Pazar'ı kapatın

24 Mart 2004

Başbakan Erdoğan, anketlerin öngördüğü oy artışı gerçekleşse bile şımarmayacaklarını, yoldan çıkmayacaklarını söylüyor. Üç-beş gün öncesine kadar olsa inanırdım. Ama ne zaman ki "YÖK'e parayı ve her şeyi vereceğiz, sonra oranın idaresinde söz sahibi olmayacağız; böyle şey olmaz" dedi..Onunla da kalmayıp yanmış, yıkılmış bir imparatorluğun küllerinden yepyeni bir devlet ve özgür bir millet yaratmanın gurur ve heyecanını en güzel şekilde ifade eden Onuncu Yıl Marşı'na kafayı taktı..Artık şüphe ediyorum!Demek ki devlet iradesinin dayandığı çoğulculuğa, yani demokrasinin derin anlamına iyi gözle bakmıyor. Demek, devlet bütçesinden ödenek alan özerk kurumlara bile müdahale etmeyi hak sayacak, bu iddiasını da halktan aldığı oyun oranına göre artıracak. Demek Atatürk'e ve devrimlerine düşman bir iklimin siyaseti, "Milli Görüş gömleğini çıkardık" demesine rağmen Tayyip Erdoğan'ı ileride yeniden etkisi altına alabilir.Basit seçimler.."Türkiye Cumhuriyeti'nin temel ilkelerinin yerini daha Müslüman bir yapıya devretmesi zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum" diyen birinin Başbakanlık Müsteşarı koltuğuna oturtulması, şimdi daha dikkate değer bir tehlike boyutuna yükselmiştir. Ama Türkiye'nin sosyal ve ekonomik zorlukları, insanlara pazar günü oy verirken bu tehlikeleri düşündürmeyecektir.Zaten anketler, sadece kaybedecek bir şeyleri olanların oturdukları yerlerde bir muhalefet gücü bulunduğunu gösteriyor. Büyük kalabalıklar için tüp gazın, ekmeğin fiyatının artmaması AKP'yi desteklemeye yetiyor. Krizin çaresizliğe sürüklediği kitleler hâlâ eski dönemin partileri ile hesaplaşmayı bitirmediğini düşünüyor.Uyarmak görevAnketlere göre ortada iki parti kaldı. Bu bir tespit midir, yoksa o hedefi gerçekleştirme amaçlı beyin yıkama kışkırtmaları ve yönlendirme tuzakları mı? Her ne ise, artık bunun önemi kalmamıştır. Küsurat partisi haline gelmiş partilerin seçmenleri, anketler yüzünden heyecanlarının son kırıntılarını da kaybetmişlerdir. Bunların çoğu pazar günü sandığa değil pikniğe gitmeyi tercih edebilirler.Tayyip Erdoğan CHP'ye sistemli olarak yüklenerek bunlan heyecanlandırmaya çalışıyor. AKP'nin frenlenmesi gerektiğini düşünenler bu yüzden gidip oylarını CHP'ye verseler bile daha fazlası, sol karşıtı kimlikleri ile oylarının işe yaraması için AKP'yi tercih edeceklerdir çünkü.Türkiye'nin önünde yeni bir siyasi dönem açılıyor. Başlangıç parametrelerinin doğru olması, pazar günü halkın kırlardan gelen çağrıya mazeret bildirip vatandaşlık görevini yapmak üzere sandığa gitmesine bağlıdır. Ve geleceği rejim çatışmalarından korumak da AKP'deki son sapmaları sandıkta cevapsız bırakmamaya..

Devamını Oku

Takım eksik!

23 Mart 2004

Son anayasayı yapan darbe yönetimi, iki partiye dayalı bir siyaset öngörmüştü. Hedefe çok partili siyasetin çekişme ve çatışmaları ile geçen, koalisyonlarla kaybedilen yıllardan sonra ulaşıldı. Şansa bakın, bu defa da sistemin direği, devlet politikalarını oluşturan iradenin koordinatörü ortadan kayboldu. Türkiye adetâ bir final maçı oynuyor fakat kaptan yok!Kıbrıs'ta çözümü hedefleyen en önemli müzakereler bugün İsviçre'de başlıyor. Anlaşma oldu oldu; olmadı, boşlukları BM Genel Sekreteri Annan dolduracak ve plan 20 Nisan'da iki halkın oyuna sunulacak. İsviçre'ye hareketinden önce Dışişleri Bakanı Gül'ün Cumhurbaşkanı Sezer'e gitmesi gerekirdi değil mi? Evet ama gitmedi.Sezer mi istemedi, yoksa geçen haftaki zirveye katılmayı reddetmesinden sonra hükümet bu tavrı "Ne haliniz varsa görün" diye tercüme ederek Sezer'den randevu mu istemedi; bu düğümü çözemedik. Ortaya ciddi bir sorun çıkmıştır.Zaaf görüntüsüŞimdiye kadar bütün önemli kararlarda Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı ortak bir görüş oluşturmaya özen göstermiştir. Devlet iradesinin dayandığı çoğulculuk böylelikle bütünlenmiştir. Şimdi bu, eksik işliyor.Dışişleri Bakanı'nın dün Cumhurbaşkanı yerine Meclis Başkanı'na gitmesi, iktidarın vekâlet müessesesini işletmeye başladığına mı işaret ediyor? Ulusal bir davanın kader günlerinde böyle bir dağınıklık kabul edilemez. Ülke siyasetini yürütmekten elbette siyasi iktidar sorumludur ama Kıbrıs'ın geleceğini belirleyen bir süreçte hükümet yalnız bırakılamaz. Bu zaafıyet görüntüsüdür ve ağır maliyeti olur.Bölünme daha önce Kuzey Kıbrıs'ta oldu. KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş İsviçre'deki dörtlü görüşmelere katılmaya ikna edilemedi. Denktaş, planda öngördüğü düzeltmeler gerçekleşmediği takdirde referandumda halkı "Hayır" oyu vermeye ikna etmek için çalışacağını açık açık söyledi.Allah'a emanet!Cumhurbaşkanı Sezer'in Kıbrıs sürecinden uzak duran tavrı, Denktaş'ı haklı gördüğünün kendine özgü bir ifadesi olabilir. Belki Sezer AB şansını zedelememek için Kıbrıs konusundaki itirazlarını seslendirmek istemiyor, pasif muhalefeti tercih ediyordur.Türkiye'nin imajına ve pazarlık gücüne vereceği zarar yanında acaba bu durumun bir fırsat kapısı açması ihtimali var mıdır? Olabilir.. Çünkü plana son şeklini verecek "otorite" olan BM Genel Sekreteri, referandumda ortaya çıkacak muhalefetin gücünden etkilenerek Türk tarafının "olmazsa olmaz"larını dikkate almakta daha fazla mecburiyet hissedebilir. Böyle bir baskı müzakere taktiği olarak da yaratılabilirdi. Ama öyle olmamıştır. Eğer bir iyilik çıkacaksa, kötü yönetimden kazayla çıkmış olacaktır. Garip kuşun yuvasını Allah yaparmış.. Dua edelim de yapsın.

Devamını Oku

Sezer küstü mü?

22 Mart 2004

Cumhurbaşkanı Sezer, "küstü mü, küstüyle kime ve neye küstü" merakını tahrik eden bir sessizliğe gömüldü.AKP'nin anayasa değiştirecek bir çoğunlukla meclise girmesinden sonra siyaset üreten mekanizma, çoğulcu niteliğini kaybetmiştir. Yasama (meclis) yürütmenin (hükümet) emrindedir.İktidarın yargı ve üniversite ile çatıştığı, Kıbrıs için kritik kararların oluştuğu bir süreçte Anayasa'nın verdiği görev ve yetkileri hakkıyla kullanacak bir cumhurbaşkanına ihtiyacımız var.İktidarla çatıştığı kurumlar arasında atılmış köprüleri yeniden kurmak, çözümler üretmek, bu yolda gerekirse halkı bilgilendirerek onun gücünü kullanmak Sezer'in görevidir."Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetme "yi Anayasa ona görev olarak yüklüyor.Türkiye Özal ve Demirel'le bu görev ve yetkileri sonuna kadar kullanan cumhurbaşkanlarına alışmıştı.Sistem hakemsizBugün tek parti iktidarının getirdiği şartlar, hakemlik yapacak bir cumhurbaşkanına daha büyük ihtiyaç yaratmıştır. Siyasetten değil yargıdan gelmesi, tarafsız olması Sezer'e halk katında güven ve saygı kazandırmıştır.Ama Sezer bu gücü kullanmıyor. Kıbrıs konusunda İsviçre'de yapılacak dörtlü müzakereler öncesi Ankara'da planlanan zirveye Cumhurbaşkanı Sezer son anda katılmayacağını bildirmiştir. Niçin?Denktaş ve AKP iktidarı farklı görüşler seslendiriyor. Ama halk doğruyu bulmak için güvendiği "hakem"in ne düşündüğünü boşuna bekliyor.Sezer yetkisizlikten şikâyet edemez. Çünkü Anayasamızın "yarı başkanlık sistemine yakın yetkiler" tanıdığı biliniyor.Kendisi de Anayasa Mahkemesi Başkanlığı yaptığı dönemde bu yetkilerin daraltılması gerektiğini savunup gelmiştir. Bu inancı koruması, Anayasa değişmediği halde cumhurbaşkanlığı fonksiyonunu daraltma hakkını ona tanımaz.İki nedeni olabilirKeşke vizyonu ile siyasetçilere ve düşünce dünyamıza ilham ve heyecan verebilseydi. Haydi bundan vazgeçtik, bari görevini yapmalıdır.Siyasi kararları oluşturan devlet iradesinin çoğulculuğa dayanması sistemin sigortasıdır. Meclise hükmeden bir iktidar döneminde kabuğuna çekilmiş bir cumhurbaşkanı, aklı başında bir iktidarın bile istemeyeceği boşluktur.Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Sezer Çankaya'yı kozası gibi kullanıp kabuğuna çekilemez. Bunun iki nedeni olabilir:Ya gerginlikten korkuyordur ya da politika üreten kadrosu yoktur.Kadrosu yoksa, geldiği zaman gönderdiği danışmanları geri çağırmalıdır.Gerginlik korkusuna gelince...Bu, Devlet Başkanlığı makamını sanal hale getirmenin asla mazereti olamaz!

Devamını Oku

Rüzgârın sebebi

21 Mart 2004

Tayyip Erdoğan doğru söylüyor: AKP'yi bugünkü durumuna rakipleri getirdi.28 Mart sonrasının açmazı "Muhalefetsiz iktidar zor olmayacak mı?" sorusunda düğümleniyor.Başbakan bu söylemlere tepki gösterirken şöyle dedi:"Muhalefet yapma anlayışında zaafiyet varsa, bizim değil onların suçu.."İktidardayken kirlenmenin ve ülkeyi batırmanın cezasını 3 Kasım'da gören partiler aynı körlüğü ve dağınıklığı hâlâ sürdürüyorlar.AKP'ye yönelik umudu artıran AB ve Kıbrıs politikalarına sırf muhalefet olsun diye karşı çıkanlar sandıktan ne bekleyebilir?Türkiye'deki değişimi fark edememekten ötürü tümü kusurludur. O değişimi yönetmeye ilk kez Tayyip Erdoğan ve arkadaşları talip olmuştur.Nereden nereye?Ülke bu tecrübeyi yaşayacaktı. Erbakan yıllar önce bunu gördü ve o ürpertici sözünü söyledi: "Kanlı mı olacak, kansız mı?" Aslında soru sormuyor, teslim şartlarını dayatıyordu.Erbakan'ın ne istediğini RP'nin o tarihte (1994) İstanbul İl Başkanı olan Tayyip Erdoğan ifade etmişti:"Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor.. Yahu bu millet istedikten sonra tabii elden gidecek yahu! Sen bunun önüne geçemezsin ki.. Hem laik hem Müslüman olunmaz!"28 Şubat hem Türkiye'nin hem de Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının şansı olmuştur. Erdoğan'ın o günlerdeki danışmanı Mehmet Metiner "İslamcılar 28 Şubat ile demokrasiyi keşfettiler.. Şükür şeriatı getiremedik" diyor şimdi..Kafalardaki "acaba" endişesini gidermek için Başbakan Erdoğan da her fırsatı değerlendiriyor.AB için destek"Ilımlı İslâm devleti modeli" önermelerine Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Başbuğ "Hem laiklik, hem ılımlı İslâm devleti olmaz. Ya biri, ya diğeri olur" diye karşı çıkmıştı.Başbakan NTV'ye verdiği demeçte askerin görüşünü destekleyen ifadeler kullanmış "Laiklik bir din değil ki laiklikle İslâmı bir araya getirelim. Laiklik başka bir şey, İslâm başka bir şey" demiştir.Laik demokratik devlet düzeninin, dini inancın engeli değil teminatı olduğu gerçeğini keşfedip savunması, AKP oylarındaki artışın önemli sebeplerinden biridir. Diğer faktör de Türkiye'nin AB üyeliği için yıl sonunda müzakere tarihi alacağına dair umutların yükselmesidir.Çünkü AB üyeliği, ekonomik gelişme vaat etmesi yanında laik demokratik rejim için de yeni ve sağlam bir güvence getirecektir.Kim ne derse desin, Türk halkı sandıkta bilinçli seçim yapıyor.AKP'nin temsil ettiği değişimi ülke için şans sayıyor ve yıl sonunda AB ile gerçekleşecek tarihi randevuya iktidarı güçlendirerek göndermek için hatalarını şimdilik hoş görüyor.

Devamını Oku

Anlaşma nasıl olur?

20 Mart 2004

YÖK, imam hatiplere üniversite yolunu açmaktan başka derdi olmadığına inandığı AKP iktidarı ile köprüleri attı. Milli Eğitim Bakanlığı ile oluşturulmuş bir ortak komisyon varken yeni yasa hazırlığı için bakanlığın ayn bir danışma kurulu çalıştırmasını gerekçe gösteren YÖK, ortak komisyondan çekilme kararı verdi.YÖK Başkanı Prof. Teziç'e göre bakanlığın yaptığı, "centilmenlik anlaşması'nın iktidar tarafından ihlâlidir. Bu ilk ihlâl değil.. İktidarın hedefi üniversiteleri, ÖSYM'yi ele geçirerek kadrolaşmak, bu arada seçim meydanlarında verilen sözü tutmak için imam hatiplere üniversitelerin yolunu açmak. Hamle geçen yılın başında yapıldı ve yaygın bir tepkiye tosladı. Üç aylık sessizliği, tasarının haziran sonunda Bakanlar Kurulu'na sevkedilmesi bozdu. Tepkiler üzerine hükümet tasarıyı geri çekmeyi ve ortak bir komisyonda yeniden düzenlemeyi kabul etti.Sistemli kuşatmaİktidar "karambol golleri" aramaktan vazgeçmedi. Kasımda imam hatiplerle ilgili tek maddelik yasa girişimi yine püskürtüldü ama bu arada kadro kullanımları ve ödenekler kısıtlanarak, kaynak yaratan üniversite vakıfları boğularak ve öğrenci bursları Yurt-Kur ve belediyelerin tekeline bırakılarak kuşatma tamamlandı.YÖK Başkanı, iktidarın kendine yakın genç bir kadro yetiştirme amacında olduğuna dikkat çekiyor. Bu niyetin, cumhuriyetin temeli olan laik eğitimi tehdit ettiği konusunda uyarıda bulunuyor. Prof. Teziç'in endişe uyandıran bir tespiti de şudur: Siyasi muhalefetin zayıf olması nedeniyle parlamenter sistemin iktidar-muhalefet dengesi bozulmuştur. Türkiye'de bu denge devlet iktidarı ile parti iktidarı arasındaki dengeye dönüşmüştür.Bizde, yok öyle!..İktidar da, devlet kurumlan da böyle bir tehlikeyi körüklemekten sakınmalıdır. Hele YÖK, siyasi muhalefet boşluğunu doldurma misyonuna asla talip olmamalı, iktidarı yanlışlardan caydırmak için, bilgilendireceği sivil toplumun gücünden yararlanmalıdır. Evet, üniversitenin iktidara güveni kalmamıştır. Ama çare boykot değil, sabır göstermek ve uzlaşmaktan umut kesmemektir. Yerel seçim havası geçtikten sonra iktidar, imam hatiplerle ilgili ısrarından vazgeçebilir. AB ile ilgili bir kader yılı yaşarken üniversiteleri ayağa kaldıracak oldu-bittiler yaratmakta iktidarın menfaati yoktur."Centilmen anlaşmalarına uymuyorlar" şikâyetine gelince... YÖK Başkanı gerçekçi olsun: Çoraklaşan siyasetin bize sunduğu tek lider bir Kasımpaşalıdır. Bu kültür centilmenlik anlaşması tanımaz, garanti "erkek sözü" alarak sağlanabilir. Söz mü? Söz.. Harbiden mi? Harbiden abicim.. Uymayan böyle olsun mu? Olsun.. İşte bu kadar!

Devamını Oku

Ilımlı İslam tuzağı

19 Mart 2004

Noktaları yerine koymak yine siyasetçilerden önce askerlere nasip oldu. Tabii bunun kısmetle ilgisi yok. Mesele inanç ve cesaret meselesidir. Temel değerleri menfaatlere feda etmeme faziletidir.Washington temasları ardından düzenlediği basın toplantısında Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Amerika'nın Büyük Ortadoğu Projesi'ni desteğe değer bulduklarını belirtmekle beraber "Türkiye'nin model olması" konusundaki önermelere haklı ve tutarlı bir itiraz getirdi:"Türkiye'nin model olma iddiası yok. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti oldu. Bazılarınca 'ılımlı İslâm devlet modeli' ortaya atılıyor. Hem laiklik, hem ılımlı İslâm devleti olmaz. Ya biri ya diğeri olur.."Açık yeşil boya..Amerika, İslâm toplumlarını demokrasiye kazandırmak için, halkı Müslüman olduğu halde laik devlet düzeni ile yönetilen Türkiye'yi model olarak kullanmak istiyor. Milli Görüş geleneğinden gelen AKP iktidarının, bu modelin cazibesini artırmak amacında imkânlar sağlayacağını düşünüyorlar.Laiklik bu toplumlar katında dinsizlik olarak algılanmaktadır. Türkiye bu yapısı ile model olamaz. Ne yapmalı? "Biraz yeşile boyarsak Türkiye'nin İslâm toplumları gözündeki cazibesini artırırız. Buna dünden razı bir iktidar da işbaşında olduğuna göre.."Avrupa Birliği türban yasağını haklı bulurken Amerika'nın daha anlayışlı bir tavır göstermesi bundandır. İktidarın İslamcı kadrolaşma yolundaki adımları, imam hatiplere üniversite yolunu açma zorlamaları, cesaretinin bir kısmını bu teşviklerden almaktadır.Sesimiz çıksın..Türkiye'nin laik devlet imajı her gün değişime uğruyor. Başbakan "Dine dayalı devlet düzeni parti olarak kırmızı çizgilerimizden biridir" diyor ama "ılımlı İslâm devlet modeli" ihalesine hiçbir itiraz sesi yükseltmiyor.Ilımlı da olsa din rejime karıştı mı, devlet modeli değişmiştir. Koruyucu kalkan delindikten sonra açılacak karanlık yol Türkiye'yi nereye götürür bilinemez. Türkiye'yi İslâm toplumlarına örnek olacak çağdaşlığa, hak ve özgürlüklere "laik, demokratik, sosyal hukuk devleti modeli" yükseltti.Bu değerleri sakatlamak öteki İslâm ülkelerini Türkiye'nin yanına getirmez, Türkiye'yi onların arasına sürükler. Oyuna gelmeyelim. Cumhuriyet hepimizin. Onu savunmak yalnız askerin görevi olmamalı!

Devamını Oku

Nereye böyle?

18 Mart 2004

Dün gece NTV'de yayınlanan seçim araştırması on gün sonra 3 Kasım kadar etkili bir siyasi deprem yaşayacağımızı haber veriyor.Araştırmanın sonuçları sandığa aynen yansıyacak olursa İstanbul ve Ankara'da AKP adayları rakip partileri ezerek seçimi kazanacaktır.İzmir'de ise "birinci parti" durumuna yükseldiği halde AKP Ahmet Piriştina faktörü nedeniyle CHP'ye kaybedecektir.AKP'nin bir buçuk yılda inanılmaz bir oy artışı sağladığı görülüyor. 3 Kasım'a göre AKP oy oranını İstanbul'da yüzde 37'den 59'a, Ankara'da yüzde 38'den 64'e, İzmir'de yüzde 17'den 46'ya yükseltmiş..Bugün genel seçim olsa CHP dışındaki tüm partiler barajı aşmak bir yana tümüyle silinecek, CHP de endişe verecek kadar küçülecekti."Ne var endişelenecek?" diyebilirsiniz.Rakamlar, iki partiye dayalı sistemin yerini tek parti rejimine bırakacağının alarmıdır. Güçlü bir tek parti iktidarını dengeleyecek ve ona alternatif olacak bir muhalefetin bulunmaması, içinde radikal eğilimler taşıyan AKP'nin yoldan çıkma riskini artırabilir. Böyle bir ihtimal de demokrasinin geleceğini düşünen herkesi tedirgin eder..Erdoğan tek kaldıBu sonuçları hangi faktörler hazırladı?Önce AKP ve başındaki Tayyip Erdoğan.. Seçmen, geçmişi tasfiyeye yönelik 3 Kasım hıncını korkulduğu gibi pahalı ödemedi.Laiklik ve kadrolaşma konusundaki tereddütlerin yarattığı eksiler yanında ekonomi, Kıbns ve AB politikaları daha büyük artılar getirdi.Siyaset lidersiz kalmıştır. Halk 3 Kasım'da eskimiş liderleri, partileriyle birlikte silip süpürdü. Gerçeği görmeyenlere 28 Mart'ta günlerini gösterecektir.Mesajı alıp değişikliğe giden partiler oldu ama halk bu yeni liderleri de yeterli bulmamış görünüyor.Tayyip Erdoğan, karizması derinlik ve yeterlilik taşımadığı halde bu yoklukta tek ve rakipsiz kalmıştır.Mutlaka sandığa..Önümüzdeki dönem muhalefet arayacağız.Yerel seçim sonuçları Kemal Derviş'e liderlik rolünü dayatan ve CHP'yi alternatif konumuna yükseltme misyonu yükleyen bir kaderi biçebilir mi?Başka bir çıkış yolu görünmemektedir.Muhalefetin yetersizliği ve lider eksiği AKP'ye iki yönden yarıyor:Desteğe lâyık parti bulamayanların bir kısmı iktidar partisine oy verecek, bir kısmı ise sandığa gitmeyecektir. Katılımın düşmesi ise AKP'nin oranını yükselten bir etki yaratacaktır.Bu şaşırtıcı anketin seçimden on gün önce yayınlanması belki şu yönden yararlı olabilir:"Oy kullanmayacağım" diyenler sandığa gitme mecburiyeti duyabilirler. Bu da iyi olur.Çünkü AKP, kimliği yeni yeni oluşan, iktidar tecrübesi bulunmayan bir partidir.Onu "ne oldum delisi" haline getirecek seçmen günahının, demokrasimize zarar vereceği gibi AKP'ye bile hayır getirmeyeceğini görmek lâzım..

Devamını Oku

Ah nerede vah nerede

18 Mart 2004

Başbakan Erdoğan'ın yedi mitingine katılan Ruşen Çakır'ın bir tespiti bugün manşetimiz oldu. Erdoğan ve öteki AKP sözcüleri "bir kısım medya" sloganını artık hiç kullanmıyor. Çünkü "dikensiz gül bahçesi"nde hükümet etmenin imtiyazını yaşıyorlar.Peki "bir kısım medya" nerede? CHP lideri Baykal dün şöyle dedi: "Cumhuriyet tarihinde hiçbir hükümete bugünkü hükümete verilen destek verilmemiştir. Ancak otoriter, totaliter rejimlerde görülebilecek ölçüde bir destek kendisini göstermektedir. Bu bir garabet, bir rejim sorunudur.." Önce şu tespiti yapmak gerekiyor: Bu iktidarı, Türkiye'nin yolsuzluk, iltimas, yağma, türlü baskı ve kanunsuzluklar yüzünden çürümüş siyasetini sandıkta tasfiye eden halk iradesi iş başına getirdi.Tarifi ters yüz olduHalk AKP'nin "değiştik" taahhüdüne kredisini sürdürmektedir. Çünkü AB, Kıbrıs ve ekonomi politikalarındaki icraat halka umut vermektedir. Buna karşılık CHP, dağınık muhalefeti bütünleştirecek çözümler üretecek yerde Batı karşıtı, devletçi, statükocu ve popülist görüntüler vererek sol parti kimliğinden uzaklaşmaktadır. Laiklik tartışmaları zemininde yaratmaya çalıştığı fırsatı da AKP'nin tabanındaki radikalleri kontrol etmesi önlemektedir.Bu gidişin fotoğrafı 28 Mart'ta çekilecek ve o gün 3 Kasım'a göre daha büyümüş bir AKP çıkacak. Şimdiden görünüyor..Eskiden de iktidarın lütuflarını bekleyen, bunları hak etmek için eğilip bükülen medya kuruluşları vardı. Ama onlar bile seçim yaklaşırken menfaatlerinin halka dönmekte olduğunu görürlerdi.28 Mart seçimi öyle bir değişim vaat etmiyor. Bu bir.. İkincisi ve asıl önemlisi şu ki iktidar-medya ilişkileri temelinden değişmiştir. Şimdi "bir kısım medya" muhalefeti değil, teslimiyeti ifade ediyor.Kör uçuş riski varBankaları batmış grupların yaşaması, iktidarın merhametine bağlıdır. O gruplar da, ellerindeki medya kuruluşları ile suskun gazeteler ve pembe ekranlar sunarak bu merhameti hak etmeye çalışıyorlar.Oyuna direnen de devletleştiriliyor! VATAN gazetesini işte bu tecrübelerin ışığında oluşan ihtiyaç yarattı. Devletle alışverişi olmayan, merhamete ihtiyacı bulunmayan, halkın sesini korkmadan yansıtan, cumhuriyet değerlerini cesaretle savunan medya, demokratik toplumun en sağlam güvencesidir.Biz bağımsız kimliğimizle bu garantiyi veren gazete olmanın onurunu hiçbir çıkara veya baskıya feda etmeyeceğiz. AKP iktidarının dokunulmazlıklardan irticai kadrolaşmaya ve içinde pusuya yatmış çağ dışı özlemlere kadar yığınla sorunları var.Tayyip Erdoğan, başarıya ulaşmak için susturdukları medyaya değil, asıl VATAN gibi gazete ve TV'lere muhtaç olduklarını bir gün mutlaka anlayacaktır. Dileriz çok geç kalmadan anlar.

Devamını Oku