Türkiye yüzyıllık kaderinde belirleyici olacak bir dönemeci geçti.Başbakan Erdoğan'ın önceki gece Kıbrıs'ın birleşik olarak AB'ye girmesini öngören Annan Planı'na destek vermesi bu tarihi olayı gerçekleştirdi.Ülkenin otuz yıldır enerjisini ve kaynaklarını kemiren, dış siyasetini rehin tutan prangadan kendimizi kurtulmuş sayabiliriz.Elbette en iyisi, adanın iki tarafında da planın halktan onay almasıdır. Ama Rumlar referandumda planı reddetseler, hatta uzak bir ihtimal olarak aynı sonuç Türk tarafında da tekrarlansa bile Kıbrıs sorunu, Türkiye'nin AB yolunu tıkamayacaktır artık.Çünkü Helsinki zirvesi Türkiye'ye sadece BM'nin çözüm çabalarına yardımcı olma görevini yüklemiştir.Kıbrıs'ta sağlanan güvenceler, elde edilen sonucun değerini artırıyor. Ve Türkiye uzun yıllar ardından milli bir davanın çözümü yolunda irade kullanıp mesafe almanın tadını çıkarıyor.Demokratik iradeBizde hükümetler devleti kontrol edemedikleri için böyle önemli adımları atmak mümkün olamıyordu. AKP iktidarı siyasi sorumluluğunu üstlenerek Kıbrıs konusunda cesur bir adım atmıştır. Başbakan Erdoğan önceki gece zirve ardından planı tatmin edici bulduğunu ve referandumda "kabul" yönünde ağırlık koyacağını söylerken, siyasi iktidarın geçmişteki ipoteklerden kurtulduğunu ve Türk demokrasisine yönelik AB kökenli çekincelerin geride kaldığını dünyaya anlatmak istemiştir.Kıbrıs müzakerelerinde varılan nokta, Kıbrıs'ta alınan ve verilenler dışında başlı başına bir milât sayılmalı.Gerek Annan'ın, gerek Talât'ın dediği gibi ortada galip veya mağlup yoktur, bir uzlaşma vardır. Bu uzlaşma Türkiye için de, Kıbrıs Türklüğü için de yeni ve iyi bir gelecek vaat ediyor.Harikalar ülkesiAda keşke iki kurucu devletle bir arada AB'ye girse.. Ama Rumlar yüzünden bu mümkün olamazsa bile şartlar yine de bugünkünden daha iyi olacaktır.Çünkü KKTC'nin tanınmaması ve ambargolarla sıkıştırılması anlamını kaybedecektir. Yanlış bizden gelmediği için KKTC'nin meşruiyeti zaman içinde taraftar bulacaktır.Bu arada da Türkiye, uyuyan dev ekonomik potansiyelini harekete geçirecek, demokrasi ve yaşam kalitesini uygarlıkla buluşturacak olan AB üyeliğine doğru hızını artıracaktır.Türkiye bir tarihi kavşağı, Atatürk'ün kurduğu CHP'nin muhalefetine rağmen siyasi İslâm köklerinden gelen AKP iktidarının iradesiyle geçti.Siyasetin aktörleri yollarını şaşırsa da Türkiye tarihsel rotasından şaşmıyor.Garabet mi dersiniz, yoksa mucize mi; bilmeyiz ama...Allah nazardan korusun!
CHP'nin yerel seçimlerde kullandığı Temel Reis ile Kabasakal kurgusu, acıklı bir güldürü ile son buldu.. Baykal 28 Mart'ın başarısızlık olmadığını söylüyor ya; denize düşmüş batarken yumruğu havada "yaşasın" diye bağırıyor. Kabasakal da kıyıdan onu uyarıyor: "Yaşasın diye bağırarak kurtulamazsın uşağım, imdat diye bağır!"Siyaset bu, dışardan yardım alamazsınız. Özeleştiri yapacaksınız, yenilenmenin zahmetine, fedakârlığına ve acılarına katlanacaksınız. Yani kendinizi aşacaksınız. Solun hastalığı bencillik ve sabırsızlıktır.. Kimse doğum sancısı duymak istemiyor, herkes bebeği görmek istiyor.Geçmişte "bu düzen değişmeli" diye kırın-kentin desteğini alan parti bugün düzen değişecek korkusu taşıyan varlıklı kesimlerin oylarına mahkûm.. İşsizleri on milyonun üstüne çıkan bir ülkede solcu bir ana muhalefet partisi bir milyon oy kaybetmişse, basandan değil hezimetten söz edilebilir ancak.Akil adamlar nerede?CHP baştan aşağı yenilenmek ihtiyacındadır. Ama zorluk, siyasi kirlilikten etkilenip bozulan örgüttür. Kemal Derviş "İl ve ilçe başkanları adaylara yardımcı olmadılar, rant peşinde koşuyorlar" dedi. Böyle bir örgüt dokusu, kurultayın kurtuluş üretmesine izin vermez. Sadece "kifayetsiz muhterisler" arasında nöbet değişikliği getirebilir, o kadar.Deniz Baykal, ikinci gelişi ile elde ettiği şansı kullanamadığını görüp, değişimin yolunu bizzat açmadıkça kurultay işe yaramaz ve CHP iktidar alternatifi haline gelemez. 1970'lerin Ecevit'ini yaratıp yücelten âkil adamların benzerleri, belki daha iyileri bugün CHP'de vardır. Bu şahsiyetler risk alıp partiye borçlarını ödemek için daha ne kadar bekleyecekler?Değişim, çözüm ve sivilleşme hedeflerini sahiplenmiş bir lider bularak partiyi işçi, işsiz, çiftçi, esnaf ve uygarlık özlemindeki kentli kitlelerle barıştırma misyonu daha ne kadar bekleyecek?Derviş'in avantajlarıŞu anda görev Kemal Derviş'i çağırıyor. O da "ben aday olmam" diyor. Bazı tarihi misyonlar kişilere ilâhi emir gibi teslim edilir. Olaylar bu görev için istemese de Kemal Derviş'i işaret ediyor. Yalnız Türkiye'yi krizden çıkaran ekonomik politikaların mimarı olduğu için değil, çağdaş solun fikir ve ilişkiler disiplinine ve ufkuna, ayrıca uyum ve diyalog kabiliyetine sahip olduğu için Derviş CHP'nin kaderini değiştirebilir. Şu andaki iddiasız görüntüsü, yapıştıkları koltuklan elden ayaktan düştükten sonra bile bırakmayan liderlerden usanmış Türk halk için eksiklik değil üstünlük sayılmalıdır. Derviş ikna edilir de CHP'nin başına gelirse şansını kullanacak, başarılı olmadığını gördüğü gün emaneti iade edecektir.Partinin âkil adamları, CHP için ve muhalefet boşluğu yaşayan Türk siyaseti için ellerini taşın altına koymalıdırlar artık. Baykal ne derse desin parti "imdat" diye bağırıyor!
Kıbrıs'ta onurlu bir barışa ulaşma umutları arttı. Denktaş'ın bile dün havası değişti. Türk tarafının siyasi eşitlik, güvenlik ve garantiler konusundaki değişiklik taleplerini önemli ölçüde karşılayan dördüncü Annan planını değerlendirirken Rauf Denktaş şöyle dedi:"Kıbrıs Türklerine 1963-74 yıllarını yaşatmayacak bir anlaşmanın yapılması gerekiyor. Bunun için uğraşıyorlar. İnşallah başarırlar.."AB'nin genişlemeden sorumlu komiseri Verheugen de 1 Mayıs'tan önce uzlaşma şansının arttığını düşünüyor.Garantiler iyiPlanın temel bazı ilkeleri şöyle:* 2011 yılına kadar 6'şar bin Türk ve Yunan askeri adada kalacak. Sayı, sonraki 7 yıl içinde 3'er bine ve ardından Yunan askerleri 900, Türk askerleri 650'ye inecek. Türkiye bu arada AB üyesi olursa asker sayısı daha önce düşürülecek.* Kurucu devlet meclisinde 24 Türk, 24 Rum senatör olacak, AB'de iki kurucu devlet birlikte temsil edilecek.* Türkiye kökenli 45 bin KKTC vatandaşı adada kalacak.* Plan AB müktesebatına eklenecek, Rumların tazminat başvuruları dondurulacak.* Kuzey'e geçecek Rumların sayısı 19 yıl Türk nüfusun yüzde 18'ini aşamayacak. (Bu oran önceki planda yüzde 21 idi.)* Başkanlık Konseyi'nde 6 Rum ve 3 Türk bulunacak. Karar alınabilmesi için en az bir Türk üyenin kabul oyu kullanması gerekecek.* Federal hükümet 3 Rum, 3 Türk bakandan oluşacak. Avrupa Parlamentosu'na 4 Rum ve 2 Türk milletvekili gidecek.* Türk tarafının elindeki toprak yüzde 36'dan yüzde 28'e düşecek.Son plan Rum ve Yunan tarafında yenilgi duygusu yarattı. Basın Annan'ın Türk tarafını tatmin ederken Rumlara hemen hiç bir şey vermediğini söyleyerek kıyamet koparıyor. Denktaş'ın muhalif tavrı iç kamuoyunda bile tepki görüyordu ama planı Türk tezlerini gözeten bir yaklaşımla düzelten BM Genel Sekreteri üstünde Denktaş faktörünün ciddi etkiler yarattığını kabul etmemiz gerekiyor.Geçse, geçmesePlan bu haliyle Kuzey Kıbrıs'taki referandumdan geçebilir. Kıbrıs'ın birleşmiş olarak AB üyesi olması tabii ki en iyisidir. Ama düşük de olsa Rum kesiminin referandumda "hayır" demesi ihtimali mevcuttur. Buna rağmen o ihtimalin karşı tarafa riskleri daha fazla olacaktır. Çünkü sorumluluğu bize ait olmayan bir karar yüzünden Türkiye'ye AB'den müzakere tarihi verilmemesi düşünülemez. Ayrıca KKTC de Rumların "hayır" ından sonra dünyanın tanımadığı ve ambargolarla dışladığı bir ülke olarak kalmaya devam edemez. Otuz yıldır Türkiye'nin tüm enerjisine ipotek koyan Kıbrıs engelinden kurtulmanın eşiğinde yaşıyoruz.
Siyasetçilerin algılama yeteneği mi azaldı, yoksa bazıları halkı aptal mı zannediyor?İletişim olanaklarından yoksun bir ülkeye gidip de dün öğleden sonra yurda dönen bir CHP sempatizanı, havaalanında Deniz Baykal'ı TV'den izlemiş olsaydı, herhalde "yaşasın" diye bağırıp şapkasını havaya atardı.Baykal'ın ağzı, geçmiş yerel seçimlere göre oylarını artırdıklarını söylerken, vücut dili gerçekleri tersine çevirme çabasının işkencesi altında acı çektiğini gösteriyordu.Gerçek, meclisteki tek muhalefet partisinin bir buçuk yılda gerilediği, toplumdaki değişim talebini cevaplayan AKP'nin ise oylarını yüzde ona yakın artırdığıdır.Evet AKP'nin kurumsal kimliği henüz oluşmamıştır ve oy verenlerin partiye aidiyet duygusu ile bağlan perçinlenmemiştir.Ama Tayyip Erdoğan bunu görerek çalışıyor ve liderlik sınavlarında fark yaratıyor.Referandum gibiBaşbakan seçim gecesi AKP'nin büyümesinden tedirginlik duyanların hissiyatına saygı gösteren "ezdik geçtik, sildik süpürdük" gibi yorumlardan sakınan bir konuşma yaptı.Sonuçları iktidar icraatının halk tarafından onaylandığına yorumladı, başarının başlarını döndürmeyeceğini, tersine sorumluluklarını artıracağını söyledi, propaganda dönemindeki günahlarını da kazanan belediye başkanları arasında parti ayrımı yapmayacaklarını taahhüt ederek düzeltmeye çalıştı.Pazar günkü seçim AKP iktidarının meşruiyeti ile ilgili tartışmaları geride bırakmıştır. Çünkü bir genel seçim olsaydı bu oy oranları ile AKP yine en az bugünkü milletvekili sayısı ile mecliste ve iktidarda olacaktı.Prof. Eser Karakaş'ın dediği gibi bu seçim bir referandum yerine geçebilir.Ekonomik ve siyasi istikrarı kaybetme korkusu ile AB ve Kıbrıs'ta çözüm politikalarını destekleme duygusu, AKP'nin başarısını inşa eden sebeplerdir. CHP'nin görüntüsüne de kuşkucu ve tutucu dış politika muhalefeti damgasını vurmuştur.Acı gerçek deliliDeğişim ve istikrar şansının AKP ile yakalanacağını düşünenler pazar günü herhalde çok az fire verdiler. Buna rağmen seçime katılma oranı görülmemiş ölçüde düşük oldu.16 milyon kişi, yani her yüz seçmenden neredeyse 40'ı oy vermeye gitmedi.Laik duyarlılıkları nedeniyle AKP'den uzak duranların bir kısmı, alternatif bulamadıkları için oy kullanmadı. Bu seçmen davranışını AKP'ye dolaylı bir kredi gibi okumak gerekir.Eğer Kıbrıs'ta çözüme ulaşılır ve Türkiye AB üyeliği yolunda aralık ayı sınavını geçerse bu dolaylı destek aktif hale dönüşebilecektir.AKP'nin takıyye yaptığı şüphesi taşıyanların geri kalanlan gidip CHP'ye oy verdilerse Baykal'a rağmen verdiler. Dün Baykal'ı dinlerken bu seçmenlerin ne düşündüklerini tahmin etmek zor değildir.Eminiz birçokları "Baykal koltuğundan vazgeçmemek uğruna benim hassasiyetimi kötüye kullandı. Kendine yonttu. Yazıklar olsun" diyeceklerdir.Baykal'a şunu hatırlatmak isteriz: CHP'li belediye başkanı adayları seçim afişlerinde genel başkanlanyla çekilmiş fotoğraflarını hiç kullanmadılar. Neden?Çünkü Baykal yalnız kaybetmiyor; kaybettiriyor da..
Dünkü seçimler, Türkiye'nin tek parti dönemine gitmekte olduğuna dayanan korkulara son verdi.AKP'nin yüzde 60'a varan bir çoğunluk yakalayacağı yolunda oluşan tahminler gerçekleşmedi. Yani sandıklar anketleri doğrulamadı.Anketler mi gerçeğe namuslu ayna tutmamıştı, yoksa aynaya yansıyan doğruydu da halk mı bu tablonun sonuçlarından korkarak düzeltme yaptı? Büyük ihtimalle biraz o, biraz öteki..Dünkü seçim yerel yönetimler için yapıldığı halde Türkiye'nin makro sorunları etrafında şekillenmiş, halk pek çok yerde, ekonomik ve siyasi istikrarı bozmama duyarlılığı içinde oy kullanmıştır.Ekonomik ve siyasi istikrarı önemseyenler oylarını AKP'de birleştirmiş, Türkiye'nin laik, demokratik ve Atatürkçü yapısından uzaklaşacağı endişesini her türlü kaygının önünde tutanlar, gidişini ve liderini beğenmese de CHP'ye yönelmişlerdir.Yükselişe frenİktidardaki AKP de, muhalefetteki CHP de alabilecekleri oyun azamisini dün almışlardır. Davullu zurnalı kutlamalar yapsa da AKP'nin beklediği rekoru elde edemediği ortada..3 Kasım 2002 seçiminde AKP, daha yüksek bir oya ulaşabilirdi. Çünkü halkın geçmiş döneme yönelik öfkesi bu partiyi tek adres konumuna getirmişti. Fakat lider Tayyip Erdoğan'ın seçime girememesi ve seçimi kazansa bile iktidarın AKP'ye teslim edilmeyeceği endişeleri bu partiye gidebilecek oyların bir kısmını etkiledi ve yönünü değiştirdi.AKP'nin iktidar olması, laik düzenle açık bir çatışmaya girmemesi, ekonomide sağlanan iyileşmeler o ambargoyu kaldırmıştı. Yerel seçimlerin tabiatındaki iktidar avantajı etkisiyle de birleşince tüm bu olgular, AKP'nin yüzde 60'lara dayanacağına dair tahminlere yaygın bir kabul duygusu yaratmıştı.Fakat dünkü seçimler AKP etrafında bir toparlanmanın varlığını göstermekle beraber, yükseliş trendinin hızını kaybettiğini göstermiştir.Yeni oluşum zorBunda Tayyip Erdoğan'ın kampanyanın son haftasında CHP'nin kökleri ve Onuncu Yıl Marşı etrafında yarattığı polemik de etkili olmuştur.Bu durum yalnız küskün CHP seçmenini sandığa yöneltmekle kalmamış, Tayyip Erdoğan'a ve AKP'ye yönelik kuşkuların canlanmasına da yardım etmiştir. Böylelikle merkez sağın partilerinden ümidini kesmiş seçmeni, AKP'ye akacakken eski partilerine dönüş yapmıştır.Seçim ANAP ve Genç Parti'nin sonunu ilân etmiş, fakat CHP ile birlikte MHP ve DYP'ye ümit vermiştir. Milli Görüş'ün Saadet Partisi hâlâ vardır. DEHAP'ın lokomotifliğini yaptığı Güç Birliği umduğunu bulamamış, etnik temele dayalı siyaset gerilemiştir.Siyasetin geleceği, AKP'nin seçimi nasıl okuyacağına bağlı olacak.Demokratik ve laik duyarlılığın mesajını alarak merkez sağdaki yerini sağlamlaştırdığı takdirde AKP kalıcı olacak, aksi halde düşüşe geçecektir.Küçülen partilerin daha fazla küçülmemesi, yeni siyasi oluşumlara bağlanan ümitleri de boşa çıkarabilir.
Almanya eli kanlı sahte halife Metin Kaplan'dan kurtulmak istiyor. Ama bunu yaparken Türkiye'nin bir hukuk devleti olmadığına, işkence altında alınmış ifadelerle mahkemelerinde karar verilen bir "muz cumhuriyeti" olduğuna dair itiraf almak istiyor.Kaplan'ın daha önce yakalanmış adamlarının gözaltında verdikleri ifadelerin mahkemece dikkate alınmaması için diretmenin başka ne anlamı olabilir? Hükümet bu garantiyi verirse Türk devleti poliste işkenceyi kabul etmiş olacaktır. Bu bir.. İkincisi, bağımsız yargıya ait takdir yetkisini kendisi kullanarak Türkiye'yi zavallı bir duruma düşürecektir.Değil Kaplan, hiç bir devlet ve halk düşmanı böylesi bir fedakârlığa değmez! Metin Kaplan, Türkiye düşmanı gerici ve bölücü fitnenin sığınağı ve av sahası Almanya'ya mübarek olsun! Tepe tepe kullansınlar.. Yalnız şu var: Devletin hakareti defetmekte gösterdiği cesaret onurunu korumaya yetmiyor. Çünkü hepimiz biliyoruz ki "poliste işkence" suçlamaları iftira değil. Gözaltında işkence ve ölümlerin suçludan bu ülkede cezasız, hatta takipsiz kaldı. Doğaldı çünkü "kurşun sıkanların onurlu" olduğunu açıkça söyleyebilen zihniyet siyasete ve bürokrasiye yıllarca egemen oldu.Bugün AB üyeliğini hak etmenin mecburiyetleri de yardımcı oluyor ve işkenceye tolerans devlette ve toplumda hızla geriliyor. Suçlular Amerika'nın ve AB'nin zorlamalarıyla bile olsa yargılanıyor ve ceza görüyor. Almanya'nın şartlarına boyun eğmeyelim. Ama böyle taleplere muhatap olmanın ayıbından kurtuluşun şartlarını da bir an önce sağlayalım. Tümüyle kapansın artık bu karanlık dönem..Mutlaka sandığa gidelimBugün vatandaşlık görevinizi ihmal etmeyin. Oy vermeniz, şu veya bu partiye vermenizden daha önemlidir. SESAR'ın yaptığı son anket, oy kullanmayı düşünmeyenlerle halâ kararını vermemiş olan seçmenlerin oranını yüzde 37 gösteriyor. Bu tahmin gerçekleşirse seçim özürlü olacak, sonuçlar çarpık çıkacaktır. Kazananlar bile bundan zarar görecektir. Hepimizin demokrasiye ve sandığa borcumuz var. Çünkü bizi birey olarak yücelten demokrasidir ve seçmenlik işlevidir. O nedenle kime verirseniz verin, ama oyunuzu verin.
Tayyip Erdoğan, aleyhindeki şartları bile kendini uçuran rüzgârlara dönüştürerek buralara geldi. Esnek siyaset üslubu, iktidarına zarar verecek kavgalardan onu uzak tuttu. Ekonomiyi IMF'e, siyaseti de AB'ye endeksleyerek istikrarı sigortaladı. Seçim anketleri, çoğunluğun onu başarılı bulduğunu gösteriyor.Ama Siirt'te kumar ona yakışmadı. Yarınki seçimden rekor çıkarmak isteyen bir lider böyle hata yapar mı? Küçük bir ili kendine unvan maçı için seçerek karizmasını riske sokar mı? Siirt'te yenilenen seçimin kendisini başbakan koltuğuna götürmesi belli ki onu bu kente karşı gönül borcu altına sokmuş. Fakat zaafı AKP liderini zedeleyecektir.Çünkü burada DEHAP'ı yenmek için başvurduğu yöntemler, onun demokratik ahlâk değerlerine bağlılığı hakkında güven sarsıcı bir referans olacaktır. Yoksullara gıda paketleri.. Milli Görüş tabanına imam hatip müjdesi.. Gençlere bedelli askerlik ümidi.. Rakip partilere dönük kentlere "Maliye Bakanı'nı sevindirmezseniz zırnık alamazsınız" tehditleri.. AKP Siirt'te bu silâhlarla bile yetinmemiş, iktidarla iyi ilişkiler kurmak isteyen sanayici ve işadamlarını da seferber etmiştir. Siirt'in yeni imkânlara kavuşması kimseyi kıskandırmaz. Ama "AKP kazanırsa Siirt köşeyi döner, kaybederse sürünmeye devam eder" demek hangi ahlâka sığıyor?Bunlar yetmiyor gibi kefaletle hapisten çıkan Jet Fadıl da AKP'nin Siirt kuşatmasında yerini almıştır. Jet Fadıl kim? Paralarını kaptıran binlerce gurbetçinin davacı olduğu, kırmızı bültenle aranırken Siirt'ten bağımsız milletvekili seçilen ama mecliste AKP'lilerin oyu ile dokunulmazlığı kaldırılan ve hapse atılan kişi..Bu adam seçim arifesinde salıverilmiş, Siirt'e giderek seçmenlerini AKP'ye oy vermeye ikna etmek için çalışmaya başlamıştır, ittifaka bakın! Jet Fadıl, bu seçim müteahhitliği karşılığında acaba ne kazanacak? Ve iktidar Jet Fadıl'ın büyük fedakârlığını (!) ne şekilde ve kimin cebinden ödeyecek? Pazar günü ne olur, önemli değil.. Tayyip Erdoğan Siirt'teki unvan maçını şimdiden hükmen kaybetmiştir! Seçim kurtardı ama.. Görevde iki ayağını kaybeden Uzman Çavuş Kâzım Daşbaş'a ödenen tazminatı geri istemekten hükümet vazgeçti. Kamu vicdanından yükselen isyan duygusu hiç bu kadar kısa zamanda hedef aldığı adalete ulaşmamıştı. Medyanın elde ettiği başarı, sivil toplum örgütlerine ilham vermeli. Bu güç ayağa kaldırılmalı. Hepimizin menfaati budur: İktidarın bile.. Güç sarhoşluğunun getireceği yanlışlardan korunmaya en çok iktidarın ihtiyacı var. Adaletin gücünü, dayandığı kalabalıklardan önce haklılığı belirler. Haklılık da eninde sonunda lâyık olduğu kitleleri arkasında bulur. Evet, gazi Kâzım Daşbaş'ı hedef olduğu haksızlıktan, seçim arifesinde olmamız bu kadar çabuk kurtarmıştır. Öyle de olsa başarıdır. İktidarı kamu vicdanına saygı göstermeye seçim dönemleri dışında da mecbur etmek elimizdedir. Seçim ortamı yokken bunu yapmak belki daha zahmetli olabilir. Ama zahmete değmez mi?
Bizim takdir, minnet, merhamet ve insaf duygularımıza ne oldu? Onları da mı yitirdik?Kâzım Daşbaş 1998 yılında Kuzey Irak'ta terörist kovalarken dağ gibi bir askerdi. Kullandığı araç mayına çarpınca iki bacağını kaybetti.İçişleri Bakanlığı 16,5 milyar emekli ikramiyesi, Jandarma Komutanlığı 19 milyar tazminat ödedi bu gence.İnsan hayatı bu kadar ucuz olur mu? Kâzım Daşbaş dava açıp 57 milyar lira daha aldı.Bu kez Hazine "sebepsiz zenginleşme"ye yol açtığı gerekçesiyle parayı geri almak için mahkemeye gitti. Mahkeme de tekerlekli iskemleye mahkûm gaziyi, aldığı parayı faiziyle birlikte geri ödemeye mahkûm etti!Adaletsizlik vurgunu yiyen gazi annesi Yeter Daşbaş'ın şu sözleri, kamu vicdanının ortak isyanı olarak tarihin kaydına düşmüştür:"Parayı geri aldınız, o zaman oğlumun ayaklarını da geri verin!"Bozdur bozdur harcaMinnet hasisliğine düşmüş bir ülkede gelecek adına iyilik bekleyemeyiz. Devlet kimi koruyacağını, kimi cezalandıracağını şaşırmıştır.Bankalarını boşaltıp milyarlarca dolar borç takanlara olmadık kolaylık gösteren anlayışın, vatanı korurken iki bacağını kaybeden bir gence ödediği 57 milyarı "zenginleşme sebebi" görmesi, göz körlüğünden daha beter bir vicdan körlüğü değil mi?Bu kararı Yargıtay bozabilir. Ama meclis yasaları değiştirmek için beklememelidir.Bakın İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Alemdaroğlu dün ne dedi:"Kıbrıs'ta ödün vermeyin. Güneydoğu'da verilen 35 bin şehidin yanına bir 135 bin şehit daha veririz, Kıbns'ı da, Yunanistan'ı da alırız.."Nasılsa şehitlik, gazilik ucuz bizde..İnsan hayatı bu kadar ucuz olmamalı.Çünkü insan hayatı ne kadar ucuz olursa, ülkeyi yönetenler de o kadar ucuz ve maceracı olur!