Devletin kara deliklerinden birine Dünya Bankası çözüm öneriyor. Ne çözüm ama!.Raporda, emekli aylıklarının düşük tutulması, vergilendirilmesi ve emeklilik yaşının yükseltilmesi isteniyor.Evet, kanamanın durdurulması lazım. Ama vicdansızlık yapmadan..Çünkü bu mali faciayı, 200-250 dolar aylık alan SSK emeklileri yaratmadı. Yalnız sürünmeye yetecek bu aylıktan kesilecek vergi sistemi kurtaramaz.SSK cinayetinin suçlusu geçmiş iktidarlardır.. Primleri toplayamayan, prim yüzsüzlerini aflarla ödüllendiren, SSK kaynaklarını oy için seçim yatırımı olarak toprağa gömen, erken emeklilik cinayetleri işleyen iktidarlar..SSK 19 yıl prim ödeyen işçiye kadınsa 34, erkekse ortalama 28 yıl emekli maaşı ödüyor. Emeklilerin yüzde 62'sini 58-60 yaşın altındaki sigortalılar oluşturuyor. Bunlar doğru ama SSK emeklileri cinayetin suçlusu olmadıktan gibi çaresi de olamazlar.İktidann yapması gereken şey, bir çizgi çekmek ve Dünya Bankası önerilerini geleceğe dönük uygulamalar için temel almaktır.Emekliden vergi kesilecekse önce onlara doğru dürüst aylık vermek gerekir.Devlet yıllar yılı kayıt dışı istihdamla savaşmadı, gerçek ücretleri primlendiremedi, primleri zamanında toplamadı, toplayabildiği paraları da kötü kullandı.AKP iktidarı bir fark yaratmak istiyorsa, kayıt dışı istihdamla savaşıp prim gelirini artırmaya ve özellikle ekonomik büyümeyi teşvik ederek çalışanları çoğaltmaya uğraşsın.IMF'nin gözüne girmek için zalimce bir ameliyata hemen kalkışmaksa...AB'den müzakere tarihi aldığımız takdirde artacak yabancı sermaye yatırımlarının yaratacağı yeni imkânlar beklenmelidir!Çiçek'ten baba nasihatiDün Babalar Günü idi. Adalet Bakanı Çiçek'i dinlerken, aklıma yukarıdaki başlık geldi.Çiçek, tahliye edilen Zana ve arkadaşlarına "Bunu hak etmediler" dedirtecek davranışlardan sakınmalarını öğütledi.Dedikleri "baba nasihati" nitelemesini hak ediyor. Hiçbir yoruma ihtiyaç göstermiyor:"Bu (PKK) bir terör örgütüdür. Kimsenin lâfı gevelemesinin anlamı yoktur. Bir yandan Türkiye'de demokrasi adımları atılmasını isteyeceksiniz, diğer taraftan demokrasinin ve insan haklarının en büyük düşmanı olan terörü ve terör örgütünü kınamakta eveleyip geveleyeceksiniz..Demokrasi mecrasında yürüyor. Devletin terörle mücadele kararlılığı kesindir. Eskiden 'Türkiye demokratik açılım yapmıyor, sadece sopa gösteriyor' denirdi. Şimdi devletin sopası da demokratik imkânları da var.Sopayı yemek istemiyorsan verilen imkânları kullan!"
Bugün 1 milyon 787 bin genç üniversiteye girebilmek için yarışacak. Hepsine başarı dilemek isterdik ama yaran yok. Çünkü devlet, vakıf ve KKTC'deki üniversitelerin toplam kontenjanı 396 bindir.Yani bir mucize olsa ve hepsi başarı kazansa yine de bu gençlerin dörtte üçünden fazlası açıkta kalacak ve mevcut işsizler ordusuna katılmaya mahkum olacaktır.Üniversiteye hedeflenmiş bu gençleri bile bile umutsuzluğun karanlığına sürüklemek, gelmiş geçmiş tüm siyasi iktidarların, eğitim bürokrasisinin ve YÖK yönetimlerinin vebalidir.Lise mezunları arasındaki işsizlik oranı, ortalama işsizlik oranının üstünde seyrediyor hep. Eğitim sistemimiz, piyasanın aradığı yetenekleri vermiyor. Vasıfsız işgücü arayan, daha ucuz olduğu için okumamışı tercih ediyor.Liselerde öğrenim gören 3 milyon 593 bin öğrenciden sadece 1 milyon 129 bini meslek liselerinde okuyor. Bu dengenin tersine çevrilmesi çözümün ilk adımı olacaktır.Yıllardan beri bu adım atılmıyor, çocuklar kandırılıyor, hayallerle ve yarış içinde büyütülüyor, üniversite kapısından çevrilip, acımasız bir dünyaya savruluyor.Eğer bu çocuklar baştan mesleklere yönlendirilmiş olsalardı en azından yansı, kollannda birer "altın bilezik" ile geleceğe daha güvenle yürüyeceklerdi.İdeolojik inadın kilidini kırmak gerekiyor. Lise hayata hazırlamalı, üniversite bilim üretmeli.. Yaşadığımız hır-gür iki amaca da zarar veriyor.İş başındaki iktidarın gücü vardı. Ama çözümü, imam hatip inadından sağlayacağı siyasi ranta feda ederek ülkeye bir yıl kaybettirmiştir.Bugün sınava giren 2 milyona yakın gencin beyhude heyecanlarına bakıp günah korkusu ile dileriz insafa gelirler!Oyun bozuldu..Türkiye, bir çoğumuz farkında olmadan büyük bir komployu aşma becerisi gösterdi.İhanet terörün gıdasıdır.Ülkenin AB yolundaki şansı arttıkça kendi sonunun geleceğini gören PKK saldırıya geçti. Amaç, yeni bir terör ortamında AB sürecini çıkmaza sokmaktı. Çünkü tırmanış, demokratik açılımları tersine işletecek bir toplumsal baskının doğmasına zemin hazırlayacaktı.Hükümetle PKK'yı bir tutan DEHAP başkanı ve tahliye edilen eski DEP milletvekilleri bilerek veya bilmeden, söz ve tavırları ile bu komploya alet oldular.Fakat öylesine bilinçli ve kendine güven duyan bir devlet ve millet tavrı ile karşılaştılar ki hesap tutmadı.Ve meydan meydan dolaşan eski DEP'liler adına dün Orhan Doğan, askeri güvenlik güçleri ile emniyet örgütünden gördükleri anlayış nedeniyle hükümete teşekkür etti. Daha önemlisi bölge insanında, Türkiye'nin bölünmesine izin vermeyecek kadar birlik bilinci gördüklerini ifade etti.Bölge halkının çatışma istemediğini farketmeleri iyi bir şey.Ama daha iyisi, bunun gereğini yapmaları, halk adına teröre "ne şiş yansın ne kebap" riyakârlığı ile değil, açıkça, cesaretle karşı çıkmalarıdır.
Deprem sinyali aldıkları zaman atlar ahırdan çıkıp tepelere doğru koşmak istiyor. Fareler yapıların üst katlarına kaçışıyor. Karıncalar yuvalanndan oluk oluk dışarı çıkıyor.Ama bazı toplumlar hâlâ bilimin uyarılarını dinlemediği için deprem karşısında hayvanlardan daha çaresiz kalıyor. Türkiye yazık ki hazırlığını önceden yapan toplumlar sınıfına terfi edemedi.Prof. Şengör kötü adam olmak pahasına geçen hafta halkı korkutarak silkeledi. Bu korkudan doğacak dalgalarla kendi gündemine hapsolmuş hükümeti dövmek ve uyandırmaktı niyeti.Ama işe yaramadı. Halkın birkaç gün için uykusunu kaçırdı; işte hepsi o..Bari yasa yapın..Beklenen deprem, öncelikle kamu binalarının, köprü ve bağlantı yollarının güçlendirilmesini gerektiriyor. Hayatın yarısı buralarda, yarısı da evlerde geçiyor.Devlet kendi payına düşeni yapmadığı gibi riskin öteki yarısını gidermek için fedakârlığa hazır halkın önünü de açmıyor.Meselâ İstanbul'da yıkılıp yeniden yapılması veya en azından güçlendirilmesi gereken on binlerce apartman var. Yasalarımız, tüm kat maliklerinin rızası olmadan bir şey yapılmasına izin vermiyor.Öncelikle bu yasal engelin aşılması lâzım. Örneğin apartmanlarda onda 7 veya 8 çoğunluğun dediği olmalı. İkinci olarak da ekonomik teşvik sistemi işletilmeli..Apartmanlarda oturanların çoğu orta ve düşük gelirli ailelerdir. Mali destek görmedikleri takdirde rehin kalacaklardır. Çaresizlikleri, bu fedakârlığı taşımaya hazır komşularını da mahkûm edecektir.Hükümet uykudaAB vizyonuna sahip bir iktidar böyle bir sorunu kaderciliğe terketmez diye düşünürsünüz değil mi? Ben de bu ümitle Bayırdırlık ve İskân Bakanlığı'nı aradım. Aldığım cevap şudur:"İşin önemini biz de biliyoruz. Ama konu İstanbul olunca iş çok büyüyor. Yine de çalışma başlatmak üzere hazırlıklarımız var.."Yani hükümet "çalışmaları başlatmak için çalışmalara başlamış!"Bu açıklamadan çıkan gerçek şudur ki, karıncalardan daha ileri bir güvenceye sahip değiliz. Prof. Şengör'e kızacak yerde onu dinlemeye ve iktidarı da uyandırıncaya kadar silkelemeye devam etmeye mecburuz.Bütün sivil toplum örgütlerinin asıl uğraş alanları yanında bir numaralı ortak gündemleri bu olmalı. AB için uğraşan lobiler bile şunu bilmeli:Allah korusun, İstanbul'u depreme feda etmiş bir Türkiye'yi söz verse bile AB içine almaz!
On gün sonra İstanbul dünyanın merkezi olacak. Türkiye 46 ülkenin siyasi ve askeri liderlerini ağırlayacak.Değişen dengeler ve uluslararası terör olgusu NATO'yu köklü dönüşümlerin kavşağınagetirmiştir.ABD Dışişleri Bakanlığı'nın bir yetkilisi olan Robert Bradtke dün "İstanbul Zirvesi'nin, NATO' nun Avrupa ötesindeki güvenlik tehditlerine karşılık verme kapasitesine sahip hale dönüşmesi yolunda bir kilometre taşı olacağına inanıyoruz" dedi.Bush yönetiminin NATO'yu Irak'a bulaştırma arzusu müttefiklerinden kabul görmüyor ama belli ki Amerika burada ısrarlı olacak.Kendi halkının bile güvenini kaybetmiş Bush politikalarından NATO'yu korumak elbette önemlidir. Bu amaca en büyük katkıyı zaten Amerika'dan yansıyan muhalefet sağlıyor.New York Times dün Irak'ın terörle işbirliği iddiasının asılsız çıktığından hareketle bu "en namussuz iddia ya halkını inandıran Bush'a "özür dile" çağnsı yaptı.Fakat ev sahibi olarak bizim daha önemli önceliklerimiz var. Dünya liderlerini buluşturan İstanbul, terörün de hedefi olacaktır. Türkiye, meşum niyetlere geçit vermeyen bir güvenlik garantisini sağlamakla yükümlüdür.İstanbul Valisi Güler dün, hayatı üç gün epey zorlaştıracak güvenlik önlemlerini açıkladı.İnanıyoruz ki İstanbullu, bu sınavın kendisine yüklediği fedakârlıktan sorumluluk bilinci ile yerine getirecektir.Yakın tarihimizin en büyük uluslararası organizasyonundan yüzümüzün akı ile çıkmak zorundayız. Türkiye'nin olimpiyatı da bu..Kalitemizi kanıtlayan bir başarı, yıl sonunda AB'den almayı beklediğimiz müzakere tarihi için büyük avantaj sağlar.Allah utandırmasın..Değişiyoruz..Çağdaş yaşam sorumluluktur. O sorumluluklara saygının teminatı da adalettir.1999 depreminde Yalova'daki AKSA fabrikasından sızan gazlardan zehirlenen mağdurların tazminat taleplerini yerel mahkeme reddetmişti.Doğal afetin sebebiyet verdiği zaran niye AKSA ödesin?Yerleşik anlayış buydu..Türkiye'de bir şeylerin değiştiğini Yargıtay 4'üncü Hukuk Dairesi ispat etmiştir.Yüksek mahkeme, fabrikayı depreme dayanıklı bir zeminde kurmadığı ve yeterli güvenlik önlemi almadığı gerekçesiyle firmayı kusurlu bulmuş, 22 ailenin 100'er milyar liralık tazminat taleplerinde haklı olduklarına karar vermiştir.Bu karar hayati değiştirecek, tedbir kusurunun, ihmal edilen yatınm nedeniyle kazanıldığı sanılan paradan çok daha büyük maliyetler getireceğini herkese öğretecektir.Hukukun, kanunlardan ibaret olmadığını kanıtlayan bu karar, halkın adalete olan güvenini artıracaktır şimdi..Çağdaş yaşamı destekleyen bir adalet anlayışının koruyucu misyonunu taşımaları için hakimleri de teşvik edecektir.
Yasaların meclisten çıkmadan önce kamuoyunda tartışılması demokrasileri baskı rejimlerinden ayıran en önemli fark. Bu sayede daha çağdaş, katılımcı ve etkin hukuk belgeleri çıkıyor ortaya. Yolsuzlukla Mücadele Kanunu Tasarısı meclis komisyonlarında ve toplum gündeminde enine boyuna tartışılıyor.Öncelikle tasarının, yolsuzluklara karşı geleceğe dönük güvenceler getirip getirmediğine bakmak gerekiyor. Geçmişimiz, iyi bir yasa hazırlamak için lâzım olan ibreti bize fazlasıyla kazandırmıştır.Yasa, organize biçimde işlenen 22 tür yolsuzluk suçunun takibi, yargılanması ve infazında önemli yenilikler getiriyor. Meselâ... Suç işleyen memurlar, yasalann sağladığı koruma zırhından yararlanamayacaklar; Savcılar bu suçları takipte ajan bile kullanabilecek ve yargılamalar özel ihtisas mahkemelerince yapılacak;Suç ortaklarının yakalanmasını sağlayan sanıklar ceza indirimi elde edecek;Suçun ortaya çıkmasına yardımcı olanlar ödül alacakları gibi özel koruma programından yararlanacaklar;Yolsuzluk suçu işleyenler, kurum veya kişiye verdikleri zararı geri ödemeyi kabul ederse cezaları üçte birden yarıya kadar inecek..Üzüm yeme mantığıYasa geleceğe dönük yapısı ile desteğe lâyıktır. Çünkü sanıkla uzlaşma aramak, Batılı ülkelerde de usul hukukunun önemli bir unsuru haline geldi. Savcılar katillerle ve büyük mali suçlar işlemiş kişilerle bile adaleti hızlandırıp etkinleştirmek ve kamunun kayıplarını gidermek için pazarlık yapabiliyor.Geriye kalıyor yasanın eskiden işlenmiş suçlara ilişkin geçici maddeleri..Yeni başlangıçlar, toplum vicdanını rahatsız etmeyen uzlaşmalarla geçmişi tasfiye ettiği zaman daha başarılı oluyor.Tasarı bu amaçla, bankacılık suçlarından doğmuş kamu zararlannın giderilmesini de sağlayacak biçimde, sanık ve hükümlülere "öde kurtul" kolaylığı getiriyor.Siyasetin toplumdaki öfkeyi tatmin etme ihtiyacı ile yirmi kadar bankaya el koyduğu bir dönem yaşadık. O gün yapılan bazı yanlışlar şimdi yargı kararlarıyla ortaya çıkıyor. Kamu zararı olan haksız kazancın faizi de eklenerek geri ödenmesi şartıyla suçlananlara fırsat sunulması çok görülmemeli.Şu eksik de olmasa"Ekonomik suça ekonomik ceza" kavramının savunulduğu bir çağda, devleti milyarlarca dolarlık zarar ve alacağını tahsil etme imkânından yoksun etmek pahasına "asalım keselim" edebiyatı yapmak olsa olsa popülist bir sömürüdür.Yasa geçerse, "kayıp trilyon" davasından hüküm giyen Erbakan da parayı geri ödemek koşulu ile kurtulacak. Bu doğru..Ama Necmettin Erbakan zaten şu anda cezaevinde yatmıyor. Tasarı reddedilirse bir yıl sonra hapse atılacak.AKP'nin yerinde başka bir iktidar olsa seneye 81 yaşına girecek olan eski başbakanı cezaevine koyabilecek mi?Bizce bu yasanın tek büyük eksiği, milletvekili dokunulmazlığını daraltan reformdan yoksun oluşudur.Keşke o eksik de tamamlansa ve yolsuzlukla mücadele topal başlamasa!
Dün İzmir'de birdenbire renkler soldu. İzmir'e özlediği renkleri kazandıran adam ölmüştü. Ahmet Pıriştina halkı için yalnız şükranı hak eden bir geçmiş değil, aynı zamanda büyük beklentileri temsil eden bir gelecekti. Namusu ve tok gözlülüğü varlığından değil erdemli kişiliğinden gelen temiz, dürüst, aydınlık bir insan oldu hep.Başarılı bir profesyonel yönetici olarak dağın tepesinde oturup kentine yukarıdan bakan bir yaşam sürerken keşfetti onu siyaset.Önce milletvekili oldu. DSP'nin o günkü rüzgârı ile 1999'da İzmir Belediye Başkanı seçildi. O kadar parlak işler yaptı ve o kadar büyük bir sevgi ve güven kazandı ki, son seçimde partisi onun sayesinde prestijini kurtardı. Yeni partisi CHP'nin aldığı oyun yüzde 12 fazlasını toplarken, cumhuriyet değerlerine bağlı, sosyal duyarlılığa sahip her siyasi görüşten yığınları etrafında birleştirdi.Başarısı aslında yozlaşmış siyasete ve egoist siyasetçilere halkın verdiği bir mesajdı: "Dağınıklık bizden değil sizden geliyor. Çare Piriştina'ları çoğaltmaktır!"Heyhat; iç kavgalar yüzünden CHP küçülürken Piriştina'nın potansiyel bir lider olarak gizli gizli büyüttüğü umutlar dün bahtsız bir kazaya uğramıştır.O, İzmirli'ye utanç ve suçluluk duygusu veren Körfez'i kurtaran, kenti mavi ve yeşille kavuşturan; heykeli dikilecek, çalışkan, temiz, yardım sever adam.. Elbette siyasetin daha yüksek sorumluluklarını hak ederek taşıyabilir, beklenen yeni liderin cevabı olabilirdi.Ahmet Piriştina yalnız ailesinin, İzmir'in, partisinin değil, tüm ülkenin kaybıdır. Milletin başı sağolsun. Allah ona rahmet, eşine, çocuklarına, sevenlerine sabır ihsan etsin. İzmir, kaybının acısını Körfez grubunun hüznünde yaşayacak. Ama İzmirliler Piriştina'nın ruhunu şad etmek için yüzlerini bir an önce şafağa dönmeliler.Piriştina'yı orada bulmuşlardı çünkü..Maskeler düşerkenOtuz bin insanın kanına giren PKK terörünü içerde ve dışarda savunan bazı çevreler hep şu iddiadaydılar:Terör kabul edilemez bir mücadele yolu ama PKK'nın amacı Kürt kimliğinin tanınmasına yönelik demokratik haklara ulaşmaktır..Son günlerin gelişmeleri, böyle düşünenler için utanç verici hezimetler üretiyor.TRT'de Kürtçe yayın başladığı gün DEHAP Genel Başkanı, aynı gün tahliye edilen eski DEP'li milletvekilleri terör örgütüne peş peşe "ateşkesi bozmayın" çağrısı yaptılar.PKK da bu çağrılara uymayacağını açıkladı. Amaç hak hukuk olsaydı, AB sürecinin şu kritik dönemi terör şantajı ile riske sokulmazdı.PKK defterinin kapanması, bu örgütün demokrasi ve eşitlik peşinde olmadığı, ülkeyi bölmek amacına adanmış salt terör örgütü olduğu gerçeğini bu ülkede yaşayan herkesin görmesine bağlıdır. Son günlerin ihanetleri, bu uyanışı hızlandıracaktır.
Avrupa Birliği, gerçekten namuslu ve ilkeli bir yaşam biçimini temsil ediyorsa Türkiye'yi geri çevirmeyecektir.Aslında Türkiye'ye müzakere tarihi verileceği 1999 Helsinki zirvesinde karara bağlanmıştır. O zirvede oluşan karara göre Kopenhag kriterlerini yerine getirdiğinin kabulü, Türkiye ile üyelik müzakerelerini başlatan mekanizmayı otomatik olarak harekete geçirecektir.Helsinki kararını alanların "İç dinamikleri nasıl olsa Türkiye'nin bu değişimi geçirmesine izin vermez" rahatlığı içinde hareket ettikleri düşünülebilir.Ama bunlar artık geride kalmış, Türkiye üyelik iradesini gösteren cesur adımlarla bahane bırakmayacak bir yere gelmiştir.Türkiye'nin fakir ve Müslüman yüksek nüfusu Avrupa'yı hep korkuttu. Bu korkunun yaratabileceği riskler, Ankara'nın senaryolarında hep hesaba katıldı. Bir diplomattan dinlediğim şu komik kurgu ruh halimizi çok iyi yansıtıyor:Son üç adayın üyelik müzakereleri tamamlandıktan sonra sınav niteliğinde mülakatlar başlamış. Doğru cevabı söyleyen kazanacak..Bulgar temsilciye sorulmuş: "İlk atom bombası kaç yılında atıldı?"Bulgar 1945 deyince "Tamam" demişler "AB üyeliğiniz hayırlı olsun..""Hangi şehre atıldı o bomba?" sorusuna muhatap olan Romanya temsilcisi "Hiroşima" deyince.. "Siz de birliğe girdiniz, kutlarız.."Sıra bize gelmiş: "Hiroşima'da kaç kişi öldü? İsimleri ve adresleri neydi?"Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan partilerin zafer kazanmaları, tedirginliğimizi artırmıştır.Hoş bu sonuçta, ekonomik düş kırıklıklarının ve Irak politikalarına tepkilerin daha fazla tesiri olmuştur ama Türkiye karşıtlan bu seçimi hükümetlerine baskı yapmak amacında kullanacaklardır.Aralık zirvesindeki kararı, işbaşındaki liderlerin verecek olması yine de avantajdır.Ama asıl avantajı bize, eylüle kadar göstereceğimiz performans getirecektir.Müzakere tarihine ilişkin karara temel olacak Komisyon Raporu eylülde yazılacak.Taşıdığımız şüphe ve güvensizlik, reformları hayata geçirme hevesimizi azaltmamalı, artırmalıdır.Kavram karambolü"Laik kişi olmaz, laik devlet olur.."Bu klişeyi Başbakan Erdoğan da sık kullanmaya başladı."Kişi laik olmaz" görüşü temelden yanlıştır. Eğer bu sözler, din sömürüsündeki sistematik tırmanışlara zemin oluşturmak adına sarf ediliyorsa katmerli yanlıştır.Devlet gibi insan da laik olabilir. Hatta vehim ve hurafelerden arınmış bir kalple ve akılla dinine bağlandığı için, daha çağdaş, daha iyi bir Müslüman olur.Laik'in karşıtı dindar değildir, yobazdır. Yani çağla kavgalı, dini yanlış okuyan ve tutsağı olduğu hurafeleri topluma da dayatan gerici..Aklın devreye girdiği yerde laiklik başlıyorsa neden laik insan olmazmış? Olur olur.. Hem de daha iyisi olur!
DEHAP gerçekleşen demokratik açılımları kutlayan mitingler yapıyor.Reformlar sayesinde tahliye edilen eski DEP'li milletvekilleri bu mitinglere katılıyor ve isteyen Kürtçe konuşuyor.Eski DEP'li milletvekillerinin cezaevi yıllarında kendi iç hesaplaşmalarını yaptıkları belli oluyor.Meselâ Zana dün "Bizler asla şiddetin körükleyicisi olmayız, sadece barışın emekçileri olacağız. Daha fazla özveri bekleniyorsa gereğini yapmalıyız" dedi.Ama Kongra-Gel'e yaptığı ateşkes çağrısı, kendisine bağlanan umutları hak edecek bir zihniyet berraklığını henüz tam kazanmamış olduğunu gösterdi.PKK'nın devamı olduğu için Kongra-Gel'i terör örgütleri listesine dahil eden Amerikan ve AB yönetimlerine protesto mektupları yazan Zana, bu çağrısı ile kendini yalanlamadı mı?"Ateşkesi altı ay daha bozmayın" demek, terör örgütünün Türkiye'ye karşı bir şantaj kozu olarak varlığını sürdürmesini dolaylı biçimde savunmaktır.Yaşanan tecrübe, Türkiye'de farklı kimliklerin terör yoluyla değil, PKK yenildikten sonra gelen barış sayesinde tanındığını öğretti. Barış ortamı geliştikçe bir gün teröre bulaşmış suçluların affı da gündeme gelebilir.Eğer Zana ve arkadaşları, terör şantajı ile bu hedefe hemen ulaşmak isteyen PKK'nın aleti durumuna düşerlerse temsil ettikleri umuda ihanet ederler.Demokratik siyasetin iç ve dış dinamikleriyle etkili olduğu bir ülkede terör örgütüne "ateşkes" için yakarmak devlete ve halka hakarettir.PKK'ya "silâhı bırak ve kendini tasfiye et" çağrısı yapmak, Leylâ Zana'ya lâyık görülen tarihi misyona daha çok yakışırdı!Sosyal devlete yakışmaz..VATAN'ın bugünkü manşeti, işsizliğin, çaresizliğin ulaştığı korkutucu boyutları gösteriyor.Devlet temmuzda bir memur sınavı açacak. 600 milyon lira aylıklı bir iş bulmak umuduyla 1 milyon 737 bin genç insan sıraya girmiş durumda.Kaç kişi işe alınacak, belli değil.. Zaten kadrolar dolup taşmış, IMF genişleme değil daralma öneriyor.Fakat öte yanda ekonomi rayına giriyor dendiği halde işsiz sayısı artmaya devam ediyor. Her yıl üniversite kapısından dönen 1 milyon genç işsizler ordusuna katılıyor.Anayasa'nın yüklediği "işsizliği önleyecek tedbirleri almak" ödevini yerine getiremeyen, meslek liseleri reformunu imam hatip kavgasına feda eden iktidar bu durumda ne yapacak?"Bunalan gençleri hayallerle oyala" diyen Babayasa'yı uygulayacak!AKP de bunu yapıyor işte..İşsiz gençlerden topladığı paralarla sınav yapıyor. Üstelik o paralardan yüzde 5 Hazine payı ve yüzde 18 KDV kesiyor.Yani gençleri hayalle uyutmayı kamu hizmeti sayıp parasını alıyor.Ayıptır yahu!