Milli Eğitim Bakanı Çelik'in ortaöğretim müfredat programlarıyla ilgili açıklamaları tam bir sürpriz oldu.
İmam hatip ve türban takıntısından dolayı zedelenmiş bir iktidar "durumu düzeltmek için ne yapmalıyım" diye düşünse, ancak bu kadar parlak ve şaşırtıcı bir çıkış yapabilirdi.
Düşünün; lideri her gün din iman konuşan bir iktidarın Milli Eğitim Bakanı "ortaöğretimde temel hedef, itaatkâr kullar yetiştirmek değil. İnsanlar sorgulayıcı olmadıklan zaman bilimsel gelişme olmaz" diyor. Kaldırılan felsefe dersinin geri getirileceği işaretini veriyor.
Din derslerinde bütün dinlerin mukayeseli olarak öğretileceğini, artık abdest alma, namaz kılma, sureleri ezberleme döneminin kapanacağını söylüyor.
"Cumhuriyetimizin temel nitelikleri ortak paydamız, en ufak bir sapma söz konusu değildir" diyor.
Çelik'in dediklerini yaparsa, AKP iktidarı Kopenhang kriterlerini aşan, Türkiye'nin geleceğini kurtaran bir zihniyet devrimi gerçekleştirmiş olacaktır.
İnanmak istiyorum ama ihtimal veremiyorum, keşke yanılsam..
Çünkü Bakan'ın açıkladığı ilke ve hedefler ne kadar milli ve çağdaş ise Başbakan'ın türban konusunda sürdürdüğü inat, o kadar din sömürüşüdür.
Bilindiği gibi Başbakan Erdoğan hiç değilse özel sektör ve vakıf üniversitelerinde türbanın serbest olmasını önermiş, YÖK Başkanı Teziç de bunun için anayasa değişikliği gerekeceğini belirtmişti.
Başbakan Erdoğan Profesör Teziç'in sözlerine Anayasa'yı değiştirebilecekleri imasında bulunarak karşılık verdi.
Oysa resim çok net: AİHM, türban yasağını onaylayan kararını oy birliği ile verdi. Onayladığı kararlar Anayasa Mahkemesi'nin, Yargıtay'ın ve Danıştay'ın kararları idi. Bu mahkemeler de yasağı, Anayasa'nın değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek maddeleri içinde yer alan laiklik ilkesine aykırılık nedeniyle koydu.
İktidan aklı bir yere, kişiliğine hükmeden takıntıları başka bir yere çekiyor.
İnşallah aklın yolunda karar kılarlar!
Keşke Sezer gitseydi
Başbakan Türban takıntısını aşmalı. Ama Cumhurbaşkanı da aşmalı...
Sezer'in, hazır bulunduğu ortamlarda türbanın yasakları deldiği görüntüsüne fırsat tanımamaya çalışmasını anlamak mümkündür. Ama Başbakan'ın düğün davetine aynı gerekçe ile icabet etmemek?
Birçoklarına "bu kadarı da fazla" dedirten bir davranış oluyor..
Cumhurbaşkanı'nın gittiği her yer "kamu alanı" haline geliyor olamaz. Aksi halde devlet adına verilen davet ve kabullerde türban yasağını savunmak zorlaşır.
Cumhurbaşkanı keşke dün nikâha gitseydi.
Gitmedi ve bu yüzden konuk yabancı devlet adamlarıyla görüşme fırsatını heba etti. Bari ciddi bir mazereti olsaydı.
Sebep türban olmasaydı!
İktidar şaşırtıyor
Milli Eğitim Bakanı Çelik'in ortaöğretim müfredat programlarıyla ilgili açıklamaları tam bir sürpriz oldu
Haberin Devamı

