Aman dikkat!

13 Şubat 2004

Milliyetçi duyguları aklını aşan toplumlar, ne kazanıp ne yitirdiklerine karşı tarafın tepkilerine bakarak karar verirler.Karşı taraf sevinç çığlıkları atıyorsa yenilgi telâşına girerler.Türk-Yunan sorunları yıllar boyu bu küçük tatminlerin çıkmazında müzminleşti.Denktaş New York'taki görüşmelerin Türk medyasına zafer havasında yansıtılmasından işte bu nedenle rahatsızdır.Yansıtılan izlenimler şu iki iddiayı içeriyor:1. Direnmekten vazgeçen Denktaş hükümetin dümen suyuna girdi;2. Bu işbirliği Rum-Yunan tarafını yenilgiye mahkûm etti..Evet, Denktaş'ın uyumu Türk tarafına etkinlik kazandırmıştır ama bunu teslimiyet saymak yanlış ve sakıncalıdır.Çünkü böyle bir izlenim, iktidara güvenmeyen ama Denktaş'ı teminat olarak gören siyasi muhalefet ile etkili çevreler üstünde şüphe uyandıracak, bu da Türkiye'nin çözüm iradesine zarar verecektir.Denktaş'ın uyarısıÖte yandan işin henüz başında Rum-Yunan tarafının bozguna uğratıldığı havasını yaratmak, aynı şekilde bindiğimiz dalı kesmek olacaktır. Unutmayalım ki karşı taraf da başarıyı bizim gibi ölçüyor. Aşırı sevincimiz orada "kaybediyoruz" duygusu yaratıyor.Yunanistan'ın bir seçim arifesinde bulunduğunu, bu propagandalara karşı onların daha hassas durumda olduklarını unutuyoruz.Rauf Denktaş'ın erken bir zafer havası yaratılmasına yönelen itiraz ve eleştirisine hak vermek, bununla kalmayıp ortak akılla soğukkanlılıkta buluşmak gerekiyor.Çünkü Denktaş'ın dediği gibi "Daha müzakereler bile başlamadı. Asıl önemli olan müzakere zeminini açmak ve istediğimiz değişikliklerin kabul edilmesini sağlamak"tır..Müzakereler sonuçlanana kadar karşı tarafı yenilgi duygusuna kaptırmamak bizim menfaatimizedir. Çünkü hedefimiz manevi tatmin değil Kıbrıs'ın 1 Mayıs'ta bütün olarak AB'ye girdiğini görmektir.Onlar da bizim gibiDenktaş'ın beklenmedik bir şekilde uyum gösterdiği aktif dış politika Türkiye'nin ufkunu açmış, oyun bozan suçlamasının kamburundan kurtarmış, AB üyeliğinin önündeki bahaneyi ıskartaya çıkarmıştır.Ama aklanmak ve suçlu iskemlesine karşı tarafı oturtmak artık bize yetmemeli.Çözüm bizim olduğu kadar Rum-Yunan tarafının da menfaatidir.Fanatik milliyetçiler onlarda bizden daha çok ve daha etkin. Çözüm yolundaki her adımı milli maç rekabeti havasında değerlendirip tribün kışkırtmalarına kalkışmak, bu kitleyi kör edebilir.İktidar da medya da daha dikkatli olmak zorundadır.Kıbrıs'ta çözüm, böbürlenmenin yerel seçimde iktidara getireceği birkaç yüz bin oydan, medyaya sağlayacağı birkaç yüz bin tirajdan çok daha önemli.

Devamını Oku

Devenin nalı!

12 Şubat 2004

Kasım'ın 15 ve 20'sinde İstanbul'u kana bulayan bombalı intihar eylemlerinin sanıkları pişmanlık yasasından yararlanmak istiyormuş..VATAN'ın gündem toplantısına bu haberin düştüğü an yükselen tepki, sanıyorum ki toplumun duygularına da tercüman oluyordu:"Yok artık, devenin nalı!"Dağdaki PKK'lılar için çıkarılan "Eve Dönüş Yasası"nın en çok domuz bağı ile işlenmiş cinayetlerin acımasız katilleri olan Hizbullah hükümlülerine yaraması ve Sivas'ta insanları ateşe veren canavarların bu imkândan yararlanmaya heveslenmesi zaten toplum vicdanını kanatıyor.Eğer pişmanlık yasası, El Kaide canavarlığına da kucak açacak olursa, halkın adalete güveni, tamir kabul etmez bir yara alacaktır.Fakat hemen umutsuzluğa kapılmamak lazım. Yürürlük tarihinden sonra işlenmiş terör suçlarına yasanın ceza indirimi tanıması herhalde mümkün görülmemelidir.Aksi takdirde terör suçları özendirilmiş olur. Yargının böylesine tehlikeli bir yolu açması beklenemez.Terör örgütlerine açık çek vermek anlamına gelecek bir uygulamanın, içinde barındırdığı riskler mutlaka dikkate alınacaktır.Bu katiller 56 günahsız insanı öldürdüler. Yakalanıp müebbet hapis istemiyle yargılanmasalar pişman olacaklar mıydı?Onların itiraf yoluyla lanetli örgütlerine ihanet etmelerinde belki toplumun bir menfaati vardır.Ama bu hayır eksik olsun!Artık adalet, hiçbir hesaba feda edilmesin!Denktaş değişince çok şey değiştiRauf Denktaş'ın kibrini yenip büyük bir bütünün parçası olmaya razı olması, Türk diplomasisine diriliş getirdi.Annan'ın yüksek hakemliğini yumuşatıp garantör ülkelerin sorumluluğa ortak olmalarını öneren Denktaş, bir taşla birkaç kuş vurmuştur.Uzlaşmacı Denktaş, Rumların demirbaşı "Oyun bozan Denktaş"ı tedavülden kaldırmıştır.İkincisi ve belki daha önemlisi şudur:"Masada kaybetme kompleksi"ne tutsak hariciyemiz bu sayede diplomatik inisiyatif alma yeteneğini keşfederek kendine güven kazanmıştır.Artık bizimkiler, çözümsüzlüğün Rum ve Yunan tarafına da çok şey kaybettireceğini gördüler.Çünkü çözümsüzlüğün suçlusu durumuna düşerlerse, adadaki yeşil hattı Rumlar kendi elleriyle resmileştirecek ve KKTC'yi meşrulaştıracaklardır.Çözümün yolu şimdi biraz daha açılmıştır. Çünkü haksız rekabet koşulları ortadan kalkmaya başlamıştır.Batı medyasındaki suskunluk bunu gösteriyor..

Devamını Oku

CHP ne yapıyor?

11 Şubat 2004

Hükümetin Kıbrıs politikasına yönelik CHP muhalefeti, samimi ve gerçekçi bir politika olamaz.Çünkü 1 Mayıs'ı hedef alan çözüm çabalarının başarısızlığa uğraması Rum-Yunan tarafına hiçbir şey kaybettirmeyecek fakat bizim için maliyeti hesaplanamayan bir bozgunun başlangıcı olacaktır.Çözümsüzlük, Güney Kıbrıs'ın ikinci bir Elen devleti olarak AB'ye girmesini önlemeyeceği halde Türkiye'nin AB serüvenini tehlikeli bir bilinmezliğe sürükleyecektir.Rumların AB'ye girmesinden sonraki süreçte Kıbrıs'ta çözüm şartları, hiçbir zaman Annan Planı'nın dengesine ve adaletine yaklaşmayacaktır.Denktaş, gençlerin refah ve özgürlük taleplerini karşılamak için Türkiye'den daha çok para gelmesini mi bekleyecek?Yoksa terbiye edici bir baskı yönetimi mi kuracak?Kırk katır-kırk satırÇözümsüzlük AB içindeki Türkiye karşıtlarına aradıkları bahaneyi sunduğu takdirde bunun ilk yıkıcı etkileri ekonomik alanda kendini gösterecektir.İşsiz nüfusun tek umudu, müzakere sürecinin başlaması ile gelecek yabancı sermayedir. Bu umudun bitmesi veya ertelenmesi, ekonomik ve sosyal sancıların patlamalar haline dönüşmesi demektir.Türkiye'nin demokratik geleceğinin de kararması demektir.Eski Başbakan Mesut Yılmaz geçen yıl, AB kapısının yüzümüze kapanması halinde doğacak siyasal riskleri "kırk katır-kırk satır" örneği, şöyle açıklamıştı:"Ret cevabı tslâmi radikalleri bir anda patlayıcı madde haline getirir. Öyle bir durumda Türkiye ya radikal İslamcı bir devlet haline gelecek ya da Batılı maceracı müttefiklere karşı olan bir askeri diktatörlükle yönetilecek.."Bu yorum saflık mı?Çözümsüzlüğün ne kaybettireceğini herkes biliyor. CHP muhalefeti millete asıl şu sorunun cevabını vermelidir:Çözümsüzlük Türkiye'ye ve Kıbrıs Türkü'ne ne kazandıracak?İnsan merak ediyor:CHP gibi köklü bir parti bu kadar kör olamaz. Çözümün hükümete sağlayacağı başarıyı önlemek uğruna Türkiye'nin geleceği üstünde kumar oynayamaz.Acaba müzakerelerin son perdesinde hükümetin pazarlık kozlarını güçlendirmek için mi böyle davranıyor?Biliyorum, şimdi bir çoğunuz bana "saf" diyeceksiniz. Ama ulusal siyasete konu bir mesele hakkında CHP'nin bu kadar dar görüşlü ve egoist davranacağını aklım ve gönlüm kabul etmiyor.New York'taki müzakereleri olumsuz etkiler kaygısıyla mecliste dün yapılmasını istediği Kıbrıs konulu genel görüşmenin ertelenmesine CHP'nin razı olması bence umut veren gelişmedir.Kıbrıs'ı savaş ganimeti olarak gören bakış, cumhuriyetin kurucusu onurunu taşıyan partiye hiç yakışmıyor!

Devamını Oku

Acıklı şarkılar

10 Şubat 2004

Bir toplumu fakirlik belki öldürmez. Ama işsizlik? O daha sancılı, daha tahripkâr bir ölüm getirir. Ekonomik krizin derinleştirdiği işsizlik gençlerin umudunu, sabrını ve onurunu devamlı aşındırıyor. Dünya Bankası'na göre Türkiye'de 46 bin yetişkin yaşıyor ve bunların yarısı işsiz.. Bu yüzden meydana gelecek devasa patlamanın korkusu çoğumuzu küçük iyileşmelerden büyük umutlar üreten yalancılar rolüne itiyor. İşsizlere, gençlere sabır telkin edebilmek, içlerinde büyüyen isyan duygusunu dizginleyebilmek uğruna yalan söylüyoruz. Evet, göstergeler iyiye gidiyor.. Enflasyon ve faizler düşüyor, döviz kontrol altında, faiz dışı fazla hedefi tutuyor, büyüme pozitif, kredi notumuz yükseldi. Ama...Gençlik heba oluyorGenç okurum Emrah Erdönmez bakın ne yazıyor: "Kimse kimseyi kandırmasın. Makro göstergelerdeki iyimser tablonun bireylere yansıması yıllar alır. Oysa bizlerin gençliğimizden verecek yıllarımız yok. En aktif, enerjik, üretime açık yaşlarımız heba oluyor. Bizleri, yani üniversite bitirmiş eğitimli insanları, çalışmaktan men etmek ciddi bir suçtur!" Merkez Bankası'nın eski başkanlarından Yaman Törüner geçen gün Emrah'ı doğruluyordu: "Ekonomi bakımından başarılı zannettiğimiz geçen yıl bile iç ve dış borçlar 50 milyar doların üzerinde arttı.. Bu yılki bütçede yatırıma 300 milyon dolar ayrıldı. Bu parayla eskiyen üretim araçları bile onarılamaz.." Türkiye'nin yatırım iklimine girmesi yabancı sermaye girişine bağlı. Onun aradığı güvenceyi de ancak Türkiye'nin AB üyeliği için müzakere tarihi alması sağlayabilir. Kıbrıs'ta çözüm arayanları "hain" ilân edenler, hele Hazine'den maaş alıyorlarsa biraz daha büyük düşünmeye çalışmalılar.Saygı duymak lazımOnlara ve onlar gibi düşenenlere, Popstar yarışması elemeleri için İzmir'de kuyruğa giren 4 bin genci anlamalarını öneririz. İşsizliğin kararttığı ufukta parlayan bir yıldıza dört bin el uzanmış.. Neşeli şarkılar mı getirdi onları o kuyruğa? Popstar yarışmasını, gençliğin haddini aşan ihtirasına, kolay yoldan köşeyi dönme merakına kimse yormasın. Bu gençlere saygı duymak lâzım: Çaresizlikte tükenmektense fırsatlarda çıkış arıyorlar. Gençlik 'pop'un ağında değil, Türkiye topun ağzındadır. Ülkenin kaderine hükmedenler, umudun zincirlerini kırma cesaret ve basiretini göstermelidirler. Çünkü fondaki şarkılar ağıt olmak üzere!

Devamını Oku

Kavşak noktası

9 Şubat 2004

Türkiye'nin 20001i yıllardaki kaderinde kavşak noktası olacak bir gün yaşıyoruz.Dünyanın dikkati, Kıbrıs için BM Genel Sekreteri Annan'ın bugün New York'ta iki tarafın liderleriyle gerçekleştireceği tarihi randevuya çevrildi.Sorunun 1 Mayıs'a kadar çözülmesi arzusundan kaynaklanan zaman darlığı, BM Genel Sekreteri Annan'ı iki tarafı baştan bağlayıcı şartlar dayatmaya yöneltmişti.Ankara ve Atina sorunun artık bir çözüme ulaştırılmasını istiyor. Kıbrıs'ın iki tarafındaki halk da aynı arzuyu taşıyor. Fakat Denktaş ile Papadopulos, bozguncu damgası yemeden ve mümkünse bu suçu karşı tarafa yamayarak zamana oynama çabasında.Rum yönetimini anlamak mümkün. Çünkü 1 Mayıs'ta AB üyesi olduktan sonra Kıbrıslı Rumların kozları güçlenecektir.Dışişleri Bakanı Gül'ün dediği gibi bu fırsat kaçar da çözüm çıkmaza girerse Türkiye ve Kıbrıs Türkü için "yarın daha büyük sıkıntılar" doğacaktır.Korkutan adamBaşbakan Erdoğan'ın Davos ve Washington'da Annan'ın koşullarına uyulacağını vaat ederek yarattığı Türkiye lehindeki rüzgâr, Denktaş'ın sahneye çıkması ile dönmeye başlamıştır.Şimdi uluslararası kamuoyu Denktaş'ın bu son şansı Ankara'ya rağmen başarısızlığa uğratabileceği korkusunu taşıyor. Türkiye'deki iş dünyası da tedirgin.Bilindiği gibi Annan, tarafların karşılıklı taleplerini müzakere etmesini, anlaşma sağlayamadıkları noktalarda çözümleri kendisinin oluşturmasına olur verilmesini ve nihai metnin nisanda Kıbrıs'ın iki tarafında halk oyuna sunulmasını istiyor.Başbakan Erdoğan "Her aşamada Rumların bir adım önünde olacağız" dedi ama Denktaş bu peşin kabullerin intihar olacağını söyleyerek gitti New York'a.İtirazları Annan'ı geriletecek mi, yoksa önümüzdeki son şansı bitirecek mi; bunu kimse tahmin edemiyor.Denktaş ne yapar?Türkiye özellikle iki kesimliliğin güçlendirilmesi ve garantörlük haklarının devam etmesi konularında haklı olarak ısrarlıdır.Bush yönetimi de bu konularda ağırlığını bizden yana kullanacağı sözünü vermiştir. Ama onun da şartı vardır:"Siz yönteme ait çekincelerinizden vazgeçin, biz de müzakere aşamasında Annan'ı ikna etmeye çalışalım.."Garantisi var mı, tabii ki yok.."Risk almamak en büyük risktir" derler. En büyük riski bizim için şu anda Rauf Denktaş temsil ediyor.Denktaş'ın niyetleri ve önyargıları, AKP iktidarının çözüm isteyen siyasi iradesini hiçe sayan bir bozgunun tetikleyicisi olur mu?Böyle bir ihtimali düşünmek istemiyoruz. Denktaş herhalde, Türkiye'nin AB yoluna dinamit koyacak, ulusal hedeflerinde sapma yaratacak bir rolün yetki gasbı olacağını görecektir. İtirazlarını kayda geçirecek, fakat müzakere sürecini tıkayacak kadar ileri gitmeyecektir.

Devamını Oku

Allahım sen koru!

8 Şubat 2004

Anlatacağım fıkra aslında bir papaz üzerine kuruludur ama kahramanını imama dönüştürmenin zararı yok..Birinci perde:Kenti sel basmış, belediye kenti boşaltma çağrısı yapmış. Herkes gitmiş ama caminin imamı "Allah beni korur" deyip kalmış.Sular yükselirken, motorlu bir botla camiye yaklaşan görevli "Haydi hoca, direnmenin âlemi yok, gel" diye uyarıda bulunmuş, imam yine reddetmiş.Sonunda minareye çıkan hoca, kendisine yaklaşıp tutunması için ip uzatan helikopteri de inancına güvenip göndermiş..İkinci perde:Öbür dünyada Azrail "Hoca efendi niye uyarıları ve yardım etmek isteyenleri reddettin?" diye sormuş.İmam "Ben kulluk görevimi iyi yapmış bir adamım. Allah'ın beni koruyup kollayacağına inanıyordum" deyince... Cevap:"Sen Allah'ın yardımını fark etmedin. O botla helikopteri kim gönderdi sanıyorsun?"Afet merkezleri..Marmara depreminin ve onu izleyen felâketlerin içinde taşıdığı ilâhi mesajları almamakta gösterdiğimiz direncin bedelini sürekli ödüyoruz.Konya'daki Zümrüt Apartmanı faciası, bunların sonuncudur.Halil Cibran acıyı "İçinizdeki hekimin, hastalıklı bünyenizi tedavi amacıyla verdiği tatsız ilâç" diye tarif eder. Bu ilâç bizi uyardı ama kamu otoritesini de etkiledi mi?VATAN ekipleri, deprem bekleyen İstanbul'da kurtarma faaliyetlerini yürütecek Afet Yönetim Merkezleri'ni inceleme amaçlı bir çalışma yaptı.Elde ettiğimiz sonuçlar, güven uyandıran bir haber vermek şöyle dursun, yakın bir umudun ışığını bile taşımıyor.Şu anda ancak dua edebiliriz:"Allahım sen bizi koru!"Aç gözlü ve cahilTablo, tam bir üçüncü dünya demokrasisinin riyakârlığını sergiliyor.İktidar bir yandan çürük ve kaçak yapıların sorumlularını caydırmak amacıyla cezaları artırma hazırlığı yapar gibi görünürken öte yandan belediyelerin seçim rüşveti olarak verdiği inşaat ruhsatlarına ve kaçak yapıların üremesine seyirci kalıyor.Çürük yapıların boşaltılıp yıkılmasını gerektiren şu kritik dönemde, muhtemel bir depremin can kaybı bedelini çığ gibi büyütecek günah, siyasi bir eşkıyalık olarak işleniyor.Aç gözlü bir cahillik, yasalara ve utanma duygusuna meydan okuyor. Gece yapılan kondular artık uluorta yapılıyor.VATAN muhabirlerine bir kalfa "Altı inşaatı birden yapıyorum. Şu ara işimiz çok" dedi. DİE, seçimin kesinleşmesini izleyen 3 ayda verilen inşaat ruhsatlarının, ondan önceki altı ayı ikiye katladığını belirledi.Seçim yatırımı olarak verilen ve çoğu denetimsiz bu izinler, önceden kesilmiş defin ruhsatları olacakmış, ne gam!Yeter ki oy gelsin!Martta yerel yöneticilerimizi seçeceğiz.Acaba halkımız gerçekte kaderini seçeceğini biliyor mu?

Devamını Oku

Türkiye 2004

7 Şubat 2004

Pompei'nin son günleri.. Bu deyim, akıl körlüğü yüzünden tehlikenin eşiğinde yaşadığını göremeyen toplumlar için kullanılır.Böyle bir kadere mahkum olmamak, toplumlara kendi gerçekleriyle yüzleşme cesareti gösterme sorumluluğu yüklüyor. CHP'nin çektiği bir "Türkiye fotoğrafı"nı dün İstanbul Milletvekili Bülent Tanla açıkladı: Ülkemizde 123.659 kahvehane, 16.426 meyhane, buna karşılık 1.430 kütüphane, 789 sinema ve 128 tiyatro bulunuyor. İşsizlik, yoksulluk ve umutsuzluğun girdabını, yığınları millet yapan değerlerin çözülüp dağılmakta olduğunu gösteren kasvetli bir tablodur bu. Ekonomik krizde işsizlik 2 kat, yoksulluk üç kat arttı. 12 milyon kişi açlık, 13,5 milyon kişi yoksulluk sınırında yaşıyor.İşsiz sığınağıTanla "İşsizlik en büyük tehdit boyutuna gelmiştir. 4 milyon kişi günlerini kahvehanelerde geçirmektedir. İnsanlar, kendileri gibi işsiz ve umutsuz kişilerle buralarda dertlerini paylaşmaktadır" diyor. Televizyonların renkli görüntüleri Türkiye'nin gerçeğini yansıtmıyor. İşin tuhafı, toplum da gerçeği talep etmiyor. Konya'daki facianın akşamında bile TV'lerin en çok izlenen programı Televole idi.. Geleceği irtica ve bölücülükten daha çok issizlik ve yoksulluk tehdit ediyor. Çünkü bütün belâlar, işsizlik ve yoksulluğun bataklığında köpürüyor. Bülent Tanla'ya göre işsiz insanlar, kahvehanelerde kendileri gibi çaresizler arasında teselli buluyorlar. Ama bu rehabilitasyon Türkiye'yi kurtaracak çözüm değildir.Ne ekiyoruz?İşsiz aileler çocuklarını okuldan alıyor. Bu çocuklar şimdi kavşaklarda bir şeyler satıyor. Kendimize nasıl bir gelecek inşa ediyoruz? İşsiz yığınların sabrını özendirecek projeler üretmek, toplumsal özverilere katlanmak, yardımlaşma ve paylaşma duygusu ile umudu ayağa kaldırmak zorundayız. Toplumsal yapı Konya'daki Zümrüt Apartmanı kadar çürümüştür. Yaratıcılık göstermezsek yapıyı ayakta tutamayız. Ünlü İskoç edebiyatçı Stevenson "Günü, topladığınız haşata bakarak değil, ektiğiniz tohumlara bakarak değerlendirin" demiş.. İktidar, devlet kadrolarını yağmalayarak gücünü pekiştirdiğini sanmasın.. Varlıklılar bencillik, gösteriş ve israfın çıkmazında kaybolmasın.. Medya, reyting uğruna yalan bir dünyayı halka uyuşturucu gibi satmasın.

Devamını Oku

Acele bize yarar

6 Şubat 2004

Denktaş, BM Genel Sekreteri Annan'ın 10 Şubat çağrısına çok anlamlı (!) bir cevap verdi."Bu, dayatmanın daniskasıdır. İki ayağımızı bir pabuca koyuyorlar.."Rauf Denktaş otuz yıldır pabuçsuz mu geziyor?Evet, BM Genel Sekreteri acele ediyor.Ama bu acele bizim çıkarımıza değil mi?Ortada, Kıbrıs Rum kesiminin AB'ye tam üye olarak gireceği mayıs ayına kadar çözüme varılmasını gözeten bir takvim var:1. Çözüm planı 25 Mart'a kadar sonuçlandırılacak. Tarafların uzlaşma sağlayamadıkları sorunların yarattığı boşlukları BM Genel Sekreteri dolduracak.2. Bu son metin 21 Nisan'da Kıbrıs'ın iki tarafında halk oyuna sunulacak.Genel Sekreter Annan 10 Şubat'ta New York'a çağırdığı taraflara "Bu şartları önceden kabul ediyorsanız gelin" dedi.Rumları rahatlattı..Amerika ziyaretinde Başbakan Erdoğan'ın "Her aşamada Rumlardan bir adım önde olacağız" sözü üzerine köşeye sıkışan Rum-Yunan tarafına Denktaş'ın çıkışı ilâç gibi geldi.Tayyip Erdoğan'ın taahhüdünden sonra "oyun bozan olan taraf Rumlardır" suçlamasına hedef olmaktan korkan ama Denktaş'ın sahneye çıkması ile bu tehlikenin savuşturulacağı ümidini besleyen Kıbrıs Rum ve Yunan hükümetleri uzlaşmacı bir havaya giriverdi.Nasıl olsa kendilerinin istemedikleri şartlara "hayır" diyecek biri var!Plandaki boşlukları Genel Sekreter Annan'ın doldurulmasına kendileri de karşı oldukları halde bu yüzden seslerini yükseltmiyorlar.Oysa Annan'ın sıkıştırılmış takvimine Rumların karşı çıkması için daha fazla neden vardır.1 Mayıs'tan önce varılacak çözüm Rumların değil Türk tarafının yararınadır. Çünkü Kıbrıs Rumları AB'ye girdikten sonra Türkiye, Annan planı şartlarına dayalı bir uzlaşmayı mumla arayacaktır.İnşallah taktiktir..Annan Planı'nın nihai kabulü, Kıbrıs'ın iki tarafında yapılacak referandumlara bağlı olacaktır. Planın son şeklini alacağı tarih ile referandum tarihi arasında dört haftaya yakın zaman var."Hakkaniyete dayanmayan bir plan halktan destek almaz. Halkıma bunu anlatırım ve reddini sağlarım" demek Denktaş'a yetmiyor mu?Korkarız ki yetmiyor.Denktaş, halkının güvenine eskisi kadar sahip olmadığını son seçimde farketmiştir. Bu duygu, iki ayağı bir pabuca koyan acelenin bize yarayacağı gerçeğini algılamasına mani oluyor.Şu andaki niyeti New York'a gitmek fakat acele çözümü reddetmektir.Denktaş gibi tecrübeli bir liderin halkının ve anavatanın çıkarlarına zarar verecek bir inada tutsak düşebileceğine inanmak bize zor geliyor.Acaba çözüm vaktinin çoktan geldiği gerçeğini gördüğü halde bunu belli etmiyor ve sırf son pazarlıktaki şansını artırmak için taktik mi uyguluyor? Umarız öyledir.Kıbrıs Türkü'nün ve Türkiye'nin AB rüyası keşke bu kadar çürük bir ipe bağlı olmasaydı..

Devamını Oku