AKP iktidarı İmam Hatip tasarısı ile "gizli gündem"ini açığa vuran bir hamle yaptı. Başbakan Erdoğan'ın dünkü hiddet dolu üslubu, iktidarın bu uğurda gerginlikleri göze aldığını gösteriyordu.İktidar partisi, İmam Hatiplere Üniversite yolunu açmaya ve bu tercihe muhafızlık edecek bir YÖK oluşturmaya çalışıyor. Yasa çıkarsa "öğretim birliği"nin yara alacağını, laik eğitime alternatif din temelli bir eğitim düzeninin kurulacağını herkes görebiliyor.Bu mesele Türkiye'nin geleceğidir. Herkes fikrini, sözünü sakınmadan söyleyecektir. Bu hakkı iktidar da kullanıyor.Ama Başbakan'ın bu hakları meşrulaştırmak amacıyla kullandığı "milli irade" ve "ulusal egemenlik" gibi kavranılan yorumlarken hem Anayasa'ya ve hem de çağdaş demokrasiye yabancılaştığı görülüyor."Güç bende" yanlışı Başbakan dün İmam Hatip inadında direneceklerinin işaretini verirken "Toplumsal mutabakat kurumlar arası mutabakat değildir, vekâleti veren milletin mutabakatıdır.. Meclisin iradesi milletin iradesidir" dedi.Anlaşılıyor ki öncelikle bu kavramlar üstünde bir mutabakatın eksikliği vardır. Anayasamız "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Türk Milleti egemenliğini, Anayasa'nın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanır" diyor.Yani yasama yetkisi "Türk Milleti" adına meclisindir, yürütme yetkisi Cumhurbaşkanı ve hükümet tarafından, yargı yetkisi de yine "Türk Milleti adına" mahkemelerce kullanılır..Yani hiç kimse "Meclis çoğunluğu bizde; milli iradeyi ve egemenlik hakkını biz temsil ederiz, biz kullanırız" diyemez.Tabii ki meclis esastır ama her şey değildir. Aksini savunan "Kendi dışımızda güç tanımıyoruz" deme yanlışına düşer. Daha kötüsü Tayyip Erdoğan'ı "Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor.. Bu millet istedikten sonra tabii elden gidecek yahu!" dediği on yıl öncesine götürür. Hani değişmişlerdi? Frensiz araba gibi..Kurumların birbirlerini karalayıp birlikte erimesi, bedelini halka ve çocuklarımıza ödettiğimiz büyük bir günah değil midir? Millete işini, varlığını, ümidini kaybettiren krizin yaralarını dört yılda sarmaya başlamış ve AB hayallerini gerçekleştirmenin eşiğine yaklaşmışken tüm geleceği ideolojik bir inada ziyan etmenin vebalini kimse taşıyamaz. Bu kumar masasını dağıtmanın çaresi bulunmalıdır.Cumhurbaşkanı Sezer, Anayasa'nın çağrısını duyup artık ortaya çıkmalıdır. Anayasa ona "Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetme" görevini yüklüyor. İşi yalnız beğenmediği yasaları veto etmek değildir. Niçin veto edecekse, iktidara bunu anlatmak, ikna gücünü kullanmak ve ülkeyi gerginlikten korumak, ihmal edilecek bir şans mı?Unutmamak lâzım ki fren sadece arabaları durduran bir alet değildir, aynı zamanda onların hızlı girmesini sağlayan güvencedir. Anayasa'yı yanlış okuyan bir iktidar ve yetkilerini tam kullanmayan bir Cumhurbaşkanı.. Yani frensiz bir araba..Bu milletin yüzü hiç gülmeyecek mi? Rahat ve huzur bize haram mı?
Bir çuval inciri berbat etmenin siyaset dilindeki anlamı nedir? Cevabını AKP iktidarı veriyor..Geçen pazar Prof. Salih Neftçi VATAN'daki köşesinde gerçekçi bir tesbit yapıyor ve önemli bir uyarıda bulunuyordu.Bir yıldır enflasyon düşerken ekonomideki büyüme beklenenin üstünde seyrediyordu ve inen faizler hükümetin kredi puanını sürekli yükseltiyordu.Neftçi'ye göre bu durum iktidarın becerisinden ziyade şansından doğmuştu."Bedava nimetler dönemi" 2 Nisan'da sona ermiş ve süreç tersine dönmüştür. Şimdi önümüzde sıkıntılı bir dönem var.Doğru işler yapılırsa dıştan gelen olumsuz rüzgârlar nisbeten ucuz atlatılacak, çalkantı ve gerilim doğuran yanlışların ise ekonomiye faturası ağır olacaktır.İmam hatiplere üniversite yolunu açma hamlesi için böylesine kritik bir dönemin seçilmesi, bağışlanmaz bir siyasi basiretsizlik olmuştur. Bu gafa "çarşının gözünü çıkarmak" dense yeridir!Şu anda Türkiye'nin temel hassasiyetleri, ekonomideki ve AB sürecindeki istikrara asla zarar vermemektir. Oysa iktidar, YÖK tasarısı ile kendi ayağına ateş etmiş, Türkiye'nin yoluna durduk yerde engeller koymuştur.Tayyip Erdoğan ve partisi, iş dünyası ve medyadan, hak ettiğinin çok ötesinde bir destek alıyordu. Bu desteğin en önemli nedeni "değiştik" taahhütlerine bağlı kalmalarını cesaretlendirmek amaçlı kredi idi.Dini siyaset için kullanma niyetlerinin kritik bir dönemde eyleme geçirilmiş olması, iktidara güvenmek isteyenler üstünde şimdi boş hayal peşinde koştukları duygusu yaratacaktır.AKP siyasi tarihimizin "ihtiras kurbanları" listesine adını mı yazdırmak istiyor?Kendileriyle birlikte ülkeyi de kurban eden siyasetçilerden kurtulamayacak mıyız?"Zararın neresinden dönülse kârdır" sözünün içerdiği erdemi Tayyip Erdoğan'ın son ana kadar hatırlamasını diliyoruz.Bravo başkan!Erzincan'ın Üzümlü ilçesi Belediye Başkanı AKP'li Ensari Sürücü'yü kutlarız.Namazın "işten kaçma bahanesi" olarak kullanıldığını farkedince mesai saatleri içinde namaz kılınmasını yasaklamış.. Gerekçesi de etkileyici:"İş saati içinde namazı, amacına da uygun bulmuyorum. Mesaiden çalıp Allah'ın karşısına çıkan, halkın elinden mal alıyor demektir.." Laiklik ve demokrasi ile İslâm'ın nasıl bağdaşacağına cevap arayanlar, Ensari Sürücü'den ders alsınlar.Başkan, AKP'nin taahhüt ettiği değişimin olumlu bir örneği olarak övgüyü hak ediyor.
Çeçenistan Devlet Başkanı Kadirov'un ölümü ile sonuçlanan terör saldırısını yazacaktım bugün.Dünyayı ancak adalet, sevgi ve cömertliğin kurtarabileceği üstüne düşünürken aynı duygu çoraklığına İstanbul'un Tarabya semtinde henüz 13 yaşında kurban giden Birkan'ın haberi geldi.Bu mevsimde erik ağaçları çocukları kendine çeker. Birkan Ataseven dört arkadaşı ile komşu mahallede bir villânın bahçesine girmişler.Ataseven erik toplarken villânın penceresinde duran birinin kendilerini gördüğünü farketmiş ve paniklemiş. Sokağa atlamak isterken, bahçeyi çevreleyen sivri demir korkuluğun üstüne düşmüş..İhtimal, kendisini uzaktan yakalayan o gözlerde herhangi bir tehdit yansımıyordu ama Birkan "yasak meyve"ye el uzatmanın, yaşadığı toplumdaki müeyyidesini biliyor ve yakalanmanın ailesinden okul çevresine kadar doğuracağı sonuçlarından korkuyordu.Hayatla tanışmaBirkaç erik uğruna kopacak kıyametin korkuları bir çocuğa neler yapabilir? Yetişkinler bunun sonuçlarını her zaman düşünmeliler. Ben bunu biliyorum.Birkan'ın trajik öyküsü, beni çocukluğuma götürdü.Foça'daydık. Ondan birkaç yaş daha küçüktüm. Biz de dört arkadaş, durtluk olan büyük bir bahçeye girmiştik. Ağaç üstünde karaduta doyduktan sonra çıplak vücutlanmızı boyarken ev sahibinin bizi gördüğünü, zincire bağlı köpeklerini saldıktan sonra fark ettik.Bahçe sahibinin hiddetine sözcülük yapan köpekler bizi esir aldı. Saatler boyu ağacın üstünde titredik. İki-üç saat sonra köpeklerini çektiği için kurtulduk ama dört arkadaş daha 8-9 yaşında ne kadar sevgisiz, hoşgörüsüz ve güvensiz bir dünyada yaşadığımızı öğrendik.Terbiye üstüne..Birkan'ın, mızrak gibi korkuluklara aldırmadan, bir bakıştan etkilenerek kendini sokağa atmaya çalışmasını anlıyorum. Ona acıyorum..Ama çocuklara verdiğimiz güvensizliğin geleceğinde yaşayacak olan bizler daha acınacak durumdayız.Bahçeli evleri çevreleyen ucu sivri demirlerden yapılmış korkuluklar ne işe yarar, hep merak ederim.O çirkinlik neyin tedbiridir? Eğer kötü insanlara, hırsızlara karşı ise çok az; çocuklara karşı ise çok fazladır.Çocuklara yasak meyve olmamalı.. Çünkü çocuklar bizdendir ama bizim değildir. Özlediğimiz ama gerçekleştiremediğimiz bir hayati kurma şansından onları mahrum etmek istemiyorsak bizi yoğuran yasak ve korkulardan onları korumalıyız.Onları terbiye edecek yerde kendimizi terbiye etmek belki dünyayı değiştirebilir.Bundan yetişkinler de kârlı çıkabilir. Çünkü sevgi ve cömertlik, alandan çok vereni mutlu eder.Sevgiyle kanatlanmış bir yürekle güne başlamanın mutluluğunu satın almak için her şeyini vermeye hazır nice zenginler tanırım..
AKP iktidarı imam hatiplerle ilgili tasarıyı, askerlerin çağrısına uyarak geri çekecek mi? Yarın ne olur bilinmez ama şu andaki eğilim "Hayır, geri adım atmayalım.."Derinine inmeden bakan, gerekçeye hak verebilir: "Geri adım atarsak bunu tabanımıza ve meclis grubumuza anlatamayız." Partinin karar organı yarın onaylarsa tasarı bu hafta meclis gündemine alınacaktır.Bu yasa sistemdeki yanlışları düzeltme amacına hizmet edecek mi? Hayır, tam tersine eğitimdeki çarpıklıkları derinleştirecek. Niyet, imam hatiplere üniversite yolunu açmak, böylelikle bu okulların cazibesini ve öğrenci sayısını arttırmaktır.Bu endişeler haklı mı; Türkiye bunları kavga ermeden tartışabilir. Kim ne derse desin Genelkurmay açıklamasının toplumda algılanış biçimi, Türkiye'nin demokratik tartışma kabiliyetini geliştirdiğini gösteriyor.Eskiden olsa askerin itirazı "muhtıra" sayılırdı. Oysa şimdi görüş sahibi olduklarına ve bunu toplumla paylaşmaya hakları bulunduğuna dayanan bir genel kabul vardır.Korkunun sebebiDemokrasi kültürüne çözüm kabiliyeti kazandıran bu sürece herkes katkıda bulunmalı. En büyük sorumluluk da iktidara düşüyor. Bunun ilk şartı, iktidar gücünün kötüye kullanılmamasıdır. İktidarın laik eğitime alternatif bir dini eğitim düzeni kurma niyetinden endişe edenler hayalet üretmiyor. Korkular geçmişten yansıyor. Tayyip Erdoğan belediye başkanı iken Kadıköy İmam Hatip Lisesi'ne yaptığı ziyarette "Biz iktidar olduğumuz zaman bütün okullara imam hatip müfredatı vereceğiz" demişti. (16 Eylül 1994)Başbakan Erbakan RP meclis grubunda 8 yıllık eğitimi anlatırken ayağa kalkıp "Tabanımız bunu hazmetmez" diye itiraz etmiş, "Kabadayılığın lüzumu yok, otur yerine" diyen lideri tarafından azarlanmıştı. (28 Nisan 1997)Ne kadar değişti?Tayyip Erdoğan o zaman dini ideoloji haline getiren ve imam hatipleri RP'nin arka bahçesi gören bir partinin mensubu idi. Şimdi ise "değiştim" sözüne inanan halkın iktidara getirdiği bir lideridir. Hem kendisi ve hem de ülke için belirleyici olacak bir sınavla karşı karşıyadır.Doğruluğuna inandığı bir adıma toplumu ikna etme hakkı vardır ama en az o kadar önemli bir görev ve sorumluluğu da vardır: Cumhuriyetin temel değerleriyle çatıştığını gördüğü anda direnmemek.. Ve Türkiye'yi kavgaya götürmeden yıl sonundaki tarihi AB randevusuna ulaştırmak.. Anayasa Mahkemesi'nden geri döneceği belli bir yasa için sonuna kadar kavga etmek, ancak seçmenine "Ben elimden geleni yaptım" demek uğruna çalkantıları göze alacak zayıf liderlere yakışır. Erdoğan böyle bir rolü kendisine yakıştırmayacaktır. Böyle bir bencilliğin risklerini ülkeye reva görmeyecektir. İnşallah!
Laik eğitimi delmeye yönelik oldu bitti girişimi iktidarı durduk yerde bir çıkmaza mahkûm etti. Genelkurmay Başkanlığı'nın açıklamasından sonra ne yapmak lâzım; hükümet adeta bir inziva sessizliği içinde şimdi bu sorunun cevabını arıyor. "Geri adım atmayalım" görüşünü savunanların iki gerekçesi var:"İktidar gücümüz yara alır, ayrıca askerlerin siyasi kararlar üstünde belirleyici olduğu savı haklılık kazanacağı için Türkiye'nin AB süreci büyük zarar görür.." Diğer grup "İnatlaşmayalım. Bu hem partiye, hem ülkeye zarar verir" diyor. Bu görüş ağır basacak olursa iki ayrı ricat yolu var: İlki tasarıyı meclis gündemine aldırmamak.. İkincisi meclis genel kurulundan geçirildikten sonra nasıl olsa Cumhurbaşkanı tarafından veto edilecektir, üstüne gitmemek..Dün belirttiğimiz gibi imam hatip zorlaması, tam bir siyasi basiretsizlik olmuştur. İktidar geçen ekimde aynı hamleyi yapmış, yoğun muhalefet nedeniyle geri çekilmişti. O muhalefete askerler de katkıda bulunmuştu. Genelkurmay'ın açıklamasında haklı bir soru soruluyor:"Altı ay sonra ne değişmiştir ki aynı tasarı yeniden gündeme getirilmiştir?"Cevabı belli: İktidar, 28 Mart'ta artırdığı gücünü sınamak istemiştir. Bu da büyük hata olmuştur.AB sürecine etkisine gelince.. Askerin itirazı, Türkiye'de demokrasinin AB kalitesinden hâlâ uzak olduğunu iddia ederek müzakere tarihi verilmesine karşı çıkanların işine yarayacaktır.Doğru ama bu tehlikeyi, iktidarın her meseleyi sayısal güçle çözme saplantısı davet etmedi mi? Genelkurmay, bu alanda gelecek eleştirileri göğüslemek için açıklamaya özel bir paragraf koymuş: "Türk Silâhlı Kuvvetleri AB sürecinde ülkemizin önünü açıcı ve yapıcı katkı sağlamak amacıyla, son Anayasa değişiklikleri içerisinde yer alan kurumumuzla ilgili konularda dahi karşı görüş belirtmek için haklı gerekçeleri olduğu halde görüş belirtmekten özenle kaçınmıştır."Bu ifadede askerin AB uğruna katlanacağı fedakârlığın bir sınırı olduğu, laik eğitim düzenini tahribe yönelik tasarının bu sınırı ihlâl ettiği mesajı vardır. İnat, akıl eleğinde işlenmemiş bir amaca esir olmaktır. İktidar, geri çekilmenin teslimiyet olacağı yolundaki kışkırtmaların tuzağına düşmekten sakınmalı, ihmal ettiği ikna ve uzlaşma çabalarına şans tanımalıdır. Fazilet olarak yüceltilecek cesaret asıl budur.Geç kalmanın bedeli varTürkiye IMF ile olan ilişkisini 2005 yılından sonra da devam ettirecek mi? Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti "Evet, devam ettirmesi gerekir" diyor. Ama Başbakan Erdoğan "görüşeceğiz aramızda" diyor. Devlet Bakanı Babacan da bir-iki ay içinde karar vereceklerini söylüyor. Bu hükümetin ekonomideki başarısı, Derviş'ten devralınan politikaları bozmamasıdır. Şimdi ilk kez bir karar verecekler ve bu ifadeler piyasaları tedirgin ediyor. Unutmamak gerekir ki doğru bir karar geç verilirse bunun da ağır bedelleri vardır.Başbakan, Merkez Bankası Başkanı'na güvenmiyorsa Derviş'e sorsun ve gecikmenin pahalı bedelini ülkeye ödetmesin!
Gündeme damgasını vuran imam hatip sorunu değil, aslında güven krizidir.Hükümet YÖK'e güvenmiyor, YÖK hükümete güvenmiyor. Ve sorun kolay aşılacak gibi de görünmüyor.Eski Diyanet İşleri Başkanı olan Meclis Milli Eğitim Komisyonu Başkanı AKP'li Tayyar Altıkulaç, gizlenen bir gerçeği samimiyetle açığa vurmuştur:"Aileler çocuklarını imam olsun diye değil, dinini öğrensin diye imam hatibe gönderiyor.."Yani iktidarın kavgası, göstermeye çalıştığı gibi meslek lisesi mezunlarının mağduriyetini gidermek değil, onları bahane ederek imam hatiplere üniversite yolunu açmaktır. Din eğitimi veren liselere cazibeyi artırmak, üniversitelere o kaynaktan giden öğrencilerin oranını yükseltmektir.Bunun anlamı, orta öğretimde laik eğitime alternatif bir din ağırlıklı öğretim düzeni oluşturmak, öğretim birliği ilkesini rafa kaldırmaktır.Güven yoksa yok..Nitekim YÖK Başkanı Prof. Teziç de dün bu "saklı siyasal amaç"ın varlığına inanarak iktidarla köprüleri attığını açıklamıştır. "Çünkü inandıncılık ortamı kayboldu, artık güvenemeyiz" demiştir.Kangrene dönüşmüş bu sorunu çözecek bir yol yok mu?Tayyar Altıkulaç "var" diyor.. Liselere seçmeli din dersi konulması halinde talebin karşılanacağını ve imam hatiplerin salt meslek lisesi olarak değerlendirileceğini savunuyor. Bu belki çare olabilir ama güven yoksa daha büyük sorunlara yol açabilir.Çünkü Islâmi bir kadrolaşma peşinde olduğundan şüphe edilen bir iktidarın, elindeki devlet gücünü ve kontrol ettiği yerel güçleri kullanarak bütün liseleri imam hatibe dönüştürmeye çalışacağından korkulacaktır.AKP iktidarı güvence verse de, kilit mevkilere yaptığı atamalar yüzünden inandırıcı olamayacaktır.Şimdi ne olacak?Hükümetin, imam hatip kökenli vali, kaymakam, savcı ve hakimler yetiştirme niyetinden şüphe edenleri ikna edecek bir güven ortamı oluşturmadan harekete geçmesi, bir siyasi basiretsizliktir.İşte dün Genelkurmay Başkanlığı, "cumhuriyetin temel niteliklerine aykırı" bulduğunu belirterek iktidarın bu hamlesine karşı olduğunu açıklamıştır.İktidar, böyle bir girişim karşısında Genelkurmay'ın kendi iç kamuoyunda yükselen beklentileri cevaplamak mecburiyeti altına girebileceğini hesaplamak ve geniş çaplı bir uzlaşma yaratmak zorunda olduğunu unutmuştur.Ekonomik istikrar, demokratikleşme ve AB hedeflerine yoğunlaşan bir acil gündemle hükümet kendine başarı, topluma umut yolunu açmıştı. İktidar gücünü hoyratça kullanma tedbirsizliği, şimdi kendine de askerin açıklaması nedeniyle Türkiye'nin dış görüntüsüne de zarar vermiştir.Bu zorlamadan vazgeçilmelidir. Zararın neresinden dönülse kârdır..
Kumarbazlar şanslarının iyi gittiğini hissettikleri zamanlar yüksek riskler alırlar. Ama siyaset aynı anlayışla yapılır mı? Yapılmaması lazım. Devleti yönetenler kumar risklerini göze alamazlar.AKP iktidarı, şanslı bir başlangıç yaşadı. Ekonomik krize karşı alınan tedbirlerin meyvelerini toplamak onlara nasip oldu. Dünyadaki rüzgârlar hedeflere ulaşmamıza yardım etti. Hükümet de büyük yanlışlara pek düşmedi.Ama yakalanmış olan istikrar, AB üyeliğimizin kaderini belirleyecek kritik süreçte tehlikeye sokulmaktadır. Üniversiteye giriş sınavlarına iki aydan az bir süre kaldı. İmam hatiplerin önünü açmak isteyen iktidarın zorlaması, niyet yargılamalarının yaratacağı gerilimler dışında hiçbir sonuç vermeyecektir.Çünkü bu düzenlemenin YÖK'e ait bir yetki olduğu görüşü, tasarı meclisten geçse bile Köşk'ten veto yiyeceği ihtimaline kuvvet kazandırıyor. Düşünün bir milyondan çok genç, yaşamlarının en stresli günlerinde bir de bu tartışmaların doğuracağı kaygılarla boğuşacaktır. Bu arada şimdiye kadar siyasetin dışında kalmaya özen gösteren kurumlar "Buna da mı susacaksınız" türü tahriklerin hedefi haline gelebilecektir.Başbakan Erdoğan'ın YÖK Başkanı Prof. Teziç ile görüşmesi planlanıyordu. Hükümet, bu görüşme gerçekleşmeden niçin "yangından mal kaçırır gibi" bu tasarıyı meclisin önüne koymuştur?Birçok rektör "Hükümetin istediği olursa ÖSS'de bu yıl kaos yaşanır" diyor. İktidar niçin böyle bir riski göze aldı, Başbakan cevap vermelidir. İstikrarın bozulmasından doğacak yıkımın korkusu, pek çok muhalefet odağını susmaya belki zorlayabilir. Ama tehdide dayalı gerilim politikaları iktidarları erken eskitir. Bu unutulmasın. Hükümet YÖK'le uzlaşma aramalıdır.Yeter bu kadar!Geçen ay Polatlı'da yedi lise öğrencisinin tren altında kalarak öldüğü açık geçit nihayet kapatıldı. Bariyer 10 milyar liraya mal olmuş. İki ay önce akıl edilse bu çocuklar ölmeyeceklerdi. Bunun için ne kadar kahrolsak, sebep olanlara ne kadar beddua etsek yeridir. Ama böyle tepkiler çaresizliktir. Kendini AB üyesi olmaya lâyık gören bir ülkenin vatandaşları, haklarını aramak ve devleti devlet gibi işletmek için yasalardan aldıkları gücü kullanmak zorundadır.Önce aileleri bu cinayetin maddi ve manevi hesabını sorumlulardan sormalı, barolar başta sivil toplum örgütleri gerekiyorsa onların ellerinden tutmalıdır. Büyük tazminatlar alınmalıdır ki ülkeyi yönetenler, insan hayatinin eskisi kadar ucuz olmadığını anlasınlar. Buna mecburuz...Çünkü Türkiye'de bunun gibi 3.850 açık tren geçidi var. O geçitleri artık kurban vererek değil, mücadele vererek kapatalım!
Kıbrıs'ta kazandığı tecrübeyi imam hatip sorununda kullanan hükümet sürpriz bir hamle yaptı. Erdoğan'ın seçim meydanlarında imam hatip mezunlarına üniversitelere giriş için verdiği "mutlak eşitlik" sözünden vazgeçmeyeceği havası uyandıran hükümet dün bir "orta yol çözüm"ü meclise sundu.YÖK'ten bir adım önde olma" taktiğinin ürünü olan formülün amacı, kamuoyunu şaşırtmak ve YÖK muhalefetini zayıflatmaktır. İktidar tüm lise mezunlarını eşitlemiyor ama imam hatiplerin yolunu açıyor.İmam hatiplere gidenler, kaymakam, hakim ve savcı olmak için hukuk ve siyasal bilgiler fakültelerine girmek istiyor. Siyasal İslâm ideolojisine bağlı kuruluşlar da bu amacı maddi ve manevi olarak destekliyor.Yasa geçince imam hatip lisesi mezunları hukuk veya siyasalı tercih ettiklerinde daha yüksek puan elde edeceklerdir. Eskiden 0,3 katsayısı ile çarpılan puanları 0,6 ile işlem görecektir.Türban sıradaAKP belli ki gücünü sonuna kadar kullanacak, tabanına karşı "sözünü tutan iktidar" olduğunu kanıtlamak için gerekirse "kontrol edilebilir gerginlik''leri göze alacaktır.Hükümetin türban konusunda da seçim vaadi var. Dışişleri Bakanı Gül'ün sözleri, iktidarın o alanda da hamleye hazırlandığını gösteriyor.Gül, eski FP milletvekili Merve Kavakçı'nın AİHM'de açtığı davayla ilgili olarak "Biz özgürlüklerden yanayız. Türkiye iki-üç sene önceki Türkiye değil" dedi. AİHM Türkiye'den görüş istiyor. Gül'ün sinyali, Türkiye'yi özür dileyen bir tutumla teslim olmaya götürecek bir metnin Dışişleri Bakanlığı'ndan AİHM'e gönderileceği ihtimaline mi işaret ediyor? Evet, böyle bir tehlike var.Teslim ihtimaliGeçen yıl, türbanlı öğrenci Leyla Şahin'in AİHM'e açtığı davaya Türkiye, Dışişleri Bakanlığı kanalıyla nihai bir savunma göndermişti.O belgede türbanın "laik eğitimle bağdaşmadığı, bir özgürlük sorunu değil politikacılar tarafından şeriat amaçlı kullanılan bir olgu, cumhuriyet ilkelerine karşı sembol olduğu" açıkça belirtilmişti.Dışişleri Bakanı Gül'ün emri ile bu savunma geri çekildi. İktidar şimdi Merve Kavakçı fırsatını türban sorununa kökten bir çözüm yaratmak için kullanabilir mi?Öğrencileri okula gitmek yerine dersanelere mahkûm eden sistemi düzeltecek yerde puan pazarlığı yaparak eğitim sorununa çözüm getirdiğini zanneden zihniyet bunu da yapabilir.Ama yine de umudumuzu kaybetmeyelim. Başbakan 29 Mart'ta "Seçim sonuçları bizi şımartmayacak, başımızı döndürmeyecek" demişti. Bu söz güvencedir. Ve Türkiye'nin güvenceleri bundan ibaret de değildir!