Türkiye AB'den müzakere tarihi alınca kurtuluşu getirecek yolun sonuna kadar açılacağı sanılıyor.
Acaba öyle mi?
Avrupa Parlamentosu Milletvekili Ozan Ceyhun, Ankara'da sergilediği kararlılıktan dolayı AB'nin sempatisini kazanan bir iktidar bulunmasına rağmen bunun "çantada keklik" olmadığını söylüyor.
Çünkü kaygı veren şeyler oluyor Türkiye'de. İşte Ozan Ceyhun'un hatırlattığı örnekler:
"Sergiledikleri performansa rağmen AKP'lilerin apartmanlarda ibadethane açmaya, Kur'an kurslarını zıvanadan çıkarmaya varan önerileri, Adalet Bakanlığı Müsteşarı'nın 'tecavüze uğrayan kadının, kendisine tecavüz eden erkekle evlenmesi doğrudur' diyen ilginç çıkışları oluyor."
Bu zincire, türban yasağı nedeniyle AİHM'e şikâyet edilen Türkiye'nin verdiği laik sistem savunmasını geri çeken Dışişleri Bakanı Gül'ün çıkışını, hatta dün İstanbul'daki bir cenazenin görüntülerinden etkilenecek olan duyguları da eklemek lâzım.
Burası İstanbul
Türkiye müzakere tarihi aldıktan sonra daha yakından izlenecektir.
Kökten dinci çıkışları Avrupalıların şaşırarak izlediğini söyleyen Ceyhun, Türkiye İran'a ve Suudi Arabistan'a benzerse, müzakere sürecinin mutlu bitmeyeceği uyarısında bulunuyor. "Çünkü o zaman Türkiye'yi AB'ye adapte etmek imkânsızdır" diyor.
Meşrutiyet dönemi İstanbul'unu andıran dünkü cenazenin görüntüleri, Türkiye'nin üyeliğini savunanların bile aklını karıştırmayacak mı?
Şu anda AB ile ilgili uygarlık projesini ayakta tutan umut, her şeye rağmen AKP iktidarının kararlılığından besleniyor. Fakat devletin kritik koltuklarına yaptığı şüpheli atamalar yüzünden bu umuda yine iktidar darbe indiriyor.
Meselâ bürokrasinin bir numaralı koltuğu olan Başbakanlık Müsteşarlığı'na siyasal İslâm'ı savunan bir profesör getirilmiştir.
Hep diken üstünde
Prof. Ömer Dinçer, yedi yıl önce bir sempozyumda, laiklik ilkesinin yerini İslâm'la bütünleşme modeline bırakması gerektiğini savunmuş, "laiklik, cumhuriyet ve milliyetçilik gibi birçok temel ilkenin yerini daha Müslüman bir yapıya devretmesi zorunluluğunun ve zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum" demişti.
Bu zihniyeti bürokrasinin tepesine oturtmak kediye ciğer teslim etmek değil midir?
Müsteşar Dinçer o makale ile ne anlatmak istediğini yakında açıklayacakmış.. Herhalde "Ben de değiştim" diyecektir.
Ama Başbakan Erdoğan, bu tayinle yansıyan tercihinin, kendisine ait değişim iddiasına zarar verdiğini bilmeli ve CHP lideri Baykal'ın "Bu adam gitsin" çağrısını ciddi olarak düşünmelidir.
Evet, Milli Eğitim taşra teşkilâtının özel idarelere devrinden vazgeçen iktidar, Kamu Yönetimi Yasası'ndaki vahim bir yanlıştan dönmeye dün razı oldu.
Ama millet "laik demokratik rejimi ne zaman, neresinden delecekler" diye her an diken üstünde mi oturacak?
Zor yolculuk
Türkiye AB'den müzakere tarihi alınca kurtuluşu getirecek yolun sonuna kadar açılacağı sanılıyor
Haberin Devamı

