Asıl zengin

9 Nisan 2004

Euromoney dergisi onu "Türkiye'de kapitalizmin kabul gören yüzü" diye tanımlamıştı. Sabancı, siyasi önderleri bile kıskandıran bir ayrıcalıkla aynı zamanda halkın gönlündeki adamdır. Zenginliği, mal varlığı ile şöhretinin toplamını bu sayede aşmıştır. Babadan devraldığı emaneti kardeşleriyle birlikte uluslararası bir sanayi imparatorluğu haline getirmekle kalmamış, Tanrı'nın cömertçe verdiği yeteneklerini ülkesi ve halkı için kullanmayı bilmiştir. Bu yüzden kıskançlığın değil sevginin muhatabı olmuştur.Sabancı hayatini hep yüksek sesle yaşadı. Menfaat kaygılarının insanları susmaya zorladığı kriz dönemlerinde bile düşündüğünü söylemekten çekinmedi. Bu çalışkan, vatansever, cesur, samimi, güler yüzlü adam inandığı doğruları, muhatabı halk olsun, sivil ve hatta darbeci yönetimler olsun, korkmadan söyledi. Sevimli Adanalı şivesi, acı gerçekleri tatlandırmak için kullandığı bir araç oldu. Her insan zengin olmayı hayal eder. Ve bu hayallerin zirve noktası Boğaz'ın en güzel yapılarından biri olan Atlı Köşk gibi bir yere sahip olmak ve orada yaşamaktır. Sakıp Sabancı, sahip olduğu bu köşkü, içindeki seçkin sanat eserleriyle birlikte müze yapıp Sabancı Üniversitesi'ne verdi. Çünkü o her bakımdan başkalarına örnek oluşturmak hedefine kendini adamış biridir. Eğitim ve vakıf faaliyetleri yoluyla insana yatırımın ispatlanmış başarısıdır. Sakıp Sabancı bugün hastanede zor bir savaş veriyor. Dün cuma namazından sonra pek çok camide insanlar, onu koruması ve güç vermesi için Allah'a ellerini açtılar. Bu duaların yerini bulmasını diliyoruz.Kaytarmacı sivil toplumBaşbakan fırsat buldukça şunu savunuyor: "Bırakalım, herkes inancını yaşasın.." Din ve vicdan özgürlüğü, ibadet hakkını güvenceye alır. Toplumsal yaşamın kurallarını düzenleyen yasalara herkes saygı göstermek zorundadır. Aksi halde önerme ile başlayan aykırılıklar dayatmayla son bulur.Denizli'deki komutan, "sarık ve cüppeli erkeklerle kara çarşaflı kadınların hiçbir müdahale görmeksizin halk içinde dolaştıkları" konusunda Valiliği ve Başsavcılığı uyaran ve yasal işlem yapılmasını talep eden yazılar gönderdi.Şimdi yine eleştiriler başlayacak. Ama insaf edelim: Devrim yasaları işlemeyecek, bu yüzünden Türkiye dışarda "Ilımlı İslâm Cumhuriyeti" diye algılanmaya başlayacak, herkes buna üzülecek, fakat kimse sesini çıkarmayacak. Asker uyardığı zaman da demokrasi aşkları kabaracak. Sivil toplum, sınırları korumakla yükümlü askerlerin sırtından cumhuriyeti koruma yükünü ne zaman devralacak?

Devamını Oku

Evet! Evet!

8 Nisan 2004

Kıbrıs'taki iki küçük devletin başkanları geleceği reddediyorlar.İkisi de kararlarını açıklarken gözyaşı döktü. Duygusallık mı, yoksa su kaybının artırdığı bir kuruma ve katılaşma mı?Barışa ve uzlaşmaya muhalefet olduğuna göre ikincisi.Nasıl oluyor, hangi sebebe dayanıyor; anlaşılır gibi değil..İki tarafın da kaybettiği pazarlık olamaz. Bir tarafın verdiği ötekinin kazancıdır ve uzlaşma bu kazanç-kayıp dengesinde kurulur.Annan Planı'nda da öyle olduğuna göre demek ki Denktaş ve Rum yönetimi lideri Papadopulos sadece vermek zorunda kaldıkları tavizlere esir olmuşlar.İki devlet başkanı da, kendilerinden büyük bir bütünün parçası olmayı kabullenememiş..Geçmiş-gelecekİki kurucu devletin oluşturduğu Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nde egemenlik paylaşılacaktır. Barışın vaat ettiği daha iyi bir gelecek "Küçük olsun, benim olsun" diyen devlet başkanlarının gözü yaşlı direnişlerine feda edilebilir mi?Düşmanlık ve güvensizlik, Kıbrıs halklarının ve bölgenin iki büyük ülkesinin kaç yılını daha israf edecek, onları gerginlik ve çatışmalara mahkûm edecek?KKTC Başbakanı M. Ali Talât dün "Onlar geçmişi yaşıyor, biz geleceği arıyoruz" dedi.Denktaş ve Papadopulos'un nefret ve güvensizlikle malûl kişilikleri sağduyuyu temsil edemez.Barışa ulaşmayı ancak geçmişi bilen fakat ona esir olmayan genç kuşaklar başarabilir.Kıbrıs sorununu onlar çözeceklerdir.Eski savaşçıların direnişi, kendileri için talihsiz de olsa referandum öncesinde yeni kuşakların doğruyu bulmalarına yardım edecektir.Denktaş'ın ve Papadopulos'un muhalefetleri, iki tarafta da "evet" cephesinin güçlenmesine yardım edecektir.Bu fırsat kaçmazRumlar ne derse desin, Türk tarafı Annan Planı'na "evet" demelidir. Çünkü ilk kez dengeli bir çözüm ortaya çıkmıştır. Şimdiye kadar hep yanlannda gördükleri uluslararası camianın bu defa tarafsız ve adaletli davranması Rumları şaşırtmış olabilir.Fakat onlar da "hayır"ın kendilerine Türk tarafına kıyasla daha ağır bedeller ödeteceğini göreceklerdir.Plan ilerde hiç hesaba katılmamış zorluklar çıkarabilir, doğru.. Ama Kıbrıs ipoteğinden kurtulduktan sonra manevra etkinliği artacak olan Türkiye, zorluklan aşmakta bugünküyle kıyaslanmayacak kadar güçlü olacaktır.Türkiye ve Kıbrıs Türklüğü, önündeki tarihi şansı kaçırmamalıdır.Ben Kıbrıslı olsaydım Denktaş'ın gözyaşlarına üzülür, ama Papadopulos'un gözyaşlarına bakınca tereddütlerimi aşarak "evet" demeye karar verirdim!

Devamını Oku

Başbakan'a çağrı

7 Nisan 2004

Seçim ve Kıbrıs haftalarca gündemi kapladı, birçok aksaklık ve haksızlık bu örtünün altında kaldı. Devlete güvenlerini ve ümitlerini her gün biraz daha kaybeden İmar Bankası bonozedeleri ne haldeler, merak eden var mı? Adalet isteyen mektuplar kesildi, 22 bin ailenin ocağını söndürmekten sorumlu tutulan insanlara beddualar geliyor artık.Bu insanların büyük çoğunluğu birikimlerini ya çocuk okutmak veya kimseye yük olmadan yaşamak için satıp hazine bonosuna yatırmış ailelerdir. Dokuz aydır acı çekiyorlar. Adalet gecikebilir ama adaletsizliğe karşı çıkacak bir ses, bir nefes?Düştükleri yalnızlık, çektikleri geçim sıkıntısı kadar acı veriyor onlara. 20 Mart'ta Saraçhane Parkı'nda düzenledikleri toplantıda isyanı taşan bir bonozede kendini ağaca astı, iki polis onu zor kurtardı. Kimsenin haberi olmadı. Bu insanlar suçlu değil, mağdur. İktidar bu gerçeği şimdi değilse ilerde mahkeme kararı ile kabul etmek zorunda kalacak, fakat zulmün zimmeti de hesaplarına yazılacak. İmar Bankası'nın sahip ve yöneticileri, yetkisiz bono satmak suçundan 26 Mart'ta mahkemeye çıktılar. Savunmaları şuydu: "Kamu otoritesi bu satışlara müdahalede bulunmadı. Satışlar aleni yapıldı. Ve o dönemde bankanın yönetiminde bir BDDK yetkilisi de vardı."Bu 22 bin bonozede, başka bir bankaya değil de İmar Bankası'na giderek fazladan bir menfaat gözetmiş veya sağlamış değildir. Eğer BDDK ve Hazine görevini yapmış olsaydı bu aile faciaları doğmayacaktı. Tam tersine BDDK'nın o dönemdeki başkanı Akçakoca "çürük elmaların temizlendiğini, piyasaya güven geldiğini" söyleyerek bu insanları yanıltmıştır.Hükümet mecbur değilken ticari mevduatları ve 50 milyarın üstündeki paraları garanti kapsamına almış, başta "ödenecek" dediği bonolan sonra ödemekten vazgeçmiştir. Cevap alana kadar sormaya devam edeceğiz: iktidar garanti kapsamı dışındaki paralan kimleri kurtarmak için ödedi?Şimdi bir soru daha: Devletin namus borcu olan bono paralarını, kimi veya kimleri cezalandırmak için ödemekten vazgeçti? Başbakanı bu gece uyumadan önce bonozedelerle ilgili vicdan muhasebesi yapmaya davet ediyoruz!Yiyin efendiler!AKP, kazandığı 1772 belediyenin her birine, parti teşkilâtından en az bir belediye başkan yardımcısı atayacakmış.. Yerel yönetimleri, merkezi otoritenin denetiminden bağımsızlaştırmak için reform yasaları çıkarırken belediyelere "parti komiseri" koymak neyin nesi oluyor?Maksat belediyeleri devlet denetiminden koparıp parti kontroluna almak değilse, niyet, partizanları yerel rantların sofrasına oturtmaktır. Dikkat!.. Bu sofrada yer kapmak, partiyi birbirine katacak, iktidarı yolsuzluğa batıracaktır. İktidar, yok edici dinamiğini içinde taşıyan bu kararından vazgeçmelidir. Belediye başkan adaylarını zaten parti seçmiş, halk da sandıkta onay vermiştir. O başkanların yanına (daha doğrusu başına) bir parti komiseri koymak "Ilımlı İslâm Modeli "nin icadı mı?!

Devamını Oku

Şeytan taşlama!

6 Nisan 2004

Herkes "Kıbrıs milli davadır, parti davası değil" diyor ama sıkışanlar şehit kanları üstüne siyaset yapmaktan vazgeçmiyor. Kıbrıs tartışmaları, artık üstünde değişiklik yapılmasına imkân bulunmayan bir metnin bu ay halk oyuna sunulacağı gerçeğini dikkate almadan sürdürülüyor.Efendiler, müzakereler bitti, karar günü geldi. Artık gereken, nihai kâr-zarar hesabını yapmak, çözümden veya statükodan yana tercihleri netleştirmektir. Evet bazı eksiklerine ve zorluklarına rağmen son plan Türklerle Rumların siyasi eşitlik temelinde yeni Kıbrıs devletinin kurucu ortakları olmasını öngörüyor. İstediğimiz güvenlik ve garantiler belgeye girmiştir.CHP sözcüsü Onur Öymen dün mecliste "Şeytan ayrıntıda gizlidir" dedi. BM, AB ve Amerika dahil bütün dünyayı pusuya yatmış düşman gibi gören bir güvensizlik hastalığı otuz yıldır uluslararası ilişkilerimizi felce uğratmakla kalmayıp ekonomimize de büyük zararlar verdi.Enerjimizi daha kaç yıl korkularımıza ve daha iyisini bulamayacağımız bir çözüm hayaline israf edeceğiz?Hayal ve hayaletCHP, şeytanı aramakla vakit geçirecek yerde şunu millete açıklamak zorundadır: Kıbrıs Türklerinin 1 Mayıs'ta AB vatandaşı olması, Türkiye'nin AB üyeliği yolundaki Kıbrıs engelinden kurtulması mı daha önemlidir, yoksa anavatanı ve Kıbrıs Türkü'nü Batı'dan izole ederek üçüncü dünyaya savuracak bir kadere mahkûm etmek mi?CHP ve Denktaş AB taahhütlerini bile garanti görmüyorlar. Soğuk Savaş artığı vehimlere otuz yıldır ödediğimiz bedeller yetmedi mi? Çözüme karşı çıkanlar şeytanı aramaktan vazgeçip esasa gelmelidirler artık.CHP sözcüsü Onur Öymen meclis kürsüsünde hâlâ Güney Kıbrıs'ın tek başına AB'ye üye alınamayacağını çünkü bunun uluslararası hukuka aykırı olduğunu söylüyor. Hayatın gerçeğini ne zaman görecekler?Ucuz kurtulmuşuzDemek ki CHP bugün iktidar olsaydı Rum tarafı tek başına AB'ye girecek, biz de KKTC'yi ilhak etmenin maceralı yolculuğunda sonu belirsiz bir geleceğe sürüklenecektik. AKP'nin Milli Görüş'e takıntılı politikalarına ait şüphelerimiz bir yana "İyi ki şu dönemde iktidara gelmişler" diyoruz. CHP muhalefetinin -fayda denirse- tek faydası bu oldu. Referandumdan "evet" çıkması Türkiye'nin de Kıbrıs Türklüğünün de istikbalidir.Bu sorun çözüldükten sonra Türkiye'nin hareket kabiliyeti ve bölgedeki etkinliği artacak, sonradan ortaya çıkabilecek sorunları aşmakta eli daha fazla güçlenecektir. Referandumda Kıbrıslı Türklerin etkilenmemesini isteyen CHP'ye hak verilemez. Kıbrıs'ta çözüm Kıbrıs Türkü'nün olduğu kadar bizim de geleceğimizdir. Kıbrıs Türkü'nün doğru karar vermesi ve Türkiye'ye karşı sorumluluğunu bilmesi için çalışmak yalnız görevimiz değil hakkımızdır!

Devamını Oku

Din, siyaset ve ticaret

5 Nisan 2004

Biz istediğimiz kadar "siyasete, menfaate alet edilemez" diyelim, eğer alıcısı varsa din siyasette de ticarette de pazarlanabiliyor.Soğuk Savaş dönemi sonunda Amerika'nın "yeşil kuşak" teorisi, sermayesini din istismarından almıştı. Sovyetler Birliği'ni Avrasya'da kuşatma amaçlı bu politikanın tohumları sonra yeşerdi, kontrolden çıktı ve Amerika'yı vurdu.Washington akıllandı mı; ne gezer?Bush yönetiminin Türkiye'ye ihale etmeye çalıştığı "ılımlı İslâm devleti" modeli, süper gücün tehlikeli sularda gezinmekten vazgeçmediğini gösteriyor.Türkiye'yi Müslüman nüfusu ve laik demokratik rejimi ile İslâm toplumlarına çağdaş bir örnek olarak gösterseler, itirazımız olamaz. Ama dine dayalı rejimler altındaki toplumlara sempatik hale getirmek için Türkiye örneğinin ayırıcı özelliğini bozmaya kalkışmak?.İşte bunu kabul edemeyiz.Sezer niye yuttu?Kabul edemeyiz ama nereden belli? ABD Dışişleri Bakanı Powell geçen hafta Türkiye'den "İslâm cumhuriyeti" olarak söz etti. Günler geçtiği halde hükümetten bir tepki işittiniz mi?Beyaz Saray'daki kabule türbanlı eşlerden oluşan heyetle giden, laik eğitime alternatif dinî eğitim paraleli kurmak için çalışan ve "Cumhuriyetin Müslüman bir yapıya devredilmesi zamanının geldiğini" söyleyen birini bürokrasinin zirvesine yerleştiren AKP iktidarı diyelim ki Powell'ın sözünden alınmamıştır.Çünkü Türkiye'nin böyle algılanması belki hoşlarına bile gidiyor.Peki Cumhurbaşkanı Sezer niye bu hakareti yuttu?Niye hâlâ susuyor?Acaba o günler alışverişte olduğu için duymadı, görmedi mi?Yoksa bayramlık ağzını açmak için 23 Nisan'ı mı bekliyor?Ilımlı İslâmi kola!Din siyasette iş yapmaya başladığı zaman ticaretten de nasibini almaya çalışacaktır.Dün VATAN'ın manşetinde yer alan türbanlı kadın müteahhidin başarıları, adresi belli teşvik ve iltimas politikalarına küçük fakat anlamlı bir örnekti.Türkiye'deki değişimin istikameti konusundaki algılamanın Powell'ın yanlışı olmadığını düşündüren bir haber bugün VATAN'ın manşeti oldu.İslâmi kola firmaları Türkiye pazarından pay almak için atağa kalktılar. AKP'nin yükseliş hızı, Ortadoğulu bu İslâmi firmaların iştahını kabartmış durumda. Yakında TV'lerde reklâmlarını görürüz..Yer sofrasında yemeğini bitiren üç numara bıyıklı bir adam teneke kutuyu devirecek, mutlu bir şekilde geğirecek, "Elhamdülillah Zemzem Kola" diyecek.Afiyet olsun..Sakın bu yüzden telâşlanmayın. Endişeye mahal yoktur.Gelecek olanlar ılımlı İslâm kolaları.Radikal kolalar gelmeye kalkarsa büyüklerimiz -herhalde demiyorum- mutlaka bir şey yapar!

Devamını Oku

Evet çıkacak

4 Nisan 2004

Çıkar çatışmalarındaki kayıp kazanç durumlarını saptamakta Doğu halklarının basit bir pratikleri vardır.Karşı tarafın kayıplarından yola çıkarak kazanımlarını öğrenirler.Rum-Yunan tarafında milliyetçi bakış, bizdekiler gibi referandumda "hayır" oyuna yakın duruyor. Ama öyle bir sonucun Türk tarafına neler kazandıracağı hesabını da yapıyorlar.Yunan Elefterotipiya gazetesi, "hayır"ın gerekçelerini şöyle sıralamış:1. Evet çıkarsa askerler kalacak, Türkiye'nin garantör güç statüsü devam edecek;2. Türk göçmenler, nüfus yapısını bozacak;3. Hayır halinde Türkiye'nin AB'ye üyeliği zorlaşacak, daha iyi bir çözüm için Rumların gücü artacak;4. Birleşme halinde ekonomik bakımdan zayıf Türkler Rumlara yük olacak;5. Çözüm işgali yasal hale getirecek, adanın kuzeyi ebediyen Türk bölgesi olacak.Simitis'ten evetBuna karşılık eski Başbakan Simitis cevapları içinde olan sekiz soru sorarak referandumdan "evet" çıkması gerektiğini savunuyor.Çünkü çözümü Rumlar önlerse BM desteği yitirilecek, Yunanistan Kıbrıs bahanesiyle Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkamayacak, KKTC'ye ambargo sürdürülemeyecek ve uluslararası toplum KKTC'yi tanıma sürecine girecek, Rum-Yunan tarafına AB baskıları artacak, bölünme resmileşeceği için Rumlar geri alacakları toprakları tümden kaybedeceklerdir.Bu bilançolar, sadece iki taraftaki milliyetçileri "hayır" da buluşturuyor. Ortak zihniyet "Ben kazanmasam da olur. Yeter ki düşman kaybetsin..."Korkunç fiyasko!Meselenin bir uzlaşma olduğunu, dengeyi kazanımlarda aramak gerektiğini gözeten sağduyu şükür ki iki tarafta da çoğunluktadır.Yunanistan Dışişleri Bakanı Molivyatis dün şunu dedi:"Türkiye'nin Avrupa yönelimini destekliyoruz. Avrupa sayesinde geçmişin kini ve çatışmaları ortadan kalkıyor, barış, refah ve demokrasi çerçevesinde yeni bir dönem açılıyor.." Denktaş'ın danışmanı Prof. Soysal ise planın "korkunç bir fiyasko" olduğunu söyledi dün. Bizce Soysal'ın tahlili Türk tarafını değil Rum tarafındaki fanatikleri etkileyecek, onların ruhundaki sadizmi kışkırtarak "evet"leri artıracaktır.Kıbrıs'ın sorun olarak son haftalarını yaşadığını söyleyebiliriz.

Devamını Oku

CHP nereye?

3 Nisan 2004

Güçlü bir iktidara sahip olmak, girdiği tarihsel dönemeçte Türkiye'nin şansıdır. Ülke sorunlarına doğru teşhisler koyamayan, içi ve kafası karışmış muhalefeti ise şanssızlığı.."CHP'nin geleceği niçin VATAN'ın derdi oluyor?" diye sorulabilir. Şundan: Güçlü bir iktidar iyidir ama tutarlı, saygın ve etkili bir muhalefet tarafından denetleniyorsa.. İktidar alternatifi olmaya lâyık bir muhalefet demokrasinin sigortasıdır.Ama Türkiye bugün böyle bir güvenceden yoksun. Tarihin kavşağında hayati kararlar verilirken ve daha iyi bir gelecek vaad eden AB eşiğinde Türkiye'ye "ılımlı İslâm modeli önermeleri ile tuzaklar kurulurken, perişan bir CHP'ye "ne halleri varsa görsünler" umursamazlığı ile bakma lüksümüz olabilir mi?Baykal'ın sorunuZülfü Livaneli'nin bugün VATAN'a manşet olan sözlerini bütün CHP'liler ellerini vicdanlarına koyarak okumalı. Solcular, içlerindeki sırtlanları salmadan önce düşünmeliler. Livaneli'nin yaptığı sadece bir durum tesbitidir, değişim mecburiyetini gerekçelendirmek ve bir yol önermektir."Halk Baykal'a oy vermiyor, onu istemiyor. Eğer halkın istemediği bir genel başkanda ısrar ediyorsanız bu işin sonu ANAP ve DSP örneklerinde olduğu gibi felâket olur."Livaneli, Baykal'ın kişiliği, dürüstlüğü ve birikimi ile sahip olduğu gücü "ortak akla inanmadığı için" kullanamadığını, Baykal kadar birikimi olmayan Tayyip Erdoğan'ın ise uzmanlara kulak vererek Kıbrıs müzakerelerinde olduğu gibi ortak aklı bulabildiğini söylüyor.Gençler ve ahilerEvet, CHP emek mücadelesine, gençlere, kadınlara ve toplumun aydınlık kesimlerine kapanarak ve sol değerleri yitirerek devlet partisi haline gelmiştir. Livaneli, CHP'nin tarihsel kimliğini ve misyonunu tekrar kazanması için "Beni seçin" demiyor. Tersine "ben yokum" diyor.İstenirse kabul edeceği tek görev Derviş gibi sadece "yenilere abilik yapmak"tan ibarettir. Baykal'a, önlerinde en az yirmi yıllık siyasi vizyon bulunan 30'lu, 40'lı yaşlarını süren yetenekli insanlara partiyi devretmesi için çağrı yapıyor. Çünkü tecrübeleriyle biliyor ki Baykal'ın rıza göstermeyeceği bir hareket, değişim değil sadece yeni bölünmeler getirecektir.

Devamını Oku

Başka kapıya!

2 Nisan 2004

ABD Dışişleri Bakanı Powell dün gaf mı yaptı, yoksa Bush yönetiminin gizli niyetlerini açığa vuran bir itirafta mı bulundu? Amerika'nın dostluğunu ciddi olarak gözden geçirme mecburiyeti doğuran demecini Powell Alman ZDF televizyonuna verdi.Muhabir, Irak'ın seçimden sonra bir islâm cumhuriyetine dönüşeceğini ve mollaların etkin bir rol üstleneceğini belirterek ABD Dışişleri Bakanı'na görüşünü sordu. O da şöyle saçmaladı:"Irak'ta bir İslâm cumhuriyeti olacak. Türkiye ve Pakistan'daki diğer İslâm cumhuriyetleri gibi.." Ardından devirdiği çamı kaldırmaya yetmeyen bir düzeltme cümlesi:"İslâm'ın demokrasiyle bir arada olmaması için sebep yok. (Irak) Türkiye gibi bir İslâm ülkesi, neden aynı zamanda Türkiye gibi bir demokrasi olmasın?" İslâm cumhuriyeti ile halkının çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu laik demokratik devlet modeli, birbirine karıştırılmayacak kadar farklı sistemlerdir. Pakistan birinciye, Türkiye ikinciye örnek gösterilecek ülkelerdir.ABD Dışişleri Bakanı bu farkı bilmeyecek kadar cahil olabilir mi?Özür borcu doğduBu talihsiz demeç, Amerika'nın dost-düşman ayırımında ne kadar ilkesiz, iki yüzlü ve saygısız olduğuna ibretli bir kanıttır. Türkiye'nin elli yıllık müttefiki, bu ülkede dine değil, cehalete ve din adına ileri sürülen safsatalara, dini siyasete alet ederek egemenlik kurmak isteyenlere karşı gerçekleşmiş laiklik devriminin seksen yıllık geçmişe sahip olduğunu bilmiyor olabilir mi? Olamaz.Hükümet bu saygısızlığın hesabını sormalı ve özür talep etmelidir. Çünkü laiklik ,Türkiye Cumhuriyeti'nin vazgeçilmez temeli ve geri dönülmez ilkesidir. İster gaf, ister saygısızlık deyin, bu durumdan Başbakan Erdoğan vazife çıkarmak zorundadır. Ve şu soruyu kendine sormalıdır:"Amerikan yönetiminin iktidarımıza verdiği destek, bize atfettiği bazı hayallerden mi besleniyor?"Cesareti kim verdi?Radikal islamcı terörün hedefi olan Amerika, despot dinci rejimleri demokratikleştirmek suretiyle kendini koruyacağını düşünüyor. Bu değişimin İslâm toplumlarını da kurtaracağına Türkiye'yi örnek gösteriyor. Türkiye modelini bu toplumlara sempatik hale getirmek için de rejimin laik karakterini AKP'yi kullanarak perdelemeye çalışıyor. Başbakan kendine şunu da sormalı: "Amerika'ya bu cesareti vermek için biz yanlışlar mı yaptık?"Evet yaptılar.. Bırakın protokola sokulan türban görüntülerini ve imam hatip savaşlarını, "Cumhuriyetin Müslüman bir yapıya devredilmesi zamanının geldiğini" söyleyen birinin Başbakanlık Müstaşarı koltuğunda oturması bile tek başına bu sorunun cevabıdır.İktidar, Türkiye'nin dünyada İslâm Cumhuriyeti olarak algılanmaya başlanmasındaki kusurunu görmeli ve Anayasaya bağlılık yemininin gereğini yerine getirmelidir.

Devamını Oku