Ak mı, kara mı? Hepsi aynı..

30 Temmuz 2004

Burası Türkiye.. İktidarlar değişebilir ama soygunlar, hortumlar baki kalır bu ülkede..Kanser tedavisinde kullanılan "Neo Recormon" adlı ilâç, rekordan rekora koşan yolsuzlukların yeni rekoruna adını yazdırdı.İlâç biri 2 binlik, öteki 5 binlik iki farklı dozda üretiliyor. İlâcı üreten firma 2 binlik olanı ecza deposuna 88 milyon liradan satıyor. Fakat aynı ilaç için Başkent Üniversitesi'nden 173 milyon, SSK Aydın Hastanesi'nden 231 milyon lira alıyor.Aynı şekilde 5 binlik ilâç ecza deposuna 285 milyona, fakat Başkent Üniversitesi'ne 462 ve SSK Tepecik Hastanesi'ne 617 milyon liraya veriliyor.Sadece SSK'nın bir yıl bile dolmadan uğradığı zarar 11 trilyon liradır. Üniversitelerin yediği kazık ayrı..SSK bu ilâcı değil toptan olarak üretici firmadan, tek tek eczaneden satın alsa daha az para ödeyecektir. Nasıl iş bu?İşte üretici firmanın cevabı:"İhale Yasası'na aykırı bir durum yok. İlâcı ihale ile alıyorlar."Yani... Kazsa, kazıkla!Hayır, buna inanamayız. Rahmetli Özal "Benim memurum işini bilir" derdi. Bu alış verişi yapanlar kaz olamaz. Kaz bizleriz, bizi yoluyorlar!SSK'nın açıklarını millet olarak biz kapatıyoruz. Ve açlık sınırında bir aylığa mahkum edilen SSK emeklileri muhtaç yaşamları ile finanse ediyorlar bu ahlâksızlığı.Dokunulmazlık zırhı içindeki bakanlar da "devletlû yaşam"larını riske sokmamak için "babayasa"nın emrine uyup sadece bakıyorlar.Kara partilerin iktidarından kaçan milletimiz, kendine "Ak" adını koyan partinin iktidarında da soyulmaya devam ediyor!Şeytan nerede saklanıyor?Dokunulmazlıklara dokundurmama inadını sade vatandaş anlayamıyor.Bu inadın sebebini bilenler ise anlıyor ama onlar da kabul edemiyor.Ülkedeki pek çok yolsuzluğun, yetki suiistimalinin ve siyasi sömürünün çelik yeleği olan bu ucube ortadan kalksa Türkiye'de meselelerin yarısı kendiliğinden çözülecektir.Yargı denetimi devreye gireceği için siyasi ahlâk sigortaya kavuşacaktır.Ulaştırma Bakanı, bilimin yaptığı cinayet uyarısına rağmen dünyada benzeri olmayan hızlandırılmış trene, Başbakan'a kırmızı şef tren kasketi giydirip suça ortak ederek hareket emri verdirmiş, göz göre göre katliama sebep olmuştur.Siyaset bilime ve tekniğe baş eğdirmiş, görev suiistimali ve yetki gasbı suçu işlenmiş, sonuçta 37 insan öldürülmüştür.Bunun hukuktaki adı "bilinçli taksir" dir. Cezası çok ağırdır.Dokunulmazlık olmasa, partisinin kendisini yargıdan kaçıracağına emin olmasa Ulaştırma Bakanı böylesine ağır bir suçu işlemeyi göze alamazdı. Haydi bir hata yaptı, istifada direnip bütün hükümeti bu suçun ortağı durumuna düşürmezdi.İktidar, dokunulmazlığın kendilerini koruduğunu sanıyor. Oysa dokunulmazlık, şeytanın sunduğu bir cesaret iksiridir ve siyasetçilerin başlarını belâya sokuyor. Pamukova katliamı bunun ibretidir.Bu ibretten yararlanacaklar mı?CHP'nin verdiği gensoru önergesine yönelik iktidar hazırlıkları, kafaların değişmediğini gösteriyor. Allah akıl versin!

Devamını Oku

Aşksız olmaz

30 Temmuz 2004

Bence bir toplumun mutluluğu, mesleğini kendi kabiliyeti, sevgisi ve iradesi ile seçmiş insanların oranı ile ölçülür.Çünkü kaliteli ve yaratıcı üretimi insanın enerjisinden çok asıl sahip olduğu meslek aşkı yaratır.Medyanın gündemi, karikatür dünyasının efsanesi Oğuz Aral'ın kaybı ve Liseler Giriş Sınavı'na giren 635 bin ilköğretim mezunu çocuktan 64 bininin "sıfır" çekmesidir.Şimdi "Neden böyle oldu, bu acılı ve ayıplı durumdan nasıl kurtulacağız?" sorusuna cevap arıyoruz. Meslek aşkını diriltmedikce hiçbir ümit yoktur.Çoğumuz işimizi, ibadet kutsallığı içinde yapmıyoruz. Çünkü eğitimimizi böyle almıyoruz, içimizdeki aşkı, bilgi ve disiplinle yüceltip üretici hale getirecek büyük buluşmayı eğitim döneminde sağlayamıyoruz.Eskiden küçüklere "Büyüyünce ne olacaksın?" diye sorarlardı. Şimdi soramazsınız. Sıfırı tüketiyoruz..ÖSS, genç insanları kabiliyet ve heveslerine saygı göstermeden saçıp savuran bir "kader kısmet seçimi" gibi.Pek az genç meslek aşkı ile yücelebileceği bir alanı bu sınavla elde edebiliyor. Ötekiler, ekmek parası bulabilecekleri bir mesleğin tesadüflerle dolu umutsuz yolculuğuna çıkıyor.Aşk eksiğini, kısa zamanda para sahibi olmanın hırsı dolduruyor. İlk fırsatta meslek ihanete uğruyor. Çoğunluk böyle olduğu için ihanetler bile ayıplanmıyor.Eskiden öğretmenlerimiz, bu mesleği kendilerine ideal olarak seçmiş insanlardı. Bilgileri, özgüvenleri ve mutlulukları ile kahramanlarımız olurlardı.Şimdikilerin çoğu ÖSS sınavında istediği fakülteyi tutturamadığı için öğretmenliğe "ekmek parası" için yönelmiş kimselerdir. Onlardan da bu kadar oluyor. Her yüz öğrenciden onu sekiz yıl okuyup sınavda sıfır çekiyor. Düzen değişmedikçe hepimiz çekeceğiz!Köfteci dükkânı..Bir arkadaşım Fransa'da kalp rahatsızlığı geçirip hastaneye kaldırılmıştı.Acil girişinde tekerlekli sedye ile içeri taşınırken bir doktor eğilip şöyle demiş:"Korkmayın artık, bu kapıdan girdikten sonra ölmezsiniz!"Hastaya bu güveni ancak meslek aşkına sahip bir doktor verebilir.Oysa Oğuz Aral, Özel Bodrum Hastanesi'ne götürüldükten 25 saat sonra öldü.Hastanenin ruhsatlı bir kardiyoloji servisi yoktu. Ama yöneticileri böyle bir hastaya gerekli müdaheleyi yapamayacaklarını bildikleri halde onu başka bir hastaneye sevk etmediler. Büyük bir sanatçının canı ile kumar oynadılar.Başhekim, "ruhsatınız yokmuş" diyen VATAN muhabirine "Böyle bir şeyi aklınız alıyor mu; burası köfteci dükkânı mı?" diye tepki gösterdi.Ve dün gerçek ortaya çıktı:Orası hastane değil köfteci dükkânı imiş!Türkiye git gide köfteci dükkânları konfederasyonuna dönüşüyor.Sorunumuz öğretim değil eğitimdir..Eğitimi, ahlâki faziletlerin de güvencesi olan meslek aşkı ile buluşturmaktır.

Devamını Oku

Çirkinlik nerede?

28 Temmuz 2004

Geçen gün Başbakan Erdoğan arkadaşlarına, özeleştiri de sayılabilecek akılcı bir uyarı yaptı.Bizim siyasetçiler iyi bir iş yaptıklarında başarıyı kimseyle paylaşmak istemezler ama bir yere toslayıp da faturası halka ve devlete çıkan bir başarısızlığın veya suçun sorumlusu oldukları zaman "Her şey Allah'tan" deyip sıvışmaya çalışırlar."Pamukova katliamı" bu "yavuz hırsız" zihniyetinin son yıllardaki en dramatik yüzsüzlüğü oldu. Çünkü cehaletin cüretinden kaynaklanan felâketin delilleri o kadar açık ve seçikti ki, iktidarın en kör yandaşlan bile cinayeti Allah'a havale eden densizlik karşısında "Bu kadar iftira olmaz" demek zorunda kaldı.Bu rezaleti yaratan çirkinlikler ve gerici zihniyetin bütün günahları tek tek ortaya çıkmalı. Gelişen toplumlar örnek alacağı doğrular yanında, geçmişte yaptığı yanlışları da kayda geçirmek zorundadır.Yeni bir Pamukova yaşamak istemiyorsak buna mecburuz. Peki başarabilecek miyiz?Gerçeği aramak hakBu meselede Allah'a iftira edilmesine Başbakan karşı çıkarak önce umut veriyor fakat ardından yalpalıyor. Uzmanların görüşlerini aldıktan sonra hareket emrini verdiklerini söyleyerek gerçeği arayanlara gözdağı veriyor.Önceki gün TV'lerden halka seslenirken şöyle dedi:"Milletçe yaşadığımız ortak acı üzerinden siyasi rant elde etmeye çalışanlar oldu. Bu kişiler kendilerini hem bilirkişi, hem teknik uzman, hem savcı, hem yargıç yerine koyarak tek yanlı bilgilendirmelerle zihinleri bulandırmaya çalıştılar. Çirkin bir hadise.."Zihinleri kim bulandırıyor?Gerçeği istemek çirkinlik değildir. Çirkinlik, bu ibretin toplumsal sermayemize eklenmesine mani olmaktır.Ortada, tekrarının istenmediği vahim bir olay var. Yalanlar söyleniyor. Hesap vermesi gerekenler işlerinin başında ve soruşturmayı etkileyebilecekleri güç mevkilerinde oturmaya devam ediyor.Ulaştırma Bakanı yerinde kaldıkça suçlar örtülebilir ama faciadan iki hafta önce "Bu trene ben binmem, yakınlarımı da bindirmem" diyen bilim adamının tarihin kaydına geçmiş sözleri nasıl unutturulacak?Başbakan'ın yanlışıİstanbul Barosu'nun kaza konusunda açtığı tespit davasında mahkemenin oluşturduğu bilirkişi heyeti, önemli alt yapı kusurları belirledi. İnceleme, delillerin karartılmış olduğu iddialarının da haksız olmadığını ortaya koydu.Yani ortada Başbakan'ın dediği gibi bir ahlâk ihlâli var ama bunu hesap vermek konumunda olanlar yapıyor. İktidar, siyasi gücünü demokratik hukuk devletinin denetim mekanizmasından suçluları kaçırmak için kötüye kullanıyor.Allah'a iftira edenleri paylayan Başbakan, adaletin yolunu saptırmaya ve gerçeği karartmaya çalışan gayretleri de önlesin.İstifa etmeyen Ulaştırma Bakanı'nı yerinde tuttukça bunu başaramayacaktır.İcatları olan hızlandırılmış tren ucubesi, bu inat sürerse korkarız kendisini de altına alacaktır!

Devamını Oku

Namus borcu

27 Temmuz 2004

Ülkeler de insanlar gibi zaman zaman hastalanır. Önemli olan yapının kendini onarma kabiliyetidir.Kahramanları eski milletvekili Mustafa Bayram ile oğlu Hamit Bayram olan Van'daki rezaleti soruşturan müfettişlerin ilk tesbitleri ümit kırıcı olmuştur. Çünkü rapor, devlet mekanizmasının kendini tamir kabiliyetini kaybettiği gerçeği ile bizi yüz yüze getiriyor.Bilindiği gibi adı çeşitli uyuşturucu olaylarına karışmış eski milletvekili Mustafa Bayram'ın oğlu Hamit Bayram bir eroin operasyonunda yakalanmıştı.Malatya'dan Van'a götürülen Hamit Bayram, kent dışındaki Bölge Trafik Müdürlüğü binasını basan adamları tarafından kaçırıldı. "Van'daki Susurluk" adını kazanmayı hak edecek rezaletlerle gelişen olaylar, bir çok siyasetçi ile beraber kamu yöneticilerini de şüphe gölgelerinin altında bıraktı.Dizi dizi sorularSanık niçin kelepçelenmedi? Neden korunma zaafı olan bir binaya götürüldü? Nasıl cep telefonu ile adamlarına haber vermesine izin verildi?Emniyet Müdürü yakalanmış olmadığı halde hangi amaçla sanığın yakalandığını iddia eden bir açıklama yaptı? Operasyonun konusu olan 48 kilo eroin nereye kayboldu?Van, CHP lideri Baykal'ın dediği gibi devlet gücünün söz geciremediği bir uyuşturucu merkezi mi olmuştu?Olayın ardından bir bakanla telefonda görüşen, eski ve yeni baro başkanları ile ulu orta güç gösterisi yapan Mustafa Bayram, yargıyı ve kamu görevlilerini etkileme cesaretini nereden alıyordu?Rezaletler dizisini soruşturan müfettişlerin ön raporu, herhangi bir sorumlunun kasıtlı davrandığına dair bir kanıta, çıkar ve rüşvet ilişkisine rastlanmadığını söylüyor.Kabul edilemezPeki devlete güveni yerle bir eden bu kepazeliğin sebebi ne?Müfettişlere göre ihmalkârlık!İhmal, böyle bir kokuşmuşluk zincirinin en fazla bir veya iki halkası olabilir. Daha fazlası olursa bu, sistemin iflâsını ilân eder. Bunun tedavisi yoktur.Hükümet böyle bir raporu kabul etmemelidir.Mutlaka görevini kötüye kullanan biri veya birileri vardır. Hiç kimse kasıtlı davranmamış, çıkar ve rüşvet ilişkisine bulaşmamışsa, bu rezaletleri devlet çarkının doğal işleyişi mi üretti, üretiyor?Böyle bir yargı devlete ve görevlerini feragatle yapan namuslu bürokratlara iftiradır. Millet olarak hangi otoritenin varlığına güvenerek yaşayacağız?İktidar, Van'daki Susurluk u çözmek, devletin egemenliğini orada yeniden tesis etmek, rezaletin sistemden değil kamu görevini doğru dürüst yapmayan kişilerden kaynaklandığını ispatlamak zorundadır.Hükümet bunu, millete ve devlete karşı olan namus borcu saymalıdır.

Devamını Oku

İşte itiraf..

26 Temmuz 2004

Hızlandırılmış tren, hükümet stajını İstanbul Belediyesi'nde yapmış Türklerin icadıdır.Geçmişteki tembel ve kirli iktidarların sebep olduğu gecikmelerden gına geldiği için AKP iktidarının tez canlılığı ve cesareti milleti heyecanlandırmıştır.Bu sayede "muasır medeniyet seviyesinin üstüne" çıkma iddiamız güçleneceği için siyasi İslâm geleneğinden gelen bu hükümeti eskilerinden daha Atatürkçü bulanlar bile olmuştur.Çünkü karışmış akıllar, Atatürk'ün o hedefe ilerlemenin şartını belirleyen özdeyişini, yani "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünü unutmuşlardır.Hızlandırılmış tren cinayeti, hızlandırılmış öteki hükümet politikalarının gerekli alt yapıya sahip bulunup bulunmadığını sorgulamamıza yararsa bu bile teselli yerine geçer.Ama önce "Pamukova katliamı'nı yaratan zihniyet, gelecek nesillere de ibret olacak biçimde pişman edilmelidir.Çelişkilere bakınDün bir VATAN okuru, Başbakan'ın TV kanallarında defalarca yayınlanan şu sözlerine dikkatimizi çekti:"Bilim adamlarına sorduk. Tabiatıyla bilim adamları farklı görüşler söylediler. Çoğunluk ne dediyse onu uyguladık!"Bu sözler savunma değil, açık bir itiraftır.Bilimsel bir gerçekliğe çoğunluğun karar verebileceğini zanneden bir zihniyete ülke idaresi emanet edilebilir mi? Bu iktidarın kendi kafasına göre belirleyeceği bir heyet karar verse, yer çekimi kanunu değiştirilebilir mi?Teknoloji uygulamalarında, hele güvenlik söz konusuysa şüpheci bir itiraz her zaman her yerde çoğunluk oyunun önüne geçer.Başbakan'ın sözleri cinayetin kanıtıdır.Bir profesörün "Yapmayın, cinayet işlersiniz" uyarısı ve daha bir çok teknisyenin itirazı, iktidara yaranmaya çalışan "çokluğun oylarına dayanılarak dikkate alınmamıştır.Siyaset bilime ve tekniğe tecavüz etmiş, trene hareket emri veren siyasetçiler, gerçekte teknik personele ait yetkiyi gasp etmişlerdir.Ama şimdi mağdur durumdaki makinistler içerde, onları kumarda zar gibi kullananlar işlerinin başında..Halk saygı bekliyorÖnce bu zihniyet ve onun uzantısı olan adalet anlayışı değişmek zorundadır. "Bağırırlar bağırırlar susarlar" anlayışı ile demokrasi olmaz. Hükümet bir suç örgütü değildir ki kader birliği yapmış insanlar, içlerinden biri suç veya kusur işlemişse onu ne pahasına olursa olsun korusunlar, adalete vermesinler..Bilimin uyarısına rağmen siyasi çıkar uğruna cinayet işlenmişse ortada görevi suiistimal suçu vardır. Bu suçun niteliği "bilinçli taksir" dir. Suçlamanın sonuca bağlanacağı yer bakanlar kurulu ve çoğunluk oylarına iktidarın sahip olduğu meclis değil yargıdır, mahkemelerdir.Ulaştırma Bakanı'nı mahkemeden kaçıran iktidar, esenlik vaat ederek geldiği toplumu "kırk katır-kırk satır" tercihine zorluyor.Ya ülkenin bunca sorunu varken bütün enerjimizi adalet talebimizi sağır sultana duyurmanın eylemlerinde harcayacağız veya...Çoğunlukla alınmış böyle kararların doğuracağı yeni felâketlerden bizi koruması için Allah'a yakaran çaresizlerin dünyasına, Üçüncü Dünya'ya doğru yola devam edeceğiz. Ayıptır, günahtır!

Devamını Oku

Kader değişmez mi?

25 Temmuz 2004

Kara treni üç kat hıza çıkarmaya kalkmadan önce devekuşunu uçurmayı deneselerdi keşke..Belki o zaman bilimin "olmaz" dediği şeyin gerçekten olmadığını deneyerek görürlerdi ve 37 masum, cehaletin kör inadına kurban gitmezdi.Asıl sorun, pozitif ilimlere inanmamaktır.Kader denilen şeyin bir şans değil seçim meselesi olduğunu yazdığım zaman okurlardan çok sayıda itiraz gelmişti."Hızlandırılmış tren katliamı" ardından TCDD Genel Müdür Yardımcısı "Her şey Allah'tan" deyince kader kavramı yeniden gündeme geldi. İlâhiyatçı Prof. Dr. Saim Yeprem şunu dedi:"Çürük bina yapıp yıkılması kaderdir. Sağlam bina yapıp yıkılmaması da kaderdir. Kulun sorumluluğu bunlardan birini tercih etmesidir. Kusur işleyip 'Ne yapalım Allahtan' demek doğru değil.."Doğru, kul kusurunu Allah'a yüklemek dine kötülüktür. Bu kötülüğü de en çok dindar geçinenler yapıyor. Bu nedenle ilâhiyatçı Prof. Dr. Ethem Ruhi Fığlalı'nın öfkesi yerden göğe haklıdır:"Allah'ın Kuran'da gösterdiği yol, bilimi esas alır. Allah'ın takdiridir' diye Allah'a havale edenler, kendi sorumluluklarından kaçan utanmazlar, beyinsizlerdir. Bu olayın, söylenen sözlerin, yapılanların affedilir yanı yok.."Bilim "yapamazsınız" demiş, Ulaştırma Bakanı devlet gücünü kullanarak yaptırmış. Siyasi şov uğruna görevini, yetkisini suiistimal etmiş, katliamı davet etmiş.Bu suçu hukuk "bilinçli taksir" diye tarif ediyor.Ama Ulaştırma Bakanı istifa etmeyecektir..Başbakan bu girdap kendisini de içine çeker korkusu ile Bakan'ı görevden almayacaktır..Meclisteki iktidar çoğunluğu Bakan'ı yargıdan kaçıracak, Yüce Divan'a göndermeyecektir.İktidar bu şekilde topluma bir kader biçiyor. Toplum bu öneriyi kabullenmek zorunda değil. AKP iktidarını Allah getirmedi, biz seçtik getirdik. Onu düzeltmek, olmuyorsa değiştirmek de bizim elimizde.Dileğimiz, yakalanan siyasi istikrarı kaybetmemek için bu iktidarın kafayı değiştirmesini sağlamaktır..Simdi biliyorum, birçok okurdan "Olmayacak duaya amin dememizi istiyorsun" itirazları gelecek. Ama siyaset ne yazık ki şu anda alternatif bir kader önermiyor.Bunu üretirse toplum kendi üretecek. Mesele, muhtaç olduğu güce zaten sahip olduğunu bilmesi ve bunu kullanmasıdır.Vakıftan partiyeEcevit gitti, gidenin arkasından kötü konuşulmaz.Zaten dürüstlük ve zarafetine hak edilmiş övgüler sütun sütun diziliyor.Ama zamanında çekildiğini söylemek mümkün müdür? Bu milletin ona biçtiği tarihi rolün hakkını verdiği söylenebilir mi?Solun ve DSP'nin perişanlığı, 50 yıllık siyasi yaşamının toplamda elem verici bir mağlubiyet olduğunu göstermiyor mu?Partiyi devralanlar, onun tecrübe mirasından yararlanmalıdırlar. Türkiye'nin iktidar alternatifi olacak çağdaş bir sol partiye ihtiyacı vardır. CHP bu umudu vermekten her gün biraz daha uzaklaşıyor.Eğer DSP'nin yeni ekibi, demokratik olmayan bir yapıdan böyle büyük bir misyon gücünün çıkmayacağını bilirlerse, solun ve ülkenin kaderini değiştirecek mucizenin anahtarını bulabilirler. Nasıl mı?Meselâ "vakıf" adına daha lâyık DSP'yi parti haline çevirmek için hemen kapıları, pencereleri açarlar.O zaman içeri temiz hava dolacaktır. Yeni fikirler, yeni kadrolar oluşacaktır."Bu partiyi biz iktidar yapacağız" derlerse sadece tutumlu Ecevitler'in biriktirdiği paraları yerler, bitirirler. Halbuki "Bir yılda halkla bütünleşeceğiz ve gelecek yıl seçimli kurultay yapacağız" diyebilirlerse gerçek bir şans yaratabilirler.Dünya gözü ile böyle bir başarıyı görebilmek Ecevit'e de güzel bir teselli ödülü olmaz mı?

Devamını Oku

Nereye gidiyoruz?

24 Temmuz 2004

Nobel ödüllü Meksikalı şair Octavio Paz "Üçüncü Dünya "yi şöyle tarif etmişti:"Güçlülerin zayıflara sürekli egemen olduğu, siyasetin ekonomiye, hiyerarşinin yeteneğe, gizli ilişkilerin hak ve hukuka baş eğdirdiği, eleştirinin mutlaka bir şekilde ceza gördüğü, insanın hor görüldüğü yer.."Bizim durumumuza gelince...Pamukova katliamının baş sorumlusu olan Ulaştırma Bakanı "İstifa etmiyorum" dedi.."Sorumluluk makinistlerle mi sınırlı kalacak yoksa Ulaştırma Bakanı ve Demiryolları Genel Müdürü ile ilgili bir tasarrufunuz olacak mı?" diye soran gazeteciyi Başbakan "Haddinizi bilerek soru sorun" diye azarladı..Mahkeme tren şefi ile iki makinisti tutuklayarak sabaha karşı cezaevine gönderdi.Avrupa Birliği'ne girme hayalleri kurarken nereye gidiyoruz?Güvenemeyiz artıkBağıra çağıra gelen bu faciadan sonra beklenmesi gereken ilk gelişme istifa olmalıydı. Çünkü bu yalnızca ahlaki bir borcun gereği değil, aynı zamanda adaleti, hukuku üstün tutan bir yaşam geleneğinin de emridir.TMMOB'nin olayla ilgili raporu "Demiryolu hattının fiziki yapısı, ray ve bağlantı elemanları ile taşıt özellikleri, yüksek hız uygulamasına uygun değildir" tesbiti yapıyor. Bunu aylar öncesinden biliyorduk. Daha önemli tesbit şu:"Ray ve travenslerin hemen kaldırılması, delillerin karartılması sonucunu doğurmuştur."Bakan Yıldırım istifa etse veya görevinden alınsaydı yerine gelecek olan kişi rayları, bağlantıları kaldırmayı göze alamazdı.Bundan sonra verilecek teknik araştırma raporlarına inanabilir miyiz?Gazetecileri bile "Acıyı paylaşmıyorsunuz, haddinizi bilin" diye azarlayan bir Başbakan'ın saldığı korku, teknik heyetlere tarafsız ve bilimsel araştırma rahatlığı verebilir mi?Bakan Yüce Divan'aBilimle çatışan iktidarlar bu ülkenin bahtsızlığıdır. İlk icraatı TÜBİTAK'ı dağıtmak olan AKP iktidarı ile talihsizliğimiz doruğa çıktı.Kadrolaşmak uğruna yandaş cahilleri donanımlı insanlara tercih eden iktidar bindiği dalı kesiyor. Bu facia AKP'nin çizgisinde kırılma yaratmıştır.Adaleti saptıran çabaların sürmesi halkın güven duygusunu daha çok aşındıracaktır. İktidar kendini yargının yerine koymaya kalkmasın, asıl suçluyu yargıdan kaçırmasın.Bilim adamlarının "yapamazsın" dediği bir işi Ulaştırma Bakanı emrindekilere gücünü kullanarak yaptırmıştır. Hukukun "bilinçli taksir" veya "öngörülü taksir" dediği suç bakan tarafından işlenmiştir.Bu bakanı Yüce Divan'dan kaçırmak, Türkiye'yi Üçüncü Dünya'ya götürmektir.Hızlandırılmış trenle AB'ye gidiyoruz derken, hukuk özürlü beyinsel altyapı zaafı yüzünden daha büyük bir faciaya uğramayalım!

Devamını Oku

Yüce Divan'a!

23 Temmuz 2004

Japonya'da olsaydı, bu kâbus treninin mucidi iki satır özür mektubu bırakır intihar ederdi.Biliyorsunuz, Kobe depreminden sonra evlere su bağlantısı gecikti diye belediye başkanı intihar etmişti.. Bu derece bir hassasiyet beklemiyoruz.Kalitelerine ulaştığımızı iddia ettiğimiz AB'nin herhangi bir ülkesinde ise böyle bir facianın ilk ve kaçınılmaz sonucu Ulaştırma Bakanı'nın istifası olurdu. Bu kadarcık bir saygıyı biz de hak ediyoruz.O nedenle de talep ediyoruz.İstifa, olayın hukuki değil insani boyutudur. Hukuk daha derine inecek, hesap soracak, suçu belirleyecek ve suçluyu cezalandıracaktır. İktidar çoğunluğunun sanığı ve sanıkları yargıdan kaçırmamasını talep ediyoruz.Binali Yıldırım önce istifa etmeli, sonra Yüce Divan'da hesap vermelidir.Cahil cüreti..Bu meclis, eski Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'ı, kendinden önce açılmış batık kredilerden sorumlu tutulan banka genel müdürü hakkındaki soruşturma istemini işleme koymadığı için Yüce Divan'a gönderdi.Meclisin iradesine kimse bir şey diyemez, göndersin.. Ama siyasi atraksiyon uğruna insanların hayatı ile kumar oynayan bu hükümetin en azından Ulaştırma Bakanı'nı da göndersin!Çünkü Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım "Eski alt yapıda hızlı tren işletmek cinayettir" diyen bilim adamlarını dinlememiştir.Oysa imam hatip okullarında öğrettikleri kadar fizik bilmek bile bu uyarıyı ciddiye almaya yeterdi.Ama cehalet güç sahibi olduğu zaman cüretkâr, bir o kadar da küstah olabiliyor. Bilimin çaldığı tehlike çanları umursanmamış, horlanmış, alaya alınmıştır."Bize bir şey olmaz" kafası ıslâh olmaz. İflâs ettiği noktada yalan söyler. "Takdiri ilâhi" deyip Allah'ı bile istismar edebilir..Bunların hepsi olmadı mı?Halka hakaret"Pamukova toplu kıyımı" pozitif bilimle barışık olmayan bir iktidarın raydan çıkması olayıdır. Dünyada benzeri olmayan bu "hızlandırılmış tren"in ilk seferinde Başbakan'ın kırmızı şef tren şapkasıyla çekilmiş fotoğrafı hiç unutulmayacaktır. Unutulmasın da..Belki teknik araçların dinle imanla yürütülemeyeceğini, uçurulamayacağını bu sayede öğrenirler, hepimiz öğreniriz.Ama en azından Ulaştırma Bakanı bu katliamın hesabını Yüce Divan'da vermelidir. İki makinist içerde tutulurken onun "Bu olayda siyaset yapmayı ayıp sayıyorum" diye konuşabilmesi kurbanlara ve halka küfürdür.Siyaseti kendileri yaptı, insanları onların egoizmi öldürdü..Binali Yıldırım, şov uğruna bu treni sefere çıkararak görevi suiistimal ve ölüme sebebiyet suçlarını işlemiştir.Bakanı yargıdan kaçırmak, kaçıranları da suç ortağı yapacaktır!

Devamını Oku