Kıbrıs'ta Türkiye'nin oyun bozan görüntüsünü değiştirmesini isteyenler hakarete uğruyor.
"Ver-kurtul"culuktan Sevr yandaşlığına, vatan hainliğine kadar..
Oysa "verelim" diyen yok, "Oturalım ve uzlaşmaz tarafın gerçekte Rumlar olduğunu ispat edelim" diyenler var.
Çünkü Türkiye'nin Annan Planı'nda istediği değişiklikler ve güvenceler savunulabilir şeylerdir. Türkiye hiç bir şey yapmamışsa bu adaya otuz yıl süren bir barış getirmiştir.
Kıbrıs'ın kanlı geçmişi ve Yugoslavya tecrübesi ortada iken Türkiye'nin hassasiyetleri Rum propagandası ile mahkum edilemez.
"Kıbrıs'ta çözüme razı olmamızdan sonra ya bizi AB'ye almazlarsa" korkusu ihmal edilmeli mi? Hayır.. Ama Türkiye'nin Annan Planı zemininde bir uzlaşmayı, kendini böyle bir riske karşı sigortalayarak kabul edebileceğini söyleme hakkı her zaman vardır.
Şu gerçeği iyi saptamamız gerekiyor:
Asıl mesele Türkiye'nin AB yolculuğudur ve AB'ye karşı olanlar Kıbrıs'ı kullanıyor.
Açıkça AB karşıtlığı yapamazlar çünkü halk AB üyeliğini istiyor. Bu oran son 6 ayda yüzde 10 artarak yüzde 74'e yükselmiştir. Onu artık sadece ulusal onurunu rencide edecek kışkırtmalar değiştirebilir. Denktaş da buna oynuyor..
AKP hükümeti hiç bir komplekse düşmeden AB yolu üzerindeki engelleri kaldırmanın cesaretini göstermelidir.
Eski Cumhurbaşkanı Demirel bile yanlış koroya dahil oldu. Star'a verdiği mülakatta "AB'ye almazlarsa almasınlar. Zorla güzellik olmaz" demiş..
Avrupa Birliği üyeliği bu kadar kolay vazgeçilir bir hedef midir?
Türkiye uyum yasalarının getirdiği "güzellik"leri AB üyeliğinin zoru ile kazanmadı mı?
"Şu AB hayali bitse de siyasi şartlar ve tehdit değerlendirmeleri değişti" diye demokratik reformları geriye işletmek için pusuya yatmış güçlerin varlığından Demirel haberdar değil mi?
Güzellikler son yıllarda hep zorla geldi.
Halk bunları umut ve mutlulukla kabul etti.
Zor altında kabul edenler ufuksuz ve egoist siyasetçilerdir.
Adalet eksiksiz olmalı
İmarzedelerle ilgili yasa nihayet Çankaya'dan geçip yürürlüğe girdi.
Çoğu küçük tasarruf sahibi olan mudilerin buharlaştırılan 8 katrilyon lira parasını şimdi devlet, daha doğrusu halk ödeyecek.
Devletin namusudur bu. Madem güvence verilmiş, kimsenin gözü kalmasın..
Ama adalet?. İşte bu ihmal edilmemeli.
Yargı "Kimler çaldı bu paraları?" sorusunun cevabını ararken
"Kimler çaldırdı?" sorusuna da aynı önemi vermelidir. Çünkü bu rezaletlerin tekrarını önleyecek asıl güvence buradadır.
Hükümet de hazine bonosu ve off-shore alacaklılarına yaptığı haksızlığı düzeltmenin çaresini aramalıdır. Görevini yapmayan kurumların, korkuya veya menfaate esir düşmüş sorumluların vebali masum ve mağdur insanlara ödetilmemelidir.
Kimse "Devletin yükünü bu sayede hafiflettik" demesin. Çünkü o zaman sorarlar:
Hiç mecburiyetiniz yokken 50 milyarlık garantiyi niçin ve kimleri kurtarmak için sınırsız hale getirdiniz?
Zorla güzellik
Kıbrıs'ta Türkiye'nin oyun bozan görüntüsünü değiştirmesini isteyenler hakarete uğruyor. "Ver- kurtul"culuktan Sevr yandaşlığına, vatan hainliğine kadar
Haberin Devamı

