Beklendiği gibi İstanbul zirvesi NATO'daki çatlağın onarılması yolundaki görevini yaptı.Atlantik'te, yani ABD ile Fransa ve Almanya arasındaki çatışmanın sebep olduğu yaraya Irak'la ilgili mecburiyetler merhem oldu.Irak, uluslararası uzlaşmaların ağır işleyen çarkını bekleme lüksüne sahip değil.Bu ülkede egemenlik, yerel otoriteye devredildi. Fakat ABD ile Avrupa'nın birlikte hareket etmemesi halinde geçiş döneminin başarı ile tamamlanması olanağı yoktur.AB Komisyonu Başkanı Prodi'nin belirttiği gibi başarısızlığın ağır sonuçları olacaktır. Prodi'ye göre "Irak'taki cemaatlerin ılımlı liderlerine olan güveni sarsmak veya onları öldürme girişimlerinde bulunmak" yakın geleceğin yüksek risk faktörleridir.Bu, Irak'ın parçalanması sonucunu getirecek bir iç savaş demektir.Faturası da şimdiden bellidir:"Petrol bölgesindeki karışıklığın inanılmaz boyutta ekonomik maliyeti olacaktır.. Ayrıca bu siyasi başarısızlık, Avrupa ile ABD arasındaki ayrılığı derinleştirecektir.."NATO Irak'a..İstanbul Zirvesi, tehlikeye karşı gerekli işbirliği zemininin yaratılmasını sağlamıştır.Yayınlanan "Irak Bildirisi"nde "Güvenlik kuvvetlerinin eğitimi konusunda Irak hükümetine NATO yardımını önermeyi kararlaştırdık" ifadesi yer alıyor.Bu ifade Irak'ın istikrara kavuşturulması amacında NATO'nun görev üstlendiği gerçeğini vurguluyor.Irak Geçici Hükümeti Başbakanı Allavi'nin ittifaka yaptığı yardım başvurusuna cevap da teşkil ettiği için daha büyük önem kazanıyor.Amerika ile Fransa arasında galip-mağlup seçimi yapmaya kalkmadan bölge barışı ve özellikle de Türkiye'nin güvenlik çıkarları açısından olumlu ve başarılı bir sonuç alındığını söylemek doğru olur.NATO'nun Irak hükümetinden gelen çağrının ardından devreye girmesi, ABD'nin tek belirleyici olduğu bir yapıdan mutlaka daha adil ve etkili bir çözüm süreci başlatacaktır.İlk işaretler iyiNitekim bunun ilk işaretleri gelmiştir.Yetkileri devralan yeni Irak hükümetinin Başbakanı İyad Allavi'nin sözcüsü, din veya ırk temeline dayalı bir federalizmin söz konusu olmayacağını belirtmiş, daha önemlisi hükümetin PKK'yı terörist örgütler listesine aldığını açıklamıştır.NATO Zirvesi bugün sona eriyor.Şu ana kadar elde edilen sonuçlar, İstanbul halkının katlandığı fedakârlıklara değdiğini gösteriyor.Çünkü zirve, NATO'nun ve Irak'ın geleceği ile ilgili önemli kararların alınması yanı sıra Türkiye'nin AB hedefine de katkılar sağlamıştır.Yıl sonunda Türkiye hakkında karar verecek olan AB liderleri İstanbul'daydı.Burada yaşadıkları üç günlük tecrübe ardından Türkiyesiz bir AB'nin siyasi olarak eksik ve engelli kalacağını daha iyi anlamış olabilirler..
NATO'nun kendini yeniden tarif edeceği İstanbul Zirvesi bugün başlıyor. Yeni tehdit algılamasında terör bir numaralı sorundur ve NATO'nun yeni yapılanması Türkiye'yi cephe ülkesi durumuna getirecektir. Bunun elbette bedelleri olacak.Örneğin 3. Kolordu iki yılda NATO ordusuna dönüştürüldü ve acil müdahaleler için hazır hale getirildi. Yakın bir gelecekte Afganistan'da göreve çağrılabilir.Yangına en yakın müttefik olarak Türkiye vazgeçilecek, oynanacak, oyalanacak, şartlara bağlanan dostluklarla idare edilecek bir ülke değildir artık.Bu gerçeğin karşı tarafa kabul ettirilmesi için öncelikle bizim kendi gücümüzü ve kozlarımızı farketmemiz gerekiyor. Uslu çocuk olmayalım demiyoruz, aptal çocuk olmayalım!Bush samimi değilCumhurbaşkanı Sezer ve Başbakan Erdoğan dün Başkan Bush'a Irak'taki PKK varlığının ortadan kaldırılması konusunda uyarıda bulundular. Verilen sözlere rağmen halâ adım atılmadığından şikâyet ettiler.Başkan Bush da "Yönetim bir kaç güne kadar Irak Geçici Hükümeti'ne devrediliyor. Onlarla işbirliği içinde elimizden geleni yapacağız" cevabını verdi.Türkiye'nin hassasiyetine saygılı bir tepki değildir bu cevap. Gerçekçi de değildir. Çünkü 1546 sayılı Birleşmiş Milletler kararı, güvenlikle ilgili sorumluluğu koalisyon güçlerine bırakıyor. Yani bir yıldır Ankara'yı uyutan Bush "Artık PKK benim meselem değil" diyemez.Acaba Bush yönetimi PKK'yı, Türkiye ile yeni Irak hükümeti arasında ilişki kurulmasını sağlayacak bir koz olarak mı kullanmak istiyor?Hemen belirtelim ki Türkiye ile yeni Irak yönetimi arasındaki ilişkilerin kaderini PKK'ya bağlamak, indirgemek, risklerle dolu kötü bir başlangıç olur.Siyaset değişsinTürkiye, güvenliği için Amerika'dan, NATO'dan yardım bekleme siyasetini terk etmelidir. Hem yakışmıyor, hem gerçekçi değil..Amerika'ya, NATO'ya "Beni bu tehditten kurtar" demek, PKK'ya gerçekte sahip olmadığı bir gücü vehmetmek anlamı doğurduğu gibi Türkiye'ye hak etmediği bir zayıflık görüntüsü de veriyor. Bu ülke, çok daha kötü şartlarda bölücü terörü yenerken, kimsenin askeri yardımına muhtaç olmamıştır.Türkiye, güvenlik sorunlarını başkalarına devredemez. Hükümet siyasetini değiştirmek zorundadır artık. "Bizim için savaşın" demek yerine "Siz yapamıyorsanız biz yapalım" demek zamanı çoktan gelmiştir.Aksi halde yeni NATO'nun Türkiye'ye yükleyeceği yeni sorumlulukların meşruiyetini halka kimse anlatamaz.Hükümet şunu demelidir: "PKK sınırımızda dururken teröre karşı yürütülecek savaşta cephe ülkesi olmaya halkımı ikna edemem."
NATO Zirvesi gibi bir toplantıya ev sahibi seçilmek, uluslararası toplumun iradesi ile sağlanmış bir güven kredisidir.Üye sayısı 26'ya yükseldikten sonra yapılacak ilk NATO Zirvesi için İstanbul'un seçilmiş olması, bu gözle değerlendirilmeli.Uluslararası camia Türkiye'yi ödüllendiriyor, destekliyor ve cesaretlendiriyor.Dışişleri Bakanı Gül'ün dediği gibi NATO Zirvesi Avrupa Birliği'nden beklentilerimiz açısından da önemlidir. Gül "Üç-dört ay sonra bizini hakkımızda karar alacak liderlerin hepsi İstanbul'a geliyor. Müthiş bir fırsat bu" diyor. Doğrudur..Türkiye, Müslüman bir toplumun kimliğini yitirmeden kendini yenileyebileceğini kanıtlayarak, medeniyetler çatışması kâbusuna alternatif bir umut olmuştur.İnsan hakları ve uluslararası hukuk Batı'nın uygarlığa yaptığı katkılardır. Türkiye bu kazanımları paylaşmanın Müslüman toplumların hakkı hatta ödevi olduğunu göstererek bir ilki gerçekleştirmiştir.Yakın zamana kadar Türkiye coğrafyası nedeniyle önemsenen bir ülke idi. Artık sivil özgürlükler, pazar ekonomisi ve hukuk devleti gibi temel haklara dayalı demokrasisi nedeniyle de önemli hale gelmiştir.Zirve sayesinde dünya liderleri, Türkiye'nin model olma liyakatini yakından görme olanağını bulacaklardır. Ev sahipliği avantajı bize, yanlışları göstermede ve politikalar önermede imkânlar sunacaktır.Türkiye, terör üreten haksızlıklar coğrafyasına müdahalede öncelikleri doğru koymanın önemini iyi anlatarak barışa hizmet edebilir. Dünya liderlerini, Filistin'e adalet getirmeden terör bataklığını kurutmanın ve bölgede demokrasi projesi tutturmanın imkânsızlığına ikna edebilir.İstanbul Zirvesi yalnız genişleyen NATO'nun değil, Türkiye'nin de geleceğinde tarihi bir kavşak noktası olacaktır.Önümüzde, İstanbulluların katlanacağı üç günlük sıkıntıyla ölçülmeyecek değerde bir fırsat ve bir büyük sınav bulunuyor.Protesto hak ama..Protesto ve gösteri, demokrasilerin ziynetidir. NATO Zirvesi'ne ve Bush'a yönelik gösteri ve mitingleri, bu ülkede demokrasinin yaşadığına, toplumsal vicdanın özgürlüğüne kanıt sayarak hoşgörü ile karşılamak gerekiyor.Yeter ki eylemler kamu düzenine ve insanlara zarar vermesin. Bu amaçla valilik kentte 19 bölge tahsis etti.Başkan Bush'un temsil ettiği zihniyet, eski Başkan Clinton gibi karşılanmayı hak etmiyor. O nedenle Bush'un yarattığı haksızlıklara itiraz eden eylemler bu ülkenin konukseverliğine gölge düşürmez, sadece demokrasiyi içselleştirdiğini kanıtlar.Ama bombalı eylem yapanlar, şiddete başvuranlar?.Onlar NATO'ya ve Bush'a değil, halka ve Türkiye'nin geleceğine düşmanlık yapıyorlar!
Çok sayıda PKK teröristi Kuzey Irak'ta gizleniyor. Bu ülkede bir işgal otoritesi var olduğuna göre teröristlerin gizlendiğinden değil korunduğundan söz etmek daha doğru olmaz mı?ABD Başkanı Bush, dost ve müttefik söylemlerine gölge düşüren bu çelişkinin Ankara'da önüne konulacağını biliyor. NTV'ye verdiği mülakatta "Bu konunun açılacağına eminim" dedi. Fakat o da Ankara'daki büyükelçisi gibi "görünür bir gelecek" için vaatte bulunmadı.Dediklerinin Türkçesi şudur:"Irak'ta zaten başımız dertte. Arı kovanına çomak sokup hem kendi başımıza, hem yönetimi devrettiğimiz Irak hükümetinin başına yeni dertler açamayız. İlerde bakarız.."Washington PKK'nın Türkiye için ne ifade ettiğini bilmiyor. O nedenle bu ülke halkının gözünde sürekli güven kaybına uğradığını göremiyor.PKK, Türkiye'ye karşı çekilmiş bir silâhtır.. Bu kanlı örgüt yenilmiş, fakat Amerika'nın Kuzey Irak'ta sağladığı güvenlik şemsiyesi altında palazlanıp yeniden tehdit unsuru haline gelmiştir.PKK silâhını Türkiye düşmanlarının kullanması anlaşılabilir. Fakat Amerika da bir şekilde aynı günahı işliyorsa bunun mazereti olamaz.Üç-dört bin bölücü terörist, Amerika'nın hükmettiği topraklardan Türkiye'ye sızıp kan dökecek, Başkan Bush da buraya gelip dostluktan söz edecek..Ve biz de buna inanacağız!Washington, terör örgütlerini dünyanın birçok yerinde Orta ve Güney Amerika'da, Afrika, Ortadoğu ve Asya'da politik bir araç olarak kullandı.11 Eylül'de bu ağır günahın bedelini kanı ile, canı ile ve onurunu yitirerek ödedi. Hâlâ mı?Manken olmayacağızBeykent Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Yavuz G. Yıldız, Büyük Ortadoğu Projesi bağlamında dikkate değer uyarılar yaptı.NPQ Türkiye'nin son özel sayısında "Bir ülke kendini model olarak satmaz" diyor. Neden? Çünkü faturası ağırdır:1. Benzetilmeye zorlanan ülkeler, model ülkeye düşman olurlar;2. Türkiye'yi model diye sunanlar, bizi manken gibi kullanıp kendi değerlerini giydirerek pazarlamaya kalkarlar..Başbakan'ın son açıklamaları, tehlikeyi algıladığını gösteriyor.Erdoğan'ın "İsteyen, Türkiye'nin tecrübelerinden yararlanabilir. Ama kimseye 'bizim gibi ol' demeyiz" sözleri zamanı doğru seçilmiş bir çıkıştır.NATO Zirvesi'ne gelecek konukları karşılamak için eşlerinin başı açık olan iki bakanı görevlendirmesi de akıllıca..Türkiye'ye "Ilımlı İslâm rejimi" elbisesi giydirme meraklılarına bu kararın anlamı, vereceği görüntüden daha önemli bir mesajdır.
NATO Zirvesi 46 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarını İstanbul'da buluşturacak.Ev sahipliğini yapacağımız dünya liderlerinin hem yerel, hem evrensel düşmanları var ve İstanbul bunların ortak hedefi olacak.Devlet, konuklarını terör saldırılarından korumak için alınabilecek tedbirleri fazlasıyla aldı.Yabancı liderler ve onlara eşlik eden 7-8 bin konuk, kentin merkezinde 10 kilometre karelik bir alanda 25 bin güvenlik elemanı tarafından korunacaklardır.Sızmalara karşı İstanbul halkı sıkıyönetim şartlarında yaşayacak üç gün..200'e yakın cadde, metro, bazı köprüler, bir süreliğine havaalanı kapatılacak, balıkçı motorları denize açılmayacak, düğünler ve cenazeler bile ertelenecek.NATO Vadisi diye anılan bölgede kuş bile uçmayacak, tamam ama böylesine çekici bir eylem hedefini vurmak hayali ile İstanbul'a üşüşen "sırtlanlar" boş mu duracak?Kitle ulaşımına dikkatDün İstanbul ve Ankara'da meydana gelen bombalı saldırı olayları, NATO Zirvesi nedeniyle öngürülen güvenlik risklerine sade vatandaşların da muhatap olacağını gösteriyor.Hatta üç gün boyunca bütün koruma özeni NATO Vadisi'ne yoğunlaşacağı için kentin geri kalan bölgelerinin her zamankinden bile daha zayıf düşeceği söylenebilir.Terörün vicdanı yok. Şiddete dayalı propaganda uğruna kan döken terör örgütleri için amaç halkı korkutmak ve düzene olan güvenini yok etmektir. Bu melanet onları halk düşmanı yapıyor.NATO'ya kızıp belediye otobüsünde bomba patlatmanın ve günahsız insanları öldürüp yaralamanın akıl ve insafla bağdaşır bir yanı bulunabilir mi?Özellikle İstanbul'daki olay, güvenlik güçleri için uyarıcı olmalıdır. Kitle ulaşımı araçlarında denetim boşluğu yaratmamak için ne yapılacaksa yapılmalı, çaresi bulunmalıdır.Herkesin görevi varDün bu haberi önemserken, terörün propaganda amacına yardım etme yanlışına düşer miyiz diye çok terüddüt ettik.Ama sonuçta halkın risk faktörünü doğru değerlendirmek ve buna bağlı olarak bireysel tedbirlerini almak üzere bilgilenmeye hakkı olduğuna karar verdik.Devlet ve ulus olarak bize acı ve utanç verecek olaylara fırsat tanımadan zirveyi geçirmek topluca sabır ve özveri göstermemize bağlıdır.Sade vatandaşlar olarak kimimiz sabrımız, kimimiz ölçülü şüphecilikle destekli dikkatimiz, belki iki gün kent hayatından elimizi ayağımızı çekerek güvenlik güçlerinin işlerini kolaylaştırmamız sayesinde bu göreve katılacağız.Sorun, asla kendimizi hakir görme sebebi olmamalıdır.Çünkü bu tür sıkıntılar, bu çapta uluslararası toplantılara ev sahipliği yapan bütün ülkelerde yaşanıyor.İstanbul bu dev organizasyonla, lâyık görüldüğü dünya kenti olmanın onurunu hak edecektir.
Türkiye ile İsrail ilişkileri, kriz riski taşıyan bir döneme girdi. Dikkatli olmak lâzım. Çünkü bu ilişkiler, iki ülkenin feda edemeyeceği menfaatlerini koruduğu gibi zaten istikrarsız olan bölgenin güvenlik sigortasını da oluşturuyor.Dünya tehlikeyi, Arap ülkeleri İsrail'in Filistinlilere karşı uyguladığı aşırı güç politikasını sessizce izlerken Başbakan Erdoğan'ın eleştirmesi üzerine fark etti. Aslında bu tepki, birikmiş negatif enerjinin patlaması idi. Türkiye İsrail'in Irak'taki boşluktan yararlanarak Kürt bölgesinde nüfuz kurmaya çalıştığını seziyordu. Yeterli kanıt olmasa da bu algılama İsrail'e yönelik güveni sürekli aşındırıyordu.Irak'taki işkence rezaletini ortaya çıkaran gazeteci Seymour Hersh'in New Yorker dergisinde yayınlanan haberi güven sorununu topluma da mal ederek derinleştirmiştir. Amerikalı gazetecinin, İsrailli ajanların Kürtlere komando eğitimi verdiğini iddia etmesi, yangına körük etkisi yaratmıştır.İsrail'in tatmin edici olmaktan uzak yalanlaması ve Türkiye'den gelen eleştirilere uzun süre kayıtsız kalamayacakları uyarısı, krize giden bir tırmanışın habercisidir.Kriz mutlaka önlenmeli. Ama bu konuda daha büyük sorumluluk İsrail'indir. Elbette Türkiye, yalnızlık çektiği zor günlerinde Ermeni ve Rum lobilerine karşı İsrail'den ve kontrol ettiği güçlerden gördüğü yardımları unutamaz.Fakat İsrail de, güvenlik kaygılarıyla dahi olsa Türkiye'nin dostluğunu ve güvenini kaybetmek riskine katlanamaz, katlanmamalıdır.Düşman bir coğrafyada dost bir Kürt adası oluşturmak İsrail'e cazip gelebilir. Ama bu Türkiye'yi kaybetmeden gerçekleştirilemez.Ve inşa edilecek hiçbir yapı, Türkiye'nin yerini dolduramaz!Yapma hocam!Haber dünkü VATAN'da çıktı. Gazi Üniversitesi'nde rektörlük seçimi öncesi bir "promosyon" başlatılmış.. Seçimden önce 90 hoca yurt dışına gönderilmiş.. Bir parmak bal.. "Devamı seçimden sonra" denmiş..Seçimde Prof. Rıza Ayhan, 800 fark yaparak rektörlüğü tekrar kazanmış. Belki rektör haberi yalanlar diye bu konuda bir şey yazmak için bir gün bekledim.Gelmedi.. Sandık giren yere ahlâksızlığın da girmesi bu ülkede kural mıdır? Bilim yuvaları bile ahlâki faziletlerin egemenliğini garanti edemiyorsa, yarınlardan ne bekleyebiliriz?Üniversite hocaları elbette dünyaya açılmalı. Ama ülkenin parası, ancak bir değer olarak geri dönecek projelerin desteklenmesi için kullanılmalı. Herkese değil, hak edenlere.. Bu yanlış düzeltilmelidir. Üniversite vurgun ve yağma kültürüne hizmet etmemeli.Bakın Hazreti Ali ne demiş: "Alimin zilleti geminin parçalanması gibidir. Hem kendini, hem başkalarını batırır.."
Neşter-2 soruşturması, temiz toplum hayallerinin kaderini tayin edecek bir aşamaya dayandı.Bazı davaların yargı sürecini etkiledikleri suçlamasına hedef olan dört Yargıtay üyesi hakkındaki soruşturma tamamlandı. Bunlar hakkında dava açılması talep ediliyor.Talebi Yargıtay'ın 11 ceza dairesinin başkanlarından oluşan kurul sonuçlandıracak. Dava açılmasına karar verirlerse yargılamayı da yine onlar yapacak.Yargıtay ceza daireleri başkanları, hiç şüphe yok ki kurumu ve Yargıtay'daki temiz çoğunluğu korumak için ne gerekiyorsa kararlarını o yönde vereceklerdir.İş yoğunluğu nedeniyle adaletin gecikmesi, alışılmış bir şikâyetti.Fakat son yıllarda artan yolsuzluk iddiaları, toplumda adalete karşı bir güvensizlik sorunu da yaratmıştır.Çakallar türediGüvensizlik bataklıktır ve içinde hastalık ürer.. Toplumdaki olumsuz psikoloji de pek çok sahte komisyoncu üretmiştir.Bu dolandırıcılar, davalarını etkileyecekleri vaadi ile vatandaştan para alıyor. Dava istediği gibi sonuçlanırsa vatandaş, aracının hakimi satın aldığını zannediyor.Adalete güvensizlik yaratan bu uğursuz faaliyetle mücadele etmenin yolu, somut delile dayanan iddiaların üstüne bu olaydaki gibi cesaretle yürümek, bünyede çürüyen yerler varsa ameliyat ve tasfiye etmektir.İtalyan Temiz Eller Savcısı Di Pietro'nun dediği gibi "İlâhi bir selin gelip pislikleri temizlemesini bekleyemeyiz.." Şimdi yargı görevini yapıyor.Siyaset kurumu da milletvekili dokunulmazlığı zırhından soyunma zamanının çoktan geldiğini görmelidir.İktidar faktörüBataklıktan kurtulmak, samimi, dürüst, cesur işbirlikleri ve irade gerektiriyor. Daha önce yargıya güvensizlik konusunda iktidar partisinden yansıyan beyanlar, AKP iktidarının yargıyı teslim almaya yönelik niyetlerinin ön hazırlığı olarak algılanmıştı. Şimdi bu tedirginlik, Yargıtay'daki yüksek yargıçların dört arkadaşlan hakkında verecekleri kararı etkiler mi acaba?Hayır.. Biz karar vericilerin, yargının onurunu ve toplum katındaki saygınlık ve güvenilirliğini koruma görevini, her türlü kaygının önünde tutacaklarına inanıyoruz.Adalet devletin temeli ise yargı, hiçbir tesir altında kalmadan üstüne düşeni yapacak, iktidar da her türlü siyasi hesaptan arınarak onun bağımsızlığına saygı gösterecektir. Bunun başka yolu yok!
Türkiye bugün Avrupa Birliği yolunda önemli bir dönemeci geride bırakacak.Demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti alanlarında "özürlü" kabul ediliyor ve Avrupa Konseyi'nin denetim mekanizmasında tutuluyorduk.Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi bugün, Türkiye'nin denetimde tutulmasına artık gerek kalmadığını belirten bir karar tasarısını oylayacak ve kabul edecektir.Türkiye'ye politik açıdan sınıf atlatan bu karar, Kopenhag kriterlerinin yerine getirildiğinin de bir anlamda onaylanması olacak ve aralık ayında üyelik müzakerelerine başlamak için tarih alma şansımızı artıracaktır.Çünkü AB'ye son giren Orta Avrupa ve Baltık ülkeleri de Avrupa Konseyi'nin denetim mekanizmasından çıktıktan sonra üyelik müzakerelerine başlayabilmişlerdi.Bu "yeterlik sınavı" nı nisan ayında aşabilirdik. Ancak eski DEP'li milletvekilleri tahliye edilmedikleri için karar tasarısı işleme konulmamış, oylama ertelenmişti.Tahliyeler gerçekleştiği için artık engel kalmamıştır ama bu kez de Leylâ Zana ve arkadaşlarının toplumda tepki yaratan tutum ve beyanları yüzünden gerginlik doğmuştur.Türkiye'nin AB'den tarih alması, bölücü terörün tüm bahanelerini ortadan kaldırarak temelli ölümünü getirecektir.PKK bu gerçeği görerek saldırılarını umutsuzca tekrar başlatmış, eski DEP'liler de teröre açıkça karşı çıkan bir tavır sergileyemedikleri için PKK'nın AB sürecini sabote etmeye yönelik niyetlerine alet olmuşlardır.Bu çelişki halktan ve temsilcilerinden hak ettiği cevabı almıştır. Halkı AB'ye karşı kışkırtan tartışmaları büyütmek, bu aşamadan sonra bilerek veya istemeden PKK'nın tuzağına düşmek olacaktır.Aralıktaki AB Zirvesi'ne kadar hata yapma lüksüne sahip değiliz..Ahlâk mı? Ah-lâklâklâk..Maliye Bakanı'na 3 milyar liralık ek maaş sağlamak için Gelir İdaresi yasa tasarısına madde eklemek ayıptır!Bu tartışma dal budak sarmadan Maliye Bakanı Unakıtan "Teşekkür ederim, almayayım" deyip meseleyi kapatmalıdır.Çünkü bakan, parça başı iş karşılığı para alan bir taşeron değildir. Bu yol açılırsa iktidar milletvekilleri birbirlerinin gözünü oyarlar.Zaten ele geçirdikleri devlet gücünü öncelikle kendilerine yontan iktidarlar yüzünden siyaset ve siyasetçi milletin güvenini kaybetti.Bir koyundan iki-üç post çıkarmaya yönelik yeni moda, bizi elde kalanları da yitireceğimiz bir bataklığa sürükler.Soljenitzin'in dediği gibi "Politikacılar da sıradan insanlardır ama onların eylemleri diğer sıradan insanlan etkiler"..Halk son seçimde "Bunların hiç değilse ahlâkını denetleyen bir din pusulası var" diye AKP'yi iktidara getirdi.Unakıtan, 3 milyar liralık bir menfaat için bu hayale tekme vurmasın!