği iktidar yüzde 17 gerilemiş..Ama Denktaş, belli ki halktaki bu değişim dinamiğini görmezlikten gelecek, zamana oynayacak ve Kıbrıs'ı bir bütün olarak AB'ye götürecek olan 1 Mayıs 2004 trenine binmemek için ne lazımsa yapacaktır.Hükümet kurma bahaneli beyhude turlar, ardından yeni bir seçim; hepsi zorlanacaktır.Ama artık Ankara devreye girmelidir.Avrupa Birliği yalnız Kıbns Türkü'nün değil Türkiye'nin de geleceğidir. Annan Planı'nı zemin sayanlara başta "Senin Annan güzel mi?" yaklaşımı ile karşı çıkarken "Annan Planı Sevr'dir" çizgisine dayanan Denktaş'a kaderimizi nasıl teslim ederiz?Haydi artık AnkaraGelinen son nokta şudur: Biz AB'ye "Türkiye'yi aranıza alın, o zaman Kıbrıs'ı alırsınız" diyoruz. Onlar ise "Önce Kıbrıs'ı verin, sonra belki üyeliği alırsınız" diyorlar.Başta çözüm isteyen AKP iktidarının statükodan yana değişime uğraması bundandır."Mayısa kadar Kıbrıs'ta çözüme razı olan Türkiye'ye aralıkta üyelik müzakereleri için ya tarih verilmezse" korkusu Ankara'nın elini kolunu bağlamıştır.Seçim bittiğine göre Ankara yönünü belirlemelidir. Kıbrıs'ta AB'den yana eğilim sıçrama göstermiş ve öne geçmiştir.Kimse iktidara "Teslim olun" demiyor. Ama "Çözümü Türk tarafı önlüyor" yargısının yıkılması için fırsat var, bu son şansı kaçırmamalıyız."Kurt siyasetçi", marifetini Kıbns Türklüğünün geleceğini garantiye alacak müzakerelerde değerlendirmeye ikna edilmelidir.Kimsenin tanımadığı KKTC Cumhurbaşkanlığı koltuğunu korumak uğruna Türkiye'nin AB yolunu kesmesine izin verilmemelidir. Çünkü...Tarih böyle bir vebali Denktaş'a değil Ankara'daki iktidarsızlara yükler!

Devamını Oku

Hayalet bitti

14 Aralık 2003

Saddam Hüseyin yakalandı ve Irak'ın geleceğini belirsizleştiren hayalet ortadan kaldırıldı.Bu tarihi gelişme, Irak halkının ruhunu özgürleştirecektir.Ele geçirilemeyen Saddam, kendisine bağlı olanlar için her şeye rağmen bir umudu temsil ederken onun despotluğundan zarar görenler için korku sebebi idi, tehditti.Bir gün geri döneceği ihtimaline dayanan umutlar ve korkular Irak'ın geleceğini belirsizleştiriyordu.Saddam'ın yakalanması sayesinde direnişi motive eden ümit söndüğü için Irak'taki terörü besleyen iki kaynaktan biri zayıflayacak, doğru politikalar uygulanırsa kuruyacaktır.Bu olayın radikal İslamcı terör üstünde ne etki yapacağını zaman gösterecektir.Zalimliği nereden?Irak'taki Sünnilerin zincirlerinden kurtulması çok önemli..Ülkeyi 80 yıldır yöneten asker ve sivil seçkinleri Sünniler oluşturuyordu. Amerika'nın dışladığı bu kesim yeni düzenin kurulmasına yardımcı olmuyor, direnişe destek veriyorlardı.Sünni halkın "Saddam ya geri dönerse" korkusu da bu badireden Irak'ın bütünlüğünü koruyarak çıkamayacağı endişelerini besleyen yanıltıcı görüntüler üretiyordu. Hayalet kalktığı için eski yöneticiler yeni sahnede rollerini kapmaya, düzen özleyen halk da onlan cesaretlendirmeye başlayacaklardır.Saddam'ın, oğulları gibi çatışarak ölmek yerine saklandığı fare deliğinde canına zarar gelmemesinin tedbirini alarak ele geçirilmesi, yani teslim olması inşa ettiği "efsane"yi yıkmıştır.Bu durum, onun Arap gururunu temsil eden bir kahraman değil, zalimliği korkaklığından gelen bir balon olduğu yargısını uyandırmıştır.Bu da şanstır..İnşallah Bush da!.Irak'ta yeni düzenin yapılanmasını hızlandıracak dönem açılmıştır.Dün gazeteye gelirken sitenin kapıcısına Saddam'ın yakalandığını haber verdiğimde ondan hiç beklemediğim zekice bir karşılık aldım:"Duydum abi, hayırlısı olsun. İnşallah Bush da yakalanır!"Bush Irak'ta savaşı kazandı ama akıl ve adaletten kaçtığı için barışı düne kadar kazanamadı.Irak'taki Amerikalı sivil yönetici Bremer dün bizim kapıcının dileğini destekleyen bir açıklama yaptı:"Saddam'in tutuklanmasıyla yeni fırsatlar ortaya çıkmıştır. Eski rejimin üyeleri, askerler ve siviller artık muhalefetlerini ve silâhlarını bırakıp yeni Irak'ın kurulması görevinde yerlerini alabilirler."Saddam'ın mahvettiği Irak'ın bu cehennemden bütünlüğünü koruyarak çıkması şansı artmıştır.

Devamını Oku

Lider nerede?

13 Aralık 2003

Dokunulmazlıkları ömür boyu sürdürme niyeti, yalnız AKP'deki iktidar hırsının sınır tanımazlığını göstermekle kalmıyor.Ezilmiş, eğitimsiz, öfkeli kalabalıkların hıncını bu partideki bir kesimin kötüye kullanabileceği tehlikesinin de alarmını veriyor.Dokunulmazlıklar Komisyonu'nun başkam AKP'li Kutlu, CHP'li milletvekillerinin de arkalarında olduğunu iddia etmiş, ben de dün CHP'den cevap istemiştim.Deniz Baykal "Bizim dokunulmazlıkları kaldırın, yargılanmak istiyoruz. Yargılanmaktan kaçmak için bizim arkamıza saklanmayın" çağrısını tekrarladı.CHP'nin MYK üyesi Bülent Tanla "Yargılanma hakkımızı gasp ediyorlar. CHP'lilerin isteğini kabul edip dokunulmazlıklarımızın kaldırılmasına razı olurlarsa bahaneleri kalmayacak, yol olacak diye korkuyorlar. O yüzden bize iftira ediyorlar" dedi.Peki AKP'li başkan niçin yalan söylüyor?Çünkü onlara gerçeği bilen insanlar lâzım değil. O yüzden politikalarını, gerçeklerden habersiz çoğunluk üstüne kuruyorlar. Bilgi sahibi insanlar katında düşecekleri itibarsızlığı önemsemiyorlar."Bu sapık ve saçma fikirlerle halkın kafasını ve ülkenin gündemini karıştırmasınlar."Tanla'nın bu uyarısı yerindedir. Ama Tayyip Erdoğan kontrolü ele almazsa bu çılgınlık durmayacak..Brüksel'de demokrasimize Avrupa kalitelerini kazandıracağının garantisini veren Başbakan Erdoğan daha önce Ankara'da tezgâhlanan sabotajı önlesin.Arkadaşlarına "dur" desin!Kemerlerinizi bağlayınKazanmak için büyük kentlerde seçim çevrelerini değiştirmeye çalışan iktidar, kritik iller bazında da operasyona başladı.AKP milletvekilleri, Denizli belediyesi etrafındaki ilçe, belde ve köylerin Denizli belediyesi sınırları içine alınması için yasa teklifi hazırladı.Teklif, hemen yarın meclis komisyonuna getiriliyor.Böyle cinlikler daha önce de görülmüştü ama "ar duvarı"nı bu kadar kabaca ihlâl etmek? Bu ilk kez oluyor..AKP'deki ihtiras, demokrasinin asgari barajlarını bile yıkmaya yöneldi.Milletvekillerini dönem sonunda seçilmeseler bile ölünceye kadar dokunulmazlık zırhı içinde tutmayı, onları ne yaparlarsa yapsınlar ömür boyu mahkemeye çıkıp hesap vermekten azat etmeyi hak gören bir zihniyet, her şeyi yapabilir.Türk halkı çok daha şaşırtıcı sürprizlere hazır olmalıdır.AKP iktidarı, demokrasinin evrensel kurallarını çiğnemekle cami duvarını pislemenin aynı şey olduğunu, dileriz kazaya uğramadan farkeder!

Devamını Oku

Daha neler!

12 Aralık 2003

AKP'yi yaratan olumlu "değişim"in son derece tehlikeli olumsuz yan etkileri çoğalmaya başladı.Çağdaş demokrasiye bağlılık görüntüsü ile beslenen iyimserlik ve umut, geçmiş iktidarların yarattığı nefret nedeniyle bu partiyi tek başına iktidara getirmiştir.Tayyip Erdoğan'ın somut garantiye dayalı tek vaadi vardı: O da temiz siyaset hedefine ulaşmak için milletvekili dokunulmazlıklarını Batılı ölçüler paralelinde sınırlamak.Üç gün önce Meclis Dokunulmazlıkları Araştırma Komisyonu'nun AKP'li Başkanı Fehmi Hüsrev Kutlu bu senetli borcu ödemeyeceklerini açıkladı."Yargı bağımsız değil, güvenmiyoruz. O nedenle dokunulmazlıklara dokunmayacağız!"Ortalık bir anda ayağa kalktı, yargı köpürdü.Çünkü AKP'li Başkan Kutlu'nun söyledikleri, eleştiri sınırlarını aşıp, devletin dayandığı üç erkten biri olan yargıyı tahrip ediyordu.Vahim bir durumNitekim Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin dün "Bu tür tartışmalar devleti oluşturan organların da meşruiyetini tartışılır hale getirir" dedi.Bu uyarı Ankara'da yankılanırken Dokunulmazlıklar Komisyonu Başkanı Kutlu NTV'ye çıkıp kuyuya bir taş daha attı:"Kaldırmak bir yana, dokunulmazlıkların görev süresi bittikten sonra da devam etmesi üstünde çalışıyoruz!"Bu açıklama, demokratik rejimin vahim bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu haber veriyor. Neden?Yargının bağımsız olmadığını herkes kabul ediyor. Bu yanlışı düzeltme görevi, meclis çoğunluğuna sahip AKP'nin iktidarındadır.Ama AKP bunu yapmıyor, düzeltmediği yanlışı dokunulmazlıklardan vazgeçmemenin bahanesi olarak kullanıyor.Cevap verin..AKP iktidarı, klasik demokrasilerin bile vazgeçilmez şartlarından biri olan yargı denetimini, yani hukukun üstünlüğünü reddetme çelişkisine düşmüştür.Ömür boyu dokunulmazlık olsa olsa "cahil cüreti"nden kaynaklanan bir meydan okumadır ve asla hayat hakkı bulamaz. Meclisten geçse bile geri döner.Ama bu inat, demokrasinin kalbi olan mecliste hangi eğilimlerin barındığını gösteren bir kırmızı alarmdır.Başkan Kutlu, CHP'li milletvekillerinin de arkalarında olduğunu iddia etti. CHP buna ne diyor?AB yolunu açmak için Brüksel'de çaba harcayan Başbakan Erdoğan, imtiyazlı sınıf yaratmaya yönelik bu hayaller karşısında ne tutum takınacak, merak ediyoruz.Çünkü olay, bireysel "deli saçması" sınırını aşmış ve mecliste taraftar bulabilecek bir aşamaya gelmiştir.Hayra alâmet değildir!

Devamını Oku

Kaldırın bombayı!

11 Aralık 2003

Adalet devletin temelidir.. Çünkü rejimler ya adalete ya da zulme dayanır.İktidar partisi, milletvekili dokunulmazlıklarını kaldırmayacağını itiraf etti."Şecaat arzederken merdi kipti sirkatin söyler" misali bir gerekçe açıkladı:Dokunulmazlıklara dokunamazlarmış, çünkü yargıya güvenmiyorlarmış!Bu bahane, devletin temeline dinamit koyma sorumsuzluğudur.Yasama ve yürütme organlarına egemen bir parti için daha büyük ayıp olamaz.Güvenilir bulmadığı yargıya karşı dokunulmazlık zırhı ile o kendini koruyor. Peki kendisini iktidara getiren halka nasıl kıyıyor?Çare belli: Yargı bağımsızlığını ve yargıç güvencesini sağlamak.. Yani mahkemeleri, hakimleri siyasi iktidarın etkisinden kurtarmak.Çünkü iktidar etkisindeki bir yargı, yolsuzlukların hesabını soramaz ve o yargıyla temiz siyaset hedefine asla varılamaz.AKP samimi ve tutarlı değil. Yakındığı sorunu çözecek gücü olduğu halde çözmüyor sadece gizli niyetleri için sömürüyor..Garip ama gerçekYargıtay Başkanı Özkaya, adalet yılının açılışında "Anayasa hükümleri ile yargının yürütme (siyasi iktidar) tarafından kuşatılması sağlanmıştır" demiş ve bağımsızlık için gerekli değişiklikleri önermişti.Bu hedef AKP iktidarının gündeminde yoktur. Çünkü iktidarın derdi yargıyı bağımsızlaştırmak değil, zaafını bahane olarak kullanarak dokunulmazlıkları korumak ve mahkemeden kaçmaktır!Dünyanın en rezil gafına, yüksek yargı temsilcileri sert tepkiler verdiler.Yargıtay Başkanı Özkaya "Hukuk devletinde herkes kanun önünde eşittir. Hiç kimse yargıyı beğenmiyorum, o yüzden gitmiyorum demek lüksüne sahip değildir" dedi.Danıştay Başkanı Alan, iktidarın maskesini indiren bir tespit yapti. "Yargının önüne çıkıp hesap vermekten kaçanlar böyle mazeretler ileri sürüyorlar" dedi.Garip fakat yalın gerçek budur.İktidarın niyeti, pek çok kurumda yaptığını yapıp yargıyı ele geçirmek, o güne kadar dokunulmazlıklara dokunmamaktır.O nedenle yargıyı kötüleme kampanyası devam edecektir.Kötülemek isterkenBaşbakan Yardımcısı Şahin "Bir başsavcımız (Vural Savaş) son kitabında, Tayyip Erdoğan'ın önünü kesmek için çok gayret sarf ettiklerini ancak başarılı olamadıklarını itiraf ediyor. Şimdi bunu okuyan siyasilerin kaygı duymaması mümkün mü?" diye soruyor.Bu örneği Şahin yargıyı karalamak için vermiş ama çam devirmiş..Çünkü AKP lideri Erdoğan, Siirt seçiminin yenilenmesini sağlayan yargı kararı sayesinde milletvekili seçilip Başbakanlık koltuğuna oturmuştur.Demek ki Erdoğan'ın önünü kesme niyeti her şeye rağmen yargıya sözünü geçirememiş. Bu gerçeği halk görmüyor mu?İktidarın görevi, bağımsız yargının önünü açmaktır, mahkemeden kaçmak için onun kusurlarını sömürmek değil.Adalete güvenmeyen bir iktidar, devletin, milletin başına gelebilecek en büyük felâkettir.AKP iktidarı, devletin temeline konulan bu bombayı hemen kaldırmalı!

Devamını Oku

Allah'a emanet!

10 Aralık 2003

Farkında mısınız; güzel yurdumuz gitgide avlanan canlıların insan olduğu bir safari parkı görünümüne girdi.Son on günün olaylarından birkaç örnek:Konya'da genç bir adam (Narin Narik) evinin önünde göğsüne ve başına sıkılan kurşunlarla öldü. Katiller kaçtı.Adana'da Halil Köker (28), kardeş iki taksici tarafından bıçaklandı, yaralı durumdayken üstüne tabanca ile ateş edildi.Bakırköy'de, saldırıya uğrayan tinerci bir çocuğu korumak isteyen lokantacı, saldırganlar tarafından tabanca ile vurularak öldürüldü.Adıyaman'da kalp krizinden öldü denilerek defnedilen taksici Nevzat Yılmaz'ın 5 kurşunla vurularak öldürüldüğü tespit edildi.Menemen'de soygun yapan 3 kişi kuyumcu Remzi Kasap'ın başına 3 kurşun sıkıp kaçtı.İstanbul'da TEM yolunda bir minibüsü durduran meçhul kişiler sürücü Serdar Kızıldağ ile yanındaki Okay Mayda'yı öldürerek kaçtılar.Beşiktaş'ta bir bara alınmayan üç kişi silâhlarını çekip biri güvenlik görevlisi iki kişiyi öldürdüler.Van'da Seyit Ali Olur, istediği parayı vermeyen kardeşini dükkânının ortasında başına kurşun sıkarak öldürdü.Bursa'da "eceliyle öldü" raporu verilen bir kadının (Fatma Kurt) son anda vücudunda iki kurşun deliği tesbit edildi.Sıkı bir tarama, bu listenin sütunlar boyu uzamasını sağlayabilir. Manzara, bir toplumsal cinnet tablosu gösteriyor.Nefret ve acımasızlıkla beslenen ruhsal bunalım hali, hayatın hiçbir alanında sağlıklı ve dürüst insanlara sığınak bırakmıyor. Ne yapacağız?.Devlet her isteyene silâh veriyor. Tartıştığınız üç kişiden biri silâhlı olabilir, dikkat!Çengelköy'de bir benzincide üç kişiyi rehin alan polis memurunun durumu, çare sandığımız kurumun da cesaret kırıcı zaaflar içinde bulunduğunu ortaya çıkardı.Ruhsal durumu bozuk kaç polisin, silâhları ile toplum için tehlike oluşturduğunu kimse söyleyemiyor.Doktorlar da belinde silâh taşıyan hasta polislerden korktukları için "sağlam" raporu veriyorlar.Toplumdaki kontrolsuz silahlanmayı önlemekten, polislerin esaslı bir sağlık kontrolundan geçirilmesine ve gerekli tasfiyenin yapılmasına kadar bir yığın tedbir önerilebilir. Ama bunların hiçbiri iktidarın gündeminde değildir.Kısa vadede yapılacak fazla bir şey yok.Kendinize iyi bakın.Allah hepimizi korusun!Akıl, vicdan, insaf.. Hepsi iflâs!Meclis Yasama Dokunulmazlığını Araştırma Komisyonu Başkanı Hüsrev Kutlu baklayı ağzından çıkardı."Yargı bağımsızlığı sağlanıncaya kadar dokunulmazlıklara dokunulmamasına karar" vermişler! Yargı bağımsızlığı aslında vatandaşı ve özellikle muhalifleri siyasi iktidara karşı koruyan bir güvencedir. Şu acayipliğe bakın:CHP muhalefeti "dokunulmazlıkları kaldıralım" diyor, iktidar buna karşı çıkıyor.AKP'li Başkan Kutlu'nun yumurtladığı cevherin tercümesi şudur:"Yargıyı ele geçirene kadar dokunulmazlıkları kaldırmayacağız!"Anlayacağınız Türkiye, yağmurdan kaçarken doluya tutulma tehlikesi ile karşı karşıya..

Devamını Oku