Karambol golü

16 Mart 2004

AKP iktidarı geldiği günden beri üniversiteleri ele geçirmek için baskı uyguluyor. Eski futbolcu olan Başbakan'ın taktiği belli: Sürekli pres rakibi bunaltır. Oyun kale önüne sıkıştığı zaman, savunması güçlü bile olsa rakip hata yapacaktır. Top bir iki defa direkten dönse de sonunda mutlaka gol olur.Burs ve kredi düzenini değiştirerek iktidar üniversiteye karambolde bir gol attı! Bundan böyle Yüksek Öğrenim Kredi Yurtlar Kurumu (Yurt-Kur) ve belediyeler dışında hiçbir kurum öğrencilere doğrudan nakdi burs ve kredi ödemesi yapamayacak.Üniversiteler de buna dahil..Düşünün, üniversite ekonomik durumunu ve yeteneğini yakından bildiği öğrencisine burs veremeyecek ama belediyeler verebilecek.. Bu çelişki bile, iktidarın üniversiteleri "arka bahçesi" haline getirme amacı taşıdığı yolundaki şüpheleri destekleyen bir tutum değil mi?Yurt-Kur Genel Müdürü dün televizyonlarda "Üniversitelerin yükünü hafifletiyoruz" diyordu. Kimi kandırıyor? İktidar geçmişte üniversite giriş sınavlarını yapan kurumu hangi niyetlerle ele geçirmek istediyse burs düzenini de aynı maksat uğruna değiştirmektedir.Burslar böylelikle siyasete alet edilecek, ihtiyaç içindeki öğrencilerin seçiminde hakkaniyetin değil siyasi tercihlerin rol oynadığı şüphesi gençlere maddi ve manevi zararlar verecektir. Aynı şüphe, burs veren kuruluşları fonlarını artırmaya özendirmeyecek, tersine caydırabilecektir.Düzenleme en azından, burs alan öğrencileri iktidara ve belediyelere şükran borcu altına sokarak siyasi menfaat sağlama kurnazlığıdır. Kamudan yardım alanları minnet yükü altına sokup bundan siyasi rant sağlamak, bırakın siyasi ahlâkı bir kenara, Müslümanlığa sığar mı?Dikkat kesilmekİstanbul Valisi Güler'in Mason locası lokaline yapılan saldırı sonrasındaki bulgularla ilgili açıklamaları, zor bir dönemden geçtiğimizi gösteriyor. Polis 18 şüpheliden onunu DGM'ye şevketti. Bunlar yurt dışındaki kamplarda askeri ve siyasi eğitim almışlar. Eskiden yöneticilerin, dost toplumların mücadelelerine katılan gençlere göz yumması, şimdi şiddet, kan ve acı olarak geri dönüyor..Vali Güler, yakalananların örgüt olarak görünmediklerini, fakat bireysel yakınlıklarının onları eylem yapacak boyuta getirmiş olduğunu belirtiyor. Nitekim altı ay önce Şişli'de diş hekimi Yasef Yahya'yı da bunlar öldürmüşler, Mason locası lokalini aynı kişiler kana bulamışlar. Açıklandığına göre yakalanmasalardı bugün-yarın bir medya kuruluşuna saldıracaklardı.İslâm inancının masum insanlara yönelen şiddeti cehennemlik bir günah saydığını bu kafalara sokmak için yeterli zaman yok. Cehalet, El Kaide'nin meşum cazibesine kapılmıştır.Herkes, ama özellikle de polis örgütü ve istihbarat birimleri uyanık olmak zorunda. Olayın faillerini kısa zamanda yakalayan İstanbul Polisi övgüyü hak ediyor.

Devamını Oku

Taşı kaldıralım

16 Mart 2004

Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın kaymakamlıklara gönderdiği fişleme talimatı ne oldu?Hiçbir hukuk devletinde kabul edilemeyecek bu fişleme teşebbüsünün "hükümsüz" olduğunu ve yetkilerini aşanların cezalandırdıklarını duymaya toplumun ihtiyacı vardır.Çünkü devletin, vatandaşlarından şüphelenmeye, onları izleyip fişlemeye hakkı yoktur. Tersi, ülkeyi hukuk devletine değil korku devletine götürür.Pazar günü Başbakan Erdoğan Kanal D'nin "Teke Tek" programında "Silâhlı Kuvvetlerimizin kesinlikle böyle bir görevi yok. Ayrıca fişlemek suç" dedi.Başbakan'a göre fişleme talimatından kuvvet komutanı ile ordu komutanının haberleri olmamıştır ama "bu, işi tamamiyle temize çıkarmıyor.." Yani sorumluları ortaya çıkarmak için gerekli adım atılmalıdır. Erdoğan "İnanıyorum ki gerekli adımlar atılacaktır" dedi.Başbakan'dan 4 saat sonra Genelkurmay Başkanı da görüşlerini açıkladı, çalışmanın lokal olduğunu ve soruşturmanın devam ettiğini söyledi. Fakat Orgeneral Özkök, bu soruşturmadan fazla bir şey beklenmemesi gerektiğini de ima eden ifadeler kullandı:"Kabahatli aramıyoruz. Bir kabahat varsa bu kabahat benimdir. Bu ordunun komutanı benim.."Yani henüz hiçbir şey çözülmemiştir.Tek umut, MGK'nın ilk toplantısında meseleyi masaya yatırması ve sonuçta bu fişleme talimatının hiç gönderilmemiş hükmünde olduğunu kamuoyuna ilân etmesidir.Tabii bu da yetmez. Bir yetki aşımı söz konusu ise, aynı açıklama, sorumlular için yasaların öngördüğü işlemlerin yapılacağı taahhüdünü içermelidir.Bunun aksi, bazı kurumların yasalardan bağımsız olduklarının itirafı yerine geçer ki o da AB'ye yönelik ilerleme çabalarında Türkiye'nin kendi ayağına ateş etmesi anlamına gelir.Ordunun sivil otoritenin emrinde olmadığını düşündürecek bir görüntü AB maceramızın sonu olur çünkü!Bakan ne yapıyor?Dünya Tüketiciler Günü nedeniyle düzenlenen bir toplantıda Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, çıplak bir kadın fotoğrafının yer aldığı ilânı göstererek şikâyette bulundu.Amacı, emri altındaki Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğü'ne ceza uygulaması çağrısı içeren açık bir ihbar yapmak mıydı, yoksa kadın cinselliğinin istismarına karşı kadın hakları koruyucularını tahrik miydi?Büyük ihtimalle ikisi birden..Bakan Coşkun'un görevi, ülkedeki sanayi ve ticareti krizden çıkarıp üretimi ve tüketimi artıracak iklime katkıda bulunmaktır.Reklâm, üretici ile tüketicinin haberleşmesini sağlayan bir araçtır ve bu özgürlüğe müdahale etmek, tekere çomak sokmaktır. Çünkü aykırılıklar varsa bunları denetleyecek kamu otoritesi vardır. Ölçüyü kaçıranları terbiye edecek tüketici bilinci de vardır.Gösterdiği reklâm çok önceden yayınlandı ve Bakan eleştiri oklarını göndermek için bir seçim dönemini bekledi.Bu da kadının istismarı değil mi?

Devamını Oku

AKPzedeler

14 Mart 2004

CHP lideri Deniz Baykal İmarzedelerin aslında AKPzede olduklarını iddia etti Aydın mitinginde..Bunun haklı bir suçlama olduğu söylenemez. AKP? bu bankadaki kanunsuzluklara önceki iktidarlar gibi seyirci kalmamış, yolsuzluğun üstüne yürümüştür.Gecikme ile ve acı çektirerek de olsa bu bankanın mudilerine paralarını geri ödemeye başlamıştır.Asıl AKPzedeler, hazine bonosu satın aldıklarını zannederek bu bankaya para yatıran ve dolandırılan 22 bin vatandaştır. Gerçekte bu vatandaşlar, ötekilerden daha fazla korunmayı hak ediyorlardı.Çünkü bankanın vaat ettiği yüksek faize tamah etmemişler, devlet kâğıdı almaya talip olmuşlardır.22 bin çaresizBono dolandırıcılığında birinci derece sorumluluk devletindir. Çünkü suç kamu otoritesinin gözü önünde ve adeta onların müsaadesi ile işlenmiştir.Ama iktidar devletçe garanti edilen 50 milyar liralık mevduat sınırını sonsuza çevirdiği, ticari mevduat alacaklarını bile ödediği halde kamu otoritesinin kusuru yüzünden mağdur olan hazine bonosu alacaklılarını zalimce harcamıştır.Başbakanlık maaşı ile geçinemediğinden şikâyet eden Tayyip Erdoğan, keşke bonozedelerin kompozisyonunu merak edip bir listesini isteseydi.O zaman bu 22 bin kişiden birçoğunun, ikramiyelerini bu işe yatırmış emekli işçi ve memurlar olduğunu görür, vicdanının sesini dinleyerek bir karar verirdi.297'nin listesiAlmanya Başbakanı'nın maaşını kendine pay çıkarmak için sorup öğrenen Erdoğan, bu ülkenin emeklileri kaç lira maaşla geçiniyor; merak ediyor mu?Kimse devletin parasını korumak için Başbakan'ın böyle davranmaya mecbur olduğunu söylemesin.Öyle olsaydı devlet garantisindeki sınırı kaldırmaz, 50 milyarın üstündeki paraları ödemezdi. Oysa ödedi..Bir trilyon liranın üstünde hesabı olan 297 kişi var. 10-15 milyar liralık bonosu olanlar yakılırken bu 297 kişiye trilyonlar ödemek, hangi vicdanın adaletidir?Kimdir bunlar?Kimin nesidir?Listesinin aylardır açıklanmasını talep ediyoruz. Pek çok sorunun cevabını verecek bu çağrımız buz gibi duvarlara çarpıp geri dönüyor.Bonozedelerin feryatlarından etkilenmeyen de aynı vicdandır.AKP'nin amblemindeki "adalet" boş bir reklâm sloganı mı?

Devamını Oku

Kıskandıran bütünlük

13 Mart 2004

Terör saldırılarını İspanya tek yürek olup lanetledi. Sekiz milyon insan mitinglerde kenetlendi. İki yüz insanın ölümüne sebep olan saldırılar etnik bölücülüğün yerel örgütü ETA'dan mı, yoksa insanlığı dinler savaşının karanlığına çekmek isteyen El Kaide'den mi geldi; bu henüz kesin bilinmiyor. Ama bilinen şudur: Terör artık masum sivil yığınları hedef almıştır.Sekiz milyon İspanyol, katillere şu mesajı verdi: "Bizi öldürebilirsiniz ama değerlerimize zarar veremezsiniz. Zalimliğiniz, bu değerler sayesinde yücelen ruhlarımıza boyun eğdiremez!" İspanya'da selleşen yığınları bir Türk olarak imrenerek izledim. 11 Mart İspanya'nın 11 Eylülü idi. Türkiye de kendi 11 Eylül'ünü 15 ve 20 Kasım tarihlerinde İstanbul'da yaşamıştı.Terörün insan hayatını ve onurunu aşağılayan çirkin yüzünü onlardan çok daha yakından tanıyan bir ulus olarak biz protesto eylemlerine niçin beş-on bin kişi bile toplayamadık?Güven eksiğiBunun iki cevabı olabilir: Ya değerlerimize bağlılığımız zayıf veya onları meydan okuyan bir yürekle savunacak cesaretimiz yok. Sözü dolaştırmaya gerek yok, korktuk! Çünkü terörü lanetlemek için toplanan kalabalıkları halk düşmanı örgütler tuzağa düşürebilir, devlet güçleri de halkı bu tuzaklardan korumakta yetersiz kalabilirdi. Bu endişe yüreklerimizde hep yatmaktadır ve pek de sebepsiz değildir.Çünkü sivil örgütler kitlelere terörizm karşısında ortak değerlerin şemsiyesini açamıyor. Yığınlar, iç politik menfaatler doğrultusunda kışkırtılabiliyor. Teröre karşı köpüren nefret ve öfke iktidara ve hatta rejime yöneltilebiliyor.Askeri darbeler hep teröre karşı kabaran toplumsal duyguların iyi yönetilememesi ve yatağından kasıtlı olarak saptırılmasının ardından gelmedi mi? Önce iktidar Bütün yurtseverlerin sorumluluk almaları ve kendilerini aşmaları gerekiyor artık. Bunun için öncelikle iktidarların laik demokratik rejime bağlılığından kimsenin şüphe duymayacağı bir güven ortamına ihtiyaç bulunuyor.AKP iktidarı somut bir biçimde suçlanmayı hak etmese bile tam bir güveni de henüz hak etmiş değildir. Hükümetin kadrolaşma, üniversite, türban ve devlet protokolunda uyguladığı politika tercihleri, dinsel cemaatçi taleplerin güdümünden kurtulmuş görünmüyor.Toplum belki ama devlet, dinsel cemaatler topluluğu olamaz. Millet, hukuku ve anayasasıyla ortak bir ulusal devletin üyeleridir. İktidar değişse bile devletin bu karakteri değişemez.AKP milleti teröre ve her türlü demokrasi dışı tehdide karşı bütünleştirmek istiyorsa, gölgelerinden arınmayı sağlayacak cesareti göstermek zorundadır. Halkın hak ve özgürlüklerini kullanmakta gösterdiği yetersizliğin özrü ancak böyle ortadan kalkabilir!

Devamını Oku

Zehirli şüphe

12 Mart 2004

Mason Derneği'ne saldıran iki intihar bombacısından birinin İGDAŞ çalışanı olduğu belirlendi. Bu arada teröristlerin baskın sırasında kullandıkları tabancanın daha önce terör eyleminde kullanılmış bir silah olduğu tespit edildi.Diş hekimi Yasef Yahya da yedi ay önce Şişli'deki muayenehanesinde aynı tabanca ile öldürülmüş! Bu tespitler, kamu görevi yapan kadrolara eleman alırken yapılan güvenlik soruşturmasının önemini ortaya koyuyor.Teröre hayatını adayacak kadar sapmış biri acaba bu süzgeçten nasıl geçebildi? Devlet kadrolarında, belediyelerde, İGDAŞ gibi kuruluşlarda ona benzer başka kişiler var mı? Hepimizin tüylerini ürpertecek bir soru da şudur:"Böyle bir tecrübeden sonra doğalgaz, elektrik ve su sayaçlarını okumak için gelenlere evimizin kapısını nasıl açacağız?" Terör gerçeği, iktidar sorumluluğunu iki tarafı keskin kılıca çevirdi. İktidarların kendi kadrolarını oluşturma ve yandaşlarını devlete doldurma alışkanlığı müzmin bir hastalıktır bizde.Bu hastalığın pençesindeki siyasiler devlete eleman alırken başvuranın yeteneğine bakmaz, kimliğine bakar. Şimdi geçerli olan vize türban ve sakaldır. İktidar bir yılda "açıktan atama" yoluyla kamuya 35 bin personel aldı. Bu yıl 40 bin kişi daha alacak. Mason Derneği'ni basan intihar eylemcilerinden birinin İGDAŞ çalışanı olması, dileriz AKP iktidarının aklını başına getirmiştir.Çünkü işe almada siyasi çıkar amaçlı kayırmaların faturası bir şekilde kendisine dönecektir. 28 Mart'ta sandığa gidecek olanların oy verirken bu olaydan etkilenmemesi düşünülemez.Al birini, vur ötekine! Siyasi haya duygusunu belirleyen çıtayı aşmak konusunda her gün yeni rekorlara tanık oluyoruz. Son rekoru İzmir'de Maliye Bakanı kırdı. "AKP adayını seçerseniz Maliye Bakanı memnun olur. Maliye Bakanı'nı mennun etmek ne anlama gelir, anlamışsmızdır!" dedi."Adaletinizi seveyim" diye şakaya alınıp geçiştirilecek bir söz değil, planlı bir suçun peşin itirafıdır bu.. AKP değişim partisi ve adil bir alternatif iddiasıyla ortaya çıktı. Fakat Maliye Bakanı bu itirafı ile geçmişte aynı günahı işlemiş "yağlı kara" iktidarların kopyası olduklarını ilân etmiş oldu. Bakalım İzmir bu şantaja pabuç bırakacak mı?

Devamını Oku

Düzeltmeyin, atın!

11 Mart 2004

Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın kaymakamlara gönderdiği fişleme talimatı, AB'ye gireceğiz hayalleri ile avunan yığınların yüreğine kasvet düşürdü.Korkular ve kuruntular dünyasında yaşıyoruz. ABD Başkanı Bush bile "Bizden olmayan bize karşıdır" diyor.Doğru ama KKK'nın talimatı, daha ileri kuruntular içeriyor; AB ve ABD'yi destekleyen gruplar da dahil neredeyse herkesin izlenmesini istiyor.Kimler izlenir? Düşmanlar ve tehdit potansiyeli taşıyan unsurlar.. Bir ülkenin ordusu, öz kaynağına bu çapta bir şüphe besler mi?Kim ne derse desin bu girişim, halkın temel hak ve özgürlüklere ulaşma özlemlerine indirilmiş çok ağır bir darbedir!Ve askerlerin içinde Türkiye'nin AB üyeliğine ve ABD ile yakın ilişkiler kurmasına karşı bir düşüncenin de varlığını duyurmaktadır.İzleme listesinde "Kendilerini ulusal çıkarların üstünde gören AB ve ABD yanlısı gruplar" ifadesi yer alıyor. Bu ifade suç yükleyen bir tanımlamadır. Talimatı veren kurum, AB yanlısı olmayı ulusal çıkar duyarlılığından sapma mı sayıyor?Türk halkının yüzde 70'i AB üyeliğini istediğine göre kaymakamlar küçücük kadroları ile 45-50 milyon "vatan haini'ni nasıl takip edecek?!Fitne dönemi açarKKK'nın talebini hukukçular ve devlet adamı niteliğine sahip siyasetçiler "saçma ve şaşırtıcı" buldular. Hepsi şu noktada birleşti:Uygulama hukuki dayanaktan yoksun..Bizler yasalara saygılı vatandaşlar olarak işimizle gücümüzle uğraşırken kaymakamlıkların çoğu dedikodu ve iftiralarla hakkımızda oluşturduğu dosyalar askeriyeye gidecek ve bundan haberimiz olmayacak..Amerika'daki McCarthy döneminden bile beter bir durumdur bu..1950'lerin komünist avı sırasında orada iftiraya uğrayanlar hiç değilse neyle suçlandıklarını biliyor, adil muhataplar bulmasalar bile kendilerini savunabiliyorlardı.KKK talimatı bu hakkı bile tanımıyor.Tamir kabul etmezGenelkurmay, KKK'nin fişleme talimatıyla ilgili olarak yaptığı açıklamada "Bazı hususların düzeltilmesi için gerekli incelemenin başlatıldığı"nı bildirdi.Bir terapi yöntemi olan meditasyonu bile izlemeye alıp fişlemek isteyen bu talimatın neresi düzeltilebilir, merak ediyoruz.En iyisi Türkiye'nin hukuk devleti olma yolundaki hayallerine bir saygı gösterisi olarak yönergeyi tümden geri almak, hatta hiç gönderilmemiş saymaktır.Devlet elbette düşmanlarını izleyecektir. Türkiye de izliyor ve bunu devletin yetkili istihbarat kuruluşlarıu zaten yapıyor."Etkin tedbirler almak için önceden planlama yapmak"la görevli kurumlar, ihtiyaç duyacakları bilgileri bu kuruluşlardan alsınlar.Bizi Cumhuriyet öncesinin İstibdat dönemi jurnalciliğine mahkûm etmesinler.Demokratik bir ülkede herkesin ve her kurumun görevi, parlamentonun yaptığı reformları şüphe duymadan desteklemek ve başarıya ulaşması için işbirliği yapmaktır.Buna ordu da dahildir. Yasalara saygı gösterilmeyen bir ülkede hürriyet olmaz, hürriyetsiz demokrasi olmaz!

Devamını Oku

Terör mağduru

10 Mart 2004

Kartal'da Mason Derneği'nin hedef olduğu terör saldırısı ne anlama geliyor, ne amaç taşıyor? Geçen kasımda yaşadığımız meşum olaylarla bağlantısı var mı?Derneğe iki kişi tarafından düzenlenen intihar saldırısında biri terörist, iki kişi öldü. Derneğin lokantasında iki haftada bir buluşan kırk dolayındaki kişiyi hedef almışlardı.Belli ki bu şekilde Masonların evrensel dayanışmasından yankı bulacak büyük bir eylem gerçekleştirmeyi düşünmüşlerdi. Polis, El Kaide ve benzeri bir örgütün izine rastlamadı. Bir polis yetkilisine göre "saldırı profesyonel olmayan bir acemi işi"..İstihbarat konusunda uzman kişiler, böyle olayların ardından ortaya dökülen komplo teorilerine itibar etmemek, gerçeğe giden yolu "düz akılla" bulmak gerektiğini söylüyor.Peki bu açıdan ne görünüyor?"11 Eylül saldırısı ardından radikal İslamcı teröre yönelen hareketi Müslümanlara düşmanlık olarak algılayan şiddete eğilimli cahil ve gerici kişiler, örgütlerden bağımsız böyle gruplar oluşturuyor. El Kaide'den talimat değilse bile ilham alıyorlar." Serseri mayın gibi Taşıdığı bombayı patlatınca sol kolu omzundan kopan teröristin "Kahrolsun İsrail locası" diye slogan atması, bu değerlendirmeyi biraz doğruluyor.Masonlar siyasetin içinde değildir. Masonluk bir din kurumu da değildir. Onlan ahlâklı, yardımsever ve ülke yasalarına bağlı olma ilkeleri bir araya getirir. Bazı locaların Yahudilere ve Katoliklere karşı önyargılı olmakla suçlandıkları da bilinir.Terör, insanlığın ortak düşmanı. Başarmak istiyorsak, ünlü stratejist Brzezinski'ye göre, harekete geçmeden önce "Düşmanın kim olduğunu, bu kişileri bize karşı eylem yapmaya neyin yönlendirdiğini sormamız gerekir".Brzezinski, terör bataklığını kurutmanın, İsrail ile Filistinliler arasında barışı sağlama şartına bağlı olduğunu söylüyor.Süper güç adaletiBaşkanlığı döneminde Carter'ın ulusal güvenlik danışmanı olan Brzezinski, Demokrat Parti'nin yeni stratejiler üzerine düzenlediği toplantıda cesur eleştiriler yaptı:"Filistinlilerce uygulanan terörizm reddedilmeli ve kınanmalı.. Evet ama bu kınama giderek artan vahşi baskılara, sömürgeci yerleşimlere ve yeni bir duvara yönelik desteğe dönüştürülemez.."Çünkü İsrail'in ördüğü duvar, acıları ve nefreti artıracağı gibi iki devletli bir çözüm olanağını da yok edecektir. Amerikalı stratejist, bu gidişi ancak ABD'nin önleyebileceğini söylüyor ve yönetimi "İsrail'de barış isteyen çoğunluğa ve barışı kabul etmeye hazır olanlara yardım elini uzatmaya" davet ediyor.Dileriz çağrısı yankı bulur. Çünkü.. Barışı adaletin getireceğine dair akıl egemen olmadıkça bu bölge acı çekecek, nefreti köpürten haksızlıkta günahı olmayan Türkiye gibi ülkeler bile mağdur olmaya devam edecek..

Devamını Oku

Erdoğan nereye?

9 Mart 2004

Başbakan seçim meydanlarında yükselen aykırı sesleri tahammülsüz bir baba tavrı ile paylıyor. Ağrı mitinginde dün "mağdur olduk" diye yakaran bir bankazede vatandaşı "Kim mağdur ettiyse gidin oradan alın. Devletle alâkası yok" diye azarladı.Ellerindeki ruloları göstererek üniversite diplomalarının işe yaramadığını anlatmaya çalışan gençlere de derslerini (!) verdi: "Üniversite mezununa dünyanın hiçbir yerinde iş garantisi verilmez. Üniversiteyi bitirirsin, gider çalışırsın. Taşı sıkarsın suyunu çıkarırsın.."Dışarda kuzu gibi olan Başbakan, kendi halkına aslan kesiliyor. Afyon mitinginde de pancar ve mazot konusundaki şikâyet seslerini aynı tonla susturmuştu. Bu tutum, acemi siyasetçi zaafiyetidir.Diploması işe yaramayan, krizde işini kaybeden, siftahsız kepenk kapatan, topladığı ürünle mazot parasını bile karşılayamayan, geleceğini hortumcuya kaptıran milyonlarca insan için enflasyonun düşmesi, borsanın yükselmesi fazla bir şey ifade etmiyor.Makro iyileşmelerin "aferin" ini iktidar zaten alıyor. Başbakan o koroya, işsiz, yoksul ve çaresiz insanların da katılmasını beklememeli, sıkıntılarını seslendiriyorlar diye onlara hasım gözüyle bakmamalıdır.Liderlik, rütbe ve yetkiden önce sorumluluktur. Hele yetkinin kaynağı olan halka babalanmak hiç değildir. Başbakan "Allah ne verdiyse çoğalın" diyordu yakın zamana kadar. Şimdi de işsiz gençlere "taşı sıkıp suyunu çıkarın" diyor.Bari suyu çıkacak taşı göstersin!Bankazedeleri azarlayacak yerde, kamu gözetiminde hayali Hazine kâğıdı satışı ile dolandırılanlara bir haksızlık yaptılar mı; onun muhasebesini yapsın. Başbakan Erdoğan'ın demokratik tahammül kapasitesi yetersizlik gösteriyor. Bu tehlike işareti, halkın yerel seçimlere gösterdiği ilgisizlik devam ederse vahim bir hal alabilir: Maazallah 28 Mart'ta sandıktan seçilmiş bir kral çıkabilir!Popüler ahlâk dersiEğitimin amacı, çağdaş, açık fikirli, bilgili ve faziletli insanlar yetiştirmektir. O nedenle eğitim "kovayı doldurmak değil ateşi yakmak" diye tanımlanır. Peki biz ne yapıyoruz?Bu sorunun cevabını, lise son sınıfta devamsızlık sınırını 30 günden 45 güne çıkaran yönetmelik değişikliği "ahlâksız bir dürüstlük''le açıklıyor! Çocuklarımıza şu mesajlar veriliyor:"Vaktinizi okulda öldürmeyin. Üniversite sınavını kazanmak istiyorsanız kurslara, özel hocalara gidin.. Nasılsa sahte doktor raporu almak sorun değil.." Devlet vatandaşını sahteciliğe özendirir mi? Sahteciliğin, hayatta başarı elde etmek isteyenler için göze alınması gerekli bir yaratıcılık olduğunu telkin eder mi?Ne yazık ki çocuklarımız "popüler ahlâk dersi"nde uygulamalı olarak bunları öğreniyor.

Devamını Oku