Yargıya güvensizlik duygusu son yıllarda git gide büyüyen bir hayalet gibi dolaşıyor.
Bu hayaletin tehlikeli boyutlar kazanmasında, dokunulmazlıklarını yitirmek istemeyen siyasetçiler kadar yargının da günahı vardır.
"Hakimler vicdanları ile cüzdanları arasına sıkıştı" sözünü dışardan biri değil, bir Yargıtay Başkanı (Mehmet Uygun /1998) söylemişti.
Yargı camiası dünyayı başına yıkmalıydı Mehmet Uygun'un. Olmadı..
Bu tehlikeli gölge büyüdükçe büyüdü ve dokunulmazlık zırhını ömür boyu taşıma hayali kuran AKP milletvekillerine koz oldu.
Ve barolar dahil yargı toplumu tepki göstermekte yine yetersiz kaldı.
Yargının bu tecrübeden yararlanması lâzım.
Öncelik, davaları etkilemeye dönük eylemlerle ilgili soruşturmanın hızla sonuçlandırılması ve suçları kanıta bağlanan yargı mensuplarının cezalandırılmasıdır.
Bunun yanında yargıya karşı güvensizlik uyandıran söz ve tavırlar karşısında sessiz kalınmamasıdır. Öyle ki bir süre sonra halkta şu duygu uyanmalı:
"Yargıyı karalayanların mutlaka pis bir işi, kötü bir maksadı vardır.."
Çünkü adalete güvensizlik, timsah üreyen bataklıklar yaratıyor.
Böyle bir ortam, hakim ve savcılara rüşvet vererek istedikleri kararları aldıracaklarını söyleyen ve vatandaşlan soyan çeteler için fırsattır. Son soruşturma bunlardan birini ortaya çıkaracak gibi görünüyor.
Haklı olsa bile mağduriyete uğrayacağından korkan insanlar, bu parazitlerin ağına kolayca düşebilir. Aracı rolüne girmiş kişiler, davalı veya davacıdan aldıkları parayı cebine indirebilir. Ama haklarını almış olanlar bu sonucu rüşvetle satın aldıklarını zannedecekler ve benzer durumdaki tanıdıklarını bu dolandırıcılara göndereceklerdir.
Bu psikolojik batağın hızla kurutulması, güvensizlik hayaletini baş edilebilir boyuta indirmek için çok etkili bir tedbir olabilir.
Medyaya yansıyan "Çürükler varsa içimizden atarız" sözü, mürekkebi kurumadan yerine getirilmeli..
Yaman çelişki..
AB Komisyonu Başkanı Prodi, Türkiye'ye hoş geldi, cesaret ve ümit verdi, güle güle gitti..
Ama Leylâ Zana ve arkadaşlarıyla ilgili öyle bir hata yaptı ki bağışlanmazdı. Niyeti üstünde şüphe yarattı.
Geldiği gün Zana'nın tahliye edilmesini AB'nin dileği olarak yansıttı.
Ertesi gün görülecek davada mahkemenin bunu, bağımsızlığına yönelmiş bir dış müdahale sayacağını tahmin etmemesi düşünülemezdi.
Nitekim DEP'lilerin tahliye talebi reddedildi.
AB yolunda "yargı bağımsızlığı için gerçek bir reform" isteyen Prodi'nin Zana için tahliye sipariş etmesindeki yaman çelişkiyi açıklayacak kimse varsa beri gelsin!
İnsan ister istemez şüpheye kapılıyor:
AB, sapında "çağdaş standartlar" yazan bir nalıncı keseri midir?
Psikolojik batak
Yargıya güvensizlik duygusu son yıllarda git gide büyüyen bir hayalet gibi dolaşıyor
Haberin Devamı

