Canavar biziz!

18 Nisan 2004

Baş edemediğimiz sorunlara rütbe vererek zavallı çaresizliğimizi örtmeye çalıştık yıllar boyunca. "Trafik Canavarı" da işte öyle bir şey.. O canavarın resmini bile yapıp hükümet eliyle yollara dikmedik mi?Polatlı'da bir okul servisi, hiçbir uyarı ve koruma tedbiri alınmamış tren geçidini aşarken Mavi Tren'in altında kaldı. Parçalanan mibibüste 7 lise öğrencisi hayatını kaybetti. Bu bir cinayettir. Bu çocuklar kaza sonucu ölmediler, onları kahrolası cehaletimiz ve sorumsuzluğumuzla biz öldürdük!Hayali bir canavar yaratıp suçu üstüne yıkmak bu gerçeği değiştirmez. 4.431 yerde tren yolu ile karayolu kesişiyor. Bunların 3.850 tanesi kontrolsüz. Türkiye AB'nin demokrasi ve insan haklan kriterlerini yerine getirmekle övünecek, bir yandan da açık tren yolu geçitlerinde yitirdiği fidanlarına ağlayacak. Böyle komedi olur mu?"Enflasyon Canavarı"mız da vardı. IMF geldi, reçeteyi verdi ve uymadığımız takdirde başımıza gelecekleri saydı, döktü, canavar bitti. Trafik Canavan için de başka bir uluslararası gücü mü çağıracağız? Çözüm yargıdır.. Türkiye'de yasa boşluğu yok. "Cezalar yetersiz" bahanesi geçerli değil.Yargının görevi suçluları cezalandırmakla sınırlı kalmamalı. Hakimler ibret yaratmak, bu yolla topluma daha güvenli bir yaşam ortamı sağlamak zorundadır. Hiçbir tazminat bu çocukların ailelerini teselli edemez. Dünyayı verseniz evlâtlarının yerini dolduramazsınız. Ama şunu başarabilirsiniz: TCDD'yi yönetenleri terbiye edersiniz! Gerçekçi tazminatlara mahkum ettiğiniz takdirde insan hayatının daha pahalı olduğunu anlarlar ve o ölüm geçitlerini kapatmaya mecbur olurlar.Şu anda öldürdükleri insanların fiyatı, açık geçitleri kapatmaktan çok çok daha ucuz. Ölen çocukların aileleri büyük tazminat davaları açmalı, hakimler de o çocukların babasıymış gibi karar vermelidir. Kaş yaparken... Jandarma, terör ve toplumsal olaylar karşısındaki eğitim etkinliğini, Ankara'da başarılı bir tatbikatla gösterdi. Komutanlar, gerçeği aratmayan şiddet sahneleri karşısında Jandarma Özel Asayiş Komutanlığı mensuplarının yeteneklerinden çok memnun kalmışlar..Ben, müdahalenin hedefi olarak rol alan kitlenin, bir etnik grubu çağrıştıran giysiler ve simgelerle temsil edilmesinden rahatsız oldum. Bunda önemli bir yanlışlık olduğunu düşünüyorum. PKK artık topluma yansıtılan tatbikatlarda canlandırılan bir hedef yapılmamalıdır. Çünkü bu örgüt, artık kapanmış bir geçmiştir.Cehennem senaryolarında ona yer vermek, önemsemektir. Kendisinin yapamadığı bir propagandayı yapmaktır. Unutmamak lâzım ki böyle durumlarda kullanılan yerel kültürü simgeleyen kıyafetler, bölgede yaşayan Kürt kökenli yurttaşları da rencide etmektedir.Terör döneminde bu bölgenin vatandaşları devletle çatışmadı, devletle PKK'nın savaşında arada kaldı, acı çekti, mağdur oldu. Artık dönem, bu yaraların sarılması ve o dönem istemeden doğmuş ayrışmanın bütünleşmeye dönüştürülmesi dönemidir. Burası Ortadoğu.. Tatbikat yapılacak ve temsili bir terör örgütü aranacaksa başka örgüt mü yok!

Devamını Oku

Fethullah Hoca

16 Nisan 2004

Gazeteciler, bilim adamları ve siyasetçiler Washington'da "İslâm, laiklik ve demokrasi" konusunda Türk deneyimini tartışacak. Katılımcılar, Fethullah Gülen'in kurduğu vakfın konuğu olacak. Toplantıya Johns Hopkins Üniversitesi ev sahipliği yapacak."Abant Platformu"nun bu yıl Amerika'da düzenlenmesi Fethullah Hoca'yı mutlu edecektir. Çünkü beş yıldır Türkiye'ye gelemiyor. Son röportajlarında çıkan fotoğrafları, onun sağlık nedenleriyle orada kaldığı iddiasını yalanlıyor. Hoca maşallah sağlıklı görünüyor. Bizce gelemeyiş nedeni, güvenlik kaygılarını yenememesidir.Beş yıl önce cemaatine hitaben yaptığı bir konuşmanın kaseti deşifre olduktan sonra Fethullah Gülen, yargıya hesap verme sorumluluğu altına girmiştir. Bugünkü iktidardan "gelmenizde bir sorun yoktur" diye mesajlar alıyor ama o, siyasi baskı altında kalsa bile yargının görevini yapmak zorunda kalacağını tahmin ediyor. Çünkü o kasette ne dediğini en iyi kendisi biliyor. Unutulmaz sözler Açıklandığı zaman, eğitim faaliyetleri ve ılımlı islâm yorumlan ile kendisine kredi açan kitlelerde "takıyye tuzağına düşmüş ahmak" duygusu yaratan Gülen o kasette neler demişti? "Adliyede, mülkiyede veya bir başka hayati müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti garantimizdir. Sezilmeden, mevcudiyetinizi hissettirmeden çok ilerilere gitme, böylece can damarları içinde dolaşma.. Bu sistem içinde arkadaşlarımız istikbale yürüyeceklerdir..""Her şey bir oyundur. Kung Fu gibi bir oyun.. Kuvvet dengesi olmadığı bir yerde kuvvete başvurmayacaksınız. Kuvvet dengesi olmadığı için kendi düşüncemi yayma, her tarafı fethetme, ele geçirme yolunu tercih ederim." "Devlet memuru arkadaşlarımız kahramanlık yapamazlar.. Müslümanlar kıvama gelecekleri ana kadar hizmete devam etmeleri şarttır. Erken vuruş yaparlarsa dünya başlarını ezer. Bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar her adım erken sayılır.."Derviş sormalıdırBunlar ne demek oluyor? Hoca aynı niyetleri ve hedefleri koruyor mu? Bu sorulan iki gün sonra gerçekleşecek platformda Fethullah Gülen'e sormak lâzım. İster siyasetçi, ister gazeteci, ister bilim adamı, demokrasiye inanmış aydın olmanın dürtü ve sorumluluğu ile herkes bu göreve talip olmalıdır. Beş yıldır sormadılar, şimdi mi soracaklar? Böyle düşünebilirsiniz. Ama bu yıl, farklı biri var çağrılanlar arasında: Kemal Derviş.. Derviş'in laik demokratik cumhuriyete, çağdaşlık ve hoşgörü değerlerine bağlılığından kimse şüphe etmez.Aldığı kültür, oradaki mevcudiyetinin, gerçekleri açığa çıkarmak yoluyla ülkesine hizmet etmek olduğunu kendisine öğretmiş olmalıdır. Bu misyon, sorumlu, onurlu adam olmanın mecburiyetidir. Kim bilir Fethullah Hoca o konuşmadan dolayı belki pişmandır. Belki o da "Artık değiştim" diyecektir ve... Kendisine onurlu bir ricat kapısı açması için Allah'a dua ediyordur!

Devamını Oku

Oyun içinde oyun

15 Nisan 2004

Rauf Denktaş felâket senaryolarını TBMM'ye yine soluksuz dinletti.Denktaş'a göre Kıbrıs'ı kaybediyoruz. Annan Planı Kıbrıs'ın tümünü Rumlara verecek, Kıbrıs Türkü'nü ana vatandan koparacaktır.O nedenle 24 Nisan'daki referandumda halk, kendisinin yaptığını yapmalı ve birleşmeye "Hayır" diye karşı çıkmalıdır.İnsan ister istemez düşünüyor:Kendilerine sunulan bu altın fırsatı Rum lider Papadopulos, Rum Ortodoks Kilisesi ve Güney'in büyük partisi AKEL niçin reddediyor? Deli mi bunlar?Türk tarafı "Evet", Rum tarafında "Hayır" derse Kuzey Kıbrıs'ı ebediyen kaybedeceklerdir.AB'nin genişlemeden sorumlu komiseri Verheugen dün, öyle bir durumda "yeşil hafin AB'nin sının haline geleceğini, KKTC'ye uygulanan ekonomik yaptırımların da haklılığını yitireceğini, bu izolasyonun kalkması için çaba harcayacaklarını açıkladı.Amerika da aynı mesajları Atina'ya ve Rum liderliğine gönderiyor.Gizlenen niyetlerKilise ve Rum liderleri aptal mı, yoksa referandumda Türklere "Evet" dedirtmek için ortak tuzak peşinde mi?Dün Denktaş'ın dudak uçuklatan komplo teorilerini mecliste tekrar etmesinden sonra CNN Türk'te emekli büyükelçi Yalım Eralp, bu karmaşık bilmeceyi çözecek anahtar gerçeği şu sözlerle açıklamıştır: "Sayın Denktaş'ın inandığı iki hedef var.Bunları bana açıkça söylemiştir:1. KKTC'yi Türkiye'ye bağlamak istiyorum.2. Türkiye'nin AB'ye girmesini istemiyorum."Bu hedefleri bir politik lider ülke menfaatine daha uygun görebilir ve savunabilir.Ama Denktaş bunu yapmıyor. Kıbrıs sorununu çözüp AB yolunu açmak isteyen Türkiye'nin meclisini korkutmak yolunu zorluyor.Annan Planı'nın eksiklerini abartıyor, Genelkurmay Başkanı'nın bile kabul ettiği kazanımları yok göstermeye çalışıyor.Açık oynamalıKeşke plan iki kesimden de kabul görse ve Kıbrıs bütün olarak 1 Mayıs'ta AB'ye girse.. Fakat Rumlar belli ki "hayır" diyecek.Türk tarafının "evet" demesi neyi değiştirecektir?Plan yürürlüğe giremeyecek, Kıbrıs Rum tarafı AB'ye alınırken KKTC dışarda kalacaktır.Acaba Denktaş'a bu kadarı niye yetmiyor?Herhalde sebebi şu:Türk tarafında "evet", Rum tarafında "hayır" ile sonuçlanacak referandumun bize sağlayacağı "hiçten iyi avantajlar'ı Denktaş, içinde sakladığı hedeflere zararlı görüyor olabilir.Çünkü halkı çözüme "evet" diyen KKTC'nin ilhakından artık söz edilemez ve iyi niyetini ispatlayan Türkiye'nin AB yolu en önemli engelden kurtulmuş olur.Denktaş, daha açık olmalıdır. Türk halkının güven ve şükranını, kişisel özlemleri için harcamamalıdır.

Devamını Oku

Ölüm sessizliği

14 Nisan 2004

Gazetedeki ölüm ilânı, üstündeki temiz yüzlü delikanlının fotoğrafı nedeniyle dikkatimi çekti.Altında özetle şunlar yazıyordu: "Ailemizin biricik evlâdı, tek çocuğumuz, güzel insan Barış Dönmez'imiz bir cinayet sonucu öldürüldü. Barış, askere gidecekti. Arkadaşları onu uğurlamak için toplanmışlardı. Ama onların bu şenliği kısa sürdü.Barış, ülkemizi kuşatan çarpık düzenin, güvenlikten yoksun toplumun kurbanı oldu!" İsyan duygusu, ölümden çok bu ölümün şekline ve sonuçlarınadır. Barış, güvenliği ve değerleri kaybolan toplumun talihsiz kurbanıdır.Taksim'deki kulüpte Barış'a 15 arkadaşı eşlik ediyordu. Katil, 4 profesyonel korumanın görev yaptığı bu kulübe girmiş, bıçağını Barış'a defalarca saplamış, son olarak boğazını keserek bir hayalet gibi kaybolmuştu.Arkadaşları dahil herkes polise katili görmediklerini söyledi. Adalet gökten inmez, eğer lâyıksa toplum onu hak eder. Barış'ın katili nasıl bulunacak? Arkadaşlarının sessizliği, Barış'ın ölümünden daha vahim, daha acı ve daha kitlesel bir yok oluşun tehlike çanlarını çalıyor.Goethe "Mal kaybeden bir şey kaybetmiştir; onurunu kaybeden pek çok şey kaybetmiştir; cesaretini kaybeden her şeyini kaybetmiştir" demiş. Barış öldü. Ama korktukları için katili görmediklerini söyleyen bazı arkadaşları, bu ihanetin yükü ile yaşarken daha beter ölmeyecekler mi?Bazıları diyorum çünkü, bir kısmı görmemiş olabilir ama tümü katili görmemiş olamaz. Toplum bilimciler, eğitimciler bu acı gerçeğe kafa yormak zorundadır. Günü birlik aşklar, cinsel sapmalar, şiddet, bol dedikodu.. Bu bataklığı marifet gibi ve eğlence olarak TV ekranlarına yansıtan sorumsuzluk.. Ektiğimizi biçiyoruz!Sahip çıkmak böyle de olabilirKemal Derviş'i, talip olmadığı liderliğe zorlayanlar haksızlık ediyor. CHP'yi özledikleri kimliğe ve halk desteğine onun kavuşturacağına inananların heyecanı saygıya değer olabilir ama "yapamam" dediği için hınçlanmak?"Ya ol, ya öl" tarzı bir dayatma ile aforoz şantajına kalkışmak? Bu kabul edilemez. Partideki yönetici görevlerinden istifa eden Derviş dün NTV'ye önemli şeyler söyledi:"Bugünkü yönetimle çalışmakta güçlük çekiyoruz. Partiye sahip çıkmak istiyoruz. Çağdaş demokrasi konularına çok önem vereceğim. Bunu CHP'lilerle birlikte yapacağız.."Doğrusu budur. CHP'nin liderden önce değişime ihtiyacı var. Değişim liderini kendi yaratır. "Kavga et, ayrıl" yönteminin siyaset olmadığı yaşandı, görüldü. Ayrılık doğuran çatışmaların kahramanları sonunda haklı çıkıyor. Partiler, eskimiş liderlerin başına yıkılıyor. Ama bundan kim ne kazanıyor?Ecevit'in partisi yıkıldı, peki İsmail Cem'in, Hüsamettin Özkan'ın ve Kemal Derviş'in eline ne geçti? Değişimi doğru zeminde arayan Derviş'e zaman tanımak lâzım.

Devamını Oku

AB'ye uygun adım

13 Nisan 2004

Demokrasiyi "her gün tekrarlanan bir tamam mı, devam mı plebisiti" olarak tarif edenler vardır. Uç bir tarif de olsa haklılık payı yok değil. O nedenle demokratik rejimin yalnız inanç ve sorumluluk değil, sivil toplumdan özveri ve medeni cesaret de beklediği şüphe götürmüyor.Fakat Türkiye'de halkı arkasına almakta yetersizliğe düşen bazı çevrelerin siyasi hedeflerini dayatmakta asker kozunu kullanma huyunu terk edemedikleri bir gerçektir.Amaçları Türk Silâhlı Kuvvetleri'ni belli yöntemlerle kışkırtmak ve siyasi iktidarlara karşı kullanmaktır. Son günlerde Kıbrıs ve iktidarın laiklikle ilgili uygulamalarına dönük politikalarına açık bir tavır koyması için Türk Silâhlı Kuvvetleri, fısıltı gazetesinin iftira manşetleriyle desteklenmiş yaygın bir talep baskısı altına alınmıştı. Bu çevrelerin beklentisi, Genelkurmay Başkanı Özkök'ün dünkü basın toplantısında iktidara "Hizaya gel!" çağrısı yapması idi.Oyunları bozduOrgeneral Özkök, iki konuda da askeri siyasi iradenin üstünde bir güç olarak görmek isteyenleri hayal kırıklığına uğratacak açıklamalar yaptı. Kürsüde AB üyesi bir ülkenin Genelkurmay Başkanı'na yakışan bir sorumluluk, açıklık ve denge içinde davrandı. Böylelikle yalnız içimizdeki kışkırtıcıların değil, rejim üstündeki asker ağırlığı nedeniyle Türkiye'nin AB'ye alınamayacağını savunan dıştaki muhaliflerin de oyununu bozdu.Genelkurmay Başkanı'na göre Annan Planı olumlu yönleri yanında ciddi sorunlar yaratma potansiyeli taşıyor. Fakat artık süreç referandum noktasına gelmiştir ve mesele "Kıbrıs Türk halkının baskıya maruz kalmaksızın hür iradesiyle kendisi için en doğru kararı verebileceği ortamın yaratılmasını sağlamak"tır. Türkiye'nin güvenliği de söz konusu olduğuna göre "son kararı Türk ulusu adına TBMM verecektir".Ne zaman taraf?Genelkurmay Başkanı, asker üzerinden siyaset yapmaya çalışan çevrelerin, kendisini ve kurumu yıpratmaya ve kışkırtmaya yönelik çabalarını da değerlendirdi. Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin siyasi taraf olmaya zorlanmaması gerektiğini belirten ılımlı, yapıcı ve dikkatli yaklaşımlarına "menfaat kaygısı" atfedildiğini hatırlatan Orgeneral Özkök şöyle dedi:"Bu yaklaşım biçimimin bana vaat edilmiş bir ikbalden kaynaklandığını ileri sürerek bir dedikodu yaymaktadırlar. Tarafıma hiç kimse böyle bir vaat veya teklif (Cumhurbaşkanlığı) getirmemiştir. Buna cüret edecek birilerinin olduğunu da sanmıyorum."Orgeneral Özkök bununla beraber şu güvenceyi de eklemeyi ihmal etmedi: "TSK'nın bugüne kadar daima taraf olduğu ve bundan sonra da taraf olmaya devam edeceği konu, cumhuriyetin demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti niteliği ile Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmezliğinin sonsuza kadar korunması ve kullanmasıdır."Doğru olan budur.. Çünkü askeri siyasetin içine çekmeye çalışanların başarısı daima Türkiye'yi yol kazalarına uğratıyor. O kötü alışkanlık cumhuriyetin değerlerini değil, sadece hastalıklarını koruyup kolluyor!

Devamını Oku

Geleceğe evet!

12 Nisan 2004

Kıbrıs ipoteğinden kurtulduğu zaman Türkiye'nin önünde nasıl bir gelecek açılacak?Brüksel'deki arkadaşımız Duygu Leloğlu'nun haberi bu soruya umut ve cesaret veren bir cevap teşkil ediyor.Kıbrıs'ta daha referandum yapılmadı. Ama görülüyor ki Rum tarafında "hayır" çıkması ihtimali arttığı halde Türk tarafı çözüme "evet" diyecektir. Ve bu işaretler Brüksel'in tutumunu şimdiden etkilemeye başlamıştır.AB'nin karar odakları, Türkiye'nin elinden geleni yaptığını düşünerek artık Kıbrıs'ı üyelik yolumuz üzerinde engel olarak görmekten vazgeçmiştir.Öngörülen takvime göre, yıl sonunda Türkiye'nin Kopenhag kriterlerini yerine getirdiği onaylanacak ve 1999 Helsinki kararı uyarınca üyelik müzakereleri prosedürü otomatik olarak işlemeye başlayacaktır.Duygu Leloğlu, üyelik tarihi olarak Brüksel'de 2013 yılının telâffuz edilmeye başlandığını bildiriyor.Bu tarih, Türkiye'de yatırım yapan Avrupalı şirketlerin tahminleriyle bire bir örtüşüyor.AB yoluna taşTürkiye'nin demokratik geleceği Avrupa'dır. Kıbrıs Türkü 24 Nisan'da oyunu kullanırken Türkiye'nin kaderinde de rol sahibi olacaktır. Şansımız şu ki Kıbrıs Türkü'nün ve anavatanın menfaatleri birbiriyle çelişmiyor.Halk şu gerçekleri görecektir: 1. Rum Ortodoks Kilisesi'nin "hayır" tavrı, aynı zamanda bizim hayrımıza olamaz;2. Tanınmayan bir devletle ambargolar altında yaşamayı siyasi ve ekonomikbakımdan sürgit devam ettiremeyiz;3. Biz "Hayır" dedikten ve Rumlar tek başlarına AB'ye girdikten sonra daha iyi bir uzlaşma zeminini asla yakalayamayız.Rumların "evet" diyeceği ihtimali yüksek olsaydı, bizim taraftaki "hayır"cıları anlamak belki bir dereceye kadar mümkün olabilirdi. Ama artık anlamak imkânı yoktur.Çünkü Türk tarafının "hayır" demesi, Rumları kurtarmanın yanında Türkiye'nin AB yolunu mayınlamak anlamına da gelecektir.İşte bu yüzden Kıbrıs'ta çözüme "hayır" diyenlerin aslında Türkiye'nin AB üyeliğine "hayır" diyenler olduğunu düşünenler çok haksız değildirler.Ayıplı istismarDenktaş'ın danışmanı Mümtaz Soysal dün "Hayır kampanyası" başlattı.Seçmeni olmayan partisinin binası önünde ve Atatürkçü Düşünce Dernekleri şubelerinde referandum tarihine kadar imza toplayacaklarmış..Üçüncü dünyacı ideolojiler için Atatürk'ü istismar etmek ona, mirasına, gösterdiği hedeflere haksızlık değil mi?"Atatürk" kitabının yazarı Andrew Mango, Derya Sazak'a dikkat çekici bir şey söylemiş:"Atatürkçülük, dış dünyadan korkmamak demektir. Bugün kendilerini Kemalist sayan çevrelerin yabancılardan ödü kopuyor.."Kıbrıs Türk halkı en doğru kararı verecektir."Hayır" diyenlerin kimliklerine ve geçmişlerine bakın: Hemen tümü, Türkiye'nin halk tarafından tasfiye edilen geçmişidir.Türkiye artık yeni bir gelecek arıyor.

Devamını Oku

Kör inat

11 Nisan 2004

Referandumda Türk tarafından "evet" çıkacağı neredeyse kesinleşti.Nokta dergisinin anketine göre "evet" kesimini oluşturan yönetici, memur, öğretmen ve öğrenci oyları yüzde 63 görünüyor. Çiftçi ağırlıklı "Hayır"lar yüzde 17,1'de kalıyor. KKTC halkının yüzde 19,2'si şu anda kararsız.Rum Ortodoks Kilisesi, cemaatini "hayır" oyu vermeye çağırdı dün.Rum tarafında oyların yüzde 35'ine sahip AKEL partisi de Annan Planı'na destek verirken çark etti. Referandumun ertelenmesini isteyen AKEL, aksi takdirde yandaşlarını "hayır" oyu vermeye çağıracağını ilân etti.Helenizmin Kıbns'ı topyekün yutma hayaline bayraktarlık eden kilise için komünist AKEL'in dönüşü başarı sayılabilir.Rum-Yunan tarafındaki barış cephesinin Kıbrıs Rum halkını "evet'e ikna şansı gitgide azalmaktadır.Helenizm inadıBu gelişmeler KKTC'deki kararsız oyları mutlaka etkileyecek, "evet" oylarını yükseltecektir.Düz akılla bakanlar şunu görecektir: Kilise ile AKEL'i ret cephesinde birleştiren Annan Planı, zararımıza olamaz.O zaman Kıbrıs'ı birleşik olarak AB'ye sokmak mümkün olmayacaksa referandumdan Türkiye'nin ve KKTC'nin önünü açacak sonuçlar çıkarmaya çalışmak lâzım.. Bunun şartı ise, Annan Planı'na Rumlar "hayır" dese bile Kıbrıs Türkü'nün güçlü bir "evet" iradesi koymasıdır.Çünkü o durumda Türk tarafındaki "hayırcılar"ın istedikleri son hem gerçekleşecek, hem de yıkıcı faturaları üstümüze kalmayacaktır.Çözümsüzlük Türkiye'nin AB kapısından geri çevrilmesine bahane gösterilemeyecek, KKTC'nin tanınmama ve ekonomik ambargo sıkıntıları da zaman içinde hafifleme şansı elde edecektir.Denktaş inadıAma bakıyoruz, bizim "hayırcılar" hiç bir gelişmeden etkilenmiyor. İnançsa bu, neyin inancı? İnatsa, neyin inadı?"Hayır" diyenler birleşme istemeyenlerdir. Bu hedef, Rum tarafında "hayır" çıkarsa da elde edilecektir. Üstelik bedelsiz, ceremesiz gerçekleşecektir.Şimdi Rum tarafında "hayır" cephesi genişlerken burada ret propagandası yapmak, siyasi muhalefet midir, yoksa sadizm veya mazoşizm mi?Kıbrıs davası Denktaş'a çok şey borçlu. Ama şu dönemde iyi ki orada M. Ali Talât gibi bir Başbakan var. Talât Rumların referandumu erteleme çabalarına karşı çıkarken Denktaş ne yapıyor?Halkını ikna edemeyeceğini bildiği için, referandumda oy kullanmayacak anavatandaki güçleri örgütlemeye ve kışkırtmaya çalışıyor.Geçmişte EOKA'ya direnen kahraman, şimdi kendi halkına ve özlemlerine direnen, onlara karşı Türkiye'de baskı gücü oluşturmaya çalışan sıradan bir siyasetçi durumuna düşüyor. Yazık!

Devamını Oku

Büyük şemsiye

10 Nisan 2004

Ne kadar da büyük şemsiye açmış bu topluma, ne kadar büyük sevgi kazanmış? Bütün bir milleti kaybın acısında böylesine birleştirebilmek, pek az faniye nasip olur. Yarın yalnız onun tabutuna dokunabilenler değil, yakından, uzaktan dualarıyla yanında olacak yığınlar Sakıp Sabancı'yı sevgi, takdir ve şükran duygularından oluşmuş bir tahtta son yolculuğuna gönderecekler.Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun..Sabancı'nın en büyük tutkusu başkalarına örnek olacak bir insan yaratmaktı. Ölümü ile doğan acının büyüklüğü başarısının kanıtıdır. Onu özleyeceğiz. İş hayatı, sosyal yaşam, hatta siyaset, kolay dolmayacak bir boşluk yaşayacaktır. Sağduyu, vicdan ve adalet değerleri, onun kişiliğinde ulusal bir güvence bulmuştu. Halkın gözünde o, menfaat şüphesi ile gölgelenmemiş bir vatansever, bir âkil adamdı.En koyu karanlıkta bile ümidin ışığını yakalayan, acı eleştirileri şakacı tabiatı ile tatlandırarak yapabilen bir Anadolu filozofu idi.Hayat ve ölümİş hayatında ardıllarını inşallah göreceğiz. Ama onun yapıcı muhalefet anlayışından ilham almış siyasetçiler görecek miyiz; şüpheli.. Halk özlem duyduğu lideri onda keşfettiği halde Sakıp Sabancı siyasete heves etmedi. Bir görüşmemizde bana, "Taraf tutmayan kimliğimle daha inandırıcı, daha faydalı olduğumu düşünüyorum" demişti.Son yıllardaki en büyük mutluluğu, ailenin kurduğu sosyal yardım vakfı ile ilgili çalışmalardı. Her yıl grubun elde ettiği kârın yüzde 2'si otomatik olarak Vaksa'ya gidiyor, yurdun her yanında inşa edilmiş okul, sağlık merkezi, spor ve kültür tesislerine yenilerinin eklenmesi onu çocuk gibi sevindiriyordu.Ona göre hayat ve ölüm nehir ve deniz gibiydi. Önemli olan denize ulaşana kadar nehri, çevresine bereket ve mutluluk vermek için değerlendirmekti. Gücü olan insanlar içinden çıktığı topluma yardım etmeli ama bunu yaparken kimseyi minnet yükü altına sokmamalıydı. Vakıf işte bunun için ve kendinden sonra da yaşaması ve yaşatması için gerekliydi..Eylemci filozofAylar sonra Halil Cibran'ın bir kitabını okurken Sakıp Sabancı'nın ondan çok etkilenmiş olduğunu farkettim. Hayat, ölüm, yardımlaşma konularındaki Cibran felsefesinin Sakıp Sabancı gibi muktedir bir eylem adamı bulması ne büyük şans... Evet onu çok özleyeceğiz.Batı dünyasının en sevdiği Yakın Doğulu şair ve düşünür Halil Cibran'dan şu alıntılar acaba bizlere biraz teselli verebilir mi?Irmak denizine kavuştu ve işte bir kez daha o büyük ana yavrusunu bağrına basıyor.Gün sonuna erdi.Zambağın kendi yarınına kapanışı gibi gün de bizim üzerimize kapanıyor.Yeniden aranıza döneceğimi unutmayın.Çok kısa bir süre geçecek ve özlemim yeni bir vücut için toz ve köpük toplayacak.Çok kısa bir süre geçecek, rüzgâra yaslanıp biraz dinleneceğim ve bir kadın bana gebe kalacak.

Devamını Oku