Düne kadar parti liderliğinden Çankaya'ya çıkan cumhurbaşkanları "başkanlık rejimi" isterlerdi.AKP bunu şimdiden istiyor. Partisi Tayyip Erdoğan'ı cumhurbaşkanı yapacak oy gücüne sahiptir. Ama onlar Özal ve Demirel'in yaptığı cumhurbaşkanlığının peşinde değiller. Gönüllerinde, yürütme erkinin de başı olacak bir başkan yatıyor.Adalet Bakanı Çiçek, işaret fişeğini Mersin'den fırlattı. Nisan ayında cumhurbaşkanının yetkilerini daraltan bir anayasa değişikliğine hazırlanıyorlar: "Türkiye'de parlamenter sistem olacaksa cumhurbaşkanının yetkileri sembolik olacaktır. Ancak yarı başkanlık sistemi olacaksa bu yetkilerin daha fazlası verilebilir, fakat o zaman halk seçmelidir."Şartları ne?Türkiye etkin yönetim arayışına sürüklendiği her dönemde değişim özlemi çekmiştir. Biz de bu değişimi savunmuştuk. Yarı başkanlık sisteminin yararına yine inanmakla beraber şimdi aceleye getirilirse büyük sıkıntılar, hatta çalkantılar yaratacağından korkarız. Başkanlık ve yarı başkanlık sistemi paylaşma kültürü ister. AKP yarı başkanlık projesini, milletvekillerini lider kulu olmaktan kurtaracak düzenleme ile getirmek zorundadır. Bunu iki turlu seçim güvence altına alabilir.Eş zamanlı olarak yargının bağımsızlığını gerçekten garanti altına alacak reformu da yapmak zorundadır. O zaman halkın seçtiği cumhurbaşkanı, teknisyen bakanları ile uyum içinde çalışır, güçlü bir meclis onu denetler, bağımsız yargı da rejimin güvencesi olur.Önce güvenAma dikkat; yargıya güvenmediği için dokunulmazlığını seçilmese bile ömür boyu sürdürmek hayali kuran bir zihniyetle yola çıkılamaz. Milletvekillerinin suç dosyalannı yargıya göndermeyip dönem sonuna kadar dondurma ayıbını göze alan bir iktidarın ipiyle kuyuya inersek karanlıkta kalabiliriz. AKP Mart seçimlerinde oylannı yüzde 40'ın üstüne de çıkarsa toplumsal mutabakat aramalıdır ve kendisine atfedilen şüphelerden arınmalıdır. Dokunulmazlıklar daraltılmadığı, laik cumhuriyetin Müslüman bir yapıya dönüşmesi zamanının geldiğini savunan biri Başbakanlık Müsteşarı koltuğunda oturmaya devam ettiği müddetçe, iktidar ihtiyaç duyacağı gücü kazanamayacaktır.Sistemi değiştirmeden önce AKP kafayı değiştirdiğine milleti inandırmak zorundadır.
Uzanlar'ın macerası "Alma mazlumun ahım, çıkar aheste aheste" atasözünü hatırlatan bir filmi hatırlatıyor.Bir dostum "Bu hikâyeden muhteşem bir film olurdu" dedi.Gruptaki başka biri "Belki de tersi olmuş, Uzan'lar bir sürü Hollywood filminden aldıkları ilhamla kendilerine bir hayat hikâyesi yazıp oynamışlardır" diye itiraz etti.Gerçekten de altı aydır görüp duyduklarımız güç ve entrika üzerine yapılmış Hanedan ve Dallas dizilerini çırak çıkaracak, duyanları hayrete düşürecek kirli ve karanlık ilişki ve olayları gözler önüne seriyor.İmarbank'ta parası batmış emeklilerden gelen ağıt gibi mektuplar hem Uzanlar'a, hem onların yasa ve ahlâk dışı faaliyetlerine ortam yaratan, yataklık eden kamu yöneticilerine lanet ve beddualar taşıyor.Mazlumların ahı, şantaj ve terör aletleri kullanan, siyasi parti koruması ile güçlendirilen ve bu yüzden yıkılmaz zannedilen imparatorluğun sonunu getiriyor artık.Uzanlar'ın definesiCem Uzan, siyasi nedenlerle bir kesimden aldığı sempati desteğini de öyle sanıyoruz ki önceki gece evine yapılan baskının sonuçları duyulduktan sonra kaybetmiştir.Polis, Beykoz'daki villânın havuzdan bozularak dev bir çelik kasa haline getirilen gizli bölmesine bir ihbarla ulaşmış ve define bulmuştur:En az 5 milyon cep telefonu kartı..Tümü, piyasada 10 milyon 500 bin liraya satılan 100 kontörlük kartlar olsa 50 trilyon lira eder. Bin kontörlük olanlar da bulunduğuna göre rakamın bir kaç yüz trilyon liraya ulaşması mümkündür.Uzanlar ne yapacaklardı bu kartlarla?Bu depoyu banknot matbaası gibi kullanarak haksız ve kanunsuz yollardan tekrar servet edineceklerdi.Demek ki uzlaşma niyetleri olmadığı gibi pişmanlık da duymuyorlar hâlâ..İbret kirlenmemeliŞimdi merak edilen şudur:Gizlenmiş define sadece Beykoz'daki villânın havuzuna depo edilenlerden mi ibarettir?Ülkenin başka yerinde veya başka bir ülkede böyle daha kaç hazine bulunuyor?Bilmiyoruz. Belki de hiç öğrenemeyeceğiz. Ama asıl sorulması gereken şudur: Bu ibret, özlediğimizin temiz geleceğin inşasına yardım edecek mi?Uzanlar'a yönelik operasyon, benzer durumdaki kişi ve gruplar üstünde terbiye edici etkilerini göstermeye başlamıştır.Hükümet bu psikolojik ortamı iyi değerlendirerek kamu alacaklarını garanti altına alan anlaşmaları bir an önce yapmalı fakat bu sırada iktidar partisi olarak siyasi menfaat sağlıyor görüntüsüne asla girmemelidir.Star medyasının iktidar borazanına dönüşmesi, kamu vicdanını rahatsız ediyor ve hükümetin niyetini şüpheli hale getiriyor!
AKP iktidarı dış politikada ve AB yolunda cesur hamleler yapıyor. Çok da iyi yapıyor.Çünkü "ne kadar ileri gidilebileceğini sadece fazla ileri gitme riskini göze alanlar öğrenebilir".. Ve hayat cesareti daima ödüllendirir..Ama merak ediyorum, devlet ve millet adına büyük riskleri göze alabilen iktidar partisi yöneticileri, aynı cesareti niçin kendilerini riske atarak çözecekleri meselelerde gösteremiyorlar?Yolsuzluklar Türkiye'nin en önemli meselesidir. Geçmişe dönük hesap sormak elbette önemli ama geleceği de güvence altına almak şartı ile..Yolsuzlukların siyasi ayağı izlenmediği ve yargıdan kaçırılmaya devam ettiği sürece yeni yasalar, el koymalar, meydan okumalar dünkü DYP bildirisinde denildiği gibi "siyasi şov" olmaktan ileri gidemeyecektir.Bakan ne diyecek?Meclis'te 120'yi aşkın AKP milletvekiline ve Başbakan Erdoğan'a ait soruşturma dosyası sümen altında bekletiliyor. İktidar "yargıya güven duymadığı"nı öne sürerek işlemleri dönem sonuna kadar donduruyor. DYP bu bahaneyi şöyle tercüme etti: "Hele durun, şu dokunulmazlık şemsiyesi altında biz de biraz küpümüzü dolduralım!"Dün CHP, yolsuzlukla suçladığı Maliye Bakanı Unakıtan'ı istifaya çağırdı. Bakan'ın oğlu devlete ait gizli bir bilgiyi kullanarak büyük ticari kazanç sağlamakla suçlanıyor.Geçen yıl oğul Unakıtan ülkenin bir yıllık ihtiyacına denk miktarda (4 bin ton) çerezlik mısır ithal etmiş, hemen ardından gümrük vergisi bir kat artırıldığı için yüzde 40 kâr elde etmiş.CHP haklı olarak suçluyor ve soruyor: "Oğlu ithal ediyor, babası vergiyi artırıyor ve kâr birden ikiye katlanıyor. Hani siz yolsuzluklarla uğraşacaktınız?"Zırh değil kamburYolsuzlukla savaş ameliyata benzer. Operatörler temiz olmak zorundadır. Gandi "Nasıl bir dünya istiyorsan öyle ol" demiş.Kendini yargı denetimine kapamış bir iktidar belki intikam alabilir ama yolsuzluğun önünü alamaz. Haramilik, kendi şemsiyesi altında daha bile cüret kazanabilir.İşte son örneği: Çocuklanmızı emanet ettiğimiz eğitimcilerin vakfında (Milli Eğitim Vakfı) yığınla yolsuzluk saptandı.Bugünkü manşetimizde okuyacağınız gibi suiistimal, israf, kayırma diz boyu. Tam bir bal tutanlar ortaklığı..Milli Eğitim Bakanı'nın, yolsuzluk raporunu doğrudan savcılığa göndermesi olumlu bir karardır. Demek ki vakıf yöneticilerini gönderdikleri mahkemelerin adaletine güveniyorlar.Peki kendilerinden hesap sorulması söz konusu olduğunda niye yalpalıyorlar?Çünkü yargıya değil asıl kendilerine güvenmiyorlar.Dokunulmazlık zırh değil kamburdur artık. İktidar bu kamburdan kurtulsun!
Uzanlar'a yönelik operasyonun kamuoyundaki etkileri çok farklı oldu.Halkımız yufka yüreklidir. O nedenle suç işleyenler, kendilerini mazlum görüntüsüne sokarak merhametli milletimizin koruyucu kanatları altına girmeye çalışır.Siyasetten de aldığı güçle Cem Uzan bu avantajı fazlasıyla kullanıyor.Ama altı aydır firarda olan Uzan hanedanının iki numaralı mirasçısı Hakan Uzan'ın dün gece Kanal D'de yayınlanan görüntüleri, bu yufka yürekli yığınları uyandırmış olmalıdır. Onları da cüzdanını çaldıran insanların sürüklendiği ruh haline sokmuş olmalıdır.Belli ki Hakan Uzan aylardan beri Uzakdoğu'da.. Kredi kartı harcamaları onun Avustralya-Yeni Zelanda-Singapur üçgeninde Interpol ile köşe kapmaca oynadığını gösteriyor.Bu genç adam, halkın 6,5 milyar dolar tutarındaki tasarruflarını İmar Bankası'nda batıran, yerleşik deyimi ile "hortumlayan" bir ailenin üyesidir.Hakan Firarda..Yüz binlerce memur ve işçi emeklisi, dul ve yetim, kuru ekmeklerine katık yapacakları bir ek gelir uğruna, bir avuç varlıklarını, geleceklerini bu bankaya yatırmışlardı. Hayatları zindan oldu.Çok kimse, sahibi olduğu medyasını Kalaşnikof gibi kullanarak güçlü görüntüler veren Cem Uzan'ın düştüğü zavallı duruma bakarak üzülüyor. Bu durumu asıl, paralarını çaldıran, yaşama sevinçlerini kaybeden İmar Bankası mudilerine ve bonozedelerine sormak lâzım. Star medyasının infaz ettiği insanlara sormak lâzım..Hakan Uzan'ı Singapur'da yakalayan görüntüler bu sorunu çözmüştür. Şimdi toplum vicdanında daha adil bir yargı oluşacaktır.Dün gece Kanal D'deki Uzan görüntülerini seyredenler "Acun Firarda" programının ilham ettiği sempatiyi herhalde duymadılar.İktidara uyarı..Uzan aylardır teknede yaşıyor. Okyanusta dolaşacak bir teknenin haftalık kirası en az 50 bin dolardır. Dört koruma ve alıştığı lüks yaşamın faturası kaça patlar?Eskiden bu paraları İmar Bankası mudileri ödüyorlardı. Mudilerin alacakları devlet tarafından takside bağlandığına göre artık Uzan milletin parasını yiyor.Hükümet girişimleri derhal başlatmalıdır. Başarı, iade talebinde bulunacağımız ülkeleri Uzanlar'ın kriminal suçlu olduklarına inandırmaya bağlıdır.Çünkü firariler, siyasi nedenlerle kaçmaya mecbur kalmış mağdurlar olduklarını iddia edebilirler. Star medyasının, el konulduktan sonra iktidar borazanı haline dönüştürülmesini de kanıt olarak gösterebilirler.Star Gazetesi dün, Başbakan Erdoğan'ın dört fotoğrafı ile çıkmış bir AKP propaganda bültenine benziyordu.İktidar kaş yaparken göz çıkarmasın!
Ahlâkı yitmiş bir ekonomik düzenin felâketli maliyetini merak edenlere Türkiye'nin macerası ibret olacaktır. "Rekabet hukuku ahlâksızlık karşısında aciz kalmaya başlarsa ne olur?" sorusuna batık bankalarla dolu ve krizlerle geçen yıllar en açık cevabı veriyor. Uğradığı haksızlığın nefreti ve intikam duygusu o kadar büyük olmuştur ki halk, laik demokratik rejime sadakatından tam emin olmadığı bir partiyi tek başına iktidara getirmiştir. AKP şimdi halktan aldığı yetkiyi doğru okuyarak yolsuzlukların üzerine cesaretle yürüdüğünü göstermeye çalışıyor. Ama merak edilen sorular vardır:Çıkarılan yasalar, Uzanlar'ı ve Cem Uzan'ın partisini tasfiye etmekle sınırlı bir amaca mı hizmet edecektir? Bu operasyonun sağlayacağı halk desteğini iktidar, varlığından şüphe edilen gizli gündemi için mi kullanacaktır?Merhamet sömürüsüYasalar, benzer durumdaki kişi ve gruplara işlemezse, kendisini siyasi İslâm'a adamış insanlar bürokrasinin en tepe noktalarında oturmaya devam ederse, milletvekili dokunulmazlığını sınırlama taahhüdü yerine getirilmezse, gerçek bir temizlikten söz edilemez. Adaleti ve eşitliği sağlamak iktidarın hedefi olmalıdır. Başlarına geleni Uzanlar hak etmiştir. İmarbank'ta 6,5 milyar dolarlık mevduat yok edilmiş, geri ödeme niyeti gösterilmemiş, ellerindeki medya terör ve şantaj aleti olarak kullanılmıştır. Yasal tedbire rağmen grup şirketlerinden 3 ayda 40 milyon doların kaçırıldığı tesbit edilmiştir. Cem Uzan, maaş alamadıkları için açlık grevine giren medya çalışanlarına niçin o 40 milyon doların 1-2 milyonunu vermedi? Çünkü halkın merhamet duygularını sömürmek işine geliyordu. Acıma duygusunu hiç hak etmiyor..İftiralara tedbir gerekAdalet Bakanlığı şimdi yeni bir tasarı hazırlıyor. Yolsuzluk suçuna alet olanlara ihbar koşulu ile af ve büyük ceza indirimleri gelecek. Buna "muhbiri teşvik yasası" da diyebiliriz. Hortumculuk diye anılan faaliyete bulaşıp da pişman olmuş kişilere sunulan bu fırsat, devletin elini güçlendirebilir. Batı'da uygulaması vardır ve sonuç alındığı da görülmüştür. Fakat dikkat, yaşadığımız ahlâk erozyonu yüzünden yeni bir terör doğabilir. Ticari rekabet uğruna namuslu insanlara iftira atılabilir. Bu isimler medyaya sızdırılır ve toplumsal linçin kurbanı durumuna düşebilir. Yasayı yapanlar, kışkırtıcı ajan terörüne karşı baştan tedbir almalı, iftira suçu bu yasada özel olarak tarif edilip ağır bir yaptırıma bağlanmalıdır. Yolsuzlukla mücadele, Mısırlı komandoların hava korsanlarını uçaktaki bütün yolcularla birlikte öldürmesine benzemesin!
AKP'li Milletvekili Ergun Dağcıoğlu sorgu yargıcı ve savcı gibi, maliye müfettişi gibi yetkiler kullanıyor.Kendisi TBMM Hesapları İnceleme Komisyonu'nun başkanıdır. Eski Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan hakkındaki Soruşturma Komisyonu'nun başkanlığı da ona verilmiştir.Merak ediyoruz, devletin ve milletin hukukunu korumak adına Hüsamettin Özkan'a göğsünü gere gere nasıl soru soracak?Hangi yüzle hesap soracak?VATAN muhabirleri, AKP'li Dağcıoğlu'nun Toplu Konut İdaresi'ne ait Ankara Bilkent'teki lüks bir daireyi işgal ettiğini belirledi.Dağcıoğlu daireyi beğenmiş, fiyatını yüksek bulduğu halde anahtarı almış, eşyalarını taşıtmış, telefonunu bağlatmış.. "Parayı öde veya daireyi boşalt" çağrılarına da kulak asmamış..Partisi iktidarda ya; kamu haklarını savunmak durumundaki görevlilerin kaderleri iki dudaklarının arasında ya; bu terörün gölgesi altında bu günlere gelinmiş.."İktidar yetkilerini zalimce kullanabilirler korkusu" TOKİ Başkanı'nı tahliye talebini ileten yazının altına imza koymaktan bile caydırmış. Yazıyı onun yerine yardımcısı imzalamış..Cem Uzan'ı evinden söküp atan devlet gücü, eş, dost, partidaşa niye işlemiyor?İktidar, milletin gözünden düşerek başarı şansını harcamak istemiyorsa milletvekillerinden hakka, hukuka saygı göstermelerini istemeli, bunu sağlamalıdır.İktidar gücünü kötüye kullanarak çıkar sağlayanları parti disiplini içinde terbiye etmek elbette bir çaredir. Ama "temiz siyaset"i güvence altına alacak asıl çare milletvekili dokunulmazlıklarını AB normlarına uydurmak, yani daraltmaktır.AKP bunu istemediği gibi bazı milletvekilleri dokunulmazlığın seçimi kaybettikten sonra da ömür boyu sürmesini hayal ediyor.Korkarız iktidar, insanların içindeki egoizm sırtlanını bastırmakta geç kalacak."Kendi düşen ağlamaz" diyemiyoruz çünkü sonuçta bu bencilliklerin, aç gözlülüğün ve ihtirasların bedelini millet olarak birlikte ödüyoruz.CHP'nin 2 MayısıRauf Denktaş'ın çözümden yana saf değiştirmesi ile çözümsüzlük cephesi yıkıldı. Altında kim kaldı?CHP lideri Baykal'ın sözleri, enkaz altından gelen iniltileri andırıyor."1 Mayıs'tan sonra ne olur?" denilerek korku yaratılmak istendiğini söyleyen Baykal, kendine göre bir teselli sunuyor:"1 Mayıs'tan sonra 2 Mayıs olur!" Her gün bir öncekinin devamıdır. Doğru ama buradaki öyle değil. CHP'nin önerdiği politikaların getireceği 1 ve 2 Mayıs'larla Türkiye'nin ve Kıbrıs Türkü'nün hayal ettiği 1 ve 2 Mayıs'lar birbirini hiç tutmuyor.Bu gerçeği CHP mayıs gelmeden, marttaki yerel seçimlerde anlayacak ve AKP'ye hak ettiğinden daha büyük bir seçim zaferi kazandırmak suretiyle bedel ödeyecek, halkı da bu faturaya ortak edecektir. Buna da katlanırız. Yeter ki CHP'nin 2 Mayıs'ı gerçekleşmesin!
Devletin bahçesindeki KİT mezarlığı, ülkenin ekonomik geleceğini yıllar boyu tıkadı.Verimsiz işletmelerin sülük gibi emdiği kaynaklar alt yapı yatırımlarına ve sosyal refah adımlarına para bırakmadığı gibi iç ve dış borçlara bağımlılığı da artırdı.Çarenin özelleştirme olduğunu Türkiye daha Özal zamanında keşfetti ama, bu aklı bizden alan Doğu Avrupa ülkeleri düzlüğe çıktıkları halde biz iç politika çekişmeleri yüzünden yine yaya kaldık.Sonunda bizden aldıkları akılla özelleştirmelerini tamamlayan ülkelerin başarı hikâyelerini kıskanarak dinledik.Gecikmenin maliyeti sadece zaman kaybı değil, aynı zamanda büyük kaynak kaybıdır. Çünkü uluslararası şartlar bu işletmelerin değerinde gerilemelere sebep olmuştur.Teknoloji yatırımı yapılmadığı için rekabette gerilemişler, oy uğruna kadroları şişirilmiş, zararlan büyümüş, devlete ve millete daha büyük yük haline gelmişlerdir.Hayal görmeyelimTMSF Uzan Grubu'nun 219 şirketine el koydu. Sözde amaç şudur:Bu şirketler kayyum yönetiminde kârlı işletmeler olacak ve Uzanlar'ın borçlannı Hazine'ye geri ödeyeceklerdir. Anadolu'da buna "ölme eşeğim ölme, yonca bitecek" derler..Uzan şirketleri 2002'de 1,6 katrilyon liralık ciro yapmış, toplam 153 trilyon kâr gösterirken 715 trilyon zarar bildirmişler..Bu şirketler devlete ait KİT mezarlığının yanında, özel sektörden devralınmış şirketler mezarlığına gireceklerdir. Çünkü bu şirketleri 7,5 katrilyonluk borcu ödeyecek kadar kârlı hale getirecek mucizeyi kimse gerçekleştiremez.Öyle yöneticiler var olsa, özel sektör onları şimdiye kadar çoktan kapardı.İktidar partisi kodamanlarına post, tabanına arpalık olanağı bulmuştur. O kadar..Rahatın faturasıTahsilat Yasası'nın sağladığı el koyma olanağı, devlete borçlu grupları ödeme anlaşmaları yapmaya mecbur etmek amaçlıdır.Ama son olay yasanın sakat yönünü göstermiştir. El konulan varlıklar, kısa bir süreye bağlı olarak satış yoluyla devletin elinden çıkarılmalıdır.Aksi halde olacağı şudur:Bankaları batan gruplann borçlannı düne kadar devlet ödüyor, bir şey alamıyordu.Şimdi, el konulan şirketler KİT'leşeceği için cereme daha da büyüyecektir. Devlet daha fazlasını ödeyecektir.Çare hemen bulunmalı..Evet, bu operasyon sayesinde iktidar partisi tehlike olarak gördüğü Genç Parti'nin organı durumundaki Star medyasını devletleştirmiş, sesini kesmiştir ama bu rahatlığın ağır bir bedeli olacaktır.Devlet alacağının tahsili mümkün olamayacağı gibi basın özgürlüğü de boğazlanacaktır.İktidar Türkiye'nin ekonomik geleceğine ve demokrasisine bu kötülüğü yapmasın.Egoizm, iktidarları bitiren en tehlikeli hastalıktır!
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, Uzan Grubu şirketlerine el koydu. Atanan kayyumlar medya, GSM, finans ve çimento gruplarındaki görevlerine başladılar. Adalet Bakanı Çiçek, operasyonun son çıkarılan "tahsilat kanunu" çerçevesinde yapıldığını belirterek şöyle dedi: "Dört katrilyon liraya yakın paranın bir kısmı (İmarbank mağdurlarına) ödendi, kalanı ödenmeye devam ediyor. Bir taraftan ödeyeceksiniz, öbür taraftan tahsilat yapamayacaksınız. Bu doğru değil. Kanun bu maksatla çıktı. TMSF kanunun gereğini yapıyor." Cem Uzan, iktidarın Genç Parti muhalefetini susturmak için kendilerine karşı bir linç kampanyası yürüttüğünü iddia ediyor. Kamuoyu araştırmaları, iddiasına inananların pek de azalmadığını gösteriyor.Yanlışlar yarışı..Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, bu gerçeğin de baskısı altında olmalı, savunma unsurları taşıyan açıklamalarda bulundu: "Şirketleri devam ediyor, gelirleri bir şekilde bunlara kalmaya devam ediyor. Aynı yaşam standartları devam ediyor. Devlete bir ödeme yoktu. Şimdi kayyumlar şirketleri yönetecekler, gelirlerinden de devlete olan borçlarını ödeyecekler." Çiçek, operasyonun aynı durumdaki öteki şirketlere de örnek olacağını belirtip "Kimseyle özel bir meselemiz yok. Gelsinler Fon yönetimi ile anlaşsınlar, devlete borçlarını ödesinler" dedi. Evet, Uzanlar bir ödeme planı için uzlaşma arayacak yerde, sahip oldukları medya gücünü terör silâhı gibi kullanarak yanlış yapmıştır. Fakat medya şirketlerini mal ve hizmet üreten öteki şirketlerle bir tutan iktidar da çok yanlış, hatta tehlikeli bir gidişin kapısını açmıştır.Memur gazeteci..Uzan medyası grubun bütçesinden, savaş halindeki bir devletin silâhlı kuvvetleri gibi büyük paralar çekiyordu. Görevi kâr etmek değil, hasımları ve rakipleri korkutmaktı. Bakanın dediği gibi bu zararı hep devlet ve millet ödedi. Peki Fon'un el koymasından sonra kim ödeyecek? Yine devlet ve millet.. Dün Star gazete ve TV binasına girenlere "yeni patron"lar şu güvenceyi vermiş: "Bundan sonra devlet memurusunuz ve maaşlarınızı zamanında tıkır tıkır alacaksınız.." Peki bunu hak etmek için nasıl davranmak zorunda olacaklar? Tabii ki yeni yöneticiler, o koltukları veren iradeye kendilerini beğendirmeye çalışacaklardır; kâr etmeye ve devlete borç ödemeye değil. Öyle bir medya da asla kâr edemez. Olan da basın özgürlüğüne ve rekabet piyasasına olur! Devletleştirilen bir medya, demokrasinin olmazsa olmaz iki değerine hançer sokmaktır. Sansürden beter bir suçtur.Açılan bu kapı, iktidarları demokrasiye ihanet suçu işlemeye teşvik edecektir. Hükümet, Uzan medyasına elini sürmeyeceği başka bir çare bulsun!