Gevşemek yok

25 Nisan 2004

Referandum Kıbrıs'ta iki toplumun bir arada yaşayamayacağını belli etti.Biz de otuz yıldır bunu savunuyorduk. Bu yüzden adımız "oyun bozan" a çıktı ve ağır bedeller ödedik.Başbakan Erdoğan Kıbrıs'ta gelinen durumu son elli yılın Türk diplomasisindeki en başarılı olay sayıyor. Haklı olabilir. Çünkü referandumlar sonunda dilediğimiz şeyi alacağız fakat bedel ödemeyeceğiz. Rumlar ödeyecek!Elbette iki tarafın "Evet"i ile Kıbrıs'ın birleşik olarak AB'ye girmesi idealdi. Bu şansı Rumlar imha etmiştir.Ama yine de Annan Planı'nın kabulü yönündeki Ankara politikaları ve Türk tarafında çıkan yüksek oranlı "Evet" oyu, hayali bile kurulamayacak bir avantajlı pozisyonu bize kazandırmıştır.1. Kıbrıs, Türkiye'nin AB üyeliği yolunda engel olmaktan çıkmıştır.2. Ambargolarla boğulan KKTC'nin önünde ufuk açılmıştır.Rüzgâra aldanmaAmerika, BM ve AB'den gelen ilk tepkiler umut veriyor: Türk tarafına alkışlar, mali yardım projeleri, siyasi ve ekonomik izolasyonun hızla sona erdirilmesi çağrıları, karşı tarafa öfke çığlıkları..Ama dikkat!.. Tüm bunlar uluslararası toplumun uğradığı hezimetin sıcaklığından doğan tepkileri olabilir.Ankara bu rüzgârın çabuk değişeceğini hesap etmelidir. Amerika'da bu yıl seçim var, lobiler devreye girecektir. Güney Kıbrıs 1 Mayıs'ta AB üyesi olacaktır, Rum-Yunan gücü çifte veto kuvvetine çıkacaktır.Ancak şu var ki son tecrübe; yapıcı, uzlaşmacı ve atak bir dış politikanın Türkiye'ye yakıştığını ve kazandırdığını bize öğretmiştir.AKP iktidarı ve KKTC yönetimi olay soğumadan hasadı toplamaya başlamalı, fakat bu Rum-Yunan tarafının cezalandırılmasını isteyen bir tavırla değil, uluslararası toplumun ön yargılarından doğmuş kayıplarımızın telâfi edilmesini talep eden politikalarla yapılmalıdır.Denktaş ağır taş..Evet ama bu konuda adada problem var. "Rauf Denktaş'ın görüntüsü yeni diplomatik çabalara uygun değildir" diyen KKTC Başbakanı Talât haklıdır. Ama Denktaş oralı değil. Cumartesi gecesi "Rum tarafı hayır dediğine göre istifamı gerektirecek bir durum yok" dedi. Bereket orada durdu."Türk tarafı evet dediğine göre asıl Papadopulos'un istifasını gerektirecek bir durum var" diye de devam edebilirdi.Şu aşamada içerde bir hır-gür yaşamaya tahammülümüz olamaz.Belli ki bir süre daha Denktaş'ı bir demokrasi gerçeği olarak değil, geçmiş hizmetlerinin yarattığı kendine özgü bir olgu kabul edeceğiz. Ve hiç değilse fonksiyonlarını Cumhurbaşkanı Sezer gibi sınırlaması gerektiğini anlaması içins dua edeceğiz!

Devamını Oku

Güle güle Denktaş!

24 Nisan 2004

Kıbrıslı Rumlar adada eşitlik temelinde ortak bir geleceği Türklerle paylaşmayı reddettiler. Güney'den çıkan ezici "Hayır" ikinci bir referandum denemesi şansını öldürmüştür."Rumlar evet diyecekler. Türkleri tuzağa düşürmek için oyun oynuyorlar" diyen Denktaş şimdi ne yüzle milletin karşısına çıkacak, koltuğunu bırakmamak için ne masallar uyduracak, çok merak ediyorum. Çözüm yolunu tıkayan referandumdan çıkan tek teselli, Kıbrıs Türk halkının Annan Planı'na "evet" demesi olmuştur.Bu şekilde düne kadar çözümsüzlüğün suçunu Türk tarafına yıkan yanılgı BM'nin, AB'nin ve Amerika'nın yüzüne şamar gibi inmiştir. Kıbrıs Türkü'nün sağduyusu, hiç değilse önyargılardan doğan yaptırımların sona erdirilmesi için talepte bulunma hakkını bize tanıyacaktır.Bundan sonra Ankara hükümetine düşen görev, Kuzey Kıbrıs'a yönelik ambargoların kaldırılması için diplomatik seferberliğe girmek, başka bir seferberliği de KKTC'yi hedef göstererek Türk işadamlarına benimsetmek olmalıdır.Kıbrıs'ta yeni bir dönem açılıyor. Bu döneme düşmanlık ve güvensizlik değil, dün referandum sandığında kanıtlanmış iyi niyet damgasını vuracaktır. KKTC güçlenen görüntüsünü adanın ekonomik gelişmesi için değerlendirecek bir liderle dünyanın karşısına çıkmak zorundadır. Denktaş görevini tamamlamıştır!İnanç, akıl ve yürekCumhuriyet ve demokrasi değerlerinin İslâm'la uyum içinde yaşanabildiği lâfla kanıtlanmaz. Bu işler yürekli öncüler ister. Denizli'nin AKP'li Belediye Başkanı Nihat Zeybekçi'nin eşi 23 Nisan törenlerine katılmak için türbanını çıkarmış. "Kamuya ait yerlerde ve resmi törenlerde Cumhuriyet kanunlarına göre davranıyorum" diyor.Partideki radikalleri kışkırtmasın, Ayşen Zeybekçi'ye zarar vermesin diye bu olayı yorumlamaktan uzak durmaya çalıştım. Ama işe yaramadı. İşte AKP milletvekili Ersönmez Yarbay'ın tepkisi: "MHP milletvekili Nesrin Ünal da baş örtüsünü çözmüştü. Sonra seçimde halk onları çözdü. Belediye Başkanı da aynı akibete uğrayacak!"AKP son seçimde yüzde 40'ın üstünde oy aldı. Emin olsun ki Ersönmez Yarbay bu yüzde 40 içinde küçük bir azınlığı, fakat Ayşen Zeybekçi AKP'yi iktidara taşıyan büyük çoğunluğu temsil ediyor. AKP'yi iş, aş ve temiz siyaset özlemi iktidara getirdi. Bu insanlar din sömürüsü istemiyor.Özel yaşamında türban takan Ayşen Zeybekçi, eşinden dolayı katılmak zorunda bulunduğu bir kamu görevinde başını açtı. Bu yüzden dinden mi çıktı? Onun dindarlığının Allah katında daha makbul olmadığını kim, hangi hakla iddia edebilir?Bazı din bilginleri örtünmenin 14 yüzyıl önce kadınlar güvenliklerini, onurlarını koruyabilsinler diye emredildiğini söylüyor. Bu çağda kadın, onurunu ve güvenliğini örtünerek mi, yoksa toplumsal görevlere katılmalarını önleyen engelleri aşarak mı korur? Ayşen Zeybekçi'nin aklı ve cesareti ile güçlenmiş inancı, tutuculuğun toplum dışına itelediği bütün kadınlara örnek olmalıdır.

Devamını Oku

Yenisine sağlık

23 Nisan 2004

Kıbrıs'ta bugün, sonucu belli bir referandum yapılacak, mutlu son başka bir bahara kalacak. Akşam sandıklar açıldıktan sonra Denktaş ve bizdeki statükocular ile Rumlar aynı bayramın ortağı olacaklar. Ne garip?Onları buluşturan mutluluğun düşleri farklıdır tabii. Rum tarafı, AB üyesi olmanın avantajlarını Türk tarafını Annan Planı ile sağladığı kazanımlardan vazgeçme şartına dayalı bir uzlaşma için kullanmak isteyecektir. Bizim statükocular ise bu kışkırtıcı şımarıklığı KKTC'nin Türkiye'ye ilhakını sağlayacak yolun taşlarını döşemek amacında değerlendirecektir."Alın AB'nizi, başınıza çalın" öfkesinin yangınını Türkiye'ye ve adanın kuzeyine yaymak, yıllardır saklanan bir gizli niyettir. Çünkü Kıbrıs'ta çözüm istemeyenler Türkiye'nin AB'ye girmesini de istemiyorlar. Adanın otuz yıldır süren bölünmüşlüğünü sona erdirme fırsatının Rum oyunları yüzünden eşikten dönmesi bu niyeti açıkça eyleme dönüştürebilir mi?Dünyanın adaletiŞükür ki iç politik dengeler de, uluslararası rüzgârlar da, kontrolün kaybedilmesine imkân tanımayacaktır. Tabii önümüzdeki dönemde en temel sorun, BM, Amerika ve AB'nin hakkaniyet duygusuna ne kadar sadık kalacaklarını tahmin edememektir.Fakat yine de Türk tarafının Annan Planı'na "evet" demesi bize, tersi bir duruma oranla kıyaslanmayacak avantajlar sağlayacak. Türkiye AB toprağında "işgalci güç" olarak suçlanamayacaktır. KKTC tanınmasa bile belini büken ekonomik ambargoların kaldırılması yolunda şans elde edilecektir. Ayrıca uluslararası baskılar adanın güneyinde referandumun yıl sonuna kadar tekrarlanması ihtimalini gündeme getirecektir.Bugünkü referandum, Türk tarafındaki bölünmüşlüğü çözecektir. Adadaki bölünmüşlüğü çözmek, Rum tarafındaki ikinci referandumu bekleyecektir.

Devamını Oku

Çocuklarımız harcanmasın

22 Nisan 2004

Meclis 84 yıl önce vatan işgal altındayken kuruldu. Gücünü milli egemenlikten alan bu meclisle Kurtuluş Savaşı kazanıldı.O büyük adımı Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutluyoruz.Türkiye'yi bugün İslâm dünyasının en seçkin ve örnek ülkesi durumuna getiren yaratıcılığın kaynağını unutmayalım. Bakın İsmet İnönü o dahiyane başlangıcı nasıl anlatmıştı:"Milli Mücadele'nin askeri idaresi kadar siyasi idaresi de nazikti. Atatürk siyasi safhanın idaresinde de aynı derece maharetli, daha maharetli olmuştur. Mesela Milli Mücadele'nin bir Millet Meclisi kurularak onunla beraber yürütülmesi güç, fakat harikulade isabetli bir karar olmuştur.. Askeri sahada, idari sahada, iç ve dış siyaset safhasında bu harikulade bir buluştur. Emsali de yok gibidir."Millet egemenliğinin meclisle temsil edilmesi fikri daha en başta demokrasi idealine dayanır.Asıl sorun eğitim23 Nisan niçin aynı zamanda çocukların da bayramıdır?Çünkü Atatürk, çağdaş uygarlığa giden yolun, yeni nesilleri aydınlatarak, bilgi ile donatarak, çağdaş eğitimi kitlelere yayarak katedilebileceğini görmüştür.Tek partili sistemden savaş ve ihtilâl gibi yıkımlara uğramadan çoğulcu demokrasiye geçebilen ve şu anda AB kalitelerine ulaşmanın çabasını harcayan Türkiye, bütün zorluklarına rağmen iyi bir geleceği hak ediyor.Fakat hedefe ilerlememizi hızlandıracak "fikri hür, vicdanı hür" kuşaklar yetiştirmekte ne kadar başarılı olacağız? Asıl sorun budur.Çünkü işbaşındaki iktidarın laik eğitimle, "eğitim birliği" ile sorunu vardır. Hayat, yanılgılarını gözlerine soktuğu halde saplantılarını aşmakta zorluk çekiyorlar.Pişmanlık ve inatBaşbakan Erdoğan bir itirafta bulundu:"Yıllarca 'Biz geldiğimizde faizi kaldıracağız' diyen anlayışlar vardı ülkemizde. Peki buna aklımız yatıyor muydu? O zaman maalesef aklanarak yatıyordu. Ama dünyanın gerçeği bu değilmiş.."Bir siyasi lider faiz gibi temel bir gerçeğin varlığını başbakan olunca mı görür? Başbakan olmasaydı hâlâ "faiz haram" mı diyecekti?Böyle ilkellik olur mu?Eğer çağdaş eğitimin olmazsa olmaz şartı "tevhid-i tedrisat'tan yani eğitim birliğinden nasibini alamamışsa olur!Başbakan yüksek öğrenimini İTİA'da yapmış, ekonomi ve ticaret okumuştur ama temel eğitimini imam-hatip okulunda almıştır. Ve aldığı dini eğitim, üstüne konulan çağdaş bilimin gerçeklerini kabul etmemiştir!Ama bakıyoruz, kişisel deneyiminin ortaya çıkardığı bu acı gerçeğe rağmen hâlâ imam hatip okullarını dini bir meslek okulu olmaktan çıkarıp üniversiteye öğrenci hazırlayan alternatif bir kaynak yapmak için uğraşıyor. Bu yanılgısını fark etmekte umarız faiz meselesindeki kadar gecikmez. Yazık çocuklara!

Devamını Oku

Yanlış adres

21 Nisan 2004

Leylâ Zana ve üç arkadaşını ikinci kez yargılayan DGM tekrar 15'er yıl hapis kararı verdi. Mahkeme DEP'in dört eski milletvekilini on yıl önce bölücü faaliyette bulundukları gerekçesiyle 15'er yıl hapse mahkûm etmişti. AİHM'nin "adil yargılama yapılmadığı"na karar vermesi üzerine 13 ay önce yargılama yeniden başlatıldı.Dün mahkemenin ilk kararında ısrar etmesi, Türkiye'nin AB yolunu kesmek isteyen çevrelere fırsat vermiştir. "Türkiye'de yargı bağımsız değil" diyeceklerdir. "Uyum yasaları göstermelik Türkiye bildiğiniz eski Türkiye" diyeceklerdir.Seri katillerin bile birkaç yılda serbest kaldığı bu ülkede, on yıldır hapiste olan eski milletvekillerinin bırakılmamasından kaynaklanan dengesizliği alabildiğine sömüreceklerdir. Önce bilmek gerekiyor: Yargı süreci bitmedi; hüküm Yargıtay'da bozulabilir.. Peki, dış çevrelerin "bağımsız değil" diye yargıya yönelttiği baskılar geri tepmiş olabilir mi? Mahkemenin bağımlılık önyargısını çürütme kaygısından etkilenmiş olması ihtimalinden söz edilebilir mi? Hayır, çünkü yargı güdümlü olsa, hükümet AB süreci hatırına Zana ve arkadaşlarının artık tahliye edilmelerini istiyordu, mahkeme bu eğilimi dikkate alırdı. Oysa almamıştır. Hakim kanuna bakarak hüküm verir. Yasa değişmemişse, üçüncü kez de yargılasa mahkeme aynı kararı verecektir.Ortada Türkiye'nin ulusal menfaati ile ilgili bir sorun, ayrıca kamu vicdanını rahatsız eden bir durum vardır. Çözüm düne kadar yanlış adreste aranmıştır. Doğru adres iktidardır. İktidar ve kontrolündeki Meclis suçu kaldırmasa bile bu suça bu çağda 15 yıl ağır hapis veren maddeyi değiştirebilir. Cezada küçük bir indirim yaparak, Türkiye'nin AB yolundaki taşı kaldırıp onu kullananların başına indirebilir! Paket için doğru formül 10+1On maddelik anayasa paketi, AB yolundaki son eksiklerini tamamlayacak. Ama siyasetin eski kötü alışkanlıkları depreşti ve sorun var. CHP grubu desteğini, dokunulmazlıkların daraltılması koşuluna bağlıyor. AKP CHP'ye soruyor: "Bu kadar önemli bir adımı, dokunulmazlık inadınıza feda mı edeceksiniz?"CHP AKP'ye soruyor: "Amaç AB'ye uyumsa, siz milletvekili dokunulmazlığını niçin AB normlarına getirmekten kaçıyorsunuz?"Bu çatışmada iktidarın hiçbir haklılığı yoktur. Yolsuzluğun verdiği zarara karşı hiçbir tedbir demokrasiyi koruyamaz. Üstelik CHP kapris yapmıyor, AKP'nin seçimde verdiği sözü yerine getirmesini talep ediyor. Unutmamak lâzım ki dokunulmazlık, milletvekili lojmanlarında işlenmiş bir cinayetin aydınlatılmasını bile engellemiştir ve bu rezalet AİHM belgelerine girmiştir. Mahkeme kaçkını milletvekilleri "Yeni Türkiye"nin gerçeği olamaz. İktidar inadı bırakıp bu konuda CHP ile uzlaşmaya razı olmalıdır!

Devamını Oku

Haydi Türkiye!

21 Nisan 2004

Türkiye'yi, doğru bir hedefe hızla ilerleyen eski bir trene benzetiyorum. İçeri bakınca umut ve tedirginlik sarmaş dolaş ama pencereden dışarı bakınca heyecan veriyor. İçteki zorluklara rağmen iki yüz yıldır düşlediğimiz hedefe doğru yol alıyoruz çünkü. VATAN'ın bugünkü manşeti bu heyecanı yansıtan, daha doğrusu kutlayan bir haberdir. Hükümet, yıl sonunda AB'den müzakere takvimi alabilmek için kalan son eksikleri tamamlamak üzere düğmeye basmıştır.Tüm bu reformlar, bundan on yıl önce "hayali cihan değer" hedeflerdi. Ulaşılması olanaksız görünen düşler ülkesi neredeyse gerçekleşmek üzere.. Yönetici sınıfların saltanatına dayanan bir düzen, yerini evrensel hukukla bütünleşmiş bir yapıya bırakıyor.Nereden nereye!İdamın kalkması, askerin siyasete ağırlığını koyduğu kurumlardan çekilmesi, devlet sırrının ömrünü tüketmesi, işkencecilerin cezalandırılması, terörle mücadeleden zarar görenlere devletin tazminat ödemeye razı olması, özgürlüklerin Batı kalitelerine yükselmesi, beş yıl öncesine kadar hayal bile edilemezdi. Tüm bunlar en azından yazılı hukukun güvencesi altına girmektedir.Ünlü tarihçi Bernard Lewis, Türkiye'nin farklılığını onurlandırırken şöyle demişti: "Türkiye'de demokratik kurumlar ne bir savaşın galipleri tarafından dayatıldı, ne de emperyalist bir gücün bıraktığı miras olarak kuruldu. Türkiye'de demokrasi, Türklerin kendi özgür iradesiyle tesis edildi. Bu da demokratik kurumlara daha büyük şans tanıyor.."Gerçekten de Türkiye'nin evrimi benzersizdir. Bu evrim yıllarca "zorla güzellik olmaz" diye direnen seçilmiş ve atanmış yöneticilere rağmen gerçekleşti. Özlemlerini iradeye dönüştüren halk, "çağdaş uygarlığa ulaşma" ülküsünü karar vericilere kabul ettirdi.Kâğıttan hayata..Geldiğimiz nokta umut ve heyecan yaşamayı hak ediyor ama zafer kutlamaları için henüz çok erken. Reformların yazılı kâğıtlardan çıkıp hayatımıza girmesi lâzım. Bunu insan onuru adına talep etmeye hakkımız var. Ayrıca AB ile yıl sonundaki tarihi randevuya güçlü olarak gitmek için buna ihtiyacımız var. Dünyadaki rüzgârların Türkiye'nin yelkenlerini doldurduğu şu dönemde bu fırsatı iyi kullanamamak, bizi gelecek kuşaklara karşı büyük günah altına sokar. AB üyeliğine inanmış güçlü bir iktidara sahip olmak şansımızdır. Ama bunun için AKP'nin de değişmesi lâzım. Gazete yırtan, gazeteci azarlayan bir iktidar anlayışı, işkence suçlusunu saklayan bir devlet alışkanlığına söz geçiremez. Bilgi Edinme Yasası üç gün sonra yürürlüğe giriyor. Düne kadar "devlet sırrı" olan bir bilgiyi pazartesi günü talep edecek bir vatandaş "Sen kim oluyorsun?" diye azarlanıp püskürtülürse yazık olur. Hayal treni, hayaletler vadisinde aman takılmasın!

Devamını Oku

Oyalama sınavı

19 Nisan 2004

Yetersiz de olsa garantili bir iş ve maaş umudu. On binlerce genci dün sabah karanlığında kuyruklara dizdi.Çoğu lise bitirmiş fakat hiçbir meslek edinememiş bu çaresiz yığınlar için 500 milyon lira maaşlı devlet memurluğu, hayata tutunmanın neredeyse tek fırsatıdır.O nedenle ÖSYM bürolarının önünde saf tuttular ve 4 milyon lira ödeyip temmuz başında yapılacak kamu personeli seçme sınavı için başvuru belgelerini aldılar.Bu genç insanlar 35 milyon lira daha ödeyip sınava girecek. Başarı gösterenler hemen işe mi alınacak? Hayır..Başarılarına göre sıraya sokulacaklar, kamu kurumlarının ihtiyacı olunca ve bütçe imkânları da el verirse iki yıl içinde göreve çağrılacaklar.Yani ümitsiz işsizlerden, çağrılma ümidi taşıyan işsizler sınıfına yükselecekler!En çok işsiz nerede?Bir düşünür "Günü topladığınız hasada değil, ektiğiniz tohumlara bakarak değerlendirin" demiş..Doğru tohumlar ekilmediği için şimdi işsizlik, umutsuzluk ve çaresizlik topluyoruz.Lisede büyük çoğunluğu üniversiteye girecekmiş gibi hazırlayan sistem, her yıl bir milyon genci işsizler ordusuna katıyor.Eskiden devlet bol bol memur alarak bu birikimi emiyordu ama artık deniz bitmiştir. Krize düşünce sarıldığımız IMF bu kolaycı ve hastalıklı yolu tıkamıştır.Türkiye'nin kurtuluşu elbette ekonomik büyüme ve onu hızlandıracak yabancı sermaye girişidir. Ama bir o kadar önemli olan, yetenekli insan gücü yatırımına önem vermektir. Yani gençleri lise çağında mesleklere yöndendirmek..Düz liseyi bitirenler eğitimli ama vasıfsız iş gücü oluyor. O nedenle en büyük işsizlik bu kesimde görülüyor. Çare, hem eğitimli hem de vasıflı iş gücü yaratacak meslek liseleri ile gençleri hayata hazırlamaktır.Takıyye değil iş yapınAKP iktidarının bu gerçeği kavramış göründüğünü söyleyebilir miyiz? Yazık ki hayır..Çünkü iktidarın meslek liseleri propagandası, bir reformu hayata geçirme amacına henüz hizmet etmiyor. Meslek liselerini sömürerek imam hatiplere üniversite yolunu açma niyetini güdüyor.Devletin tüm geliri borç faizini ve memur maaşlarını bile karşılamamaktadır.Memur sayısı zaten kırmızı çizgiyi çoktan aşmıştır. Bu sınavın, işsizlikten bunalan genç yığınlara sağlayacağı somut bir fayda olamaz. Olsa olsa küçük bir ümit katığı ile beraber sınav gel-gitleri içinde meşguliyet tedavisi olabilir.Kurtuluş, ekonomik istikrarı koruyarak yerli ve yabancı yatırımları teşvik etmek, imam hatip takıntısı ile zaman yitirmeden mesleki ve teknik eğitimi geliştirmek ve ekonominin talep edeceği nitelikli insan gücünü yetiştirmeye hemen başlamaktır.Bugünün kuşakları ziyan oldu, hiç değilse yeni kuşağı ziyan etmeyelim.

Devamını Oku

İktidarın iki yüzü

18 Nisan 2004

AKP iktidarı konusunda genellikle iki sorunun muhatabı oluyorum. Birinciye evet diyorum ama ikinci soruya cevap veremiyorum.İktidarın ekonomi yönetimi ve AB hedefine kararlılıkla bağlı dış politika tercih ve uygulamaları bence başarılıdır.Tayyip Erdoğan ve partisi, değişim iddiasına bu performansları ile güvenilirlik kazandırmışlardır ve ülkeye ufuk açmaktadırlar.Fakat AB idealine bağlılıkta geçmiş iktidarları bile aşan kararlılığına rağmen bu iktidarın Cumhuriyet değerlerine sadakatına kefil olabilir misin?İşte bu soru sorulduğu zaman hemen "Evet" diyemiyorum.Başta imam hatip ve türban takıntısı olmak üzere bunun birçok sebebi var.Kadrolaşma hırsı korkutucudur.Çankaya'dan kararnamelerin döneceği ihtimalini gözeten "vekâleten atama'lar yoluyla kamu kurumlarındaki işgal hareketi olanca hızı ile sürüyor.Unutamayız..Yürütme erki (hükümet) tek başına AKP'nin elindedir. Yasama erki (meclis) ezici çoğunluğu ile bu partinin kontrolündedir.Geriye üçüncü erk olan yargı kalıyor, o da güvensizlik propagandaları ve yeni düzenlemeler yoluyla kuşatılmaktadır.İktidarın bütün bu eylem ve işlemlerle yöneldiği nihai hedefin ne olabileceği sorusu sorulduğunda insanın aklına tedirgin edici şeyler geliyor. Çünkü tarikatların hedefi devleti ele geçirmektir.Fethullah Hoca'nın kuvvete başvurmak için "Bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar her adım erken sayılır" sözünü unutamayız.Keza "Cumhuriyetin Müslüman bir yapıya devredilmesi zamanının geldiğini" söyleyen birinin bugün Başbakanlık Müsteşarı koltuğunda oturduğunu da..Dikta hevesiÖmer Dinçer o koltukta kaldıkça Başbakan'ın laik demokratik rejime bağlılık sözlerine inanmam, sadece icraatına bakarak niyetini çözmeye çalışırım.İmam hatipler için YÖK'le çatışması, üniversite öğrencilerine verilen bursları Yurt-Kur ve belediyeler tekeline almak istemesi, dün Milli Eğitim Bakanı'nın açıklamasından anlaşıldığına göre yurt dışı bursları da merkezi denetime alma arzusu, AKP'nin iktidar gücünü hoyratça kullanacağının işaretleridir.Milli Görüş partileri imam hatipleri "arka bahçe" olarak kullanmıştı."Milli Görüş gömleğini çıkardık" diyen Tayyip Erdoğan'ın zihniyeti, daha büyük bir çiftlik kurmanın ihtirasını ele vermiyor mu?"Faiz haramdır" diyen bir uçtan bugün "Faizsiz yaşam dünyanın gerçeği değilmiş" noktasına gelen Tayyip Erdoğan'ın değişime uyum hızı takdiri hak ediyor ve umut veriyor.Ama bu uyum hızı, laik demokrasiyi, çağdaş eğitimi ve "eğitim birliği"ni algılamakta kendini tekrarlamazsa yazık olur!

Devamını Oku