Siyasetçiler hep yolsuzluklara karşı çıkacakları vaadiyle iktidara geliyorlar.
AKP de böyle geldi. Tayyip Erdoğan seçimden önce dokunulmazlıkları kaldıracaklarını taahhüt etti. Sonuç tam bir hayal kırıklığı:
İktidar milletvekilleri dokunulmazlıklarına dokundurmak istemiyor. O kadar ki, bu zırhı seçilmeseler bile ölünceye kadar taşımak hayalini kuranlar var.
Temiz siyaseti güvence altına alacak yargı denetimi, bu dönem için de artık gerçekleşmeyecek bir rüya olarak kabul edilebilir.
Yargının tarafsızlığına güvenmediklerini söylüyorlar. Bu komik bir bahanedir. Aslında adaletten, yani kendilerinden korkuyorlar.
Yolsuzluk davaları görülüyor, yargılananların bazıları mahkûm oluyor, aynı davanın milletvekili olan sanıkları kurtuluyor.
İşte "kayıp trilyon" davasında Erbakan hüküm giydi, Abdullah Gül kurtuldu ve bugün iktidar yetkisi kullanıyor.
Öylesine ki, AİHM'de Türkiye aleyhine açılan bir davada devlet adına yapılan son savunmayı geri çekecek kadar ileri yetkiler..
Eşi, benzer bir davada Türkiye'yi dava etmiş.. Abdullah Gül'ün T. C. Dışişleri Bakanı olarak devletten yana taraf olma sorumluluğu var. Ama eşinin davacı olmasından ötürü de zorluğu bulunuyor.
Gül, savunmayı geri çekerek türbanı ve eşini kollayıp devleti harcamıştır.
Dokunulmazlıktan elbette vazgeçmezler.
Başbakan Erdoğan da artık sözünde duramaz. Çünkü o, halktaki temiz siyaset özlemine cevap vermek için AKP'li milletvekillerine ticari işlere bulaşmamalarını emretmişken yeni bir şirket kurarak, koyduğu kuralı kendi ihlâl etmiş, inandırıcılığını kaybetmiştir.
AKP milletvekilleri mutlaka liderlerini örnek alacaklardır.
Milletvekili dokunulmazlıklarını da sermaye yapacaklardır.
Dokunulmazlıkları öbür genel seçime kadar unutabiliriz!
Adalet isteniyorsa..
Belli ki iktidar, eski Başbakan Mesut Yılmaz ile eski bakanlardan Güneş Taner'i Yüce Divan'a göndermeye kararlı..
Değişim iddiası taşıyan AKP acaba bu işi devlet ciddiyetine yakışan bir zemine oturtma erdemini gösterebilecek mi?
AKP'li bir hukukçu olan Ertuğrul Yalçınbayır Anayasa Mahkemesi'nin Yılmaz ve Taner'i Yüce Divan sıfatıyla yargılamayı uygun görmeyebileceğim söylüyor. Çünkü geçen dönemin meclisi bu iki siyasetçiyi aklamıştı.
Kamuoyu araştırmaları, halkın yüzde 80'ini aşan bir çoğunluğunun hesap sorulmasını istediğini gösteriyor.
Çünkü bu suçlamalara meclis siyasi olarak yaklaşıyor. Sonucu adalet değil siyaset belirliyor. Bu doğru ama aynı şey şimdi tersine işlemeyecek mi?
Mahkemeleri güvenilmez buldukları için dokunulmazlıklardan vazgeçmeyen bir iktidar siyasi rakiplerini suçlayıp Yüce Divan'a göndermeyecek mi?
AKP artık bir karar vermelidir: Siyasi linç geleneğine devam mı, yoksa adaletin egemenliğine doğru adım atmak mı?
Eğer adalet isteniyorsa, yolsuzluk soruşturmaları ile ilgili Anayasa kuralı değiştirilmelidir. Bu alandaki denetim, bütünüyle siyasilere emanet edilemez.
Soruşturma komisyonlarında yargı ile ortak çalışma yapılmalı, Yargıtay ceza dairelerinden oluşan bir kurulun teknik yardımı alınmalıdır.
Yine uyutulduk
Siyasetçiler hep yolsuzluklara karşı çıkacakları vaadiyle iktidara geliyorlar. AKP de böyle geldi. Tayyip Erdoğan seçimden önce dokunulmazlıkları kaldıracaklarını taahhüt etti. Sonuç tam bir hayal kırıklığı
Haberin Devamı

