Önce samimiyet

14 Temmuz 2004

Bir sonuca ulaşabilmek için tartışan bütün tarafların samimi olması gerekir.Türban konusunda en önemli eksiğimiz budur. Uzlaşma şartları henüz oluşmamıştır ve biz, uzun bir süre bir sürü laf cambazlığı izleyeceğiz.Kamu alanı nedir; deve midir, kuş mudur? Cumhuriyet değerlerini savunmak, çağdaş demokrasi değerlerinden vazgeçmek midir?Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi'nin, Yargıtay'ının ve Danıştay'ının türban yasağını oy birliği ile onaylarken gerekçelerine de hak verdi.Laikliğin Cumhuriyetin temel değeri olduğunu, türbanın bir dini simge sayılacağını, Türkiye'de din devleti kurma amaçlı akımların rejime tehdit oluşturduğu gerçeğini kabul etti. Yani laikliğin yanlız Cumhuriyet için değil, demokrasi için de feda edilemez bir güvence olduğunu belirledi.Bundan şu çıkıyor:"Cumhuriyet değerlerini savunmaktaki hassasiyet bizi çağdaş demokrasiden uzaklaştırıyor" anlamına gelen sözler, savlar, bilimle, hukukla ve gerçeklerle uyuşmayan safsatalardır!Kolay tarif gerekAİHM'in yaklaşımı belli: Türban, siyasi İslâmın simgesi, yani üniforması durumunda. Laik devlet tarafsız olmak zorunda olduğuna göre bu üniformayı kendi adına hizmet üreten insanlara giydiremez.Üniversite dahil eğitim alanları da bu simgenin baskı ile başkalarına kabul ettirilmesi faaliyetlerine karşı korunmak zorundadır. Mesele bu kadar basit..Çektikçe uzayan kamusal alan tartışmalarında gerginlik üretmek yerine acaba "kamu adına hizmet veren personel dini simge kullanamaz ama hizmet alan vatandaşlar için öyle bir sınırlama yoktur" noktasında bir uzlaşma aranamaz mı? Aranabilir ama samimiyet olursa.. "Tutturmuşlar bir laiklik laiklik.. Millet istemedikten sonra ne laikliği yahu?" sözlerinde ifadesini bulan niyeti herkes kafasından silip atarsa.. Batı demokrasilerinde din devleti tehdit değil. Çünkü onlar bu tehlikeyi yüzyıllar önce aştılar. Ama biz hâlâ dikkatli olmak zorundayız.Hukuk sınırı çizerAKP bu hassasiyeti paylaşan bir duruş sergilemiyor. Meselâ AİHM'in türban yasağı kararını "siyasi" diye eleştirdiler. Türk yargısının kararlarına saygı göstermek için daha başka hangi uluslararası yargı kurumunun onayını geçerli sayacaklar? Bari onu söylesinler..Şimdi önümüzde Merve Kavakçı'nın davası var. İktidar AİHM'deki bu davada Türkiye'yi savunabilecek mi? Ciddi şüpheler bulunuyor.Dışişleri Bakanlığı koltuğunda, eşi türban yüzünden Türkiye'yi AİHM'e dava etmiş biri oturuyor. Gül'ün bakanlığı "milletvekili meclise türbanla giremez" diyebilecek mi?AKP toplumun muhtaç olduğu uzlaşmayı sağlamanın avantajlarına sahiptir. Ama bu gücünü kullanabilmesi için taleplerine en azından AİHM kararlarını esas alan bir sınır koymak zorundadır.Türkiye bu sorunu aşar.Yeter ki iktidar zaman tanısın. Oy kaygısı ile gücünü kötüye kullanarak ülkeyi karıştırmasın.

Devamını Oku

Hortlak döndü

13 Temmuz 2004

Zaman tüneline girdik, milletvekili transferleri tekrar başladı. Mide bulantısı ilaçlarınız yanınızda bulunsun...Meclise CHP milletvekili olarak giren Necdet Budak ve Atilla Başoğlu dün AKP'ye geçtiler. Ampullerini taktıkları için aydınlanmış bir gelecek hayali kuruyorlardır kuşkusuz. Allah gönüllerine göre versin!Budak, Deniz Baykal'ın "çapulcular" sözüne bozulmuş, Başoğlu ise eski lideri Baykal'ı yeteri kadar Kemalist olmamakla suçlamış.Şikâyetleri bu olduğuna göre düşledikleri seçkin çevreyi ve Atatürk ilkelerine Baykal'dan daha bağlı bir lideri yeni partilerinde bulacaklarına inanıyor olmaları lazım."Allah sizin iyiliğinizi versin" demez misiniz?Kirli sorularBu adamlar daha düne kadar "CHP nasıl kurtulur" sorusuna cevap arıyorlardı. Çabaları solu iktidar alternatifi yapmaktı. Neden?"Meydanı AKP'ye bırakmamak lazım, çünkü bu parti rejimin geleceği için riskler taşıyor.."Başka bir sol partiye girseler bir yere kadar anlaşılabilirdi. Ama alelacele AKP'ye girmişlerdir ve bu yüzden kafalara menfaat odaklı bir sürü kirli soru üşüşmüştür.Deniz Baykal bu transferlerin ardındaki "çapanoğlu"nu merak edenlere Başoğlu özelinde bir istikamet gösterdi:"Bu arkadaşın aile şirketi geçen ay Maliye Bakanlığı tarafından basıldı mı, hesapları incelemeye alındı mı, öğrenmek istiyorum. Bu incelemenin sonucu ne oldu, bundan sonraki seyri ne olacak, merak ediyorum."Merak etmesin, Başoğlu'nun şirketi AKP'nin nazarlığını takmış, kaza-bela riskini evvelallah geride bırakmıştır. İktidar partisi de bu alışveriş karşılığında anayasayı tek başına değiştirecek çoğunluğu garanti etmiştir.AKP zaten seçimde kullanılan oyların üçte birini alarak meclisin üçte ikisini ele geçirmişti. Demek ki yetmemiş. İhtirasa bakar mısınız?CHP'nin dramıMerak ediyorum, AKP iktidarı, milletin CHP'ye verdiği iki milletvekilini alarak sağladığı ilave gücü, hangi amaçlar için kullanacak?Bu konuda iyimser olamayız. Çünkü demokrasi ahlâkını çiğneyen bir başlangıç hiçbir zaman hayırlı sonuçlar getirmiyor.Baykal dün "köşeye sıkışmış milletvekillerini transfer ederek kimse CHP'ye zarar veremez" dedi. Doğrudur, bunun tekeli kendilerinde.. Baykal'ın yönetim anlayışı ve standart solcularımızın kötü huyları CHP'yi bitirmeye zaten yetiyor.CHP'nin milletvekili adaylarını parti seçmenleri seçmemiş, Baykal'ın kendisi seçmişti. Baykal bu adayları halka "sıfır kilometre adaylar" diye takdim etmişti.İki transfer "sıfır" olan şeyin ahlâk notu olduğunu gösterdi.Bir de sıfırı tüketmiş bir liderin elinde ana muhalefetin nereye gittiğini..Allah beterinden korusun!

Devamını Oku

İsrail hamlesi

12 Temmuz 2004

Türkiye-İsrail ilişkileri bir süredir gerginlikler ve dalgalanmalar yaşıyor.Kendi haline bırakılırsa krize dönüşebilecek bu gidişi durdurmak amacıyla İsrail bir hamle yapmıştır ve İsrail Başbakan Yardımcısı Ehud Olmert bugün Ankara'ya gelecektir.Bilindiği gibi bir söyleşi sırasında Başbakan Erdoğan, İsrail'in Filistinlilere karşı eylemlerini "devlet terörü" olarak nitelemiş, bu beklenmedik eleştiri, stratejik ortaklık ilişkileri yürüttüğümüz ülkede şok etkisi yaratmıştı.Bu olayı İsrail'deki Büyükelçimizin geçici olarak geri çağnlması, bir askeri anlaşmanın iptal edilmesi, İstanbul'a El Al uçuşlarının geçici bir süre durdurulması izledi.Şaron hükümeti bu ani politika değişikliğinin nedenlerini araştırırken medya ne yazık ki doğru istikamet göstermedi.Alarm gibi haberNe mi yaptılar? Örneğin New York Times, Başbakan Erdoğan'ın İslâm ülkelerinden ve partisi içindeki radikallerden puan toplamak amacıyla böyle davrandığını öne sürdü."Erdoğan'ın partisi köktenci İslâmi unsurlar taşıyor. İsrail'den uzaklaşmak hükümet politikalarının birçoğundan rahatsız olan bu köktenci güçleri yatıştırmanın masrafsız bir yolu" diye yazdı.Ankara'ya bu kafayla gelecek olursa, İsrail Başbakan Yardımcısı Olmert'in ziyareti geleceği kurtarmayacaktır.İlişkilerde istikrarlı havayı bozan asıl sebep, New Yorker Dergisi'nde çıkan bir haberdir. O haber, İsrail'in Kuzey Irak'ta Kürt milislere eğitim verdiğini ve bu ülkenin bağımsız Kürt devleti oluşumunu desteklediğini iddia ediyordu.Bir medya haberi, iki müttefik ülkeyi birbirine düşürür mü?Eğer haber, şimdiye kadar toplanan resmi istihbarat bilgilerini doğruluyor ve kamuoyunun hassasiyetini tahrik ediyor ise evet, düşürür...Garantili onarımİsrail hükümetinin bu gerçeğin farkında olduğu anlaşılıyor. Ehud Olmert dün NTV'ye verdiği demeçte iddiaları reddederek "biz orada yokuz" dedi.İki ülkenin dostluğu, feda edilemeyecek çıkarlara dayanıyor. Türk tarafı herhalde Olmert'in geçmişe dönük inkârını çürütmek yerine gelecekle ilgili bir güvence elde etmeye ve o sözü "orada olmayacağız" garantisine dönüştürmeye çalışacaktır.Güven zedelendiği için sözler yeterli olmayabilir.Bu garantiyi denetleyen mekanizmaları yaratıp işletmek gerekiyor.Türkiye'nin Irak hassasiyeti "Kürt paranoyası" diye alaya ve hafife alınmayacak bir gerçeklik taşıyor.Türkiye'yle dost olmak isteyen ülkeler bu hassasiyete saygı gösterecekler!

Devamını Oku

İktidar şaşırtıyor

11 Temmuz 2004

Milli Eğitim Bakanı Çelik'in ortaöğretim müfredat programlarıyla ilgili açıklamaları tam bir sürpriz oldu.İmam hatip ve türban takıntısından dolayı zedelenmiş bir iktidar "durumu düzeltmek için ne yapmalıyım" diye düşünse, ancak bu kadar parlak ve şaşırtıcı bir çıkış yapabilirdi.Düşünün; lideri her gün din iman konuşan bir iktidarın Milli Eğitim Bakanı "ortaöğretimde temel hedef, itaatkâr kullar yetiştirmek değil. İnsanlar sorgulayıcı olmadıklan zaman bilimsel gelişme olmaz" diyor. Kaldırılan felsefe dersinin geri getirileceği işaretini veriyor.Din derslerinde bütün dinlerin mukayeseli olarak öğretileceğini, artık abdest alma, namaz kılma, sureleri ezberleme döneminin kapanacağını söylüyor."Cumhuriyetimizin temel nitelikleri ortak paydamız, en ufak bir sapma söz konusu değildir" diyor.Çelik'in dediklerini yaparsa, AKP iktidarı Kopenhang kriterlerini aşan, Türkiye'nin geleceğini kurtaran bir zihniyet devrimi gerçekleştirmiş olacaktır.İnanmak istiyorum ama ihtimal veremiyorum, keşke yanılsam..Çünkü Bakan'ın açıkladığı ilke ve hedefler ne kadar milli ve çağdaş ise Başbakan'ın türban konusunda sürdürdüğü inat, o kadar din sömürüşüdür.Bilindiği gibi Başbakan Erdoğan hiç değilse özel sektör ve vakıf üniversitelerinde türbanın serbest olmasını önermiş, YÖK Başkanı Teziç de bunun için anayasa değişikliği gerekeceğini belirtmişti.Başbakan Erdoğan Profesör Teziç'in sözlerine Anayasa'yı değiştirebilecekleri imasında bulunarak karşılık verdi.Oysa resim çok net: AİHM, türban yasağını onaylayan kararını oy birliği ile verdi. Onayladığı kararlar Anayasa Mahkemesi'nin, Yargıtay'ın ve Danıştay'ın kararları idi. Bu mahkemeler de yasağı, Anayasa'nın değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek maddeleri içinde yer alan laiklik ilkesine aykırılık nedeniyle koydu.İktidan aklı bir yere, kişiliğine hükmeden takıntıları başka bir yere çekiyor.İnşallah aklın yolunda karar kılarlar!Keşke Sezer gitseydiBaşbakan Türban takıntısını aşmalı. Ama Cumhurbaşkanı da aşmalı...Sezer'in, hazır bulunduğu ortamlarda türbanın yasakları deldiği görüntüsüne fırsat tanımamaya çalışmasını anlamak mümkündür. Ama Başbakan'ın düğün davetine aynı gerekçe ile icabet etmemek?Birçoklarına "bu kadarı da fazla" dedirten bir davranış oluyor..Cumhurbaşkanı'nın gittiği her yer "kamu alanı" haline geliyor olamaz. Aksi halde devlet adına verilen davet ve kabullerde türban yasağını savunmak zorlaşır.Cumhurbaşkanı keşke dün nikâha gitseydi. Gitmedi ve bu yüzden konuk yabancı devlet adamlarıyla görüşme fırsatını heba etti. Bari ciddi bir mazereti olsaydı.Sebep türban olmasaydı!

Devamını Oku

İranlı kadınlar

10 Temmuz 2004

Humeyni devrimi İran'a iç politikada baskı ve ayrımcılık, dış politikada saldırganlık getirdi.Dünya uzun yıllar bu akımın öteki islâm toplumlarını etkileyeceği korkusunu yaşandı. Duvarların yıkıldığı çağda insanların özgürlük tutkusuna zincir vurulamayacağını bilmek güçlü bir umuttu.İslâm bilginleri inanıyordu ki, İran'daki modelin başarı sağlayamayacağı görülünce, insan haklarını ve uluslararası hukuku içeren yeni bir İslâmi kimlik ortaya çıkacaktır.Çünkü ulusal devlet, anayasal hükümet, kuvvetler ayrılığı, din veya cinsiyet gözetilmeksizin eşitlik gibi evrensel değerler İslâm'a ters değildir, tam tersine İslâm hukukunun uyması gereken değerlerdir.Oyun bozulduİran'da hayat, toplumsal taleplerle ve oldu-bitti şeklindeki gerçekleşmelerle hızlı bir değişim geçiriyor ve bu durum, mollaların uykularını kaçırıyor.Şeriatçı kafanın vazgeçemediği hedefi, kadınları baskı ile kapatıp hayattan izole etmektir. Humeyni de bunu yaptı ve geldiği günden itibaren bütün kadınlar kara çarşaflara büründü.Dini simgelerin ve cihat naralarının İslâmi buyruklar olmadığı, tersine toplumu faydacı düşünceden ve çağdaş dünyadan kopararak ahlâki ve ekonomik sefilliğin egemen olduğu "üçüncü dünya"ya mahkum ettiği çabuk farkedildi.Çünkü İran genç ve eğitimi nisbi olarak yüksek bir nüfusa sahip. 15-24 yaş arası kızların yüzde 97'si okuma yazma biliyor ve 2002 yılında üniversitelerdeki kız öğrencilerin sayısı erkekleri geçti. Çalışan kadınların oranı otuz yılda üç kattan fazla arttı.Bize de dersDipten gelen değişim hemen kadınların giyim kuşamına yansımıştır.İranlı kadınlar, rejimin dayattığı örtülerden kurtulmanın bilinçli, sistemli çabasında önemli yol katettiler.Örtü her gün biraz daha geriye giderek saçlar ortaya çıktı, uzun, bol pardesüler yavaş yavaş kısaldı, bele oturdu.Kadının özgürleşmesi ve kimliğini savunması gericinin kâbusudur.İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hameney önceki gün bu durumun İranlılar için ulusal tehlike oluşturduğundan söz ederek kadın giyimine İslâmi kurallara uygun bir sınır konulması çağrısında bulundu.Kendine göre haklıdır. Kadınlar kapanmadığı ve toplum yaşamından dışlanmadığı takdirde İran'daki baskı rejiminin devam etmesi mümkün değildir.Türkiye'de kadınları seksen yıl önce peçeden kurtaran Atatürk'e yönelik gerici düşmanlığın baştan gelen sebeplerinden biri de budur.Türkiye'de türbanı, hak ve özgürlük diye savunanlara acaba İran tecrübesi ve İranlı kadınlar bir şeyler anlatabiliyor mu?

Devamını Oku

Her gün din-iman!

9 Temmuz 2004

Başbakan hem "niye bizden şüphe ediyorlar" diye yakınıyor, hem bu şüpheyi sürekli kendisi körüklüyor.Başbakan Erdoğan her kürsüde, her medya mülakatında türban, imam hatip ve İslâm konuşuyor.Her gün din-iman olur mu?Önceki gece Kanal-D'nin "Teke Tek" programında yine uzun uzun din, türban ve kamusal alan polimiği yaptı."Özel sektör ve vakıf üniversitelerinde türban serbest bırakılabilir" dedi. Oysa şu anda buna imkân yok. YÖK Başkanı Prof. Teziç'in de dediği gibi Anayasa'yı değiştirmek gerekiyor.Bir ara kendini tutamayıp "Bizde ülkenin ileri gelenleri caminin semtine uğramazlar" dedi.Haksız ve yakışıksız bir "müdahale"dir bu. Laik bir ülkede cami üstünden siyaset yapanlar, kendilerine güven duyulmamasından şikâyet edemezler.Erdoğan "farklılıkların uyumu" konusundaki özleminin gerçekleşmesini istiyorsa, ülkenin bunca meselesi var, onlarla uğraşsın, dini rahat bıraksın.Bu ülkede kimse dinden şikâyet etmedi, sadece dinciden rahatsız oldu.ABD eski Başkanı Reagan'ın cenazesine katılanların katedralde ilâhi okuduğunu, bu yüzden rejimin bir şey kaybetmediğini söyleyen Erdoğan "Bizde ise bu endişe niye, niçin biz rahat olamıyoruz?" diye sordu.Şundan: Orada siyasetçiler her Allah'ın günü din konuşmuyor. O ülkelerde dini esaslara dayalı devlet düzeni kurmayı düşünenlere deli derler. Bizde öyle mi?Erdoğan unutmasın ki, demokrasiyi tramvaya benzeten, minareleri süngü, kubbelerini miğfer, müminleri asker gören kendisiydi. Sonra değişti ve bu erdemini halk, onu başbakan yaparak ödüllendirdi.Ama açılan, cömert bir kredi idi.Bu krediyi doğru kullandığı takdirde istediği güven desteğini bulacaktır.Her gün din-iman konuştukça o vade sürekli ertelenecektir.Kalemize gol attık!Türkiye AB konusunda bir "final maçı" oynuyor. Tribün desteği müthiş ama takım tekliyor.Önceki gün Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Başbuğ, eski DEP milletvekillerinin tahliyelerinden sonra düzenledikleri mitinglerde işlenen suçlar konusunda bürokrasiyi hukuki mevzuatı uygulamada eksik kaldığı için eleştirdi.Hemen ertesi gün Emniyet Genel Müdürü, Zana ve arkadaşları hakkında suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı.Bu, kendi kalemize gol atmaktır!Suç duyurusu gerekiyor idiyse şimdiye kadar yapılmalıydı. Askerin eleştirisinden sonra harekete geçmek, "Türkiye'de rejim askerin gölgesinde" diyerek AB yolunu tıkamaya çalışan muhaliflerimize koz vermek değil mi?

Devamını Oku

Komutan eşleri

8 Temmuz 2004

Türkiye hem yapısal olarak hem zihniyet temelinde büyük bir değişim dönemi yaşıyor.Silâhlı Kuvvetler de bu değişime uyum göstermek zorunda. Çağdaş vizyona ve entelektüel derinliğe sahip bir komutanın Genelkurmay Başkanlığı katında bulunuyor olması sansür. Çünkü bu sayede TSK çağa uyum sağlamakta hız kazanacak, onun öncü tecrübeleri öteki kurumları da peşinden sürükleyecektir.Radikal dün Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök'ün tüm birliklere gönderdiği "prensip emri"ni yayınladı. Emir, Atatürkçülükten askeri öğretime, yeni tehdit algılamasından silâh sistemlerine, askeri ihalelerden tasarruf önlemlerine kadar Orgeneral Özkök'ün vizyonunu açıklayan bir belgedir.Eleştiri yapmak isteyenler için belki tek nokta, her biri kendi başına ayrı birer "prensip emri" olmayı hak eden meselelerin tek belgede toplanmış olmasıdır. Bu durum sorunlara yoğunlaşmakta zaafiyet yaratabilir.Yalnız şu paragraf beni tedirgin etti:"General/amiral, subay ve astsubay eşlerinin, bir kısım askeri hizmetlerin ifasında eşlerini desteklemekle yükümlü olduğu unutulmayacaktır. Ancak bayanların askeri hizmetlere ilişkin işlere karışmalarına asla müsaade edilmeyecektir.."Böyle bir uyarı ilk kez yapılıyor.Komutan eşleri, "prensip emri"ne geçecek boyuta varan bir sorun haline mi geldiler?Sosyal faaliyetlere yaptıkları katkıları aşan etkileme çabaları mı söz konusu?Bunu araştırırken elde ettiğim bilgiler, pek çok meslek grubunda, hatta yabancı ordularda görülebilen bu tür etkilerin Türk Ordusu'nda emre konu edilecek boyutta hiçbir zaman var olmadığını ortaya koydu.O halde bu uyarı nereden çıktı?Herhalde Orgeneral Özkök açıklayacaktır ama ben bir tahmin yapayım:ABD Dışişleri Bakanı Powell kitap olarak çıkan anılarında yazıyordu. Generalliğe terfi eden arkadaşlarıyla birlikte katıldığı toplantıda komutanları onları kutluyor ve şu uyarıyı yapıyor:"Tuğgeneral oldunuz. Zannetmeyin ki ilerde hepiniz tümgeneral olacaksınız. Şimdi bazılarınızın hanımları sizden bir rütbe daha yükselecektir. İşte onlar ilerde terfi beklemesin. Haberiniz olsun!"Genelkurmay Başkanı belki evrensel bir hastalığa karşı bünyeyi korumak için bu yabancı tecrübeden yararlanmak istemiştir..Oyuna dikkat!Nisan 2005'te Suudi Arabistan'da yapılacak olan 1. İslâm Oyunları'na Türk sporcular da katılacak..Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü federasyonları hazırlanmaları için uyardı.Acaba bu karan verenler, kendilerine düşen ön hazırlığı yaptılar mı?Suudi Arabistan'ın, tesettüre girmemiş sporcuları değil sahalara, ülkeye bile sokmayacağı belli olduğuna göre yöneticilerimiz, bayan sporculara ne tür bir milli forma giydirecekler?Din sömürüsü yapan iktidarların 19 Mayıs'larda gerçekleştiremedikleri hayalleri için İslâm Oyunları, geriye doğru çalışan bir sıçrama tahtası mı yapılacak?Oyunlara gitmeyelim demiyoruz. Ama şunda ısrarlıyız: Bu oyuna gelmeyelim!

Devamını Oku

Seçim kumarı

7 Temmuz 2004

Fransız düşünür Andre Gide, ihtiraslara seslenirken "Hiç mi yorulmayacaksınız?" diye soruyor.Siyasetçilerin iktidar ihtirasları hiç yorulmaz.AKP bir yaşında seçime girdi ve oyların üçte birini alarak mecliste anayasa değiştirecek bir çoğunluk sağlayarak iktidara geldi.Fakat Bilâl Çetin'in Ankara'daki siyaset kulislerine ve ekonomi çevrelerine dayanarak bildirdiğine göre AKP'ye bu mucizevi başarı yetmemeye başlamıştır."Mutlak iktidar"ı ele geçirme hedefini projelendiren senaryoların açıktan açığa konuşulması bir baskın seçimin ülke gündemine girmese de AKP kurmaylarının fikrine fena halde girdiğini göstermektedir.Senaryolar, 2007 Mayısı'nda yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi temelinde kurgulanıyor.Tayyip Erdoğan'ın rüyası, Sezer'den sonra Çankaya'ya çıkmaktır. Ama yürütme yetkisine sahip bir devlet başkanı olarak..Hesap tutar mı?Aynı şey Özal ve Demirel'in de hayallerini süslemişti. Fakat onlar başaramadılar.Erdoğan, yarı başkanlık sistemine geçişi sağlayan anayasa değişikliğini gerçekleştirecek, bugünkünden daha sağlam ve homojen bir meclis çoğunluğunu 2005'te yapılacak baskın seçimde çıkarabileceğini ümit edebilir.Çünkü Türkiye yeni yıla AB'den müzakere tarihi alarak girecek, AB fonları akmaya ve yabancı yatırımlar gelmeye başlayacak, işsizliğin azalacağı ümidi artacaktır.Bu hava seçim öncesi ücret zamları, çiftçi ve esnafa yönelik teşviklerle desteklendiği takdirde, toparlanma sürecine bir türlü giremeyen muhalefet partileri de gafil avlanacaktır.Tabii bu hayaller, durduk yerde ülkeyi seçim ortamına sokulmasına halkın tepki göstermeyeceği hesabına dayanıyor.Oysa bu hesap yanlıştır.Başarıları takdir edilmekle birlikte toplumun geniş kesimlerinde AKP'ye karşı 1-2 yılda aşılacak gibi görünmeyen ciddi bir güven sorunu var.Ve bu güvensizliğin temelsiz olduğunu kimse söyleyemez.İhtimal vermiyoruzBaşarıların iktidarda baş dönmesi yarattığı, imam hatip ve türban takıntısında, ayrıca ellerinden gelse bütün devlet kademelerini imamlarla dolduracaklarmış gibi azan kadrolaşmada kendini göstermiştir."Çankaya'yı da zaptetmiş bu zihniyeti kim durduracak" kaygısı seçim ciddi olarak gündeme girdiği zaman bütün hesapları altüst edebilir, AKP Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olabilir.Demokratik bir ülkede bir iktidarın tüm meşru hedeflerine yürümesini rahatlıkla sağlayacak güç ve imkânlara bugün AKP sahiptir.Bunu yeterli görmemek ve yeni bir seçim dayatmak, seçim yoluyla diktatörlük kurma hevesinin işareti sayılacaktır.AİHM'nin türban konusundaki kararına gösterdiği tepki ile AKP bu şüphenin sermayesini zaten oluşturmuştur. Belli ki iktidarın Türk yargısı ile değil, doğrudan doğruya hukukla sorunu var.Biz baskın seçim senaryolarına şans tanımıyoruz.Evet, ihtiras yorulmaz ama Erdoğan da herhalde kumar oynamaz!

Devamını Oku