Canı sıkılan kral

2 Ocak 2004

Bizdeki siyasetçiler belli bir yere geldikleri zaman kendilerini kral gibi hissetmeye başlıyor.İşler ters gitmeye başladığı zaman onların gazap menzili içinde bulunmak tehlikeli olabiliyor. En çok da gazeteciler zarar görüyor.2003'ün son günlerinde, laiklik konusunda birçok olumsuzluk üst üste geldi.Dışişleri Bakanı Gül, AİHM'e türban davasında verilen laiklik savunmasını geri çekti. Bu kararı rahatsızlık doğurdu..Başbakanlık Müsteşarlığı'na atanan Ömer Dinçer'in bir sempozyuma sunduğu tebliğ, iktidarın niyetleri konusundaki şüpheleri depreştirdi. Çünkü Prof. Dinçer "laikliğin yerini daha Müslüman bir yapıya devretmesi zamanının geldiğini" söylüyordu..Bunlar yetmiyormuş gibi AKP'li milletvekili Hüsrev Kutlu'nun meclisteki Atatürk resmi ve muhafız taburu ile ilgili yakınmaları, hemen ardından Fatih Camii'ndeki sarıklı, cüppeli kalabalığın görüntüleri ve komutanlann bunlara tepkileri medya yoluyla toplumun gündemine oturdu.Klişe suçlamaBunalan liderlerin hınçlarını gazetecilerden çıkarma geleneğini Erdoğan da sürdürüyor.Son mağdur VATAN muhabiri Nuri Sefa Erdem oldu!Başbakan o gece iyi bir seçim yapmış, Karabük'teki yaşlılar yurdunu, geç vakit de Bulak Çocuk Yurdu'nu ziyaret etmişti.Ayrılırken arkadaşımız Erdem "Sayın Başbakan, iki yurtta da yaşlılar ve çocuklar sizin için iki kez yılbaşı kutlaması yaptı. Bazıları odalarından uyandırılarak getirildi. Biliyor muydunuz?" diye sordu.İyi bir gününde olsa Erdoğan eminim "Bu soruyu git onlara sor. Uyandırıldıklarına değdi mi, değmedi mi?" der geçerdi.Ama o "İyi niyetli değilsin, edepsizlik yapma" diye tersledi.Muhabirimiz iyi niyetini savunmaya çalıştıysa da Başbakan sertleşerek "Edepsizlik yapma; sus, konuşma!. Edepsiz, hadi oradan" dedi..Korumaları Erdem'i tartaklayarak uzaklaştırırken o "ağzı leş gibi kokuyor" diyerek arabasına bindi.Cesaret lâzım!Başbakan hoşgörülü ve adil olmalı.Canını sıkan şeyler herkesin canını sıkıyor.Onun görevi halkı rahatlatmaktır.Ya düzeltici kararlar alarak veya can sıkıntısına gerek olmadığına halkı ikna ederek bunu yapacaktır."Edepsizlik" suçlaması cevap değildir.Aynı şeyi YÖK tartışmaları sırasında rektörlere de yapmıştı.."İçkili" suçlamasına gelince..İçki kötüdür ama Başbakan'a soru sormanın yüksek risk taşıyan bir iş haline gelmesi korkarız ki kötü bir çığır açacak.Başbakan içki kokusu duymak istemiyorsa, kendisine soru sormanın genç gazeteciler için cesaret isteyen bir iş haline gelmesine meydan vermemeli.Tabii daha iyisi, soruların üstüne gideceğine sorunların üstüne gitmesidir!

Devamını Oku

Kirli direniş

1 Ocak 2004

AKP iktidarı, dokunulmazlık zırhından vazgeçmemek için sonuna dek direnecek.Nereden mi belli?Meclis Dokunulmazlıklar Komisyonu'nun raporu şu gerçeği kabul etmiştir:Mevcut düzen kamuoyunda "parlamentonun suçlular için sığınak olduğu" izlenimi yaratmaktadır.Bu yanlışı düzeltmek lâzım ama nasıl?Komisyon "Suçlanan vekili önce mecliste biz yargılayalım, isnat ciddi ise, siyasi maksat taşımıyorsa ve olay kamuoyunu çok etkilemişse mahkemeye gönderilmesine biz karar verelim" demeye getiriyor.Yargının tarafsızlığına ve adaletine güvenmeyen milletvekillerinin, kendi kuracakları mahkemenin adaletine millet nasıl ve niçin güvenecek?İktidar çoğunluğunun oluşturacağı bir jüriden adalet ve temizlik çıkar mı?Hayır çıkmaz.. Geçmişin parçalı siyaseti, suçlularını takas yoluyla kurtarıyordu. Bugün çoğunluğa sahip tek parti iktidan var. Hiçbir iktidar milletvekili, ne suç işlerse işlesin yargıya gönderilmeyecektir.CHP muhalefeti "Biz dokunulmazlık istemiyoruz. Kaldırın, yargılanalım" diyorlar. "Kahraman olmasınlar" diye onları bile göndermeyeceklerdir.Komisyon meydan okuyan bir tavırda görünmemek için "Dokunulmazlıkları bir şartla ele alabiliriz" diyor..."Memurların, hakimlerin, savcıların, kolluk güçlerinin, vali ve kaymakamların da yargılanmalarını engelleyen düzenlemeler var. Milletvekili dokunulmazlıklarını bunlarla birlikte ele almakta fayda var.."Demokratik hukuk devletinin şartı olan yargı denetimi ve ona bağlı temiz siyaset belli ki "balık kavağa çıkınca" gelecektir.AB Türkiye'ye müzakere tarihi vermenin koşulları arasına milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasını da ekleyecek olursa asıl o zaman yandık.Ömür boyu dokunulmazlık hayali kuran zihniyet AB üyeliğini yakar, zırhından vazgeçmez çünkü.Türkiye'yi AB'ye sokmak istemeyenler de "hayır" demeden muratlarına ererler!Demokrasi ne zaman?AKP'nin adaleti pek hoş..Atatürk'ün meclisteki mareşal üniformalı resminin ve koruma taburunun kaldırılmasını isteyen sözleri nedeniyle AKP milletvekili Hüsrev Kutlu, komutanlardan büyük tepki aldı.Başbakan'ın bu haberlerden rahatsızlığını belli eden açıklaması evlere şenlik: "Kimse hükümetiyle ordusu arasında bulanık havalar estirme gayreti içine girmesin" dedi dün.Başbakan, aynaya yansıyan çirkinlikten yine medyayı, yani aynayı sorumlu tuttu.Belli ki AKP'nin düşlediği demokrasi, yargıyı ve medyayı bütünüyle ele geçirmeden gelmeyecek!

Devamını Oku

Yıl çıkar, huy çıkmaz!

31 Aralık 2003

Yeni yılın ülkemize insanlarımıza barış, huzur refah ve mutluluk getirmesini diliyoruz.2004'ün Türkiye'yi tarihsel özlemleriyle buluşturacak bir yıl olduğu bilincini herkesin taşımasını, çocuklarımıza borçlandığımız hayatı riske sokacak gerici hayalperestlere karşı milletin devasa bir uygarlık dayanışması göstermesini bekliyoruz.2004 Türkiye için Avrupa Birliği yılıdır.Başarı, Türkiye'nin İslâmla demokrasiyi birlikte yaşayan kalitesini parlatarak, yücelterek kazanılacaktır.Fakat Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman geçen gün Fatih Camii'ndeki cenazeden VATAN gazetesine yansıyan fotoğrafları (sanklı adamlar ve cemaat liderinin sakalını öpen milletvekilleri) göstererek haklı olarak soruyor:"Bu cenaze ile mi Avrupa Birliği'ne gireceksiniz?"Gerici kışkırtmaTürk halkının yüzde 74'ü AB'yi istiyor.. Bu yolda geçen yıl önemli reformlar gerçekleşti. En önemlileri de askerlerin siyasete müdahalelerini sınırlayan düzenlemelerdi.Fakat yıl yine gerici niyetlerin tedirginlik veren kışkırtmaları ile kapanmıştır.Genelkurmay Başkanlığı dün, Atatürk'ün meclisteki üniformalı resminden ve meclisteki muhafız taburundan rahatsız olduğunu söyleyen AKP milletvekili Hüsrev Kutlu'yu kınayan bir açıklama yayınladı.Yabancı ülkelerdeki askeri üniformalı kralları, prensleri ve parlamentolarda görev yapan askerlerin varlığını hatırlatan açıklama, bizdeki tahammülsüzlüğün "derin endişe" uyandırdığını belirtiyor.İlişki ve etkileşimTürkiye'nin AB yolunu mayınlamaya yönelik gizli niyetler mi söz konusu?AKP iktidarı, "laiklik, cumhuriyet ve milliyetçilik ilkelerinin yerini daha Müslüman bir yapıya devretmesi zamanının artık geldiğini" söyleyen birini Başbakanlık Müsteşarı yapmıştır.Müsteşar Ömer Dinçer "Kültürel ve siyasi İslâmi hareketlerin bütünleşmiş bir halde devam ettirilmesini" öneriyor.Bu kuramcının bürokrasinin başına getirilmesi, Dışişleri Bakanı Gül'ün AİHM'e verilen laik cumhuriyet savunmasını geri çekmesi, AKP'li Kutlu'nun Atatürk ve asker tahammülsüzlüğü ve Fatih'teki meydan okuma görüntüleri, acaba bu ilişki ve etkileşimlerin bir tezahürü müdür?AKP'nin Hüsrev Kutlu'yu disipline vermesi ve bu iktidarın getirdiği açık fikirli Diyanet İşleri Başkanı'nın yılbaşı eğlencelerini "evrensel kültürün bir parçası" sayarak onaylaması bir teselli sayılabilir ama yeterli değildir.İktidar gericilikle çağdaşlık arasında tarafsız kalamaz. Tarihi misyonunu parti içindeki radikallerin gizli emellerine feda edemez.Özellikle de bu yıl..

Devamını Oku

Büyük sınav yılı

30 Aralık 2003

Bazı yıllar vardır, soru sorar; bazı yıllar vardır emir verir, hedef gösterir.2003 ne yaptığımızı sordu. Eksiklerimiz olsa da cevaplarımızın çoğu olumludur.Türkiye ekonomik krizin yaralarını sarmış, potansiyelini yeni sıçramalara hazır hale getirmiştir.Yeni yıl bir buçuk yüzyıl süren uygarlaşma çabalanmızın dönüm noktası olacak. Yılın sonunda ektiklerimizin hasadını toplayacağız.Ama "başarısızlık halinde ne yapacağız?" sorusuna cevap arayan planlarla zaman yitirmemeliyiz. Hayatın cesareti daima ödüllendirdiğine inanmalıyız.Türkiye'nin 2004'te, olimpiyada ev sahipliği yapacak ülkelerin inancına, disiplinine, heyecanına, toplumsal işbirliğine ve dayanışmasına ihtiyacı vardır.Çünkü 2004 hedef gösteriyor.AB üyelik müzakeresi için tarih almanın getireceği imkân ve fırsatlar, hiçbir endişenin kısıtlayıcı etkilerinden zarar görmemelidir.AB'li bir gelecekKıbrıs sorunu şu anda yolumuzun üzerindeki en ciddi engeldir. Bu engeli, dünyada çözümü önleyen taraf olduğumuz görüntüsünü vererek biz kendimiz yarattık.Kıbrıs'ın 30 yıldır barış içinde yaşamasını sağlayan güvenceleri feda etmeden bütünleşmesini istediğimizi niçin anlatamayalım?AB Türkiye'nin demokratik geleceğidir.Bu doğru ama radikal İslamcı terörün insanlığı sürüklemeye çalıştığı dinler savaşı, dünyanın önlemeye çalıştığı bir cehennemse, Türkiye bu felâketi durdurmanın tek çaresidir.Dünyadaki bir milyarı aşan Müslümana, blokların temelini dini inanç farklarının yaratmadığını ispatlamak Batı'nın borcudur. En ikna edici ispat da, İslâmı demokrasi ile uyum içinde yaşayan Türkiye'yi AB'ye alarak göstermektir.Türkiye'nin 2004'ü bu duyarlılık içinde geçirmesi, din eksenli rejim ve sistem tartışmalarının tedirginlik ve şüphe uyandıran gerginliklerine sürüklenmemesi gerekiyor.Dediğin gibi ol..En büyük sorumluluk iktidarındır. Ordu, yargı, üniversiteler ve medyaya yönelik popülist güç gösterilerinin, kendi ayağına ateş etmekten başka bir sonuç doğurmayacağını iktidar sorumlulan dileriz görmüşlerdir.Demokratik laik rejime bağlılık konusunda şüphe uyandıran adımların, yılın sonundaki tarihi randevuya zarar vereceğini umarız farkedeceklerdir.Devlet bürokrasisinin tepe noktası olan Başbakanlık Müsteşarlığı koltuğunda bugün "Cumhuriyetin, Müslüman bir yapıya devredilmesi zamanının geldiğini" söyleyen biri oturuyor.Tayyip Erdoğan AKP'nin lideri sıfatıyla "Milli Görüş gömleğini çıkardık" demişti. Başbakan sıfatıyla da "Bu rejimi sonsuza kadar yaşatmaya kararlı" olduklarını söyledi. Bu tavrı ve sorumluluğu, gireceğimiz kader yılında, bu kritik makam için yaptığı yanlış tercihi hemen değiştirmesini gerektirmiyor mu?Yeni yılın özlemlerimize kavuşma yılı olmasını diliyoruz.

Devamını Oku

Zor yolculuk

29 Aralık 2003

Türkiye AB'den müzakere tarihi alınca kurtuluşu getirecek yolun sonuna kadar açılacağı sanılıyor.Acaba öyle mi?Avrupa Parlamentosu Milletvekili Ozan Ceyhun, Ankara'da sergilediği kararlılıktan dolayı AB'nin sempatisini kazanan bir iktidar bulunmasına rağmen bunun "çantada keklik" olmadığını söylüyor.Çünkü kaygı veren şeyler oluyor Türkiye'de. İşte Ozan Ceyhun'un hatırlattığı örnekler:"Sergiledikleri performansa rağmen AKP'lilerin apartmanlarda ibadethane açmaya, Kur'an kurslarını zıvanadan çıkarmaya varan önerileri, Adalet Bakanlığı Müsteşarı'nın 'tecavüze uğrayan kadının, kendisine tecavüz eden erkekle evlenmesi doğrudur' diyen ilginç çıkışları oluyor."Bu zincire, türban yasağı nedeniyle AİHM'e şikâyet edilen Türkiye'nin verdiği laik sistem savunmasını geri çeken Dışişleri Bakanı Gül'ün çıkışını, hatta dün İstanbul'daki bir cenazenin görüntülerinden etkilenecek olan duyguları da eklemek lâzım.Burası İstanbulTürkiye müzakere tarihi aldıktan sonra daha yakından izlenecektir.Kökten dinci çıkışları Avrupalıların şaşırarak izlediğini söyleyen Ceyhun, Türkiye İran'a ve Suudi Arabistan'a benzerse, müzakere sürecinin mutlu bitmeyeceği uyarısında bulunuyor. "Çünkü o zaman Türkiye'yi AB'ye adapte etmek imkânsızdır" diyor.Meşrutiyet dönemi İstanbul'unu andıran dünkü cenazenin görüntüleri, Türkiye'nin üyeliğini savunanların bile aklını karıştırmayacak mı?Şu anda AB ile ilgili uygarlık projesini ayakta tutan umut, her şeye rağmen AKP iktidarının kararlılığından besleniyor. Fakat devletin kritik koltuklarına yaptığı şüpheli atamalar yüzünden bu umuda yine iktidar darbe indiriyor.Meselâ bürokrasinin bir numaralı koltuğu olan Başbakanlık Müsteşarlığı'na siyasal İslâm'ı savunan bir profesör getirilmiştir.Hep diken üstündeProf. Ömer Dinçer, yedi yıl önce bir sempozyumda, laiklik ilkesinin yerini İslâm'la bütünleşme modeline bırakması gerektiğini savunmuş, "laiklik, cumhuriyet ve milliyetçilik gibi birçok temel ilkenin yerini daha Müslüman bir yapıya devretmesi zorunluluğunun ve zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum" demişti.Bu zihniyeti bürokrasinin tepesine oturtmak kediye ciğer teslim etmek değil midir?Müsteşar Dinçer o makale ile ne anlatmak istediğini yakında açıklayacakmış.. Herhalde "Ben de değiştim" diyecektir.Ama Başbakan Erdoğan, bu tayinle yansıyan tercihinin, kendisine ait değişim iddiasına zarar verdiğini bilmeli ve CHP lideri Baykal'ın "Bu adam gitsin" çağrısını ciddi olarak düşünmelidir.Evet, Milli Eğitim taşra teşkilâtının özel idarelere devrinden vazgeçen iktidar, Kamu Yönetimi Yasası'ndaki vahim bir yanlıştan dönmeye dün razı oldu.Ama millet "laik demokratik rejimi ne zaman, neresinden delecekler" diye her an diken üstünde mi oturacak?

Devamını Oku

Yine uyutulduk

28 Aralık 2003

Siyasetçiler hep yolsuzluklara karşı çıkacakları vaadiyle iktidara geliyorlar.AKP de böyle geldi. Tayyip Erdoğan seçimden önce dokunulmazlıkları kaldıracaklarını taahhüt etti. Sonuç tam bir hayal kırıklığı:İktidar milletvekilleri dokunulmazlıklarına dokundurmak istemiyor. O kadar ki, bu zırhı seçilmeseler bile ölünceye kadar taşımak hayalini kuranlar var.Temiz siyaseti güvence altına alacak yargı denetimi, bu dönem için de artık gerçekleşmeyecek bir rüya olarak kabul edilebilir.Yargının tarafsızlığına güvenmediklerini söylüyorlar. Bu komik bir bahanedir. Aslında adaletten, yani kendilerinden korkuyorlar.Yolsuzluk davaları görülüyor, yargılananların bazıları mahkûm oluyor, aynı davanın milletvekili olan sanıkları kurtuluyor.İşte "kayıp trilyon" davasında Erbakan hüküm giydi, Abdullah Gül kurtuldu ve bugün iktidar yetkisi kullanıyor.Öylesine ki, AİHM'de Türkiye aleyhine açılan bir davada devlet adına yapılan son savunmayı geri çekecek kadar ileri yetkiler..Eşi, benzer bir davada Türkiye'yi dava etmiş.. Abdullah Gül'ün T. C. Dışişleri Bakanı olarak devletten yana taraf olma sorumluluğu var. Ama eşinin davacı olmasından ötürü de zorluğu bulunuyor.Gül, savunmayı geri çekerek türbanı ve eşini kollayıp devleti harcamıştır.Dokunulmazlıktan elbette vazgeçmezler.Başbakan Erdoğan da artık sözünde duramaz. Çünkü o, halktaki temiz siyaset özlemine cevap vermek için AKP'li milletvekillerine ticari işlere bulaşmamalarını emretmişken yeni bir şirket kurarak, koyduğu kuralı kendi ihlâl etmiş, inandırıcılığını kaybetmiştir.AKP milletvekilleri mutlaka liderlerini örnek alacaklardır.Milletvekili dokunulmazlıklarını da sermaye yapacaklardır.Dokunulmazlıkları öbür genel seçime kadar unutabiliriz!Adalet isteniyorsa..Belli ki iktidar, eski Başbakan Mesut Yılmaz ile eski bakanlardan Güneş Taner'i Yüce Divan'a göndermeye kararlı..Değişim iddiası taşıyan AKP acaba bu işi devlet ciddiyetine yakışan bir zemine oturtma erdemini gösterebilecek mi?AKP'li bir hukukçu olan Ertuğrul Yalçınbayır Anayasa Mahkemesi'nin Yılmaz ve Taner'i Yüce Divan sıfatıyla yargılamayı uygun görmeyebileceğim söylüyor. Çünkü geçen dönemin meclisi bu iki siyasetçiyi aklamıştı.Kamuoyu araştırmaları, halkın yüzde 80'ini aşan bir çoğunluğunun hesap sorulmasını istediğini gösteriyor.Çünkü bu suçlamalara meclis siyasi olarak yaklaşıyor. Sonucu adalet değil siyaset belirliyor. Bu doğru ama aynı şey şimdi tersine işlemeyecek mi?Mahkemeleri güvenilmez buldukları için dokunulmazlıklardan vazgeçmeyen bir iktidar siyasi rakiplerini suçlayıp Yüce Divan'a göndermeyecek mi?AKP artık bir karar vermelidir: Siyasi linç geleneğine devam mı, yoksa adaletin egemenliğine doğru adım atmak mı?Eğer adalet isteniyorsa, yolsuzluk soruşturmaları ile ilgili Anayasa kuralı değiştirilmelidir. Bu alandaki denetim, bütünüyle siyasilere emanet edilemez.Soruşturma komisyonlarında yargı ile ortak çalışma yapılmalı, Yargıtay ceza dairelerinden oluşan bir kurulun teknik yardımı alınmalıdır.

Devamını Oku

Zorla güzellik

27 Aralık 2003

Kıbrıs'ta Türkiye'nin oyun bozan görüntüsünü değiştirmesini isteyenler hakarete uğruyor."Ver-kurtul"culuktan Sevr yandaşlığına, vatan hainliğine kadar..Oysa "verelim" diyen yok, "Oturalım ve uzlaşmaz tarafın gerçekte Rumlar olduğunu ispat edelim" diyenler var.Çünkü Türkiye'nin Annan Planı'nda istediği değişiklikler ve güvenceler savunulabilir şeylerdir. Türkiye hiç bir şey yapmamışsa bu adaya otuz yıl süren bir barış getirmiştir.Kıbrıs'ın kanlı geçmişi ve Yugoslavya tecrübesi ortada iken Türkiye'nin hassasiyetleri Rum propagandası ile mahkum edilemez."Kıbrıs'ta çözüme razı olmamızdan sonra ya bizi AB'ye almazlarsa" korkusu ihmal edilmeli mi? Hayır.. Ama Türkiye'nin Annan Planı zemininde bir uzlaşmayı, kendini böyle bir riske karşı sigortalayarak kabul edebileceğini söyleme hakkı her zaman vardır.Şu gerçeği iyi saptamamız gerekiyor:Asıl mesele Türkiye'nin AB yolculuğudur ve AB'ye karşı olanlar Kıbrıs'ı kullanıyor.Açıkça AB karşıtlığı yapamazlar çünkü halk AB üyeliğini istiyor. Bu oran son 6 ayda yüzde 10 artarak yüzde 74'e yükselmiştir. Onu artık sadece ulusal onurunu rencide edecek kışkırtmalar değiştirebilir. Denktaş da buna oynuyor..AKP hükümeti hiç bir komplekse düşmeden AB yolu üzerindeki engelleri kaldırmanın cesaretini göstermelidir.Eski Cumhurbaşkanı Demirel bile yanlış koroya dahil oldu. Star'a verdiği mülakatta "AB'ye almazlarsa almasınlar. Zorla güzellik olmaz" demiş..Avrupa Birliği üyeliği bu kadar kolay vazgeçilir bir hedef midir?Türkiye uyum yasalarının getirdiği "güzellik"leri AB üyeliğinin zoru ile kazanmadı mı?"Şu AB hayali bitse de siyasi şartlar ve tehdit değerlendirmeleri değişti" diye demokratik reformları geriye işletmek için pusuya yatmış güçlerin varlığından Demirel haberdar değil mi?Güzellikler son yıllarda hep zorla geldi.Halk bunları umut ve mutlulukla kabul etti.Zor altında kabul edenler ufuksuz ve egoist siyasetçilerdir.Adalet eksiksiz olmalıİmarzedelerle ilgili yasa nihayet Çankaya'dan geçip yürürlüğe girdi.Çoğu küçük tasarruf sahibi olan mudilerin buharlaştırılan 8 katrilyon lira parasını şimdi devlet, daha doğrusu halk ödeyecek.Devletin namusudur bu. Madem güvence verilmiş, kimsenin gözü kalmasın..Ama adalet?. İşte bu ihmal edilmemeli.Yargı "Kimler çaldı bu paraları?" sorusunun cevabını ararken"Kimler çaldırdı?" sorusuna da aynı önemi vermelidir. Çünkü bu rezaletlerin tekrarını önleyecek asıl güvence buradadır.Hükümet de hazine bonosu ve off-shore alacaklılarına yaptığı haksızlığı düzeltmenin çaresini aramalıdır. Görevini yapmayan kurumların, korkuya veya menfaate esir düşmüş sorumluların vebali masum ve mağdur insanlara ödetilmemelidir.Kimse "Devletin yükünü bu sayede hafiflettik" demesin. Çünkü o zaman sorarlar:Hiç mecburiyetiniz yokken 50 milyarlık garantiyi niçin ve kimleri kurtarmak için sınırsız hale getirdiniz?

Devamını Oku

Allaha emanet

26 Aralık 2003

Korkuya toplumlar ya hazırlık yaparak tepki verirler veya kaderci bir teslimiyet gösterirler.Dün bir kez daha kanıtlandı:"Deprem bir doğa olayıdır. Onu korkunç yapan bizleriz.."İran'da 6,3 büyüklüğünde bir deprem oldu. Japonya ve Amerika gibi hazırlıklı ülkelerde daha büyük depremler bile kayıpsız atlatılırken İran'ın yerle bir olan tarihi Bem kentinde 6 bin kişi öldü.İki hastanenin çökmesi, depreme hazırlığın asgari şartlarına bile uyulmadığını gösteriyor.Bilim, İstanbul ve çevresinde büyüklüğü 7 dolayında olacak bir depremin alarmını vermiştir.Zamanı?. Bir yıl içinde de olabilir, otuz yıl sonra da..Peki hazır mıyız? Hazırlık yapıyor muyuz? Hayır..Kaderci miskinlikMarmara Depremi'nin üzerinden dört yıl geçmesine rağmen İstanbul'da her şey yerinde sayıyor.Bilim adamları müneccimlikle, devlet sorumluları ise deprem sonrası oluşacak zararları telâfi amaçlı senaryolarla vakit öldürüyor.Tedbire harcanacak her kuruşun, depremde en az yüz katı ile geri döneceğini dünya tecrübelerinden gördükleri halde miskin miskin oturuyorlar.Çağdaş toplumlar deprem zararlarını en aza indirmek amacıyla işe okulları ve hastaneleri dayanıklı hale getirmekle başlıyor. Çürük ve yasak yapılar ortadan kaldırılıyor.Yarısından çoğu gecekonduda yaşayan bu kent, daha ne kadar Tanrı'nın merhametine emanet edilecek?İstanbul'u hazırlıksız yakalayacak bir depremden doğacak kayıpların, Türkiye'nin ekonomisini yıkmakla kalmayıp bağımsızlığını bile tehlikeye sokacağını bu ülkenin siyasetçileri görmüyor mu?İlâhi bir uyarı gibi"Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az" demişler.Dünyanın çeşitli yerlerinde bir haftada büyüklüğü 6'nın üstünde altı deprem oldu. Umarız bunlar ve dünkü İran depremi uyan görevi yerine getirmiştir.Bu millet, geçmiş hükümetlerin "tedbir alacağız" diye koyduğu deprem vergilerini, hem de kriz ortamında boğazından keserek, lokmasından vazgeçerek ödedi.O paralar, devlet israfının ve yolsuzlukların kara deliklerinde yok olup gitti. Millet büyük Marmara depremini kurbanlık kuzu gibi bekliyor.Bütçede ayrılmış bir kaynak yok. Ortada depreme karşı bir devlet politikası bile yok.AKP iktidarı "değişim" iddiasını kanıtlamak istiyorsa işte zamanıdır.Değişim, Türkiye'yi kadercilikten aklın ve bilimin yol gösterdiği bir yönetim anlayışına geçirmekle başlamalı.

Devamını Oku