Ege Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon'un şu sözleri tartışma yarattı: "Bu ülke güzel insan yetiştirirdi. Artık hain de yetiştiriyor. (Kıbrıs için) Ver kurtul diyen hain değildir de nedir?"Tepkileri alınganlık saymıyorum; düşünce özgürlüğünü savunmaktır bunlar. Çünkü komutanın sözleri, kendisi gibi düşünmeyenleri susturma amacının ağır tehdidini içeriyor.Hain ne demek!Şu gerçeği saptamak lâzım:Kıbns için kimse "ver-kurtul" demiyor.Denilen şudur: Adada adil ve kalıcı bir çözüm Türkiye'nin menfaatidir. Çözüm istemeyen taraf suçlaması bize zarar vermiştir. Görüntümüzü değiştirirsek AB'den tarih alma şansımızı artırırız. Hızlı davranırsak 1 Mayıs'ta AB'ye üye olacak Rum yönetiminin bize şantaj politikası yürütmesini önleyebiliriz.Neden bu görüş ihanet oluyor da karşıtı vatanseverlik sayılıyor?Tartışma bize 6 Ocak 1984 tarihinde İspanya Kralı Juan Carlos'un Silâhlı Kuvvetler'e verdiği tarihi nutkunu hatırlattı. Kral, vatanseverliğin "vatanın münhasıran kimsenin mülkü olmadığını kabul etmekten ibaret" olduğunu ifade ederek şöyle demişti:"Vatanseverlik, aynı zamanda, vatandaşların hür ve meşru bir şekilde ifade ettikleri iradelerini kabul etmesini bilmek ve bir azınlığın geri kalanlara vatanın iyiliği hakkındaki kendi fikirlerini zorla kabul ettirmekten vazgeçmektir.."Bu konuşmadan iki yıl sonra İspanya AB'ye girdi. Ve kral bir daha böyle bir konuşma yapmak mecburiyetine hiç düşmedi.Gerek doğdu da AB mi susturdu, yoksa AB'ye girdikten sonra vatanı hainlerden korumak gibi bir ihtiyaç mı doğmadı?Atalarımız "Üzümünü ye, bağını sorma" demişler. Darısı başımıza..Yanık şarkılar..Popstar yarışmasının gördüğü ilgi öteki kanalları da harekete geçirdi.İki kanal daha benzer yarışmalar düzenliyor. Birine bir haftada 10 binden çok, ötekine bir günde bini aşkın genç başvurmuş.Müziğe kabiliyeti olan ve sesi güzel bu kadar çok insan var mı?Kabiliyet tartışılır ama seslerinin güzel çıkacağı kesin gibi. Malum, karnı açken insanın sesi daha güzel çıkar!Krizlerin sosyal maliyeti korkunç oldu. İşsizlik oranı üç yılda 2 kat, yoksul oranı 3 kat artti. Bu trajediden eğlence çıkarmak, gençleri şöhret hayali ile umutlandırmak kötü bir şey değil belki. Ama şu şartla:Ülkeyi yönetenler, hayal kurarak kazanılacak zamanı, işsizliğe gerçek çareler arayıp bularak değerlendirirlerse.
Kürtlerin Irak'ta etnik temele dayalı federasyon özlemi, hava boşluğuna girmiş uçak gibi hızla irtifa kaybetti.Türkiye'nin itirazları ve bölge ülkelerini ortak bir muhalif zeminde örgütlemesi, Irak'ın bölünmesine kadar varacak gelişmeleri frenlemekte etkili oldu.Evet, Iraklı Kürtlerin kazanılmış hakları var.ABD yeterli güvenceler sağlanmadan çekildiği takdirde Kürtler, öteki etnik unsurların intikam hedefi haline gelebilir.Ama bunun çaresi, petrol kaynaklarına sahip bir bölgeyi içine alacak federasyon mudur?Hayır.. Kürdistan Yurtseverler Birliği yetkilisi Behram Salih bile bunun "kanlı sonuçlar" doğuracak bir hayal olduğunu kabul etmiştir.Bölge ülkelerinin ve Arap dünyasının böyle bir gelişmeye seyirci kalmayacağını belli etmesi artık Washington'u da etkiliyor.Akıllı yasalarPeki Türkiye'nin Kürt sorununa yönelik siyaseti, Irak'taki tehlikeli oluşumları önleme amacından mı ibaret kalacak?Türkiye'nin kendine özgü bir Kürt sorunu bulunduğunu Ankara görmeyecek mi?Haksızlık etmemek lâzım. Türkiye, sınırları dışında oluşabilecek tehlikeye karşı en etkili savunma tedbirinin kendi içinde olduğunu artık biliyor.CHP dün, Güneydoğu'da işsizliğe karşı yatırım yapılması için hükümete çağrı yaptı.AKP hükümeti bu yolda övgüye değer adımları atmaya başlamıştır bile.Fert başına geliri 1500 doların altında bulunan 36 ilde yatırımcılara olağanüstü teşvikler sağlayan tasarı mecliste..Çoğu Doğu ve Güneydoğu illerindeki organize sanayi bölgelerinde kurulan tesislerde çalıştırılacak işçilerden gelir vergisi alınmayacak, SSK primlerinin yüzde 80'i Hazine tarafından karşılanacak, elektrik de yüzde 20 ucuz verilecek..Yakışanı yapmakSon olarak Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanıp Başbakanlığa sunulan yasa meclisten geçtiği zaman, Güneydoğu'ya önemli bir kaynak transferi gerçekleşecektir.Bu yasa, terörden ve terörle mücadeleden zarar gören, yani köyünü, evini, hayvanlarını kaybeden vatandaşlara, zararlarını mahkemelere gitmeden karşılama olanağı sağlayacaktır.Mağdurların zararını toplumsal olarak paylaşan sosyal devlet böyle olur.Bu şefkat ve cömertlik, "devlete olan güveni pekiştireceği gibi vatandaşla devlet kaynaşmasını da artıracaktır.."Gücüne ve adaletine güvenen bir ülke, sınırları dışında oluşacak bir tehlikeyi etkisiz kılmak için elbette duyarlı olmalı. Ama dışındaki gelişmeleri ulusal bütünlüğüne yönelik bir tehdit olarak algılayıp korkmak?.İşte bu, kendimize yakıştıramayacağımız bir ayıp sayılmalı."Türkiye'nin Kürt Sorunu" Irak'tan bağımsız bir gündemdir ve aciliyetini, bizim yıllar süren ihmalimiz dayatmaktadır.
Vargıyı güvensiz kılan sebeplerin bu soruşturma ile kanıtlanacağı beklentisi yaratılmıştı. İktidar, Adalet Bakanı'nı ateşe atma derecesinde gözünü karartmıştı.Adalet Bakanı Cemil Çiçek adeta deprem ihbarı yaptı: "Önemli gelişmeler olacak. Yargıyı izleyin!"Bununla kalmayıp medyanın tedbir frenlerini boşaltmaya dönük tahriklerde bulundu.Orada bile durmadı, olmayacak bir şeyi göze alıp soruşturmayı yürüten savcıyı yanına alarak Yargıtay Başkanı'na gitti.Ardından operasyonlar, gözaltına almalar, sorgular, Adalet Bakanı'nın beklentisini fazlasıyla karşılayan manşetler, suçlama ve teşhirler..Sonuç?. Sonuçta dağ fare doğurmuştur!Gözaltına alınan 12 kişinin tümü serbest bırakılmıştır.Siyasi amaçlı mı?Dört zanlı, mahkemeye bile çıkarılmadan salıverildi.Beş sanığı hakim, suç işlediklerine dair yeterli delil bulunmadığı için bıraktı. Üçü hakkında da tutuksuz yargılanma kararı verdi.Bu üç kişi "davaların sonuçlarını etkilemek ve hakimlere çıkar sağlamak" iddiası ile yargılanacaklardır.Neden dağ fare doğurdu?Adalet Bakanı, bu soruşturmanın yargıdaki çürümeyi kanıtlayacağı beklentisini uyandırmıştı. İddia havada kalmıştır.Çünkü kanıtlar, yargının toptan karalanmasını haklı gösterecek çapta ve güçte çıkmamıştır.Ama siyasi komplo tezlerinin haklılığı ihtimali ortaya çıkmıştır.Danıştay Başkanı Alan'ın şu sözleri, şimdi şüphe ve endişeden daha derin anlamlar kazanabilir:"Deliller açık seçik ortaya konmadan yargının tümüne yapılan suçlama ve yıpratma, yargıyla ilgili yapılacağı ifade edilen anayasa değişikliklerine zemin hazırlama amacına yönelik gibi gözüküyor.."Yeni beklentiler..Gizli olan hazırlık soruşturmasına yasayı ihlâl ederek dahil olduğu, savcıyı yanına alarak Yargıtay Başkanı'na gitmesinden belli olan Adalet Bakanı Çiçek'in sorumluluğu artmıştır.Bir hukuk devletinde böyle bir bakan koltuğunda oturmaya devam edemez.Bakanın koltuğu altına girmeye razı olan bir savcı da kabul edilemez.Adalet Bakanı Çiçek siyasi bir kumar oynamış ve kaybetmiştir, bedelini ödemelidir.Dava sonunda menfaat sağlamış bir-iki yargıç çıksa bile bu, sistemin çöktüğünü göstermez. Yoldan çıkan o birkaç kişi yüzünden adaletin çürüdüğünü iddia etmek, ancak başka bir menfaatin misyonerliği olabilir.Fakat yargının "sinek küçük ama mide bulandırır" sözünden hareket eden dinamik bir öz savunma dönemine girmesi zamanı da gelmiştir. Çürükler hemen ayıklanmalıdır. Madem ki adalet sistemi üstünde şaibe yaratmaktan menfaat uman siyasi bir zihniyetin tehdidi söz konusudur; yargı ona göre davransın!
Yargıya güvensizlik duygusu son yıllarda git gide büyüyen bir hayalet gibi dolaşıyor.Bu hayaletin tehlikeli boyutlar kazanmasında, dokunulmazlıklarını yitirmek istemeyen siyasetçiler kadar yargının da günahı vardır."Hakimler vicdanları ile cüzdanları arasına sıkıştı" sözünü dışardan biri değil, bir Yargıtay Başkanı (Mehmet Uygun /1998) söylemişti.Yargı camiası dünyayı başına yıkmalıydı Mehmet Uygun'un. Olmadı..Bu tehlikeli gölge büyüdükçe büyüdü ve dokunulmazlık zırhını ömür boyu taşıma hayali kuran AKP milletvekillerine koz oldu.Ve barolar dahil yargı toplumu tepki göstermekte yine yetersiz kaldı.Yargının bu tecrübeden yararlanması lâzım.Öncelik, davaları etkilemeye dönük eylemlerle ilgili soruşturmanın hızla sonuçlandırılması ve suçları kanıta bağlanan yargı mensuplarının cezalandırılmasıdır.Bunun yanında yargıya karşı güvensizlik uyandıran söz ve tavırlar karşısında sessiz kalınmamasıdır. Öyle ki bir süre sonra halkta şu duygu uyanmalı:"Yargıyı karalayanların mutlaka pis bir işi, kötü bir maksadı vardır.."Çünkü adalete güvensizlik, timsah üreyen bataklıklar yaratıyor.Böyle bir ortam, hakim ve savcılara rüşvet vererek istedikleri kararları aldıracaklarını söyleyen ve vatandaşlan soyan çeteler için fırsattır. Son soruşturma bunlardan birini ortaya çıkaracak gibi görünüyor.Haklı olsa bile mağduriyete uğrayacağından korkan insanlar, bu parazitlerin ağına kolayca düşebilir. Aracı rolüne girmiş kişiler, davalı veya davacıdan aldıkları parayı cebine indirebilir. Ama haklarını almış olanlar bu sonucu rüşvetle satın aldıklarını zannedecekler ve benzer durumdaki tanıdıklarını bu dolandırıcılara göndereceklerdir.Bu psikolojik batağın hızla kurutulması, güvensizlik hayaletini baş edilebilir boyuta indirmek için çok etkili bir tedbir olabilir.Medyaya yansıyan "Çürükler varsa içimizden atarız" sözü, mürekkebi kurumadan yerine getirilmeli..Yaman çelişki..AB Komisyonu Başkanı Prodi, Türkiye'ye hoş geldi, cesaret ve ümit verdi, güle güle gitti..Ama Leylâ Zana ve arkadaşlarıyla ilgili öyle bir hata yaptı ki bağışlanmazdı. Niyeti üstünde şüphe yarattı.Geldiği gün Zana'nın tahliye edilmesini AB'nin dileği olarak yansıttı.Ertesi gün görülecek davada mahkemenin bunu, bağımsızlığına yönelmiş bir dış müdahale sayacağını tahmin etmemesi düşünülemezdi.Nitekim DEP'lilerin tahliye talebi reddedildi.AB yolunda "yargı bağımsızlığı için gerçek bir reform" isteyen Prodi'nin Zana için tahliye sipariş etmesindeki yaman çelişkiyi açıklayacak kimse varsa beri gelsin!İnsan ister istemez şüpheye kapılıyor: AB, sapında "çağdaş standartlar" yazan bir nalıncı keseri midir?
Çamur at izi kalsın.. Türkiye'nin siyaset kültürünü bu pis alışkanlıktan arındırmak lâzım!Hiçbir güç odağı, bu saldırı silâhını öncelikle ve özellikle yargıya karşı kullanmamalı. Çünkü yargının toptan karalandığı bir ülkede demokratik hukuk devleti ayakta kalamaz.Neşter davasında yargı sürecini etkilemeye yönelik ihbar ve duyumlar üzerine başlatılan soruşturma, zararlı ve tehlikeli bir tırmanışa zemin yaratmıştır.Yargıyı kurum olarak topyekûn zan altında bırakan haber, yorum ve demeçler, yargı camiasında tepki yanında derin bir üzüntüye de sebep olmuştur.İktidarın siyasi amaçla bu tırmanışı körüklediği ve yönlendirdiği yolunda şüpheler artık gizlenmiyor. Danıştay Başkanı Nuri Alan bunu açık açık söyledi:"Henüz deliller açık seçik ortaya konmadan yargının tümüne yapılan suçlama ve yıpratma, yargıyla ilgili yapılacağı ifade edilen anayasa değişikliklerine zemin hazırlama amacına yönelik gibi gözüküyor.."Bit yeniği nerede?Bu şüphenin dayandığı sebepler vardır: Milletvekili dokunulmazlıklarının daraltılması konusunda artan kamuoyu baskısını iktidar sözcüleri "yargıya güvenilemeyeceği" gerekçesiyle göğüslemeye çalıştılar.Ardından Adalet Bakanı Cemil Çiçek "Önemli şeyler olacak. Yargıyı izleyin" diyen bir demeç verdi.Ve bunu söylerken medyanın tedbir frenlerini boşaltan kışkırtıcı ifadeler kullandı.Hafta başında, olayı soruşturan savcı ile birlikte Yargıtay Başkanı'nı ziyarete gitti.Şüpheyi doğuran bit yeniği işte burada:Hazırlık soruşturması gizlidir. Bu aşamada Adalet Bakanı'nın sade bir vatandaştan hiç farkı yoktur. Bakanın bu soruşturmanın konusunu, kapsamını, taraflarını sormaya, öğrenmeye, bu sürece dahil olmaya hakkı ve yetkisi yoktur.Savcıyla birlikte Yargıtay Başkanı'na gittiğine göre demek ki sürece dahil olmuştur.Daha vahimi... "Dahil olmuşsa belki etkili de olmuştur.."Ateşle oynamak"Türkiye'de menfaat sağlamak uğruna adaleti katleden ve mesleğine ihanet eden hakim ve savcı asla yoktur" denilebilir mi?Böyleleri Amerika'da bile çıkıyor. Hiçbir ülke için "yoktur" denilemez.Ama oralarda birkaç yargıç rüşvet yedi diye bütün adalet sistemi mahkûm edilmiyor.Yaşanan tecrübe yeterlidir. Siyasetçiler yangına körükle gidecek yerde yargının içindeki tümörleri temizlemesini desteklemeli, ihtiyaç varsa gerekli yeni yasaları çıkarmak suretiyle yardımcı olmalıdır.Yargı kurumu da gerçekçi olmalı.. Adalete güvenin yeniden kazanılması, cesur ve enerjik savunma mekanizmaları yaratıp işletmeyi gerektiriyor.Bu soruşturma hızlandırılmalı, menfaat ilişkisine karışan hakimler varsa, bunlar ibret yaratacak cezaları hemen görmelidirler.Yargının meslek namusuna yönelik saldırıları püskürtmenin en etkili ve kestirme yolu budur.
CHP'nin iktidara alternatif oluşturma çabalarını yeterli bulmuyorum.Meclis dışındaki muhalefetin gücünü birleştirmek konusunda özverili ve yaratıcı olmadığını düşünerek eleştiriyorum.Fakat Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer'in azledilmesi talebini içeren eylemlerini destekliyor ve hedefine ulaşana kadar sürmesini diliyorum.Çünkü Müsteşar Dinçer, rejimin laiklik değerini boşaltarak yerine Müslüman bir yapı koyma zamanının geldiğine inanan bir düşüncenin adamıdır.Tarikatlarla siyasi İslâm'ın bütünleşmesini sağlayarak "devlet yönetimini ve karar merkezini ele geçirmeyi" ve toplumu dönüştürmeyi önermektedir.CHP, Başbakanlık Müsteşan Ömer Dinçer'e yönelik eylemlerini meclis zemininde ve Kamu Yönetimi Yasa Tasarısı sebebiyle sürdürüyor.Şüpheli mühendisAKP sözcüleri, bu tasarının önceki iktidarlar döneminde hazırlandığını, kendilerinin daha ileri reform adımlarını tedbir adına budadıklarını, muhalefetin tepkisini anlamadıklarını söylüyorlar.Bunlar samimiyetten yoksun savunmalardır. Çünkü asıl sorun, 1995'teki düşüncelerini değiştirmediğini itiraf eden Müsteşar Dinçer'dir.Çağdaş reformlar için hazırlanan bu yasa onun mühendisliğinde devleti geri götürecek, cumhuriyetin laik karakterini dönüştürecek niyetler için kullanılacaktır. Endişe budur.Dünkü komisyon çalışmalarında Devlet Bakanı Şahin ve Anayasa Komisyonu Başkanı Kuzu CHP'lilere benzer çağrılar yaptılar:"İtiraz ettiğiniz maddeler neyse, Allah aşkına söyleyin tasarıdan çıkaralım.."Bu kadar anlayışsız olamazlar.İtiraz, bu yasanın mühendisliğini yapacak bir numaralı bürokratadır.Onun zihniyetinedir. Güvenilmezliğinedir. CHP'liler "Kediye ciğer teslim etmeyiz" diye bağırıyor. Bunun cevabı "Ciğeri biraz küçültelim" önerisi olamaz!İnat zarar verirMecliste engelleme, boykot gibi eylemler görmeyi kimse istemiyor.Ama bir mecburiyet yaratılıyorsa, bundan sebep olanlar utanmalıdır.Müsteşar Ömer Dinçer'in bugün de arkasında durduğu tebliğini baştan sona okuyanlar CHP'ye hak vereceklerdir.Nereye varacak bu çatışma? Korkarız ki tren kaçtı.. Başbakan Erdoğan, Müsteşarı Ömer Dinçer'in olay yaratan tebliğinin kamuoyuna yansıması üzerine onu hemen görevinden alabilirdi. Almalıydı.İktidar şimdi büyük ihtimalle muhalefete kelle verme kompleksi içinde hareket edecek, bu da gizli gündeme sahip oldukları yolundaki şüpheleri tahrik edecektir.Erdoğan keşke, üçüncü dünya hastalığı olan lider egoizmine yenik düşmese ve güven zedeleyen bu atamaya sahip çıkmasa..
Yolsuzlukla mücadelenin yeni bir hamlesine tanık oluyoruz. Dileriz amaca bu kez ulaşılır..Siyasetçilerle iş dünyası arasındaki yasa ve ahlâk dışı ilişkilerden üreyen rüşvet ve yolsuzluk mikrobunun ne kadar büyük tahribata sebep olduğunu biliyoruz.Çünkü rüşvet zehirlenmesinin yanlız tanığı değil kurbanıdır bu millet.Yolsuzluk ekonomik alanda başlar, büyüye büyüye kamu açıklarının sebebi olur, haksız vergilendirme yoluyla milletin üstüne biner, siyasetçiye, yargıya, devlete güven kaybolur ve demokrasi sarsıntıya uğrar..İtalya 90'lı yıllarda kurtuluş savaşı verdi.Medyanın ve genç kuşağın önderlik ettiği bilinçlenme rönesansı sayesinde bağımsızlığı güçlenen yargı, siyasetçilere yargı yolunu açmayı başardı.Parlamenterlerin dokunulmazlık zırhları kırıldı, kamu yöneticilerinin kazançlarını nereden sağladıklarını ispat zorunluluğu, tümörlerin kesilip atılmasını kolaylaştırdı.Çürükler beklemesinMilletvekili dokunulmazlığının daraltılması ve yargı bağımsızlığı, bu mücadelenin en kritik dönemecidir.AKP iktidarı, yargıya güvenilemeyeceği bahanesiyle dokunulmazlıklara dokundurmuyor.Temiz bir gelecek ümidinin gerçekleşmesi için ilâhi bir sel felâketinin doğup bütün bu pislikleri silip süpürmesini mi bekleyeceğiz?İki gün önce kamuoyuna yansıyan Neşter Operasyonu, bazı yargı mensuplarının rüşvet ilişkileri içinde yer aldıkları iddiasını gündeme getirmiştir.Dokunulmazlıkları için savaşan siyasetçiler bu olayı dileriz istismar etmezler.Çünkü yargı geniş bir camiadır ve onun içinden de rüşvet çarkına kapılanlar çıkabilir. Önemli olan yargının kurum olarak kendini korumakta göstereceği kararlılık ve reflekstir.Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya dün "Eğer çürükler varsa bunları çabuk ayıklarız" dedi.Adalet Bakanı Çiçek, her mesleğin kendi hırsızını koruma alışkanlığı bulunduğundan şikâyet ediyor. Yargı böyle bir eleştirinin asla muhatabı olmamalıdır."Evet bazı şeyler var"Son bulgular, Neşter Operasyonu sanıklarının tutuklandıktan sonra serbest bırakılmasına yönelik girişimler üzerine başlatılan telefon dinleme tedbiri sayesinde elde edildi.Bazı avukatların yargıçlarla temas kurarak davaları etkilemeye çalıştıkları, aynı amaçla Neşter sanıkları dışında bazı işadamı ve şirket yöneticilerinin de bu avukatların aracılığından yararlanmak istedikleri belirlendi.Dün konuştuğum yüksek yargıdan bir şahsiyet "Evet, bazı şeyler var. Fakat deliller yasal yoldan elde edildi mi, suçluya götürecek önemi taşıyor mu; bunları anlamak için zaman lâzım" dedi.Yolsuzlukla mücadelenin henüz başındayız. Yargıyı kurum olarak suçlamak maksatlıdır ama önemsiz de değildir.Çünkü operasyonun neşteri yargıdır ve onun temizliğinden herkesin emin olması, başarının birinci şartıdır.Yargının onurunu savunma konusunda göstereceği kararlılık ve sürat çok ama çok önemli..
Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in geçen hafta ima ettiği bomba dün patladı!Bakan Çiçek Ankara'da yapılan Hukuk Kurultayı'nda "işaret fişeği" sayılabilecek mesajlar vermişti:1. Siyasetçiler de dahil, her meslek grubu içinde hırsızlar var;2. Ve her meslek grubu kendi hırsızını koruyor.Bakan bu kafayı değiştirmedikçe Türkiye'nin rüşvet ve yolsuzluk batağından çıkamayacağını söylemiş, altını çizerek "Yargıyı takip edin" uyarısında bulunmuştu.Ankara DGM Savcısı Ömer Suha Aldan dün gerçekleşen gözaltına almaların "Neşter Operasyonu Davası" nda yargı sürecini etkilemeye çalışan bir çete soruşturması ile ilgili olduğunu açıkladı.Anlaşıldığına göre Neşter davasını yönlendirme amaçlı rüşvet ilişkileri ile ilgili soruşturma ilerlerken savcılık, çetenin bağlantılı olduğu başka rüşvet olaylarına ulaştı.Medyaya gaz..Dün açığa çıkan gelişmeler, sistemi saran rüşvet ağının çözülmesini ve çökertilmesini sağlayacak bir milât olabilir mi?Adalet Bakanı Çiçek'in konuşma tonu "bu defa tamam" iddiasını yansıtıyor.İtalya'daki Temiz Eller de böyle başlamıştı.Savcı Di Pietro'nun sözlerini hatırlayalım: "Başlangıçta çok önemsiz bir tutuklama olayların önünü açtı. 7 milyon liretlik bir rüşvet soruşturması 15 dakikada 15 milyar lirete uzandı, 3 bin kişi hakkında dava açıldı.."Eldeki bilgiler henüz yeterli delillere ulaşıldığı hakkında tam bir fikir vermiyor. Rüşvet çetesinin yargı bağlantısı var mı, varsa nerede; bu konularda hiçbir açıklama yapılmadı.Fakat belli ki Adalet Bakanı Çiçek soruşturmayı yakından izliyordu. Yargı uzantısının açığa çıkarılmasında kamuoyu desteğine ihtiyaç duyulacağını düşündüğü için medyayı kışkırtıcı açıklamalar yapmıştı:"Çok önemli gelişmeler olacak. Acaba mesleki duyarlılığımızı objektif olarak ortaya koyacak mıyız? Üç beş gün birinci sayfa manşetinden verip sonra kaldıracak mıyız?"Biraz zaman..iktidarın rüşvetle mücadelede İtalya tecrübesinden yararlanan bir strateji izleyeceği anlaşılıyor.Önce kamuoyu oluşturulacak, sonra bu tepkiden yararlanılarak mesleki şovenizmin korumasındaki güç odaklarının üstüne yürünecek. Aynı İtalya'daki gibi..Temiz Eller ekibi savcılarından Davigo, bir mülakatında bunun kritik eşik olduğunu söylemişti:"Şahitler konuşmuyordu. Güçlü kişilerin söz konusu olduğu yerde şahitleri konuşturmak güçtür. Adalet güçlülere de uzandığı ve güçlülerin gücü de sorgulandığı zaman adaletle işbirliği başlar.."Bir milât mı yaşıyoruz, yoksa iktidarın ürettiği bir hayale mi kapıldık; birkaç günde anlayacağız..