Ah Temel Reis..

29 Şubat 2004

Yerel seçimlerde CHP muhalefeti, ıspanak dopingli Temel Reis'ten yararlanacak.Yani sosyal demokratlar, halkı acı acı güldürerek sandıktan yüz güldüren bir sonuç elde etmeye çalışacaklar..Oysa sandıklar açılınca son gülen kim olacak, şimdiden belli gibi. CHP yöneticileri 28 Mart gecesi tabloyu görünce koltuklarına "Bizim millet de şakadan hiç anlamıyor" diyerek düşebilirler!Temel Reis kaslarını güçlendirmek için ıspanak yerine kafayı işletecek balık temelli bir gıda rejimi uygulasa daha iyi olurdu.Çünkü iktidar genellikle başarılı bir çizgide yürüyor. En büyük başarısı da, alnına vurulan gerici damgasından kurtulmaya dönük çabaları oldu.Ekonomide ve dış politikada siyasal İslâm'ın geleneksel çizgisine taban tabana zıt bir yol izlediği halde kendi tabanından kayba uğramadı. Şaşırttığı orta sağ seçmenden de bu sayede önemli destekler sağladı.Kazayla güçbirliğiAna muhalefet olarak CHP'ye düşen, bu gerçeği görmek ve küçük partilerin ziyan olacak oylarını blok haline getirmeye çalışmaktı. Ve tabii bu uzlaşmanın bedelini seve seve ödemek.."Kar taneleri doğadaki en kırılgan şeylerdendir ama bir araya geldiklerinde neler yapabildiklerini" hep biliriz.Bunu Temel Reis niye göremedi?İktidar partileri yerel seçimlerde yarışa önde başlarlar. Halk Ankara'daki hükümete ters düşen bir partinin adayını belediye başkanı yaptığı takdirde kentinin üvey evlât muamelesi göreceğini bilir.Temel Reis bu gerçeğe de sırtını döndü.Tek güç birliği Eskişehir'de oldu. CHP listeleri zamanında yetiştiremediği için seçim dışı kaldı. Solcu muhalefetin ilk Temel fıkrası buydu. Temel Reis "Eskişehir'de DSP adayını destekliyoruz" dedi.Kazayla sağlanmış bu güç birliği, büyük ihtimalle Eskişehir'i sola kazandıracaktır.Fakat aynı kaza Ankara ve İstanbul'da tekrarlanmadığı için muhalefet oyları on parçaya bölünecek ve bu kentler büyük farkla AKP'nin olacaktır.Son Temel fıkralarıTemel'e sormuşlar:- Hani sen güzel ve zengin bir dulla evleneceğini söylüyordun, ne oldu?Temel "bekleyrum" demiş.. "Kocasının ölmesini bekleyrum.."Yaratıcılık ve özveriden yoksun muhalefetlerin kaderi de beklemektir. İktidar hata üstüne hata yapacak, kuruyup düşecek ve yoklukta onlar iktidar fırsatı yakalayacak.CHP de bekliyor.. Beklerken eğleniyor, eğlendiriyor. Peki 28 Mart'ta ne olacak?Korkarız Temel Reis iki kulağı yanmış olarak hastaneye kaldırılacak:Doktor "nasıl oldu bu iş?" diye sormuş.Temel: "Önemli bir haber bekleydum. Ütü yaparken telefon çaldi, dalgınlıkla kızgın ütüyü kulağıma cötürdüm.."Doktor: "Peki öbür kulağını nasıl yaktın?"Temel: "Oni de ambulans çağırayum derken.."

Devamını Oku

Kümeste tilkiler

28 Şubat 2004

Hükümet kaynak açığını karşılamak uğruna vatandaşa duman attırıyor! Özel Tüketim Vergisi düzenlemesi ile akaryakıt ve sigara fiyatları arttırıldı. Avrupa'nın en pahalı benzini Avrupa'nın en fakir ülkesinde satılıyor. Nakliye maliyeti arttığı için arabası olmayanlar da ödüyor.Sigaraya gelince Maliye Bakanı "Sigaranın sağlığa zararlı olduğu paketlerin üstünde bile yazıyor" demiş. Nüktedan bakan "İçmeyin şu zıkkımı, sigaradan ve zamdan zarar görmeyin" demeye getiriyor. Hükümet, teröre karşı uygulanan hoyrat önlemleri andıran politikalar izliyor.Bir kaç aile teröriste yataklık ediyor diye bütün köyü boşaltmak ne ise vergisini ödemeyenlerin yarattığı açığı zamlarla bütün millete ödetmek de odur. Yani haksızdır, ayıptır. Geçen gün Unakıtan "ilâçta KDV'yi yüzde 18'den 8'e düşürüp 650 trilyon tasarruf sağlayacağız" dedi, herkes şaşırdı. Vergiyi indirerek devlet nasıl kazanç sağlar?Sağlar çünkü ilâcın en büyük alıcısı devlettir. Ama devlet ilâç alırken ödediği paranın KDV' sini bile şirketlerden tahsil edemiyor! Daha beteri tekstil sektöründe.. Devlet geçen yıl bu sektörden 1,2 katrilyon lira KDV tahsilatı yaptı. İhraç edilen tekstil ürünlerinin KDV'sini devlet sektöre geri ödüyor. Yani üretimin tümü ihraç edilmiş olsaydı devlet 1,2 katrilyon lira vergi iadesi ödeyecekti. Fakat 1,5 katrilyon ödedi!Soygunun boyutunu görüyor musunuz? Vergilerin artacağını haber alıp yüklü bir parti mısır ithal ederek büyük vurgun yapan oğlunu Maliye Bakanı Unakıtan "O mısırları tavukları için getirtti" diye savunmuştu. Bakan bey zeki, şakacı ve hazır cevap bir zat. Ama oğlunun tavuklarına gösterdiği özeni kendisi kümesindeki kazlara, yani gıkını çıkarmadan yolunan biz vatandaşlara göstermiyor. Tilkiler fink atıyor, o espri yapıyor!Karışık işlerAKP kadrolaşırken engel tanımıyor. Refahyol döneminde Başbakanlıkta çalışan Gökhan Yazıcı'yı Enerji Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı yapabilmek için üç kez kararname çıkardılar. Üçü de Çankaya'dan döndü. Bunun üzerine onu, Eti Holding ürünlerini Amerika'da pazarlayan Etimine'nin başına yolladılar. Yazıcı aynı zamanda Petkim Yönetim Kurulu Başkanı idi. O göreve de Enerji Bakanı Güler'in kayınbiraderi Osman İlter'i getirdiler. Anlayacağınız, kör istedi bir göz, Allah verdi iki göz! Sezer kararnameleri niçin üç kez çevirdi? Cumhurbaşkanı'nın gerekçe gösterme zorunluluğu yok. Ama talep ettiği güvenlik soruşturması raporunu okuduktan sonra bu yetkiyi kullandığını herkes biliyor.Demek ki önerilen kişiyi "sakıncalı" görmüş.. Peki, cumhuriyetin laiklik dahil temel değerlerini Müslüman bir yapıya devretmesi zamanının geldiğini söyleyen Ömer Dinçer, bu süzgeci nasıl aşarak Başbakanlık Müsteşarı olabildi? Amerika'ya gönderilen Yazıcı'ya 10 bin dolar maaş verileceği söyleniyor. Siz olsanız, Başbakanlık Müsteşarlığı'nı kurtarmak için Ömer Dinçer'e 40 bin dolar maaşlı bir dış görev teklif etmez miydiniz?!

Devamını Oku

Çabuk olun!

27 Şubat 2004

Töre cinayetlerine uygulanan "tahrik indirimi "ni savunan hukuk hocaları geceyi nasıl geçirdiler merak ediyorum.Dilerim uyuyamamışlardır.Bitlis'te bir akrabasından hamile kalan Güldünya'nın trajik öyküsünü okumuşsunuzdur:Genç kadın, töre hukukunun cellâtlarını göndereceğini bildiği için İstanbul'a kaçtı ve polise sığındı. İki ay önce bebeğini dünyaya getiren Gü'ü burada iki erkek kardeşi buldu ve kurşuna dizdiler.Ölmediğini öğrenince bu kez kaldırıldığı hastaneye girdiler ve işlerini bitirdiler!Töre tehdidi belli, bu kadın niçin daha baştan koruma altına alınmadı?Hiç değilse saldırıdan kurtulduktan sonra hastanede niçin korumasız bırakıldı?Sorumluları mutlaka cezalandırılmalıdır. Ama asıl, bu sosyal faciaları önleyecek çare hızlandırılmalıdır.Yürürlükteki yasa, namus bahanesiyle bu cinayetleri işleyenlere ceza indirimi uyguluyor, katiller birkaç yıl yatıp çıkıyorlar.Yeni yasayı hazırlayan komisyonda görevli bazı hukuk hocaları, töreyi sosyal bir olgu olarak korumak istediler.Oysa çağdaş devlet ilkelliği kabullenmez, toplumu uygarlık yönünde ilerlemeye zorlar. Cinayeti meşrulaştırmak, yalnız hukuka değil ülkenin yarınlarına da kötülüktür.Bu davanın mücahitliğini medyada en büyük özveri ile VATAN yazarı Ruhat Mengi yaptı. Onun azmi sayesinde sivil toplum örgütleri güçlerini birleştirdiler ve töre cinayetlerini himaye eden "tahrik indirimi"nin TCK tasarısından çıkarılmasını sağladılar.Güldünya Tören'in katli, yeni TCK'nın bir an önce yasalaşması için ihtardır.Meclis elini çabuk tutsun ve Türkiye kendisine utançtan başka bir şey getirmeyen töre cinayetlerine başka kurbanlar vermesin!Bunu alkışlarım..NATO Zirvesi Haziran'da İstanbul'da toplanacak.Bush, Blair, Schröder, Chirac dahil 55 ülkenin lideri, 3500 katılımcı, bir o kadar yabancı basın mensubu Türkiye'ye gelecek.2004 yılı yeni bir tarihin eşiğidir. Bu zemini ne kadar iyi hazırlarsak hayallerimize o kadar çabuk kavuşuruz.Türkiye iyi bir rüzgâr yakaladı.Demokratik reformlar, Kıbrıs'ta çözüm siyaseti, istikrarlı bir hükümetin işbaşında bulunması, hatta Eurovision ve futbol başarıları, bir işadamının dediği gibi, Türkiye'nin "marka algılaması"nı değiştirmiştir.Artık Türkiye sorunlu, güçsüz, karışık, yük olacak kadar fakir bir ülke gibi görünmüyor.NATO Zirvesi, Türkiye'nin yeni yüzünü dünyaya tanıtmak ve AB hedefine ilerlemek amacında tarihi bir fırsat olacaktır.Geçmişte olsa NATO Zirvesi'nin sunduğu fırsat konusunda işadamları hükümeti uyarmak ihtiyacı duyardı. Oysa bu kez uyarıyı Başbakan yapmış ve işadamlarını bu heyecana ortak etmeyi başarmıştır.İşadamlarının vaat ettikleri desteğin maddi yanı önemli değildir. Önemli olan NATO Zirvesi'ne devletin değil, asıl sivil toplumun ev sahipliği yaptığını, Türkiye'deki zihniyet değişikliğini dünyaya göstermektir.Başbakan'ın bu algılamasını övgüye değer buluyorum.

Devamını Oku

Deprem ihbarı!

26 Şubat 2004

Türk halkını "takdir-i ilâhi'' bahaneli çaresizliğin zincirlerini kırmadıkça AB üyeliği bile kurtaramaz.Depremlerde Japon'u, Amerikalı'yı koruyan Allah Türk'ü niçin korumasın? İlâhi adaletin en sağlam kanıtı, insana bahşedilen akıldır.Kimse yaradana iftira etmesin; kötü zemine yapılan çürük yapılar, onlara "dur" diyemeyen denetim ve otorite yetmezliği, ülke kaynaklarını yağmalatan siyasetçiler niçin "takdir-i ilâhi" oluyormuş?Bunlar bizim seçimlerimiz!Afet İşleri Genel Müdürlüğü Deprem Araştırma Dairesi Başkanlığı dün Doğu'da "büyük deprem" ihbarı yaptı!Uzman müdür Dr. Ramazan Demirtaş, önceki gün meydana gelen Adıyaman depreminin, Doğu Anadolu fay sistemindeki uyanışı haber verdiğini açıkladı.Bölgede büyük bir deprem bekleniyor. Yarın da olabilirmiş, önümüzdeki yıl da, bir kaç on yıl içinde de..Bilim adamları, uyarıyı abartılı bulmadılar. Hatta alarm verdiği için bu bürokratın cesaretini takdir bile ettiler.Peki bölgede açlık ve yoksulluk sınırında yaşayan milyonlarca vatandaş şimdi ne yapsın?Kuru bir "Dikkaaaat!.." narası atmakla devlet, hükümet olunuyor mu? Bu uyarıdan vazife çıkarmak kimin, kimlerin sorumluluğu?Dr. Demirtaş "Burada deprem riski var, yıkalım, yeniden yapalım deme şansımız yok. Böyle bir güce sahip değiliz" diyor.Bu da çaresizliktir ama yine de önemli bir iş yapmıştır. Çünkü beklenen deprem olur da yine hazırlıksız yakalanırsak millet bu felâketin "Allah'ın takdiri"nden değil "yönetenlerin taksiri "nden geldiğini anlayacaklardır.İşte dua edeceksek, öyle bir durumda suçüstü yakalanacakları korkusunu siyasetçilerin yüreklerine düşürmesi için Allah'tan yardım isteyebiliriz.Belki o zaman, depremden sonra yapmaya mecbur kaldıkları evleri şimdiden yapmaya başlamayı akıl ederler!Partizanlığa çareAKP milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır bürokrasiyi yozlaştıran önemli bir hastalığa çare önerdi.Teklifi şu: Milletvekili ve belediye seçimlerinde aday olan bürokratlar seçilemedikleri takdirde kamudaki görevlerine geri dönemesinler..Dönerlerse ne olur?Bunu kör olmayan her siyasetçi görebilir ama sadece demokrasinin sağlığını ve devletin saygınlığını parti çıkarının önünde tutan bir devlet adamı açıkça söyleyebilir.Yalçınbayır bu erdemi göstermiştir. Dileriz arkadaşlarını da ikna eder.Aksi takdirde partizanlığın her geçen gün bürokrasinin üst katlarına tırmanışını durdurmak mümkün olamayacaktır.Çünkü bir partiden aday olup seçilemeyen memur, eski işine döndüğünde tarafsızlığını da kaybediyor.İktidar partisinden aday olmuşsa, geri döndüğünde daha yüksek bir post talep etme hakkını kendinde buluyor. Siyaset de, bürokrasi de bundan zarar görüyor.Partili memurlar dönemine son vermenin onuruna bakalım AKP talip olacak mı?

Devamını Oku

Futbolda mafya

25 Şubat 2004

Futbol dünyamızın asit dilli TV yorumcusu, eski hakem Ahmet Çakar silâhlı saldırıya uğradı.Çiçek buketiyle kendisine yaklaşan biri Çakar'a 5 kurşun sıkıp kaçtı.Sözünü sakınmamakla ünlenen ve bu yüzden çok düşman edindiği söylenen Ahmet Çakar yaşayacak. Ama onu vuran profesyonel yakalanacak mı, yakalansa bile kime kiralanmış olduğunu açıklamaya mecbur edilebilecek mi; bunlar belli değil.Şimdiden belli olan bir şey varsa o da mafya yöntemlerinin futbol dünyamıza girdiği ve egemenlik alanını sürekli genişlettiğidir.Maçlarda ateşe verilen tribünler ve "uyarı cezası"nı ayaklarına yedikleri kurşunlarla "tebellüğ" eden spor yazarlarının uzayan listesi bu gerçeği ateşli ve kanlı bir biçimde kafalarımıza vuruyor.Bu kadar yaygın toplum tabanına sahip futbol, ne kadar hayal etsek de bir centilmenler dünyası yaratamıyor. Gelişmiş toplumlarda bile akıllarını kaçırmış taraftar yığınlan var.Ama Türkiye'deki terör farklı bir şey.. Futbolun seçkin kesiminden kaynaklanan derin bir arıza var. Bu spora sevdalı kitleden güç ve çıkar üretenler, beğenmedikleri sesleri, kalleşçe yöntemlerle susturmaya çalışıyor.Polis bu soruşturmayı sonuna kadar götürmelidir. Tetikçiyi kiralayan kişiyi bulmadan dosya kapanacak olursa, haydutlar cüret kazandıracaktır.Asıl sorumluluk futbol dünyasının aktörlerine düşüyor. Şiddete bulaşan, hatta bu şüpheyi hak eden tipler, boyuna, gücüne bakılmaksızın tecrit edilmelidir."Düşmanımın düşmanı dostumdur" zihniyeti, sportif rekabetin unsuru olamaz.Şimdiye kadar maalesef oldu. Sonuç:Hakemlerin kullandığı sarı ve kırmızı kartları artık mafya gösteriyor!Otosansüre hayırBaşbakan "Hedef 1 Mayıs'a kadar birleşik Kıbrıs'ın AB'ye girmesidir" dedi.Hükümet gerçekçi bir siyaset izliyor. Hedefe varılamasa bile bundan dolayı Türk tarafı suçlanmamalı, sorumlu tutulmamalı.O zaman Kıbrıs, Türkiye'ye AB üyeliği için müzakere tarihi verilmemesinin bahanesi olmayacaktır. Çözümü Rumlar önlerse KKTC'nin meşruiyeti zemin bulacak ve yıkıcı ambargoyu sürdürmenin sebebi kalmayacaktır.Başbakan Erdoğan dün Kıbrıs haberlerine otosansür uygulanması için medya yöneticilerine çağrıda bulundu.İstek iyi niyete dayanıyor olabilir ama astarı yüzünden pahalı bir tedbirdir.Tarafların anlaşacağını kimse beklemesin. Boşlukları sonuçta BM Genel Sekreteri dolduracak ve bu metin iki halkın oyuna sunulacak.Yani Annan'ı bu hakemlikte adil davranmaya mecbur etmek, tek çıkış yolumuz.Türk hükümetinin "olmaz"larını Annan'ın bilmesi yetmez. Onu etkilemek, ancak bu olmazlara halkın sahip çıktığını göstermekle mümkün olabilir.Annan'ın işi referandumdan "evet" çıkacak bir metin yaratmaktır. Halkın "evet" ini garanti edecek asgari güvencelerin gerçekten neler olduğunu, otosansür karanlığında Annan nasıl görecek?Kamuoyunun gücü heba edilmemelidir. Annan bile bunu istemez.

Devamını Oku

Kahraman

24 Şubat 2004

Vur kafasına, al ağzından lokmasını.. Biz böyleyiz, o yüzden de haydutlar yıllardır kanımızı emiyor. Soyulmak, hakkını savunmayı bilmeyen toplumların mahkûmiyetidir.TIR şoförü Renizi Kısa'nın öyküsünü, hakkını ve onurunu savunmanın maliyetini göze alacak yerde rüşvet ödemenin kolaycılığına sapan insanlara ibret olsun diye manşet yaptık. Remzi Kısa Almanya'ya mal taşırken Romanya'da haksız bir para cezasına hedef oldu. Ucuza kurtulması için bir seçeneği vardı: 600 Mark rüşvet ödemek..Bunu kabul etmedi ve 23 gün savaş verdi. Devlet böyle durumlar için dışarda binlerce hariciyeci besliyor; Remzi Kısa hemen konsolosluğu aradı. İki gün bir muhatap bulamadı. Sonunda biri çıktı ve yol gösterdi:"Herkes nasıl geçiyorsa öyle geç!"Monşerler istenen rüşveti ödemesini tavsiye ediyordu. Yol, iz, dil bilmeyen TIR şoförü üç hafta direndi, bu arada gümrükçü mafyasının tehdit ve saldırılarına göğüs gerdi. Sonunda teslim oldu ama yine de onurunu korudu: Rüşveti ödemedi, daha yüksek bir bedel olduğu halde cezayı ödedi. Fakat Macaristan'a girerken Romanya'da kesilen cezanın haksızlığını belgelemeyi ihmal ermedi. Sonra örnek bir vatandaş olarak kendi devletinden hesap sordu:Dışişleri Bakanlığı'nı dava etti. Bu noktada Dışişleri Bakanlığı'ndan, şikâyeti ciddi olarak incelemesi, olayın üstüne gitmeyen konsolosluk görevlileri hakkında disiplin yaptırımları uygulaması, böylelikle örgütünü motive etmesi beklenir değil mi? Hayır, Romanya'da kuzuların sessizliğini oynayan Dışişleri Bakanlığı burada aslan kesildi. İdare Mahkemesi de devleti kusurlu bulacak değildi ya, vatandaşın şikâyetini geri çevirdi.Remzi Kısa, cefa ve çileyi kader diye kabullenmiş milletimizin yeni kahramanlarından biri olarak selâmlanmayı hak ediyor. Çünkü yine pes etmemiş, Dışişleri Bakanlığı hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde dava açmıştır. Ve AİHM bu davayı kabul etmiştir. AB üyeliğinin sağlayacağı en büyük kazanım, insan onuruna saygılı bir düzenin gelmesi olacaktır. Ama bunu AB tek başına garanti edemez. Onurlu bir yaşam için direnecek yerde rüşveti yarı resmi vergi gibi ödemeye razı bir topluma AB ne yapsın?TIR şoförü Remzi Kısa'nın bilinçli azmi ve cesareti, yolsuzlukların hayatını kararttığı bu ülkede yaşayan herkese örnek olmalıdır.Tankerlere yasak!Trafik kazası her yerde olabilir. Adı üstünde, kaza.. Ama bizdekilerin çoğu adeta davetiye ile geliyor. Birçoğu ihmalin, cehaletin ürünü olan cinayetlerdir. Dün Kartal, katliam boyutunda bir cinayete sahne oldu. Kartal Köprüsü'nden sahile inerken freni patlayan bir tanker, önüne çıkan otobüs ve minibüs dahil 15 araca çarptı, ezdi, bu arada patladı ve yarattığı cehennemde dokuz kişiyi öldürdü. Bu insanlar evine, işine gidiyordu. Kimse bu ülkede bir dakika sonra başına ne geleceğinden emin olamaz! Çağdaş yaşam, teknolojinin sunduğu imkânları kullanma kültürü gerektirir. Meydan okursanız hayatınızla ödersiniz.Lastiğine, frenine bakmadığı tankerle akaryakıt taşıyan şoför katiliniz olur. Siz de onu cinayetten değil ihmalden yargılayıp bırakarak katillerinizi üretirsiniz. Öyle görünüyor ki bu bedeli daha uzun yıllar ödeyeceğiz. Hiç değilse kent yönetimi erken uyanmalıdır. Gündüz vakti kent trafiğinde tankerin işi ne?Kar ihbarı alınca okulları hemen kapatan yöneticiler, sabah 6'dan gece 21'e kadar tankerlere ve tehlikeli madde taşıyan araçlara şehir trafiğini kapatmayı neden akıl edemiyor?

Devamını Oku

Kitle ikna silâhı

23 Şubat 2004

Ermeni cemaatinin yayın organı Agos Gazetesi Sabiha Gökçen'in Ermeni asıllı olduğunu yazdı.Sabiha Gökçen.. Atatürk'ün manevi kızı ve ilk Türk kadın pilot..Bu iddiayı 21 Şubat'ta Hürriyet manşetine yorumsuz olarak taşıyınca kıyamet koptu.Gösterilen hassasiyet doğaldı. Çünkü Genelkurmay'ın bildirisindeki ifadeyle Sabiha Gökçen "Atatürk'ün Türk kadınının toplum içinde bulunmasını istediği yeri gösteren değerli ve akılcı bir semboldü.Büyük bir gazete böyle bir haberi niçin manşetine taşır?1. Tarihi bir kişi ile ilgili yeni ortaya çıkmış bir hakikatin duyurulması..Bu amaç bu olaya uymuyor. Çünkü aynı iddia 32 yıl önce ortaya atılmış, kanıtlanmamıştı. Şimdi çıkan iddia sahibinin elinde büyük gürültü çıkarmayı haklı gösterecek yeni kanıtlan bulunmuyor.2. Tarihi bir kişilik, sistemli bir kampanyanın hedefidir ve bu yüzden gazete, toplumun hassasiyetini köpürterek ve araştırmacıları göreve çağırarak bu yalan kampanyasını bitirmek istemiş olabilir.Neresinden tutalım?Nedenini açıklamak Hürriyet'i yayınlayanlara düşen bir sorumluluktur.İddianın bu kadar ciddiye alınmayı hak ettiğini ben de düşünmüyorum. Buna rağmen Genelkurmay Başkanlığı'nın gösterdiği sert tepkiyi ve açıklamanın içerdiği suçlamaları da abartılı bulduğumu söylemek zorundayım.Genelkurmay "Burada asıl önemli olan, bu haberle neyin amaçlandığıdır?" sorusunu soruyor ve cevabı da kendisi veriyor:"Türk medyasının bir bölümünde Atatürk milliyetçiliğine ve ulus devlet yapısına karşı sürdürülen haksız ve temelsiz eleştiriler yanında Atatürk milliyetçiliğinin yerini almak üzere sağlıklı olmayan ve tehlikeli düşüncelere bilinçli veya bilinçsiz şekilde ve sorumsuzca yer verildiği, kaygıyla izlenmektedir."Türk Hava Kurumu ise lâfı hiç yuvarlamadan hükmünü veriyor:"Bir Türklük değeri daha yok edilmeye çalışılmaktadır!"Tartışma bitmiştir!Türkiye'de Atatürk'ü ve Türklük değerlerini savunacak güçlü bir sivil birikim mevcuttur. Tarih arşivlerine dayanarak bu iddianın çürütülmesi kolaylıkla mümkündür.Ayrıca, milyonda bir ihtimalle bu iddia doğru çıksa, bir Ermeni yetimi velev ki evlât edinmiş olsa bu Atatürk'ü ve temsil ettiği milliyetçi değerleri daha da yüceltmekten başka neye yorulabilir ki?Bizce Genelkurmay bu meselede zamanlama ve yöntem yanlışı yapmıştır.Gündeme ister istemez düşen iddianın tartışılması kısırlaşacaktır şimdi. Birikimi olan uzmanlar ve araştırmacılardan bir kısmı askeri karşısına almak, bir kısmı ise askerin "hınk" deyicisi görünmek kaygısı ile susacaktır.Asker "kitle ikna silâhı"nı kullanacak yerde bünyesindeki zengin tarihi bilgi ve belgeleri kamuoyunun bilgisine ve araştırmacıların hizmetine sunsaydı...Tartışma ertelenecek yerde ikna edici bir sonuca ulaşılarak kapansaydı daha iyi olmaz mıydı?

Devamını Oku

AKP'ye ikram gibi

22 Şubat 2004

Tüketici pazarda, vatandaş siyasette seçme hakkını ne kadar özgür kullanırsa o kadar mutlu olur.Tüketici hakları yasalarla epey gelişti ama siyasette hizmet alan tüketici durumundaki seçmen hâlâ partilerin tutsağı durumundadır.Parti dediğimiz de liderdir. Vatandaş ise liderin iradesini hayata geçiren kul hâlâ..Martta yerel yönetimler seçimi yapılacak.AKP gücünü, bu seçimlerin iki turlu sistemle yapılmasını sağlayacak biçimde kullanabilseydi demokrasimize çağ atlatır, ona katılımcılığın dinamizmini kazandırırdı.Ama "çantadaki keklikler" i riske atmama çıkarcılığı, onu düzenin menfaatperestleri sınıfında kalmaya mahkûm etmiştir.İki turlu seçim, halkın en az yarısının oyunu almış, lider başkanlar kazandıracaktı.İlk turda yüzde 50'yi bulan aday yoksa ikinci turda en yüksek oyu alan iki aday yarışacak, halk bu iki aday arasında seçim yapacaktı.Dağınık muhalefetHadlerini bilmedikleri için işbirliği yapmayan basiretsiz rakiplerin sundukları kolay zaferleri AKP feda edememiştir.Kar tanelerine benzeyen rakipler, çığ yaratmak için birleşme iradesi göstermiyorsa AKP niçin kendine tehdit yaratsın?Mart'taki seçimde karşısındaki dağınıklık ona benzersiz bir galibiyet getirecektir.İki-üç seçimdir İstanbul ve Ankara'da yaşanan perişanlık büyük ihtimalle aynen tekrarlanacak, AKP adayları daha önce RP ve Fazilet adaylarının yaptıkları gibi, birbirlerinin gözünü oyan solcu ve orta sağ partilerin adayları arasından sıyrılıp koltuklara yerleşecektir.Küçük çaplı bir özveri, solda ve merkez sağda iki büyük işbirliği bloku yaratabilirdi.Bunu yapmadıkları için demokrasiye, kendilerine ve halka kötülük etmişlerdir.AKP'ye sağladıkları bu kolay ve büyük zafer imkânı, dileriz iktidarı "ne oldum delisi" haline getirmez!CHP sınıfta kaldıSolda işbirliğini reddeden CHP'ye düşen sorumluluk, hiç değilse oyunun ziyan olacağından korkan öteki laik seçmenlerin aklını ve gönlünü çelecek adaylar bulup çıkarmaktı.İstanbul'da bu cazibeyi Kemal Derviş sağlayabilirdi, olmadı. Onu ikna edemeyen liderden kim ne umabilir?Derviş de halka açıklama borçludur:Kendini ne güne saklıyor?Sırtındaki yolsuzluk dosyaları ile İstanbul'a aday gösterilen eski İzmit Belediye Başkanı Sefa Sirmen, ancak AKP'ye şike sözü vermiş bir yönetimin ikramı olabilirdi!Ankara'da da durum aynı..Gökçek'i indirecek özveriden uzak duran CHP, gösterdiği adayla seçimi kazanmayı hayal edemez. Olsa olsa birleşen sol partilerin adayı Karayalçın'ın yolunu kesecektir.CHP İzmir'deki şansını kendi yaratmadı. Başarılı başkan Ahmet Priştina DSP'den CHP'ye geldi.İzmir'in bir şansı da DSP'nin aday göstermek istediği Yüksel Çakmur oldu. Çakmur "sol oyları bölmemek" için aday olmayı reddetti.Özveri erdeminin kurumlaştığını görmeye bakalım ömrümüz yetecek mi?

Devamını Oku