Türkiye dış politika oyununu hep kötü kartlarla oynamak zorunda kaldı.Kötü bir eli iyi oynamak, her zaman mümkün değildir. Blöfleriniz yakalanır, güvenilmez olursunuz ve kaybedersiniz.Başbakan Erdoğan dün Beyaz Saray'a güçlü kozlara sahip iyi bir elle gitti. Çünkü tezkere krizinin yaraları sarılmış, hükümet Türkiye'nin 30 yıllık Kıbrıs politikasında dramatik bir değişiklik yapmıştır.Ankara, Annan Planı zemininde Kıbrıs'ta çözüme "evet" demenin bile ötesine geçmiş "Rumların hep bir adım önünde olacağız" iddiasını ortaya koymuştur.Radikal İslamcı terörle mücadelede Türkiye kilit ülkedir. Ankara bu konumunu istismar etmemiş, alnına vurulmuş "oyun bozan" damgasını silme cesaretini göstermiştir.Dünkü zirvenin ardından Türkiye, ABD desteğini daha çok hak edeceği bir döneme girecektir. Bu durum, Ankara'ya Kuzey Irak'taki gelişmeleri etkilemekte de avantaj sağlayacaktır.Türkiye sürprizi Rum-Yunan tarafının planlarını altüst etmiş görünüyor.Rumların hesabı, mayısta AB üyeliğini kazandıktan sonra isteklerini Türk tarafına baskı altında kabul ettirmekti. Yeni duruma rağmen hedeflerinden vazgeçmeyecekler ve her fırsatı kullanacaklardır.Çünkü Türk tarafının Kıbrıs'ta ödeyeceği bedel, 1 Mayıs'tan sonra daha yüksek çıkacaktır. Bu da bizim doğru karara bir yıllık gecikme ile ulaşmamızın faturası olacak.Eski uzlaşmaz tavrımız, AB'den üyelik müzakerelerine başlamak için tarih alma şansımızı tehlikeye sokan bir sebepti.Hükümetin dış politikadaki manevrası en azından bu bahaneyi ortadan kaldıracaktır.Dışardaki Türkiye muhalifleri ve içerdeki AB karşıtları bakalım şimdi ne tür engeller icat edecekler..Demokrasi cinayetiAKP iktidarı, ilerde çok pişman olacağı bir yanlış yaptı dün..Mecliste dokunulmazlık dosyalarını görüşmek amacıyla kurulan 6 alt komisyondan birincisi, "dosyaları dönem sonunda gündemine almaya" karar verdi.Bunun Türkçesi "Hesap vermesi gereken milletvekillerini yargıya göndermiyoruz" demektir. Çünkü dönem sonu seçim.. Tekrar seçilen zırhını koruyacak, seçilmeyenler de o güne kadar deliller yok edilmemişse mahkeme önüne çıkacak..Artık suç işleme cesareti artmış insanlar tarafından yönetilmeye hazır olalım!AKP'liler "suç işleme ve hesap vermeme imtiyazı"nı yalnız kendileri için almıyorlar. CHP milletvekillerine de dayatıyorlar. Çünkü onların gösterdikleri erdem, kendilerinin düşeceği utanç çukurunu derinleştirecektir.Temiz siyaset vaat ederek seçime giren AKP, çoğunluğu ele geçirince böyle bir demokrasi ve adalet cinayeti işledi.Bu suç, sonraki seçimi de zehirleyecektir. Mahkeme kaçkını milletvekilleri, yeni seçimde temiz insanların önünü tıkayacaktır. Çünkü... Dokunulmazlık zırhını kaybetmekten korkan siyasetçinin seçilmek için göze almayacağı rezillik olmaz!
Amerika'nın derdi terör.. Bizden istediği de radikal İslamcı teröre karşı duvar oluşturmamız..Washington'a göre Türkiye, Müslüman dünyada demokratikleşme modelini güçlendirdiği takdirde rolünü oynayabilir. Bu hedefe ulaşmanın yolu ise Avrupa Birliği üyeliğinden geçiyor.Daha önce "Türkiye laik düzeni ve yaşam biçimi ile İslâm dünyasını temsil etmiyor" deniyor ve uygarlıklar çatışmasını önlemek amacında kendisine bağlanan umutların abartıldığı söyleniyordu.Siyasal İslâm kökenli bir parti olan AKP'nin iktidara gelmesinden sonra bu itirazlar önemini kaybetti. Tayyip Erdoğan ve ekibi, bu alandaki umut ve destekleri boşa çıkarmayacağı inancını Batı'ya kazandırdı.Hükümet üyelerinin türbanlı eşleri de bu "ikna kampanyası"nda rollerini oynuyorlar. Türbanlı eşler ve gelinler Türkiye'nin değiştiğinin delilleri olarak Beyaz Saray'da ve ABD'nin öteki kamu alanlarında arzı endam ediyorlar.Ailece dış politika..Seksen yıllık cumhuriyet birikimimizin uğradığı erozyon bir çoğumuzu üzse de Batı bundan yararlanacaktır.Mısır'dan Pakistan'a, Ürdün'den Suriye'ye birçok Müslüman ülke devlet başkanının eşleri başları açık gezerken laik Türkiye'yi yönetenlerin türbanlı eşleri, islâm toplumlarına verilecek mesajın malzemesi olacaktır:"Hiçbiriniz Türkiye'den daha fazla Müslüman olduğunuzu iddia edemezsiniz!"Bu durumun işaret ettiği moral kayıpları tartışmanın şimdi zamanı değil. Gün, bu sayede elde edilecek kazanımları en üst düzeye çıkarma günüdür.Başbakan Erdoğan, Başkan Bush'la yapacağı görüşme öncesinde abartılı sayılabilecek hamlelerle dünyanın dikkatini üstüne çekti.Kıbrıs konusunda "Rumlar ne yaparsa biz bir fazlasını yapacağız" dedi. Türkiye'nin dış politikada "müdafaa siyaseti değil taarruz siyaseti" güdeceğini söyledi.Bu açık çek, Rumlar "evet" dediği takdirde Annan Planı'nı bizim de itirazsız halkoyuna sunacağımız vaadini içeriyor.Destek çağrıları..Batı basınında Türkiye'ye destek vermesi için Bush yönetimine çağrılar yer aldı. Financial Times yazarı David Philips "Annan Planı'nda Türk tarafının istediği değişikliklerin yapılması için ABD nüfuzunu kullansın" dedi.Ekonomik desteğin devamı yanında Türkiye'nin Irak'la ilgili hassasiyetlerinin de anlayış görmesi gerektiğini yazdı.Başbakan Erdoğan bugün Bush'a, başkenti Kerkük olan bir Kürt devleti oluşumunun kabul edilemez olduğunu söyleyecek ve Kuzey Irak'taki PKK varlığının tasfiyesine yönelik Amerikan taahhüdünün yerine getirilmesini talep edecek.Teröre karşı yardımını istediği Türkiye'yi tehdit eden bir terör örgütünü, kontrol ettiği topraklarda barındıran Bush yönetimi, muhataplarından beklediği cesaret ve tutarlılığı göstermek zorundadır. Bugün Beyaz Saray'dan iyi haberler almayı diliyoruz.
Bir hedefe varmak isteyen mutlaka bir yol bulur, istemeyen de mazeret bulur.Kıbrıs'ta düne kadar biz mazeret üretiyorduk. Bu çabanın zararımıza olduğunu gecikerek de olsa fark ettik ve çözüm yolunu açma iradesi etrafında bütünleşebildik.Bu defa Rum-Yunan tarafı ipe un sermeye başladı.KKTC'deki hükümet değişikliği ardından Ankara hükümetinin askerleri de ikna ederek çözüm yolunda aktif bir role girmesi, karşı tarafa ezberini şaşırtmıştır.Türkiye, Annan Planı zemininde görüşmelere "evet" dedi ama Amerika'nın ve AB'nin şimdi Rum tarafına yönelecek baskısı, görüşmelerin başlamasını ve hele 1 Mayıs'a kadar bir anlaşmaya varılmasını sağlamaya yetecek mi?Bu konuda çok ümitvar olmamak lazım.Fakat artık önemli olan Türkiye'nin Kıbrıs'ta çözümü "AB yatırımı olarak" numaradan değil, gerçekten istediği inancını pekiştirmek, "oyun bozan taraf" olmadığını göstermektir.Gerekirse yeni özveriler..Meselâ, hakkında oluşmuş önyargıların zararından çözüm sürecini korumak amacıyla Denktaş'ı müzakerecilik görevinden almak bile çok etkileyici bir iyi niyet jesti olabilir.Bu jest, yıpranan arabulucuların değiştirilmesi talebimizin dayandığı iyi niyete parlaklık kazandırabilir.Ankara, Kıbrıs meselesinde girdiği yeni politika çizgisini bozmamalı, Rum tarafının zaaflarını kullanarak yeni hamlelerle ileri götürmelidir.Bu politika Kıbrıs'ın kuzeyini 1 Mayıs'ta AB'ye taşımasa bile, yıl sonunda Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi alması yolundaki en önemli engeli ortadan kaldıracaktır.Zaten baştan beri gerçekten varmak istediğimiz hedef bu değil mi?Beşiktaş'ın özür borcuBen Beşiktaşlıyım ve iki gündür çok mutsuzum..Takımımın yenilgisi her taraftar gibi beni de üzer ama pazar günü bu takım daha fazlasını yaptı. Beni utandırdı.Futbolda yenmek elbette önemlidir fakat pazar günü daha önemli bir şeyin varlığını öğrendik: Yenilmekten beter şeyler varmış!Beşiktaş'ı daha maç bitmeden hükmen yenik duruma düşüren facianın hiçbir bahanesi olamaz. Kimse komplo kuruntularının beyhudeliğine sığınmasın.Bu facia şampiyon Beşiktaş'a, şampiyonluğa açık ara yürüyen bir takıma yakışmadı.Yönetimi ile, futbolcuları ile bu takımın taraftarına ve spor kamuoyuna özür borcu vardır.Beklenmedik felâketi, yıpratıcı bir süreklilikten koruyup kurtaracak dönüş noktası, bu sportmenliği ve yiğitliği göstermektir.Kara Kartal'a, Anka Kuşu gibi kendi bozgunundan yeniden doğarak uçmak yakışır..
Adalete güven duygusunu yeniden ayağa kaldırmak önemlidir ve yargı, bazı işadamlarının hakim ve savcılara rüşvet verdikleri iddiasıyla başlatılan soruşturmayı en kısa zamanda sonuçlandırmak borcu altındadır.Neşter-2 operasyonu kapsamında oluşturulan dosyalar Yargıtay'a teslim edilmiş durumda. 11 hakimin olaylara adlarının karıştığı haberi Anadolu Ajansı bültenlerine dahi girdi.ATV'nin "Ankara'da Sabah" programına katılan Yargıtay Başkanı Özkaya, dosyaların gelmesi ardından Başkanlık Kurulu'nun hemen toplandığını ve bir üyeyi raportör olarak tayin ettiklerini belirterek "Şimdi raporun hazırlanıp sunulmasını bekliyoruz" dedi.Mesleğin üzerine titreyen binlerce onurlu hakimin, yanıbaşlarında yolsuzluk yapan insanlar görmek istemediğini söyleyen Yargıtay Başkanı kamuoyunda derinleştirilen şüphelere rağmen şu güvenceyi verdi:"Böyle biri varsa aramızdan silmek isteriz. Meslek dayanışması içinde aklama gibi bir tavrı tanımıyorum."Ne derlerse desinlerPeki ne olacak? Karar alınabilecek mi?Yargıtay Başkanı, Adalet Bakanı'nın tavrı nedeniyle ortaya çıkan sorunların büyük zorluk oluşturduğunu söyledi:"Hazırlık soruşturması gizlidir. Savcının daha iddianamesini dahi hazırlamadığı bir aşamada bazı kişileri suçlu göstermek fevkalâde yanlış oldu. Kamuoyu şartlanmış durumda. Karar şu yönde verilse 'kamuoyu baskısı' denecek, diğer yönde bir karar alınsa 'meslek dayanışması' denecek.."Evet, büyük yanlışlar yapılmıştır. Bu yanlışların tahribatını gidermek uğruna elbette adalet kurban edilmemelidir. Ama suçlu varsa, hiçbir komplekse kapılmadan bunlar bulunup ayıklanmalı, cezalarını görmelidir.Yargıtay, deliller sağlam mı, tabii bakmalı ama suçlanan yargıçlar, yargıç olmaya lâyık mı; asıl ona bakmalı.Kararını da jüri gibi vermeli.. Yani kitaba değil, kalbinin, vicdanının sesine bakmalı..Ve bunu en kısa zamanda yapmalı..Bu fırsat kaçmasınHalkın güvenine sahip olmayan bir yargı, özlediğimiz temizliğe ülkeyi kavuşturamaz. Yargıtay Başkanı Özkaya "Milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması ile yargı bağımsızlığı arasında ilişki kurmak çelişkidir; bu, işi savsaklamaktan ibarettir" dedi.Doğru.. Çünkü milletvekili seçilmeye engel suçlarla itham edilen milletvekillerine dahi dokunulamıyor Türkiye'de. Başkan Özkaya hiç değilse "Dokunulmazlık devam etsin ancak soruşturma yapılabilsin ve deliller kaybolmasın" diyor..Siyasetçiler, bu kadarına bile razı değiller. Çare yargının "İşte kendi içimi temizledim" diye ortaya çıkacağı kırılma noktasına bir an önce gelmesidir.Gerçekçi olmak lâzım.Yargıtay Başkanı "İkisi arasında ilişki yok" diyor ama halkın önemli bir kesimi "Bu yargıya güvenerek dokunulmazlık zırhını terkedemeyiz" diyen milletvekillerine hak veriyor.Adalet, bu bahaneyi ortadan kaldırmanın yolunu mutlaka bulmalıdır.
Doğal afetler, iyi bir gelecek kurmak, daha nitelikli liderler bulup çıkarmak için fırsattır.Demokratik toplumlar bu fırsatları doğru kullanarak gelişiyorlar. Liderlerini bu sayede sınayarak seçebiliyorlar."Kar taneleri doğadaki en kırılgan şeylerdendir. Ama bir araya gelince bakın neler yapabiliyorlar.." Bunu gördük..Meteorolojinin bando-mızıka haber verdiği kar İstanbullunun hayatını kararttı.Aynı utanç verici çaresizliğe tekrar düşmek istemiyorsak, Mart'taki seçimleri alıştığımız kalıpları kırarak değerlendirmek gerekiyor.Öncelikle bu sınavda çuvallayan yönetimi (merkezi ve yerel) bağışlamamak lâzım..İstanbul'un yeni belediye başkanını, ruhunda lider cevheri taşıyan kişilikler arasında aramak gerekiyor. Yazık ki geniş bir seçenekler yelpazesine yine sahip olamayacağız.Türkiye'yi öncelikle cesur ve yaratıcı yöneticilerin kendilerini gösterebildikleri bir yarışma ve rekabet alanı haline getirmek gerekiyor.Batıda liderlik gerektiren işlerin büyük bir kısmını, kâr amacı taşımayan sivil kuruluşlar yapıyor. Toplumsal ve ekonomik gelişmenin enerjisini bu kuruluşlar sağlıyor.Demokrasimiz, sivil örgütlerin çoğalmasıyla zenginleşecektir. Aksi halde, partilerin dar çıkar kaygıları ile belirledikleri adaylar arasında yaptığımız seçimlerin sonuçlarına mahkum olmaya devam edeceğiz.Parti liderleri, büyük kentlerde büyük başarılara imza atacak kişileri istemezler. Çünkü onların, yarının liderleri olarak kendileri için tehdit görürler.Büyük kentlerimiz vasat yöneticiler değil, kendi küllerinden yeniden doğan "Anka Kuşu gibi her gün kendi bozgunundan yeniden doğan", hırsını aklı ile yönetebilen namuslu, çalışkan, heyecan verici liderler bekliyor.Sivil toplum örgütleri, en azından yerel yönetimler için partili adaylara alternatifler çıkarma gücüne erişmedikçe kaderimizin zincirlerini kıramayacağız.Kara saplanmaya devam edeceğiz ve bilimin "eli kulağında" dediği İstanbul depremini geciktirmesi, bu çaresiz millete acıması için Allah'a dua edeceğiz.Paranın dini-imanı"Paranın dini imanı olmaz" sözünü Başbakan Erdoğan dahil, iktidar sözcüleri çok sevdiler..Her fırsatta tekrarlayıp durdukları bu söz halkın dikkatini çektiği gibi merakını ve endişelerini de tahrik ediyor.Bu konuda çok okur mektubu alıyorum. "Milli Görüş gömleğini çıkardık" diyen Tayyip Erdoğan, değişim sinyali ile önyargılan yıkmak ve daha geniş kitlelerin güvenini kazanmak istiyor. İyi de yapıyor. Ama üstüne bir şey giymeli. "Paranın dini imanı olmaz" dediği zaman çıplak kalıyor.Çünkü her para aynı değildir. Kaynağından ötürü helâli, haramı olur. Nasıl kazanıldığı, hangi amaçla harcandığı, laik demokrasilerde de önemlidir.Öyle olmasaydı vergi idaresinin, vergilendirilen kazancı kutsayan sloganları palavra olurdu. Değil mi?
TÜSİAD Başkanhğı'nı Ömer Sabancı'ya devreden Tuncay Özilhan, iktidara ve kamuoyu önderlerine "altın uyarılar"da bulundu.Türkiye'nin mucize ve felâket ihtimallerinin ikisini de içinde barındıran bir yıl yaşadığını söyleyerek '"AB bizi almaz kompleksinden artık kurtulalım" dedi.Çünkü bu psikolojik duvar yıkıldığı takdirde Türkiye 2005-2006'dan itibaren dev adımlarla ilerleyen "tutulamaz bir ülke" haline gelecektir.Özilhan'a göre sıçramanın şartları oluşmuştur. Şu alanlar cesur adımlar bekliyor:1- Yargının bağımsız ve temiz olması için mücadele etmeli, yolsuzlukların amansızca takip edilmesini sağlamalıyız..2- Kangren olmuş Kıbrıs sorununa yönelik çözüm arayışlarına saygı göstermeliyiz. "Kendi gibi düşünmeyenleri hain ilân etmeyi, en hafif ifadeyle demokrasiye saygısızlık olarak görüyoruz.." (Hainler var diyen Orgeneral Tolon'a cevap.)3- AB'nin beklediği yapısal reformların hayata geçirilmesini hızlandırmalı, yerel seçim öncesi popülizmden uzak durmalıyız. Çünkü ekonomide iyi işaretler çoğaldığı halde "Bu kadar yüksek borç yükü ile devam etmek hâlâ çok zor."4- Prodi'nin de işaret ettiği psikolojik engelleri aşmak için AB kamuoyuna kendimizi anlatma çabalarına hız vermeliyiz.Gerçekten de 2004'te Türkiye, cennetle cehennemi birbirinden ayıran bıçak sırtı gibi bir köprüden geçiyor.Toplum, ülkenin kaderini değiştirmek yolunda önüne gelen tarihi fırsatı, zümre ve parti çıkarlarına, kişisel hırs ve kıskançlıklara heba etmemek için uyanık olmak, diri durmak zorundadır.Kader bir seçimdir. "Kaderin cilvesi" ise geleceğini belirleyemeyen bahtsız ve çaresiz toplumların acıklı tesellisi.. iyi seyirler..MGK önemli bir toplantı yapacak. Bugün Kıbrıs görüşmelerinin stratejisi ve Irak'taki son gelişmeler konuşulacak.Bu arada Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer, irticayı izlemek amacıyla kurulan Başbakanlık Takip Kurulu'nun raporunu sunacak.MGK şimdiye kadar hiç böyle bir komedi görmedi.Ömer Dinçer, Türkiye Cumhuriyeti'nde laikliğin daha Müslüman bir yapıya devredilmesi zamanının geldiğini söyleyen, kültürel ve siyasi İslâmi hareketlerin karşılıklı etkileşimleri yeniden tanzim edildiği takdirde hedefe daha hızlı gidileceğini savunan bir şahsiyettir.Yani CHP'nin dediği gibi tam da Başbakanlık Takip Kurulu'nun takip etmesi gereken bir kişi..Ama Başbakan onu müsteşarı yapmıştır ve "düşüncelerini koruduğunu" söylemesine rağmen vazgeçmemektedir.Merak ediyorum, bugün Dinçer MGK'da "irtica tehlikesi" adına ne okuyacak? Okurken nasıl okuyacak? Dinleyenler nasıl dinleyecek?Keşke irtica tehdit olmasaydı da bu komediyi tadını çıkara çıkara izleyebilseydik!
Türkiye her krizi, sanki ilk kez başına gelmiş bir felâket olarak yaşıyor, niye?Çünkü bizim toplumsal hafızamız olmadığı gibi yönetim biliminin vazgeçilmezi sayılan bir kayıt sistemimiz de yok.Kar, Kahire'yi nasıl gafil avlarsa İstanbul'u da öyle yakaladı. Hazırlıksız ve şaşkın..Belediye otobüslerinin menzili içinde olan semtlerin bile uygarlıkla bağlantısı kesildi. Yollar kapandı, elektrik arızaları ile karanlık 12 milyon nüfuslu kentte gezindi durdu.Perşembe akşamı evlerine giderken azap çekenlerin çoğu dün işlerine gitmediler.Kent içinde kara saplananların öfke ve çaresizliği, cep telefonlan sayesinde TV'lerin canlı yayınlan ile tüm vatandaşlarca paylaşıldı.Biri, ulaştığı TV kanalından bağırıyordu:- Yahu burası Van mı?Yılın 5-6 ayını bu koşullarda geçiren ama "haliniz nicedir" diye sorulmayan Van'ın Belediye Başkanı, karın daha birinci gününde "imdat" diye bağıran naif İstanbulluyla dalgasını geçiyordu:- Buraya gelsinler, yardımcı oluruz!Boyundan utan..Beklenmedik bir başarısızlığın muhatapları bizim kültürümüzde genellikle şu eleştiriyi alırlar:"Boyundan posundan utan!"Merkezi ve yerel iktidarlar da boyundan posundan utanmalıdır!Çocuklara eğlence sebebi olması gereken kar, yönetim beceriksizlikleri yüzünden Türkiye'nin en büyük kentine karabasan yaşatmıştır.Mars gezegenin fethedildiği günlerde İstanbul'u yönetenler kara mars olmuştur!Bırakın ara yolları, ana yolları bile açık tutamayanlar bir de utanmadan vatandaşı suçlamışlardır.5100 kişiden oluşan 545 ekip sürekli faaliyet halindeymiş..İyi yönetilmedikten sonra büyük sayıların ne önemi var? Yeterliliğin kalite, planlama ve koordinasyonla kazanıldığını ne zaman öğreneceğiz?İstanbul'u bekleyen büyük depremi biz bu kafalarla mı karşılayacağız?Lider çıkmıyorDünyanın önde gelen liderlik uzmanlarından Peter E Drucker, Geleceğin Lideri adlı kitapta (Form Yayınları) "Etkin lider, vaaz veren değil iş yapandır" diyor.Drucker'a göre iyi liderler her sabah kendilerine "ayna testi" uygularlar.. Yani sabah kalkıp aynaya baktıklannda gördükleri kişinin, olmak istedikleri, saygı duyularak inanılacak kişi olup olmadıklarını sorgularlar..Bu tesbit ve yaşadığımız tecrübeler, lider bakımından ne kadar çoraklaştığımızı gösteriyor.Çünkü onlardan ya vaaz dinliyoruz veya çuvalladıkları dönemlerde azar işitiyoruz.Şu kardan bile kâr çıkarabilmeliydik.Belediyeden, elektrik idaresinden ve Karayolları'ndan bir çok kahraman çıkmalı ve onları alkışlamalıydık.Size bir soru: 2004 kışının anısına bir lider heykeli dikmek istesek neyi münasip görürdünüz? Ben söyleyeyim: Kardan adam!
Başbakanlık Teftiş Kurulu İmarbank olayında yüzbinlerce mağdur yaratan ihmal ve suiistimallerin sorumlularını belirledi.Tablo korkunç.. Tam bir kokuşma..Hiç kimse yasaların yetersizliğinden şikâyet edemez. Anlı şanlı kurumlar ve kral yetkisine sahip otoriteler, ya ihmalleriyle veya küçücük menfaatler uğruna yetkilerini kullanmamışlar ve 8 katrilyon liralık yıkım getirmişler.Çoğu emekli ve dar gelirli olan insanların hayatını karartmışlar.Hükümet 22 bin bonozedenin parasını ödemiyor. Niye? Bu insanların devlete güvenmek dışında bir kusuru yok ki..Teftiş Kurulu raporunda açık açık yazıyor:Devletin bankada görevlendirdiği denetçi işini namusu ile yapsaydı bu facia doğmayacaktı, binlerce ocak sönmeyecekti.22 bin insanın 800 trilyon lira parası nasıl dolandırılmış? Devletin bankadaki gözünü nasıl bağlamışlar? Bu ihaneti satın almak kaç paraya mal olmuş?Teftiş raporuna göre 6 bin dolara!Denetçinin çocuğunun kolej parası ödenmiş ve dolandırıcı cenneti yaratılmış..Adaletin bu mu?Adında "Adalet" bulunan ve rumuzunu "AK Parti" diye okuyan AKP, bu rapordan sonra hazine bonozedeleri ile ilgili kararını yeniden düşünmelidir.Yalnız bunu değil, off-shore mağdurlarına yaptığı haksızlıktan da dönmelidir.CHP Anayasa Mahkemesi'ne iptal davası açıyor. Çünkü iktidar, off-shore hesabındaki paralarını mevduata çevirenleri de yaktı.Off-shore suç değil..Döviz hesabı açanlar, Uzanlar'ın enerji şirketlerine el konulup da Başbakan "Durun hele, daha neler edeceğiz" diye tehdit savurduktan sonra faizlerini yakıp paralarını çekmek istediler.Alamayınca da devlet garantisi var diye mevduata dönüştürdüler.Ama iktidar, son bir ay içinde yapılan bu transferleri geçerli saymıyor ve paraları ödemiyor. Nasıl olur?Can alıcı soru..Diyelim ki büyük depremin alâmetleri belirdi.. Kediler huzursuz, köpekler uluyor, karıncalar yuvalarından fırlamış, deniz ve göllerde sular ısınıyor..İktidar, bu işaretleri doğru okuyarak evini çürük bulduğu için sağlam bir yere taşınan ve bu sayede depremde canını kurtaranlara ceza mı verecek?Sen iktidar olarak devletin mevduata tanıdığı 50 milyar liralık garantiyi sınırsıza çevireceksin, öbür yanda kamu otoritesinin gözü önünde dolandırılan ve kendilerini yasaların suç saymadığı tedbirlerle koruyan insanları cezalandıracaksın...Hükümet bir çok iyi iş de yaptı. Ama bu alandaki tercihleri büyük adaletsizliktir.Bu ah kimsenin yanına kalmaz.."50 milyarlık mevduat garantisini niçin ve kimleri kurtarmak için sınırsıza çevirdiniz?" sorusunu ısrarla duymazlıktan geliyorlar.Bu hesap, dokunulmazlıklar için ne cingözlük yaparlarsa yapsınlar peşlerini bırakmaz!