Amerika, İncirlik Üssü'ndeki askeri varlığını büyütmek üzere talepte bulundu.Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Başbuğ dün, iki ülke arasındaki anlaşmanın İncirlik'i NATO kapsamında ve yalnız eğitim amaçları ile sınırlı kullanmaya açtığını belirterek bu çerçeveyi aşan talep için meclis kararı gerekebileceğini söyledi.Bu hatırlatmada, örtülü bir itiraz var. Orgeneral Başbuğ, üniformanın koyduğu sınırları aşmadan ancak bu kadarını söyleyebilirdi.Bizce bu tavır, on bir ay önce Amerikan askerleri tarafından Irak'ta 11 Türk askerinin başlarına çuval geçirilmesi nedeniyle yaşanan krizin güven ilişkilerini ne kadar derinden yaraladığını gösteriyor.Amerika o tarihte kendini Irak fatihi sanıyordu ve kuzey cephesi açmasını önleyen Türkiye'ye, bu küçük düşürücü oyunla ders vermek istemişti.Kim çuvalladı?Kriz geçiştirildi ama şimdi daha iyi görülüyor ki güvensizlik virüsü yok edilememiştir.Hükümetler arası işbirliği sürse, hatta gelişse de o kibirli hoyratlık Türk halkının aklından hiç çıkmayacaktır.Delta Force filmlerine yakışacak bir çocukça zirzopluk uğruna Türk dostluğu feda edilmiştir. Yani çuval geçirenler çuvallamıştır. Neyse..Orgeneral Başbuğ dün bir sempozyumda, güveni zedeleyen başka nedenler de saymıştır. Meselâ.."ABD'nin bugüne kadar (Irak'taki PKK) terörist unsurlara karşı aktif ve görülebilir bir faaliyette bulunmadığı gözlemlenmektedir..""Irak devleti geçici dönem idari yasası Irak'ın ulusal ve toprak bütünlüğünü korumaya çalışırken devletin laik bir yapıda olmayacağını göstermektedir.."Adaletsiz güçAmerika Irak'a girerken terörü hedef almışta. Ve ülkeyi Saddam zulmünden kurtarıp demokrasiye kavuşturacaktı.Fakat uygulamada "Bana dokunmayan terörist bin yaşasın" iki yüzlülüğü çıktı. Aynı şekilde "Kurulacak rejim bana dost olsun da isterse demokrasi olmasın" çıkarcılığı.. Orgeneral Başbuğ'un uyarı taşıyan bir tespiti de şudur: "İsrail ve Filistin arasındaki çatışmalar endişe verici boyutlarda devam etmektedir.."Filistinlilere uygulanan devlet terörü karşısında ABD'nin bir süper güçte aranan adaletli davranıştan yoksun olduğuna dair Türk halkında oluşan yargıyı askerin seslendirmesi de önemlidir.Amerika Ortadoğu'da iyi şeyler yapmak istiyorsa Türkiye'nin zedelenen güvenini tamir etmek zorundadır.Aksi halde Irak'ta yalnızlığı ile, Filistin'de İsrail yüzünden kaybedecektir. Dileriz dost uyarısı işe yarar..
Toplumlar reçetelerini dışardan alsalar da hastalıklarını kendi iradeleri ile yenerler. Yıllardan beri özelleştirme yapamıyoruz. Çünkü toplumsal mutabakat sağlanamamıştır. Değişen iktidarların iradeleri sürekli olarak yargının ve bürokratik muhalefetin direnişi karşısında başarısız kalmıştır.Pek çok özelleştirme "kamu yararına değildir" diye yargıdan döndü. Sanayi Bakanı Ali Coşkun "1990'ların başında Telekom özelleştirmesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. O zaman 24 milyar dolar teklif vardı. Ama şimdi birkaç milyar dolara müşteri bulmak zor" diyor. Kamunun yararı bu mu?Başbakan Yardımcısı Şener, 17 yıldır özelleştirilemeyen Sümer Holding'te 3.500 işçisinin bankamatik memuru olduklarını, devletin Sümerbank'a 2 milyar dolar kaynak aktarmak zorunda kaldığını açıkladı.Her yıl bir milyon genç işsizler ordusuna eklenirken üretmeyen fabrikaların yatması ve çalışmayan insanlara maaş ödenmesi hangi kamu yararına hizmet ediyor?Eski komünist ülkeler, özelleştirme sayesinde ekonomilerini düzeltirken biz batağa saplandık. Devlet özelleştirmeden toplayamadığı parayı dışardan borç alıyor ve özelleştiremediği işletmelerin zararına harcıyor.Bu bir girdaptır. Sürekli kan kaybediyoruz. İktidar ile yargı, bu çatışmayı sona erdirecek hukuki yapıyı kurmakta uzlaşmak için daha fazla zaman kaybetmemelidir.TÜPRAŞ'ın satışını durduran mahkeme kararı, özelleştirme macerasının sonu olabilir. Bundan böyle ciddi, kaliteli ve teknoloji getirecek yabancılar Türkiye'den ümit kesecek, açacağımız ihalelere itibar etmeyeceklerdir.Türkiye'dekine artık "karma ekonomi" bile denemez; bir okurumun yazdığı gibi "dört kol çengi ekonomisi'dir. Çağa direnen bu eski kale, bırakın yabancı sermaye desteği almayı, kendi askerlerini bile kaçırıyor.Romanya ve Bulgaristan'daki Türk şirketleri birkaç yılda 11 bine çıktı. Bu bile kamu yararı ile ilgili tarifin yanlışlığını göstermiyor mu?Fazlası fazla!Eski milletvekillerinin maaşlarına zam talebi büyük tepki doğurdu. Okurlardan gelen mektuplar zehir gibi.. Biri soruyor: "Şu anda kendileri kaç emekli memurun maaşını aldıklarını biliyorlar mı? Yoksulluk sınırında bir yaşamı sürdürmeye ancak yeten bir emekli aylığını hak etmek için biz 25 yıl çalışıyoruz; ya kendileri?"Eski milletvekillerine tepkiler haksız değildir. Türkiye ölçülerinde yüksek sayılacak parlamenter emeklisi aylığı dışında çoğunun gelirleri ve maaşları var. Daha önemlisi de şu:Parlamenterlik, sağladığı gelir ve güvenceler nedeniyle çok çekici olmamalı. Aksi halde mesleğinde başanlı olmuş, geleceğini garanti etmiş ve yaşadığı topluma hizmet etmeye kendini adama vaktinin geldiğine karar vermiş insanların çoğu parlamentoya giremiyor. Oysa sistem asıl onların önlerini açmalı.Çünkü sadece böyle insanlar satın alınamazlar, kendilerini ve milleti kandırmazlar.
Türkiye'ye zarar vermek isteyenler hep aynı şeyi yapıyorlar, Atatürk'le uğraşıyorlar! Seçtikleri hedef isabetlidir. Çünkü Türkiye'yi çağdaş uygarlık yolundan saptırmak, geriye götürmek istiyorsanız, din devleti veya ırka dayalı bir devlet kurmak hayali güdüyorsanız önce Atatürk'e saldırmanız gerekir.Yıllarca yabancılar, onu içimizdeki hipermetroplardan daha dürüstçe takdir etti. Çünkü bir Fransız edebiyatçının dediği gibi "O yüce bir dağa benzer. Eteğinde yaşayanlar bu yüceliği fark edemezler. Bu dağın azametini kavrayabilmek için ona uzaktan bakmak gerekir.."Türkiye bugün Avrupa Birliği'nin kapısındadır. Türkiye'yi, halkı Müslüman bir ülke olarak AB üyeliğinin eşiğine taşıyan değişimin ve gelişmenin temeli olan ruh, Atatürk'ün şahsında şimdi saldırılara uğrayabiliyor.AB Komisyonu'nun dış ilişkilerden sorumlu temsilcisi Chris Patten, Atatürk'e dil uzatan bir konuşma yaptı. Türkiye'nin AB üyeliği "İslâm dünyasına mesaj" olacağı için iyiymiş ama..Ama'sı ne? Cevabı şu:İnce hesaplar.."Burada Atatürk'ün mirası olumsuz hale geliyor. Bir çok olumlu icraatına rağmen Atatürk derin devletin kurucusuydu. Etnik ve dini azınlıkları bölücü olarak gördü. Siyasette askerlere kilit rolü verdi. Bunlar Avrupa fikrine aykırıdır.."Batıda pişirilip yedirilmeye çalışılan yalan ve yanlış şudur: Laik rejimi ile AB'ye girecek Türkiye İslâm dünyası için cezbedici bir örnek ve mesaj olmayacaktır. İslâmi bir yapı, Türkiye'nin AB'ye alınması ile verilecek mesajı güçlendirebilir..Bu sivri zekâlı stratejistler, AKP'nin iktidarda olmasının bu telkinlere Türkiye'de destekleyici bir zemin sağlayabileceği hesabını yapıyorlar. Ama bunu yaparken, laiklik devrimi yapmadan demokrasiye ulaşmış bir tek Müslüman toplum bulunmadığı gerçeğine sırtlarını dönüyorlar.Atatürk'e dil uzatırken, bilime ihanet pahasına, onu yaşadığı çağın koşullarından soyutlama kasıtlı suçunu işliyorlar.Namus borcu..Atatürk bir Müslüman toplumda yüz yılda yapılamayacak işleri on yılda gerçekleştirirken Avrupa'nın yarısına Hitler, Mussolini ve Stalin gibi kanlı diktatörler hükmediyorlardı. Avrupa, etnik ve dini azınlıkların kıyımına uğrarken Atatürk "Ne mutlu Türküm diyene" sözü ile vatandaşlık ruhu taşıyan her insanı onurlandırıyordu.Faşizmin her türü dünyayı kara bir bulut gibi kaplarken o, çok partili sisteme geçişin denemelerini yapıyordu. Bilmiyorlar mı?AKP iktidarı, Atatürk'ü herhangi bir menfaate feda etme yanlışına asla düşmemelidir. İktidar mensupları, Atatürk'e dil uzatanların Türkiye dostu olamayacaklarını, Türkiye'yi yücelten değerleri ve onları sembolleştiren tarihi kişiliği vurmak amacıyla tuzak kurduklarını görmek zorundadırlar.Hükümet, bu ülkede bu tuzaklara düşecek inkarcı ve ahmaklar bulunmadığını Chris Patten'in konuşmasına tepki olarak açıklarsa yalnız milletin değil dünyanın da takdirini alır.
Bana gelen mektuplar hükümete, milletvekillerine ve başka gazetecilere gitmiyor mu?İmar Bankası'nın hazine bonosu mağdurları, sürüklendikleri acılar ve çaresizlik nedeniyle on aydır insanlık dışı bir yalnızlığın karanlığında yaşatılıyor.Kimi evini satmış, kimi emeklilik ikramiyesini alıp "devlet garantisi var" diye götürüp Hazine bonosuna yatırmış. Devlet, batan paraların tümünü ödüyor ama Hazine bonosu mağdurlarına "size yok" diyor.Oysa onlar, İmar Bankası yıkıntısı altında kalan 400 bin ailenin en masum kesimidir.Mevduat hesabı açanlara "Birkaç puan yüksek faize tamah etmişler" denebilir belki ama Hazine bonosu mağdurları böyle bir sitemi bile hak etmiyor. Çünkü İmar'dan hiçbir ek menfaat sağlamamışlardır.Görevi ihmal suçuOnurlarını, huzurlarını ve sağlıklarını her gün biraz daha kaybeden, yoksulluğa düşen ve çoğu depresyon tedavisi gören bu insanların adalet çağrıları, AKP'den vazgeçtim, CHP milletvekillerinden ve medyadan niçin hiçbir cevap almıyor?Bunu çok merak ediyorum.Adalet, bu haksızlığı eninde sonunda önleyecektir. Ama iktidar gücünü adil kullanmamaktan doğan acılar ve kayıplar; onlar nasıl ödenecek?Ankara C. Başsavcılığı SPK'nın dört yetkilisi hakkında "görevi ihmal" suçundan dün dava açtı. Bu kişiler, yetkisi olmadığı halde İmar Bankası'nın Hazine bonosu satmasına seyirci kalmak, 22 bin kişinin mağdur edilmesine sebep olmakla suçlanıyor.Karanlık sorularEsrarengiz bir olay var önümüzde. Bankaya el konduğunda mevduat garantisi 50 milyar lira idi. Ticari mevduata garanti yoktu. Hazırlanan yasa taslağında Hazine bonosu alacaklarının mevduata çevrilerek ödenmesi öngörülmüştü.Sonra bir anda garanti sınırsız oldu, ticari mevduat garanti kapsamına alındı ve Hazine bonosu alacaklıları uçuruma itildi. Neden?İktidar kimleri kurtarmak için devletin yükünü katrilyonlarca lira artırdı?Hazine bonosu alacaklıları arasında kime hıncı vardı da 22 bin kişiyi ateşe attı? Bu soruların cevapları herhalde mahşeri beklemeyecektir.Ama şimdi önemli olan Ankara'da açılan davanın bir an önce sonuçlanması..
SSK hizmette kalite ve sürat sağlayan bir uygulama başlatmış..Diyelim ki ameliyat için SSK hastanesine başvurdunuz. Hastane size bir ay içinde gün yetmezse, anlaşmalı özel hastanelerin listesini verecek.Siz de seçeceğiniz hastanede ameliyatınızı olacaksınız, hesabı SSK ödeyecek.Hastayı beklemekten kurtaracağı ve hastaneler arasında rekabeti teşvik ederek hizmet kalitesini yükselteceği için alkışı hak eden bir icraattır bu.Fakat Batılılara özgü bu yaratıcılık ve hizmet anlayışı, Türk işi siyasetin rant dağıtma merakı ile gölgeleniyor.İstanbul'da 94 özel hastane SSK'ya başvurmuş, 8'ine "olur" verilmiş. Bunların dördü, "Sen-ben" diye nitelenebilecek parti yöneticisi kişilere, öteki dördü de "Bizim oğlan" denilebilecek türden yakınlara ait hastaneler..Kafalar hep aynıÇıkan sonuca "tesadüf" demek pek yerinde değildir, yolsuzluk ve kayırma devrinin kapanacağı hayalini kuranlar için "müessif bir tesadüftür.Bürokrasinin partizanlaştığını seyredip icraatına şaşmak, bize özgü çelişkilerden biridir. Nihai onayı, AKP iktidarının SSK Sağlık İşleri Genel Müdürü koltuğuna oturttuğu Rüştü Karahan verdi. O da bekleneni yaptı!"Bal tutan parmağını yalar" veya "Devletin malı deniz, yemeyen domuz" türü tekerlemeleri atasözü yapmış bir kültürün mağduru olarak yaşamaya daha ne kadar devam edeceğiz?İktidarlar kamu kaynaklarını, kendi zenginlerini yaratmak için kullanmayı sürdürdükleri müddetçe kurtuluş yoktur.İşte seçim yapıldı ve yeni bir iktidar iş başına geldi. Ama eski günahlar aynen devam ediyor.AKP yerine ısındıkça, kendine güveni arttıkça daha fazlasını da yapacaktır.Dokundurmazlar..Çarenin şeffaflıktan yani "hesap verebilir olmak'tan geçtiğini herkes biliyor. Başbakan da biliyor. Milletvekili dokunulmazlığını sınırlandıracaklarını zaten bu nedenle seçimde vaat etmişti.Ama şimdi yan çiziyor.Bu hafta dokunulmazlık meselesi meclise gelecek ve pas geçecek!Yargıtay C. Başsavcısı Nuri Ok'un önerisi beni güldürdü. Başsavcı Ok "Dokunulmazlıklar kaldırılsın ama uygulama, bir sonraki seçimde başlasın. Şimdikileri etkilemesin" demiş..Seçimi kaybettikten sonra da dokunulmaz kalma isteklerini utanmadan telâffuz edebilen bir zihniyet, hiç böyle bir "tuzak"a düşer mi?Düşmeyeceklerdir.. Eskiler gibi onlar da yolsuzlukların çamuruna, yani kendi kazdıkların kuyuya düşeceklerdir.Tek kurtuluş bu meseleyi AB'nin ağırlığını koyarak çözmesidir."Zorla güzellik olmaz" derler ama Türkiye neredeyse hiçbir güzelliği zor olmadan hayatına geçiremiyor!
Adalet çarkının çok sorunu var. Bu doğru. Ama Türkiye'nin de adaletten yana çok sorunu var! İşte Erol Evcil olayı..Erol Evcil, 1995 yılında planlı bir cinayete kurban giden tefeci Nesim Malki davasında azmettirici olarak yargılandı.Yasalarımız değişmeseydi idam cezası alacaktı. İdam kalktığı için ağırlaştırılmış müebbet hapis yedi. Sonra?.Ne demek oluyorsa "iyi hal"inden ötürü cezası esaslı bir indirime uğradı, "Ecevit affı"ndan 10 yılı ertelendi, üstüne İnfaz Yasası'nın indiriminden yararlandı.Avrupa'da, Amerika'da olsa hapisaneden ancak cenazesi çıkacak bir hükümlü, şimdi Türkiye'de üç yıl yaüp tekrar aramıza karışacak. Böyle bir ülkede cezanın caydırıcılığı olur mu? Böyle bir adalet toplumu suça ve suçlulara karşı koruyabilir mi?O ne, bu ne?Kıyas, adaletin vazgeçilmezidir. Adaleti simgeleyen kadının, bir elinde kitap öbüründe terazi tutarken gözünün bir örtü ile kapalı olması bundandır.Baklava çalan çocukların yediği ağır cezalar toplumun vicdanını yıllarca kanattı. Dün benzer bir mahkeme kararı haber gündemine geldi. Aydın'da yaşları 13 ile 17 arasında 6 çocuk yaşıtları iki çocuktan zor kullanarak l milyon lira almışlar. Ve mahkeme bu çocukları 10 ile 22 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırmış.Taammüden adam öldürtmekten idam istemiyle yargılanıp müebbet hapse hüküm giyen Evcil şu anda serbest; Yargıtay onaylarsa 3 yıl yatacak.. Fakat 2,5 yıldır cezaevinde olan bu çocuklar daha yıllarca güneş yüzü görmeyecek.Hakimler karar verirken, ellerindeki yasalara dayanırlar. Yasalarımız ceza adaletini etkisiz bırakıyor, bu doğru.. Ama "kıyas" duygusundan doğan sonuçların olumsuzluklarını gidermek için takdirlerini daha çok kullanarak adalete hizmet edemezler mi?Ceza yoksa..Ecevit'lerin kaprislerinden doğan af, adalete ağır bir darbe vurmuştur. O sorumsuzluğun cezasını seçimde halk verdi. Ama adaletin öteki kamburları halâ yaşıyor ve tartışılmıyor. Adam öldüren bir suçlu, kravat takıp girdiği mahkemeye saygıda kusur etmediği için ceza indirimi ile ödüllendirilmemeli."İyi hal" in somut ölçüleri konulmalı, ceza indirimi, eylemli bir pişmanlığa ve adalete yardımcı katkılara bağlı işlemelidir. Türkiye'de hiç bir hükümlü cezasını tam çekmiyor. Batı'da ancak nadim olduğu ve topluma geri dönmeye hazır hale geldiği uzman kurullar tarafından saptanan mahkumlara tanınan erken tahliye imkânı, bizde herkese uygulanıyor.Batı'daki istisna bizim İnfaz Yasası'nda kural gibi işlediği için idamlık suçlular işte böyle 6 yıl yatıp çıkıyor. Bu yasa mutlaka değiştirilmeli, infaz indirimi ancak cezanın örneğin yarısı çektirildikten sonra, o da ancak hak edenlere uygulanmalıdır.Adalet "iyi hal" i hapse koyarken değil, suçluları asıl hapisten çıkarırken aramak zorundadır.
Suçu önlemek, vatandaşı korumak devletin en önemli görevlerinden biri. Devlet bu görevini kurumları ve elemanları ile yapar.Ama herkes biliyor ki, rüşvet ve adamsendecilik kamu otoritesini kör ve topal ediyor. Siyasetçilerin olduğu gibi bürokratların da dokunulmazlıkları var. O nedenle de bütün hesabı vatandaş ödüyor.Sosyetenin gözdesi Hummer ciplerin düşük bedelli sahte faturalarla ithal edildiği ihbar edildikten sonra soruşturma başladı. Devleti vergi kaybına uğratmanın sonuçları (ağır para cezası ve hapis) bilindiği için geniş bir kesimin önünde uykusuz, tedirgin geceler bulunuyor.Aynı sahtekârlığın başka lüks markalarda da yapıldığı, bu nedenle soruşturmanın genişletildiği bildiriliyor.Doğuş Motor Genel Müdürü Tanju Özenç "Biz bir satıyorsak onlar iki satıyor" dedi dün. "Onlar" dediği, bazı galeriler. Suçları sabit görülen satıcılar elbet cezalarını çekmeli ama rekabetçi bir piyasada, herkesin gözü önünde iş yapan galerilerden daha ucuza araba alanların günahı ne?Şu denebilir: 110 bin dolarlık bir aracı satın alma gücüne sahip bir insan 10 bin dolara tamah eder mi? "Ucuzdur, vardır bir illeti" veya "Aza tamah çok ziyan getirir" ata sözlerini hiç duymamış mı bunlar?Tamahkârlık, halkımızın genetik hastalığı değildir. Bu hastalığı, kamu otoritesinden yoksun hayatımız üretiyor.Sahtecilik ve vergi kaçağı, daha ilk örnekleri yaşanırken yakalansa, birkaç galeri ile üç beş alıcı ceza görür ve bu ibret toplumu da, devleti de korurdu.Pek çok alanda olduğu gibi birikti birikti, şimdi katliam yapılacak. Seyredenlere ise hiçbir şey olmayacak!Böyle başa böyle tıraşKamu ihaleleri ile inşa edilen yapılar hem pahalı, hem çürük olur. Ve asla zamanında bitmez. Çünkü halkın hakkını savunan yoktur. İzmir Adliye binası inşaatı 14 yıl önce başladı. Müteahhide sadece son iki yılda 31 trilyon lira ödendi. İşin ne zaman biteceği de meçhuldü.Adalet Bakanı Cemil Çiçek, müteahhidi makamına çağırıp ültimatom verdi:"Başka ödeme yok.. Hazirana kadar isi bitirmezsen bir yolunu bulur seni içeri attırırım.."Şimdi Adalet Sarayı 12 Haziran'da hizmete açılacak. "İşi bitiren adalet anlayışı, Cemil Çiçek'in işgal ettiği makama hiç uymuyor" diyebilirsiniz.Ama bu tecrübe, adaletin sonuç almak için yaşadığı kültüre uygun yaratıcılıklar göstermesi gereğini doğrulamıyor mu? Zalimliğe sapmamak koşulu ile kamu hakkını arayan bir irade, milletin özlemidir.
Akıl ve adalete dayanmayan güç düşmanını kendisi yaratır. Onu yoktan var eder.. Irak'ta Amerika'nın, Filistin'de de İsrail'in yaptığı budur.Amerika Irak'ı Saddam'dan kurtarmak ve halkına onurunu kazandırmak bahanesiyle savaş açtı. Ama haksızlık ve saygısızlık Iraklılara Saddam dönemini mumla aratır oldu.Irak'ın uluslararası terörle bir bağlantısı yoktu. Şimdi var. Çünkü Amerika'nın işgalci ve işkenceci karakteri, hak edilmiş bir nefreti mıknatıs gibi Irak'a çekiyor.Terörü vicdanlarda meşrulaştırmak, terör kadar, hatta daha beter bir insanlık suçudur. İsrail yıllardan beri Filistin'de bu suçu işliyor. Gazze'deki Refah mülteci kampına yönelik saldırı, BM Güvenlik Konseyi'nin bile lanetini hak eden bir suçtu. Seçimde ödeyeceği faturayı bile bile Bush yönetimi kararı veto etmeye cesaret edemedi. Ama neye yaradı?İsrail, Refah kampına saldırıyı protesto eden Filistinlilerin üstüne füze attı, 20'den çok insanı çocuk ve kadın demeden öldürdü. Amerikan güçleri de Irak'ın Ramadi kentinde bir düğün evini bombalayarak, özgürlük vaat ettiği Iraklılardan 45'inin canını aldı.Bölgemizde devlet terörü uygulayan Amerika ve İsrail'le olan dostluk ve ittifak ilişkilerimizin Türk halkının vicdanında açtığı yara her gün büyüyor. Türkiye nihayet tepki gösterme mecburiyetinde kalmış, Başbakan Erdoğan, yürütülen devlet terörüne karşı tavır alması için devlet ve hükümet başkanlarına çağrı yapmıştır.Devlet terörü önlenmeden teröre karşı ortak bir mücadelenin başarıya ulaşamayacağını dünyaya haykıran Tayyip Erdoğan haklıdır. Güçlülerin dokunulmazlığına baş eğen bir dünya düzeni adalet sağlayamaz.Dünya, gerektiğinde galiplerin de Savaş Suçluları Mahkemesi'nde yargılandığını görmediği sürece özlediği barışa kavuşamayacaktır.Rezalet diz boyu!Devlet, teşhis koyan ama tedavi edemeyen topal bir hastaneye benziyor. Gerçekleri öğrenmemiz iyiliğe hizmet etmiyor, sadece daha çok korkutuyor.Ankara DGM Savcısı Hakan Kızılarslan Adalet Bakanlığı'na bir rapor sundu: "Türkiye üzerinden yapılan uyuşturucu ticaretinin yıllık cirosu 100 milyar doları geçmektedir. Bu paranın büyük kısmının resmi ve siyasi işbirlikçilere dağıtıldığı pek çok raporda yer alan gerçeklerdir.""Bu ranttan pay alabilecek bürokrat ve siyasi kişilerin kolluk güçlerine nüfuz edebildikleri bir ortamda suç örgütleriyle mücadele edilemez.."Bu belge de bir kenara atılacaktır. Çünkü çare bulma mevkiinde oturanların bir kısmı, bu ranttan pay almakla suçlanan kişilerdir. Dokunulmazlıklarına dil uzattığınız zaman "Bu yetmez, bürokrasiyi koruyan duvarlar da yıkılmalı" diye itiraz ediyorlar."İktidar sizsiniz, o duvarları da yıkın" dediğiniz zaman da imam hatip ve türban dayatması ile gündemi değiştiriyorlar. Çakıcı' nın yurt dışına kaçışı bile başlı başına bir ibrettir. Telefonlarını dinlemişler ama işaretleri aldıkları halde kaçışı önleyememişler.Bu tür istihbaratı suçları önlemek yerine dedikodu için kullanan tek devlet Türkiye galiba!