ABD sınavda

4 Haziran 2004

PKK terör örgütü, altı yıl önce ilân ettikleri ateşkesi sona erdirdiğini bildirdi. Örgüt bu açıklamayı, Amerika'nın işgali altında bulunan Irak'ın kuzeyinde kurulu bir terör kampında yaptı. Sözcülüğü de örgütün yeni başı Zübeyir Aydar üstlendi. Kimdir bu Zübeyir Aydar?1991'de SHP'nin koltuğu altında meclise giren, Türkiye'nin birlik ve bütünlüğünü koruyacağına namusu ve şerefi üzerine and içen bir eski HEP'li milletvekili..Yani "koynumuzda ne yılanlar beslemişiz" dedirtecek bir ibret öyküsü.. İhanet bu kadarla kalsa iyi. Asıl mesele Amerika'nın Türkiye ile ittifak ilişkilerine ve terörle mücadele davasına ne ölçüde bağlı kalacağı sorusunda düğümleniyor.PKK Apo'nun yakalanması ile çöküp dağılma sürecine girmiş, sahte ateşkes perdesi altında Irak'ta kısmi bir toparlanma yaşamış, bu çabaları destek de görmüştür.PKK tehdidinin önemli bir anlamı olamaz. Çünkü bölücü örgüt en büyük acılan Kürt vatandaşlara çektirmiştir. Öte yanda teröre bahane olarak kullanılan kültürel haklar konusunda ciddi adımlar atılmıştır. Örgüt bölge halkı üstünde eskisi gibi sadist baskılar yapma imkânı bulamayacağı için taban yaratamayacaktır.Yeter ki güvenlik güçleri bu yenilmiş düşmanı küçümsemesin..Asıl sorun ABD'nin izleyeceği politikadır. KONTRA-GEL adını alan örgüt bu tehdidi ile ABD'yi daha fazla kaçamayacağı bir samimiyet sınavına sokmuştur.Amerika Irak'ta İslâmi terör kamplarını bombalarken PKK ile diyalog kurmuş, suçüstü belgeleri karşısında bunu itiraf da etmiştir. Önceki gün ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan bir açıklama geldi: "Adını değiştiren PKK teröre hiçbir zaman son vermedi. Ateşkes açıklamasının da bir anlamı yoktu. Amacımız PKK'nın Irak'ın kuzeyinden tasfiyesidir!"Bu lâflara artık karnımız tok. Çünkü PKK yıllardan beri ABD'nin terör listesindedir. Buna rağmen Amerika'nın işgal otoritesi olduğu topraklardan Türkiye'ye tehdit savurma cüreti gösterebiliyor.Bu ay İstanbul'da toplanacak NATO zirvesinde Türkiye Amerika'dan ya sözünü hemen yerine getirmesini veya bu tehdidi ortadan kaldırmak üzere Türk askerinin Irak'ta operasyon yapmasına izin verilmesini istemelidir.Aksi halde Amerika'nın PKK'yı Türkiye'ye karşı koz olarak kullandığı şüphesinin şüphe olmaktan çıkacağı mesajı verilmelidir.Adalet isteyen adaletBir savcı ve hakim eşi Adalet Bakanlığı aleyhine tazminat davası açtı. Dava, çalışma koşullarının ağırlığına ve aldıkları ücretin eşitsizliğine dayanıyor.Hakim ve savcılarının yandan fazlasını yoksulluk sınırı altındaki bir gelirle yaşamaya mahkum etmiş bir ülkede adalet olur mu? Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay başkanlarının cevabı Aktuğ çiftinin dava dilekçesinde de tekrarlanıyor: "Yargı hizmeti yerine getirilememektedir!"Ortada hakim ve savcılardan çok önce Türk halkını ilgilendiren bir sorun var. Alarm düğmesine basıldığı zaman herkes telâşlanıp çare bulunması gerektiğine hak veriyor ama iki gün sonra her şey unutuluyor. Siyaset çözüm üretmiyor.Acaba hükümet harekete geçmek için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden çıkacak utanç verici bir mahkûmiyet kararını mı bekliyor?

Devamını Oku

Böyle gitmez

3 Haziran 2004

TÜPRAŞ mahkemeler arasında birkaç kez gitti geldi ve sonunda iptal kararına tosladı.Bu kamu şirketi 1,3 milyar dolar karşılığı Tataristan devlet petrol şirketi Tatneft ile Zorlu Grubu ortaklığına satılmıştı. Maliye Bakanı Unakıtan satış sözleşmesinin bu hafta imzalanacağını söylüyordu.Fakat Ankara 10. Bölge İdare Mahkemesi blok satışa ilişkin ihale komisyonu kararını iptal etti.Şimdi ne olacak? Aynı kayaya toslayan öteki şirketler gibi TÜPRAŞ da satılamayan şirketler kampında beklemeye alınacak.Türkiye özelleştirmeden yaratabileceği kaynağı borçla sağlamaya devam edecek. Ama bu kilitlenmenin sonuçlarından korkan yabancılar Türkiye'ye kredi verirken riski düşünüp daha yüksek faiz isteyecek. Örneğin Amerika, kredi verirken içine siyasi koşullar sokuşturma fırsatını kullanmaya çalışacak.Bitmedi, yeni ihale açtığımızda ciddi şirketler girmeyecek, çurçurlar da "ölmüş eşek fiyatı" önerecek.Çıkmaz sokaklarTÜPRAŞ'ı ilerde 1,3 milyar dolara almak isteyen çıkar mı; şüphelidir. Unutmayalım, bundan on yıl önce Telekom'u 20 milyar doların üstünde bir fiyatla satma şansımız vardı. Bugün 4-5 milyar dolar verecek yoktur.Özelleştirme çağın fırsatı. Bu trene binen eski komünist ülkeler bile düze çıktılar. Biz ilk bilet alanlar arasında olduğumuz halde yaya kaldık. Ekonomimizi büyütecek yerde bu işletmeleri çürüttük ve sadece borçlarımızı büyüttük.Çünkü her işte olduğu gibi bu alanda da çatıştık. Özal ekolü mevzuata meydan okuyarak yol almaya çalıştı. Bürokratik siyasi yapı ise yargıyı kullanarak fren yaptı.İkisi de yol değildir. Türkbank ihalesi sırasında zamanın Başbakanı Yılmaz bir gece konutunda bize sevinçle "zafer haberi" veriyordu:"Teklif verenleri yarıştırarak fiyatı yükselttim. Bu sayede devletin en az 200 milyon dolar fazladan bir kazancı olacak.."Yılmaz şimdi ihaleye fesat karıştırmaktan Yüce Divan'a gidecek!Akıl ve siyasi güçMecliste anayasa değiştirecek çoğunluğu kontrol eden AKP iktidan mevzuat darboğazını şimdiye kadar aşabilirdi. Ama ihmal etti, kendine de zarar verdi."Zararın neresinden dönülse kârdır" diyerek yeni bir siyaset üretmeli ve özelleştirmelerin yolunu açacak yasal düzenlemeleri hemen yapmalıdır.Bir yanda tutucular, öte yanda ellerindeki siyasal gücü yasalan dolanmak amacında kullanmaya çalışan iktidarlar Türkiye'ye çok zaman ve para kaybettirdi.AKP gücünü, yasalan dünya şartlarına ve ülke yararına göre değiştirmek için kullanmalıdır.Türkiye'yi borç sarmalına sokan, ekonomik gelişmesini frenleyen ve itibar kaybına uğratan bu sorunu mutlaka aşmak zorundayız.Bunu yapamazsak çocuklarımıza mutsuz, fakir ve çatışmalara sürüklenmiş bir ülke bırakacağız!

Devamını Oku

Yiyin efendiler!

2 Haziran 2004

CHP lideri Baykal önceki gün önemli bir yolsuzluk ihbarında bulundu. Komplo şüphesi gerçek çıkarsa AKP iktidarının, yolsuzluklara biriken toplumsal öfke ile sandıkta linç edilen geçmiş iktidarlardan hiç farkı kalmayacaktır. Şimdi tarihlere dikkat:Hükümet ihracatı artırmak için elmaya ton başında 40, patatese ton başında 19 dolar teşvik iadesi kararı alıyor ve bu konudaki tebliği 23 Mayıs'ta yayınlayarak duyuruyor.Ama teşvik, geriye işletilerek 1 Mart tarihi itibariyle başlatılıyor ve 31 Mayıs'ta sona erdiriliyor.Bir haftada hiçbir ihracatçının bu olanaktan yararlanarak satış bağlantısı ve ihracat yapması mümkün olamayacağına göre çocuklar bile şu gerçeği görebilir:Maksat ihracatı teşvik değil, daha önce ihracat yapmış olanlar kimlerse onları kayırmak ve ceplerine milyonlarca dolar koymaktır! Yani önceden planlanmış bir Hazine soygunudur!Kimler, açıklayın..Deniz Baykal "Aynı oyunu daha önce mısırda yaşadık. Maliye Bakanı'nın oğlu ithalat yaparken vergi indirildi, ithalat bitti vergi yükseldi. 1 Mart ile 23 Mayıs arasında kim elma ve patates ihraç etti, bilmek istiyoruz" dedi."Kimler yararlandı?" sorusunun cevabından yola çıkarak olayı aydınlatmak imkânı vardır ama iktidarın gönüllü olarak hesap vereceğini kimse beklemesin.. Biz aylardan beri İmar Bankası bono mağdurlarını yakarken, devleti mecbur olmadığı katrilyonlarca lira ödeme yükümlülüğü altına sokan iktidara şu soruyu soruyoruz:"Mevduat garantisi 50 milyar lira iken bir gecede sınırsıza çevirdiniz. Devlet bonosu alanların paralarını ödemezken niçin bunu yaptınız? Kimleri kurtardınız? Garanti sınırının üstündeki paralarını ödediğiniz hesap sahiplerinin listesini niçin açıklamıyorsunuz?"Sanki kapı duvar.. Hep aynı politika: Bağırırlar, bağınrlar, susarlar!Utanma duygusuSoyulmaktan kurtulmak istiyorsak dokunulmazlıklar konusunda ısrarcı olmak zorundayız. Bu talebi tekrarlamaktan kimse utanmamalı, milletvekillerini utandırana kadar asılmalıdır.Yargı denetiminden kaçan bir yönetim temiz kalamaz. AKP milletvekilleri dokunulmazlığı kaldırmak bir yana, seçilmeseler bile ölene kadar dokunulmaz kalmayı hayal ediyorlar. Bu niyet açığa vurulmuştur.CHP'li milletvekillerinin dokunulmazlıklarından vazgeçme isteklerini reddetmişlerdir. Çünkü ortaya çıkacak kıyas onları utandıracak.. Bunu da açıkça itiraf etmişlerdir.Aslında bu bir umut. Demek ki utanma duygusu yaşıyor. İş, sivil toplumun, medyanın bilincine kalıyor. İktidarlar değiştiği halde kaderimiz değişmiyorsa şu belli ki dokunulmazlıklar kaldıkça böyle soyulacağız.Hazinenin, milletin paralarını patlamış mısır gibi, patates püresi gibi, elma kompostosu gibi yiyecekler!

Devamını Oku

Doğru karar

1 Haziran 2004

Hükümet YÖK Yasası ve imam hatipler konusundaki hedeflerini askıya aldı. Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi almayı beklediği aralık zirvesine kadar gündem bu gerginlikten kurtulacak. Böylelikle ülke bütün güçlerini AB hedefine yoğunlaştırma imkânını elde edecek.Karar, hükümet adına bir yenilgi veya ricat olarak görülmemelidir. Ortada, alkışa değer bir özveri vardır. İktidar partisi, ülke ve toplum yararına doğru bir öncelik tercihi yapmıştır.Şu sorulabilir: Başbakan'ın dünkü grup konuşmasında Cumhurbaşkanı'nı ve sistemi hedef alan eleştirilerindeki köpürme ne anlam ve amaç taşıyor?İçeriğine birçok noktada katılmak mümkün olmasa da Başbakan'ın üslubunu siyaseten anlamak mümkündür. Bu yasaya iktidar partisi yanlış bir zamanlama ile angaje olmuştu. Şimdi yanlıştan dönerken tabanına teslim olmadıkları yolunda bir mesaj vermek zorundaydı. Nitekim konuşmasında "vazgeçtik" dememiş, şimdilik ısrarlı olmayacaklarını söylemiştir.Taktik hedef SezerBaşbakan dün rejimi değil ama sistemi tartışacaklarını belirtirken bu bağlamda Cumhurbaşkanı Sezer'i hedef alacaklarının işaretini vermiştir:"Parlamenter sisteme sahip çıkacağız. Mecliste demokratik çoğunluğumuzu sağlayan millettir. Bu meclisi tahkir etmek milleti tahkir etmektir. Kimse AKP'ye millet tarafından verilmiş çoğunluğu küçümsemesin.. Cumhurbaşkanımızı da bu meclis seçmiştir ve çoğunluk esasına göre seçmiştir.."Cumhurbaşkanı Sezer, hak etmediği eleştiriler alıyor. Çünkü o anayasal yetkisini kullanmış, bu yasanın laikliğe ve laik öğretimi güvence altına alan Öğretim Birliği Yasası'na aykırı olduğunu öne sürmüştür.Gerçek amacın, imam hatip liselerini yeniden çekici duruma getirerek bu okulların öğrenci sayısını arttırmak olduğunu söylemiştir.YÖK Yasası'nın, din ağırlıklı eğitimden geçmiş bir toplum yaratma niyetinin hamlesi olduğunu bilmeyen var mı?Bize zaman lâzımBaşbakan "Hiçbir makam hukukun üstünde değildir" diyerek aslında "çoğunluk egemendir" anlamındaki yanılgısını kendisi düzeltiyor.Sistemi tartışacaklarını söylemesi gerilim riski doğurmaz. Çünkü Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlamasından sonra rejimin güvenceleri artacak, yeni oluşacak şartlar, üniversite düzeni ve imam hatipler konusunda daha gerçekçi çözümleri kolaylaştıracaktır.Din öğretimini seçmeli derslerle vererek imam hatip liselerini kapatma önerisi başka bir partiden değil, AKP'nin içinden ve daha bugünden gelebiliyor.Hükümetin ısrardan vazgeçmesiyle kazanılan zaman sadece AB süreci için değil, bu sorunu çözecek uzlaşmalar için de fırsattır.

Devamını Oku

Dünyanın gözü..

31 Mayıs 2004

Evet, Dünya Gazeteler Birliği Kongresi nedeniyle dünyanın gözü İstanbul'un üzerinde..AB sürecinde sağlayacağı yararlar nedeniyle Türkiye bu fırsatı en verimli biçimde kullanıyor. Ama "eksikli yönetim anlayışı" büyük zahmetle kazanılan faydalan aşındınyor.11 Eylül 2001'de Amerika'yı vuran El Kaide örgütü, sonraki en kanlı eylemi için İstanbul'u seçti. Geçen kasımda 64 kişinin ölümü ile sonuçlanan saldırıların sanıkları dün mahkemeye çıkacaktı.Dünyanın dikkatini İstanbul'a odaklayan bir sebep de buydu. Ama ne oldu?Sanıklar, Anayasa değişikliğinin ortadan kaldırdığı DGM'ye çıkarıldı, mahkeme de davayı, yeni ihtisas mahkemelerinin kurulacağı tarihe kadar erteledi."Hababam Sınıfı" büyüyüp siyasi sorumluluk mevkilerine mi geldi?El Kaide bütün dünyanın öncelikli gündemidir. Bu örgüte bağlı sanıkları yargılayacak bir mahkemenin geçici süreyle bile olsa bulunmaması Türkiye için kötü puan değil mi?AB'nin gözüne girmek için DGM'leri kaldıran iktidarın, yargılamada boşluk bırakmamak amacıyla bu davayı da hesaba katan tedbirleri aynı anda alması gerekmez miydi?DGM'leri kaldıran Anayasa değişikliğini bu tür aksaklıklan önleyecek yasa tasarısı ile bütünleyen bir paket nasıl ihmal edildi? YÖK Yasası'nın telâş ve heyecanı bu basiret zaafını affettirebilir mi?Türkiye'yi yönetenler, sadece bu günlerde değil, bundan böyle devamlı olarak dünyanın gözünü üstlerinde hissetmek zorundadırlar.AB ile yıl sonundaki tarihi randevuya ilerlerken görüntü kirliliği oluşturacak yanlışlar yapmamak, boşluklar yaratmamak lâzım!Başbakan'a güvenmenin bedeliAskerlik çağını iş kurarak, işe girerek kaçırmış on binlerce insan var."Bedelli askerlik" umudu bu nedenle seçim malzemesi oldu.Çünkü bu insanlar, ihmal edilemeyecek bir üretim ve istihdam gücünü kontrol ediyorlar. Ekonomik krizden çıkışın sancılarını çekerek var olma savaşı veriyorlar.Fakat Genelkurmay, savunulabilir gerekçelerle "Bedelli askerlik" imtiyazına karşı çıktı. Seçimde bu umudu veren Başbakan da, toplumsal talebin büyüklüğü ile askeri yumuşatacağını düşünerek olmalı, bu kitleyi şubelere dilekçe vermeye çağırdı.Son günlerde posta kutularımız "imdat" mesajlarıyla dolup taşıyor.Polis ve jandarma, bedelli askerlik için dilekçe veren mükellefleri, adreslerinden tek tek toplayıp götürüyormuş..Şimdi haklı olarak soruyorlar: "Bir kurnazlığa mı kurban gittik? Başbakan'ın oyununa gelip kendi kendimizi ihbar mı ettik?"Bedelli askerlik olur veya olmaz.. Ama Başbakan'a güvenmenin bedeli bu olmamalı!

Devamını Oku

İçinde olalım

30 Mayıs 2004

Büyük Ortadoğu Projesi bütün projeler gibi güzel bir hayaldir. Ortadoğu çağın en büyük haksızlıkları, bu haksızlıkların ezdiği toplumların isyan ve intikam duyguları yüzünden sancı çekiyor.Artık herkes, bu bölgenin adil bir barış üstünde kurulacak insani bir düzene kavuşturulamadığı takdirde dünyanın hiçbir yerinde güvenli bir yaşam bulamayacağını görüyor.Washington "Bu proje ile yapacağımız, bölgede demokrasiyi yapılandırmak ve özgürlükleri genişletmek isteyen toplumları desteklemek olacaktır" diyor.Projenin en büyük talihsizliği Bush yönetimidir. Bölgedeki zorba dostlarla sıkı ittifak ilişkileri kuran Bush'un şimdi aynı coğrafyayı hedef alan bir demokrasi kampanyasına öncülük etmesi şüpheyle karşılanıyor."BOP, diplomatik ikiyüzlülüğün yeni bir atraksiyonu mu?" diye soranlar, ABD'nin Irak'ta yaptıklarına, Filistin'deki seyirciliğine ve bölgedeki despotik yönetimlerle sürdürdüğü sıkı ilişkilere bakınca haklı görülebilir.Karşıtları çok..Ama tüm bu güvensizlikler projeye karşı çıkmak için yeterli sebep değildir. Çünkü AB'nin bölgeye yönelik niyet ve eylemleri bu projenin hedeflerine ters düşmüyor.Proje, AB ilişkilerimize de yeni boyutlar katacaktır. Bu ay G-8 zirvesi, ardından AB-ABD zirvesi ve İstanbul'da NATO zirvesi toplanacak. Her üç zirve, Büyük Ortadoğu Projesi'ni somutlaştıran ve içine dolduracak zeminler olacaktır.Başkan Bush, 10 Haziran'daki G-8 zirvesine Başbakan Erdoğan'dan hazırlıklı gelmesini istedi. Erdoğan'ın zirveye Türkiye'nin projeye katkısını ve üstleneceği rolü somutlaştıran bir öneri götürmesi bekleniyor.Fakat Ortadoğu'ya yönelik önyargılardan ve Bush'a yönelik şüphelerden etkilenen bir çevre, işbirliğine karşı çıkıyor. Kökten Amerikan karşıtları ile bu muhalefet cephesi daha da genişliyor.AB için avantajHemen belirtmek gerekir ki Türkiye bu oluşumun içinde olmak zorundadır. Yaşadığımız coğrafyaya biçim verme iddiası taşıyan bir projenin oluşumunu dışardan seyredemeyiz. Böyle bir tutum, Türkiye'nin pek çok iddiasından vazgeçmesi anlamına gelir. BOP'un içinde olmak ise, Türkiye'nin AB üyeliğinin, AB katında değerini artıran bir adım olur.Başbakan Erdoğan G-8'e "Biz varız" demeli, sonra da Avrupa'ya AB üyeliğinin Türkiye'ye bu projedeki rolünü gerektiğinde güçlendirme olanağı tanıyacağı mesajını vermelidir."BOP hayaldir" diyenler haklı çıkabilir sonunda. Ama hayal kurmak, hayaletlerden korkup izole olmaktan çok daha iyidir.

Devamını Oku

RTE garantisi

29 Mayıs 2004

Başbakan, imam hatip okullarını savunurken kendini "kalite garantisi" olarak gösteriyor. YÖK yasasını laikliğe aykırılığı nedeniyle veto eden Cumhurbaşkanı'na cevap verirken şöyle demiş:"Bugüne kadar laikliğe aykırı olmayan bu okullar bugün nasıl aykırı oldu? Ben imam hatip mezunuyum. Laikliğin savunucusuyum."Belli ki veto gerekçesini iyi okumamış. Cumhurbaşkanı bu okulların doğru bir amaç için kurulduğunu, fakat sonra laik eğitime alternatif kurumlan haline getirilerek din ağırlıklı eğitimden geçmiş bir toplum yaratma hedefi doğrultusunda saptırılıp yaygınlaştırıldığını söylüyor.Bu yanlışı "Böyle gelmiş, böyle gitsin" diyen çarpık bir adalet anlayışı düzeltemez. Başbakan herhalde bu okulların Atatürk'e ve cumhuriyet değerlerine dostça bakmayan bir iklim etkisinde eğitim verdiğini inkâr edemez.Neydi, ne oldu?"Laikliğin savunucusuyum" demesi gelecek için güvence kabul edilebilir ama, aldığı imam hatip eğitimindeki kaliteyi ispatlayan inandırıcı bir ölçü değildir.Çünkü daha düne kadar "Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor.. Millet istedikten sonra tabii elden gidecek yahu" diyordu..Demokrasiyi "Kendilerini hedefe götürecek bir araç" olarak tarif ediyordu.. İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nde okuduğu halde "Faiz haram" diyordu.Çünkü aldığı dini eğitimin izlerini yüksek öğretim silememişti. Demokrasi ile yeni barıştı, bu devirde faizsiz ekonomi olmayacağı gerçeğini, 50 yaşına gelince ve Başbakan koltuğuna oturunca kabul etti.Bugünkü Tayyip Erdoğan, imam hatip okulunun değil, olsa olsa pişmanlığın ve değişimin ürünüdür.

Devamını Oku

İddianame gibi..

28 Mayıs 2004

Cumhurbaşkanı YÖK Yasası'nı beklendiği gibi veto etti. Ama bunu yaparken beklenenden daha sert ifadeler kullandı.Açıklanan 18 sayfalık veto metni, başlığı değişse Anayasa'yı ihlâl iddiasıyla açılan bir davanın iddianamesi de olabilir pekâlâ..Sezer bu yasayı, "hukukun ana ilkelerine dayanmayan, devletin amacı ve varlık nedeniyle bağdaşmayan ve yalnızca parlamentodaki çoğunluğun sağladığı oy gücüyle çıkarılan bir yasa" olarak görmüş, bu eylemin hukuk devleti işlemi niteliğinde kabul edilemeyeceğini belirtmiştir.Cumhurbaşkanı'na göre yasa adaletsizliği ortadan kaldırmıyor, tersine imam hatip mezunları yararına, öteki meslek liseleri ve genel lise mezunları zararına eşitsizlik doğuruyor.Sezer bu noktada iktidara açık bir suçlama yöneltmiştir:"Gerçek amaç, imam hatip lisesini bitirenlerin alanları dışındaki yükseköğretim programlarına girişlerini kolaylaştırmak ve imam hatip liselerini yeniden çekici duruma getirerek bu okulların öğrenci sayısını daha da artırmaktır."Laiklik temel taş..Bu anlayışın, laik öğretimi güvence altına alan Öğretim Birliği Yasası'na aykırı olduğunu belirten Cumhurbaşkanı şu uyarıyı yapıyor:"İkili öğretim, yani bir yanda akla ve bilime, öte yanda dinsel öğretiye dayalı öğretim, toplumda ikiliğe yol açacak, kaos ve karmaşa yaratacaktır. Laiklikten verilecek en küçük ödün, Atatürk devrimlerini yörüngesinden saptırarak yok olması sonucunu doğurabilecektir."Cumhurbaşkanı veto gerekçesinde "Meclis iradesi (çoğunluk tercihi) her gücün üstündedir" savları ile AKP çoğunluğunu kışkırtan çevrelere "gelinim sen anla" üslubunda bir gönderme de yapıyor.."Laiklik ilkesi Türkiye Cumhuriyeti'ni oluşturan tüm değerlerin temel taşıdır" dedikten sonra laiklik ilkesinin her ülkenin koşullarından ve her dinin özelliklerinden esinlendiğini belirterek şöyle devam ediyor:AKP ne yapacak?"Anayasa, bireyin inanç alanında kaldığı sürece din ve inanca sınırsız özgürlük tanımakta, buna karşın (...) kamu düzenini koruma amacıyla bu özgürlük sınırlanabilmektedir. Bu bağlamda devlet, dinin kötüye kullanılmasını ve sömürülmesini önleyecek önlemleri alacaktır."Sezer'in tespitine göre sonraki uygulamalarla imam hatip okulları kuruluş amacından saptırılmış, zaman içinde genel liselere alternatif öğretim kurumları haline getirilmiş, eğitim birliğine ve laiklik ilkesine zarar verilmiştir.Bugün imam hatip liseleri her yıl 25 bin mezun veriyor. Oysa ihtiyaç 5 bin düzeyindedir. Cumhurbaşkanı'nın çözümü, bu okulların sayısının ihtiyaç düzeyine indirilmesidir.AKP yapar mı bunu? Kimse beklemesin.. Ama iktidarın bu güçlü gerekçeler karşısında inattan vazgeçmesi ve AB'ye ilerlediğimiz kritik günleri laiklik tartışmaları ile zehirlememesi, büyük çoğunluğun dileğidir.

Devamını Oku