Kader değişmez mi?

Kara treni üç kat hıza çıkarmaya kalkmadan önce devekuşunu uçurmayı deneselerdi keşke..

Haberin Devamı

Kara treni üç kat hıza çıkarmaya kalkmadan önce devekuşunu uçurmayı deneselerdi keşke..

Belki o zaman bilimin "olmaz" dediği şeyin gerçekten olmadığını deneyerek görürlerdi ve 37 masum, cehaletin kör inadına kurban gitmezdi.

Asıl sorun, pozitif ilimlere inanmamaktır.

Kader denilen şeyin bir şans değil seçim meselesi olduğunu yazdığım zaman okurlardan çok sayıda itiraz gelmişti.

"Hızlandırılmış tren katliamı" ardından TCDD Genel Müdür Yardımcısı "Her şey Allah'tan" deyince kader kavramı yeniden gündeme geldi. İlâhiyatçı Prof. Dr. Saim Yeprem şunu dedi:

"Çürük bina yapıp yıkılması kaderdir. Sağlam bina yapıp yıkılmaması da kaderdir. Kulun sorumluluğu bunlardan birini tercih etmesidir. Kusur işleyip 'Ne yapalım Allahtan' demek doğru değil.."

Doğru, kul kusurunu Allah'a yüklemek dine kötülüktür. Bu kötülüğü de en çok dindar geçinenler yapıyor. Bu nedenle ilâhiyatçı Prof. Dr. Ethem Ruhi Fığlalı'nın öfkesi yerden göğe haklıdır:

"Allah'ın Kuran'da gösterdiği yol, bilimi esas alır. Allah'ın takdiridir' diye Allah'a havale edenler, kendi sorumluluklarından kaçan utanmazlar, beyinsizlerdir. Bu olayın, söylenen sözlerin, yapılanların affedilir yanı yok.."

Bilim "yapamazsınız" demiş, Ulaştırma Bakanı devlet gücünü kullanarak yaptırmış. Siyasi şov uğruna görevini, yetkisini suiistimal etmiş, katliamı davet etmiş.

Bu suçu hukuk "bilinçli taksir" diye tarif ediyor.

Ama Ulaştırma Bakanı istifa etmeyecektir..

Başbakan bu girdap kendisini de içine çeker korkusu ile Bakan'ı görevden almayacaktır..

Meclisteki iktidar çoğunluğu Bakan'ı yargıdan kaçıracak, Yüce Divan'a göndermeyecektir.

İktidar bu şekilde topluma bir kader biçiyor. Toplum bu öneriyi kabullenmek zorunda değil. AKP iktidarını Allah getirmedi, biz seçtik getirdik. Onu düzeltmek, olmuyorsa değiştirmek de bizim elimizde.

Dileğimiz, yakalanan siyasi istikrarı kaybetmemek için bu iktidarın kafayı değiştirmesini sağlamaktır..

Simdi biliyorum, birçok okurdan "Olmayacak duaya amin dememizi istiyorsun" itirazları gelecek. Ama siyaset ne yazık ki şu anda alternatif bir kader önermiyor.

Bunu üretirse toplum kendi üretecek. Mesele, muhtaç olduğu güce zaten sahip olduğunu bilmesi ve bunu kullanmasıdır.

Vakıftan partiye
Ecevit gitti, gidenin arkasından kötü konuşulmaz.

Zaten dürüstlük ve zarafetine hak edilmiş övgüler sütun sütun diziliyor.

Ama zamanında çekildiğini söylemek mümkün müdür? Bu milletin ona biçtiği tarihi rolün hakkını verdiği söylenebilir mi?

Solun ve DSP'nin perişanlığı, 50 yıllık siyasi yaşamının toplamda elem verici bir mağlubiyet olduğunu göstermiyor mu?

Partiyi devralanlar, onun tecrübe mirasından yararlanmalıdırlar. Türkiye'nin iktidar alternatifi olacak çağdaş bir sol partiye ihtiyacı vardır. CHP bu umudu vermekten her gün biraz daha uzaklaşıyor.

Eğer DSP'nin yeni ekibi, demokratik olmayan bir yapıdan böyle büyük bir misyon gücünün çıkmayacağını bilirlerse, solun ve ülkenin kaderini değiştirecek mucizenin anahtarını bulabilirler. Nasıl mı?

Meselâ "vakıf" adına daha lâyık DSP'yi parti haline çevirmek için hemen kapıları, pencereleri açarlar.

O zaman içeri temiz hava dolacaktır. Yeni fikirler, yeni kadrolar oluşacaktır.

"Bu partiyi biz iktidar yapacağız" derlerse sadece tutumlu Ecevitler'in biriktirdiği paraları yerler, bitirirler. Halbuki "Bir yılda halkla bütünleşeceğiz ve gelecek yıl seçimli kurultay yapacağız" diyebilirlerse gerçek bir şans yaratabilirler.

Dünya gözü ile böyle bir başarıyı görebilmek Ecevit'e de güzel bir teselli ödülü olmaz mı?

DİĞER YENİ YAZILAR