Türkiye'de ilâç üstündeki oyunların ve şikeli soygunların odağındaki şirket bugün 10 gazeteye paralı ilânlar verdi.Devlete her yıl 500 milyon dolara mal olan ilâç soygununu ortaya çıkaran ve durdurulmasını sağlayana kadar görevini yapmaya devam edecek olan VATAN, bu paralı ilânı kabul etmedi.Böyle bir akçalı ilişki, bozuk düzenden yararlanan firmalarda ümit ve cesaret yaratmasın, VATAN okurlarının gazetelerine besledikleri güven duygusuna gölge düşmesin, kafalarda soru işareti doğmasın diye bu kararı aldık.Çünkü bağımsızlığımızın en küçük bir şüphe gölgesi düşmeden korunması bizim için, gerçeğe inanmak ve onu sonuna kadar savunmak kadar önemlidir.Paralı ilânı reddettik ama habere taraf olan Roche firmasının savunma adına yayınladığı duyuruya, noktasına dokunmadan yer verdik.Bu bizim "cevap hakkı "na duyduğumuz saygının gereğidir.Yalan olan ne?Roche'un duyurusu bir savunma ve aklanma cabasıdır ama ne yazık ki yazılanların doğruluğunu itiraf etmektedir. Ortada iddia edildiği gibi bir "yıpratma kampanyası" yoktur.Kamuya, dolayısıyla millete yönelik soygun düzenine karşı toplumu uyarma, uyandırma görevi yerine getirilmiştir.Haksızlık giderilene kadar vazgeçmemek eğer "kampanya" ise bu kampanya devam edecektir. Ve sonunda bundan toplum kadar ilâç sektörü de yarar sağlayacaktır.Roche, Neo Recorman adlı ilâcını ecza deposuna 88, Başkent Hastanesi'ne 173, SSK'ya 230 milyon liraya sattı mı? Sattı.. Duyuruda bu gerçek inkâr edilmiyor. Firma bu acayipliğe iki açıklama getiriyor:1- İhalelerde fiyat farklılıkları ortaya çıkabilmektedir. Sebebi, SSK ve devlet hastaneleri ile üniversite hastaneleri tarafından farklı ihale uygulamaları gerçekleştirmeleridir;2- Bu durum sadece şirketimiz için değil, ihalelere katılan tüm ilâç sektörü için geçerlidir.Haydi mahkemeyeBozuk düzenin kaymağını yiyen Roche, şimdi büyük fazilet (!) göstererek çözüm yolu öneriyor. Duyurudan aynen aktarıyorum:"Çözüm, devletin ihale uygulamalarının tek bir sistem dahilinde yapılmasından geçmektedir.."Teşekkürler.. Demek ki "yıpratılmak" vicdanları harekete geçirmiş."Kaz varsa kazıkla" zihniyetine dayanan istismarcı işbirliği VATAN tarafından suçüstü yakalanınca tecrübelerinden devleti, milleti yararlandırmaya başlamış!Zaten bizim istediğimiz de budur. Olayın kampanyaya dönüşmesi, karar vericileri bu tedbiri almaya razı etme kararlılığına dayanmıştır.Duyurunun sonunda yer alan "Hukuki yollara müracaat edilecektir" sözü bir tehditse başka kapıya!.Biz, bağımsız gazete olmanın her bedelini ödemeye her zaman hazırız. Böyle geldik, böyle gidecek.VATAN, kirlenmiş bir toplumun ancak bağımsızlığı için yaşayan gazeteler sayesinde temizleneceğini ispat edecek!
Halk, her yıl tekrarlanan "en güvenilir kurum" araştırmasında niçin Türk Silâhlı Kuvvetleri'ni hep birinci sıraya koyar?Çünkü bu kurumun Anayasa'dan, yasalardan, gelenek ve teamüllerinden gelen değerleri hassasiyette korunur, hiç bir etki bu mukaddesleri bozamaz. Burada gelişmenin yolu açıktır ama geriye gidişe izin verilmez.Askerler uzun yıllar, Türkiye'nin AB yolu üstündeki engeli olarak gösterilmeye çalışıldı.Son uyum yasaları çerçevesinde MGK'nın başına bir sivil genel sekreter geçirme yolunun açılması (Bu değişiklik gerçekleşiyor), yanı sıra YÖK ve RTÜK'teki asker temsilcilerin geri çekilmesi çeşitli spekülasyonlar yaratmıştı.Sözde asker AB normlarını yakalama amaçlı bu reformlar nedeniyle gönülsüzdü, huzursuzdu."Hükümeti uyarın" çağrısını içeren MHP mektubunun, muhatap alınan generaller tarafından geri gönderildiği haberi, hızlandırılmış tren katliamı ve Van rezaleti karşısında içi kararmış toplumun yüreğini ferahlatmıştır. Bu, son ayların en güzel haberiydi.Generallerin cevabıTürkiye askeri müdahaleler yüzünden çok şey kaybetti. Siyasilerin askeri tahrik ederek işledikleri demokrasi cinayetleri, en ağır zararı siyaset kurumuna verdi. Ülke her defasında daha yetersiz siyasetçilere mahkûm oldu.Generallerin MHP'den gelen mektubu geri göndermeleri, siyasi çıkar çatışmalarında askerleri kullanma niyetlerine ve alışkanlıklarına verilmiş kesin bir cevaptır.Bu tavır, askerin Avrupa normlanna uygun bir rolü kabulünün teyidi olacağı için ülkemizin AB sürecine de çok olumlu etkiler yapacaktır.Kimse AB reformlarının, irtica ve bölücülük tehditlerine karşı Türkiye'nin Silâhlı Kuvvetler tarafından garanti edilen güvenliğine bir zarar geleceğini söyleyemez. Çünkü daha fazla demokrasi, ordunun yasalardan aldığı, halkın da güven duygusu ile desteklediği görevinde zaafiyet yaratmaz.Partilere örnek olsunAksi yönde çok örnek var ama demokrasiden zarar görmüş toplum, özgürlük yüzünden bölünmüş ülke yok..Türk Silâhlı Kuvvetleri, son Yüksek Askeri Şura kararlarının biçimlendirdiği komuta kademeleri ile bu gerçeği daha çok içselleştiren bir yapıya kavuşmuştur.Son YAŞ'ta demokratik hukuk devletinin kuralları, sivil kurumlarda, siyasi partilerde bile görülmeyen bir titizlikle işlemiştir. İrticai ve bölücü faaliyetlere karıştıkları gerekçesiyle ve disiplinsizlik nedeniyle 12 subay ve astsubayın ordu ile ilişikleri kesilmiş, dirayet ve basiret kusuru görülen (Irak'ta 11 askerin başına çuval geçirilmesi ve AB'ye yandaş kişilerin fişlenmesi olayları nedeniyle) üç general emekliye sevkedilmiştir.YAŞ kararlarından, Pamukova katliamının sorumlusu olan Ulaştırma Bakanı'nı yargıdan kaçırıp meclisteki çoğunluk gücü ile sözde aklayan AKP iktidarının alacağı dersler vardır.Halkın güvendiği kurumlar sıralamasında yıllardır değişmeyen birincilik boşuna kazanılmıyor.
Yargının bile dokunamadığı insanların yaşadığı yerde adalet olmaz.Adaletin bulunmadığı bir ülkede özgürlük ve eşitlik de olmaz.Türkiye bu yüzden demokratik hukuk devleti haline gelemiyor. Burası hâlâ oligarşilerin, aşiretler reislerinin, mafyaların, kirli ve karanlık ilişkilerin hükmettiği bir garibanlar toplumu.Ama muasır medeniyetin kurum ve kurallarını işliyor gibi göstermekte kimseler elimize su dökemez. İnşallah yıl sonunda AB'den müzakere tarihi alacağız ve bu büyük başarımız ödüllenecek!AKP'yi geçmiş yönetimlere duyulan toplumsal nefret işbaşına getirdi. Son bir ay içinde yaşadığımız iki vahim olay, yağmurdan kaçarken doluya tutulduğumuzu gösteriyor.Hızlandınlmış tren katliamı ile devletin ağır yara aldığı Van rezaleti ve olaylar sonrası yüz yüze geldiğimiz yönetim ve adalet anlayışları, bu tespitin yeter de artar kanıtlandır.Kem gözlere şiş!Meclisteki iktidar çoğunluğu Ulaştırma Bakanı'nı yargıdan kaçırıp affederek bilime, akla ve halka karşı suç işlemiştir. AKP'ye göre bu olayın iki suçlusu vardır:1. Trenin makinistleri..2. AKP'ye nazar değdiren kem gözler.. Makinistler yargılanacak, öteki mesele de "elemterefiş kem gözlere şiş" yazan muskalar ve devasa nazar boncukları ile halledilecektir inşallah!Yalnız Deniz Baykal önemli bir soru sordu:"Madem ki tek suçlu bu iki makinistti, niçin faciadan sonra hızlandırılmış tren seferlerini durdurunuz? İki makinist daha bulamadınız mı?"Bu uyarı bile, örgüt mantığı ile korunan Ulaştırma Bakanı için iki garibanın nasıl vicdansızca harcandığını kanıtlamaya yetiyor.Van'da da polis merkezi silâhlı adamlar tarafından basılmış, sanıklar ve 40 kilo eroin götürülmüş, "kimsenin gıkı çıkmamıştır". Hükümetten bir tepki veya eylem şöyle dursun devlet otoritesi aşiretler adına tehdit edilmiştir.Hastalık derindeŞimdi Van rezaletinin faturası da 5 polise çıkarılıyor. Onları assanız bile neyi halledersiniz?Baskını yapan adamların ağasına Vali'nin ve polis müdürünün yanında "geçmiş olsun" telefonu açan bakan, iktidar ile hukuk devletinin aynı takımda olmadığını gösteriyor. Bu gerçeği gören kaç bürokrat devletin onurunu korumak ve yasalarını uygulamak için kendini tehlikeye atar?Pamukova Katliamı için iki makinisti, Van rezaleti için 5 polisi mahkemeye vermek ve meseleyi kapatmaya çalışmak yargının aklına ve vicdanına hakarettir.Sistemin zaafından ve halkın kızgınlığından yararlanarak çoğunluğu ele geçiren bir iktidar suçluyu belirleyecek, ceza ve infaz için de yargıyı kullanacak.. Yargı buna razı olur mu?Türkiye'nin bir numaralı sorunu adalettir. Bunun anahtan ise yargının bağımsızlığını teslim etmek ve (milletvekilleri ile beraber bürokratların da) dokunulmazlıklarını kaldırmaktır.AB bize üyelik müzakereleri için "şartlı tarih" verecekse, dileriz tek şart bu olur!
Cehaletin cüreti eninde sonunda kendini de imha eder. İktidar bu gerçeği ne zaman fark edecek?Hızlandırılmış tren, siyasi şov uğruna göze alınan bir cahil cüreti idi. Bilimin "olmaz" dediğini iktidarın "olur"a çevirme inadı katliam doğurmuştur.Bilimsel ve teknik uyanlara meydan okuyan Ulaştırma Bakanı, yetki gaspı, görev suiistimali yoluyla 39 insanın ölümüne sebep olmuştur. Bu suçun hukuktaki niteliği "bilinçli taksir"dir.Yani Pamukova Katliamı bir kaza değil, göz göre göre işlenmiş bir çoklu cinayet suçudur.AKP iktidarının baştan beri şansı yaver gitti. Birçok alanda eğrisi doğrusuna denk geldi. Ama miras olarak devraldıktan zihniyetin nerede tekleyeceğine dair tedirginlik toplumda hiç eksik olmadı. Ve en zayıf halkada kopma meydana geldi. Pozitif ilme inanmamaktan kaynaklanan yapının davet ettiği facia, iktidarın büyük itibar ve güven kaybetmesine sebep oldu.Kazadan sonraki gelişmeler, AKP'nin demokrasiden yana da özürlü olduğu gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Ulaştırma Bakanı istifa etmemiş, dünkü gensoru görüşmelerinde önergeye ret oyu kullanan AKP grubu bu büyük vebali partiye mal etmiştir. Bunu yaparken Bakan'ı siyasi denetimden ve yargıdan kaçırmıştır.Hızlandırılmış tren, demokrasinin erdemlerini de çiğneyip geçmiştir.İktidar hesabına yükselen toplumsal güven Pamukova'da raydan çıkmış, dün mecliste izlenen ibretli manzaradan sonra inişe geçmiştir.Şu anda artık hükümete, ülke menfaatini düşünen, halka saygılı bir kurul olarak bakmak zordur.Karşımızda sanki demokratik hukuk devletini tanımayan, halka saygı duymayan, birbirlerine kenetlenmiş, içlerindeki suçluları vermemeye yeminli bir örgüt vardır!Kuzu gibi ölmekDenize düşen yılana sarılırmış..Hızlandınlmış trenin mucitleri, karayollarındaki kazaların elemli bilançolarına tutunarak milleti teselli etmeye, kendilerine bir siper bulmaya çalışıyor.Neymiş? "Sadece dün karayollarındaki kazalarda 36 kişi öldü.."Yani ölüm hak, siyasi sorumsuzluk helâl!Bir başka deyişle, ölüm Allah'ın emri; trende de, otobüste de bulacaksa sizi gelir bulur.. Sen sorumsuzların hesap vermediği bu ülkede ölümlerden ölüm beğen!Oysa trafik güvenliği sağlanıyor mu? Denetim yeterli mi? Yollar işaretleniyor mu? Bunları soran yok.Meselâ Bodrum'da havaalanına giden yola on gün önce mıcır döküldü. Ölüm ve yaralanmalarla sonuçlanan kazalar oldu. Karayolları Müdürü "Mıcırı bu mevsimde dökmek zorundayız. Bu sistem çok ucuz olduğu için tercih ediyoruz" demiş..Bu sistemin ucuzluğu, insan hayatının Türkiye'deki değerinden geliyor."Her toplum lâyık olduğu yönetimi bulur.." Kaza kurbanı yakınlarımızı kaderci bir kabullenişle toprağa verip dünyaya küsmeye devam ettiğimiz sürece kurtuluşumuz yoktur.Sebep olanlara pahalıya ödetmenin medeni cesaretini keşfedinceye kadar, insan hayatı ülkeyi yönetenlerin maliyet hesaplarında sıfır çekecektir.Uyanan bir toplum bu kaderi değiştirebilir. Yakınlarını yol hatalarından kaybedenler yüklü tazminat davaları açmalı, mahkemeler de insan hayatının artık ucuz olmadığını göstermelidir.Caydırıcı cezalarla kap-kaç suçlarını azaltan yargı, aynı başarıyı burada da tekrarlayabilir.
Usame bin Ladin'in amacı, medeniyetler savaşı çıkarmak, İslâm toplumunu nefretin hedefine koymaktır.Masum sivillere yönelik katliam girişimleri, askeri hedeflere intihar saldırılan, kelle kesen, kafaya kurşun sıkan vahşi terör eylemleri hep, Müslümanlarla değil iç içe, yan yana bir yaşamın bile mümkün olamayacağını Batılıların bilinçlerine kazıma çabalarıdır.Müslüman toplumları bu şekilde izole etmek, El Kaide'ye ait uğursuz amacın ilk aşamasıdır. Batı dünyasına "Ne haliniz varsa görün" dedirtecek bir yılgınlık, ikinci aşamanın yolunu açacaktır.Terör, yalnızlaşacak olan Müslüman halklara boyun eğdirmekte daha çok işe yarayacaktır..Siyaseti din sömürüsü üstüne kuranlar bilerek veya farkında olmadan bu cehennemin ateşini körüklüyorlar.Türkiye'de de bu böyle..Din kardeşine bak!Hiç kimse ekmek parası için kendini ateşe atmış bir Türk vatandaşını dünyanın gözleri önünde katleden bu korkak barbarların Irak'ın ulusal kurtuluşuna hizmet ettiğini söyleyemez.Bunlar Irak'ın ulusal kurtuluşu için savaşıyor olsalardı Müslüman Türk halkının nefretini üstlerine çekmezlerdi.Bazen bir cinayet bile büyük bir davayı kaybettirebilir. Türk halkına bu kalleşçe cinayet "din kardeşliği" denilen şeyin bir yutturmaca olduğuna dair tarihsel tecrübesini hatırlatmış, bilincini yenilemiştir.Unutulmamalı ki bu caniler Iraklı Şiilerin ılımlı önderlerinden El Hakim'i de öldürmüştü.Bu kirli oyunu bozmakta insanlık onuruna saygı duyan bütün ülkelerin sorumluluk almaları gerekiyor. Türkiye'nin özel durumu, bu ülkede iş yapan vatandaşlarının güvenlik sorunları, daha boyutlu politikalar üretmeyi zorunlu kılıyor. Irak'taki insanlarımız terörist canilerin merhametine terk edilemez.Cinayet kasetinde duyulan Türkçe konuşmalar, terörün meşum amaçlarına bazı Türklerin de hizmet ettiğini gösteriyor.Güç adil olmalı..Hükümet, terörle mücadelede kazanılmış büyük tecrübeyi burada kullanmalı, savunmasız Türk vatandaşlarına karşı işlenen suçların karşılıksız kalmayacağını kanıtlamalıdır.Türkiye'nin uluslararası planda ağırlığını koyacağı iki önemli hedefi vardır.İlki, Irak'taki Amerikan ve İngiliz askeri varlığının uluslararası güç niteliğine dönüştürülmesinin, buna paralel olarak iktidarın Irak otoritesine devrinin çabuklaştırılması;Bir de Filistin'deki adaletsizliğe son veren bir barışa İsrail'in razı edilmesi için elden gelen her şeyin yapılması..Terörle baş etmek için güç gerekiyor. Ama adaletini insanlık vicdanına kabul ettirebilen bir güç..Hem demokratik-laik rejimi, hem de halkı Müslüman bir ülke olması nedeniyle Türkiye'nin hassas bir durumu var.Batı'nın gücünü adaletle kullandığını görmeye, öteki Müslüman toplumlardan önce bizim ihtiyacımız var!
Amerika Irak'ı, Saddam'ı indirmek ve bu ülkede barındığına dünyayı inandırdığı uluslararası terörizmi ezmek için işgal etti.Fakat sonra tüm araştırmalara rağmen ülkede kitle imha silâhı bulunamadı. Hatta eski ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright'ın dediği gibi "Irak'la bağlantılı terörizm de yoktu"..Ama artık vardır.İşgalin yarattığı karmaşa ve otorite boşluğu ile ABD'nin işgal gücü biçimindeki varlığı yüzünden Irak, İslâmi terör örgütlerini mıknatıs gibi kendine çekti.El Kaide ve ona bağlı terör örgütleri, kendilerine hayal bile edemeyecekleri bir eylem alanı buldular. Hem de kirli amaçlarını örtecek bir bahane ele geçirerek.. Şimdi, işgale direnen bağımsızlık savaşçıları maskesiyle saldırıyorlar, öldürüyorlar..Ama insanlık dışı tabiattan dün olduğu gibi dışa vuruyor. Yüzlerini maskeyle kapasalar bile cani ruhları, korkakça ve kalleş eylemlerle kıyıma devam ediyor.Kalleş sömürüsü..Irak'ta dün ilk kez bir Türk rehine öldürüldü. Bir Amerikan tesisinde iş yapan Türk taşeronun çalışanı Murat Yüce, insan sevgisini ve merhamet duygusunu kaybetmiş yaratıklar tarafından katledildi.Öylesine bir vahşetti ki TV kanalları bu olayı sonuna kadar gösteremedi.Yüzleri maskeli katiller, El Kaide'ye bağlı Abu Musab El-Zarkavi grubuna bağlıydı ve bir Müslümanın canını alırken tekbir getiriyordu.Ekmek parası için kelleyi koltuğa almış bir garibi, çaresizliğini sonuna kadar sömürdükten sonra öldüren insanlar Müslüman olamaz. Çünkü biz, bir insan öldürmeyi bütün insanları öldürmenin günahına eş tutan bir dinin inancını paylaşıyoruz.Terörist cellâtlar tehditlerini sıraladıktan sonra sözü Murat Yüce'ye verdiler. Rehine işgali kınayıp Türk şirketlerine Irak'tan çekilme çağrısı yaparken hiç kuşkusuz bu teatiyle canının bağışlanacağına dair bir umudu içinde taşıyordu.Kurbanlık mıyız!Nefret ve acımasızlıkları, 70 milyonluk bu ülkeden aynen geri dönecektir. Bu kalleşçe cinayet, olsa olsa geçen yüzyılın başında Osmanlı'nın Arap ellerinde uğradığı ihanetlere dair anılanınızı canlandıracaktır.Ve Arap halklarıyla daha yakın ilişkiler kurulmasını savunan iktidarları Türk halkının gözünden düşürecektir.Türkiye, Irak savaşında Kuzey Cephesinin açılmasına izin verebilirdi. Ama Amerika ile kötü olmak pahasına ABD işgal güçlerinin topraklarından yararlanmasına imkân tanımamıştır.Peki karşılığında takdir mi görmüştür? Hayır.. İki kez ikiz saldırılarla İstanbul'a 11 Eylül dehşeti yaşatılmış, günahsız insanlar öldürülmüştür.Başbakan "Terör dünyanın belâsı. Din, iman, millet tanımaz" diyor.Bunu herkes söylüyor. Önemli olan hükümet ne yapıyor, ne yapacak?Aynı terör örgütünün elinde iki Türk rehine daha var. Irak'ta her an rehine durumuna düşecek yüzlerce Türk ekmek parası için çalışıyor. Onlar ne olacaklar?Hükümet ses versin, tepki göstersin. Vatandaşlarını koruyan büyük bir devlet bu durumda ne yaparsa onu yapsın!
Bodrum'da hormonsuz sebze, meyve yetiştiren bir köylünün incir ağacı gölgesindeki sergisine uğradım dün.Çamur bulaşmış domates, patlıcan, biber.."Biraz da sarmısak lütfen.."Adam bir sepete eğilip ufak bir file uzattı. Aaa!.. Etiketinde "Çin Malı" yazıyor.-Yahu bu ne iştir? Sarımsağı da mı Çin'den alıyoruz artık?Kendini doyurmaya yeterli dünyadaki 7 ülkeden biri olarak övündüğümüz yıllar geride kaldı. Her Çinli'ye bir portakal satıp köşeyi dönme hayalleri kurarken nereye geldik?Git gide büyüyen dış ticaret açığı başımıza ne dert açacak; her kafadan bir ses çıkıyor. Ekonominin düze çıktığına dair sözlere rağmen cari açık büyüyor, işsizlik artmaya devam ediyor.Geçen gün İSO Başkanı Tanıl Küçük "Dış ticaret açığı ve cari işlemler açığının Türkiye ekonomisinde Aşil'in topuğuna denk geldiği unutulmamalıdır" dedi.Keşke ekonomimiz Aşil'e benzese ve tek zaafı topuğu olsaydı. Korkarız bizimki, her yeri eğri olan deveye denk düşüyor. En zararlı eğrilik de bilimi, tekniği, uzmanlığı hor gören kafadadır.Bir süre daha IMF ile yola devam etmek gerektiğini savunarak "Gevşersek kriz gelir" uyarısında bulunan Merkez Bankası Başkanı Serdengeçti'ye Başbakan Yardımcısı Şener haddini bildirdi (!)Neymiş?. "Birilerinin hükümeti uyarma diye bir yetkisi bulunmuyor"muş.. "Bağımsız bir kurumun başkanı olması, bürokrat olmasına engel değil mis..Merkez Bankası'nın bağımsızlığı, krizden çıkışımızın lokomotifidir. Bu kurumun bağımsızlığına gösterilen tahammülsüzlük, sadece kötülük getirir. Hızlandırılmış trene uzmanlara rağmen hareket emri veren iktidar, aynı maceracı cüreti burada da tekrarlarsa, ekonomiyi de raydan çıkarıp devireceğini bilmek zorundadır.Bağımsız medya ve bağımsız kurumlar, iktidarların da güvencesidir. Halbuki AKP iktidarı, ikisine de kaşlarını çatıp aynı şeyi söylüyor:"Haddinizi bilin!Bu bencillik ve kibir, bindiği dalı kesen cehalet desteğinde devlet gücünü kullanırken geleceğe güvenle bakabilir misiniz?Çin sarımsağının köylü sergisine bile girdiğini bilin ve siz tahmin edin!Derebeyi düzeniEski CHP Hakkâri milletvekili (şimdi AKP'li) Mikail İlcin, adresi karışık bir tehditte bulundu.Bilindiği gibi eski milletvekili Mustafa Bayram'ın oğlu Hamit Bayram uyuşturucu operasyonunda yakalanmış, fakat polis merkezini basan adamları tarafından kaçırılmış, baba Mustafa Bayram da bu olay nedeniyle tutuklanıp sonra kefaletle serbest bırakılmıştı.Mikail İlcin, olayı soruşturmak amacıyla Van'a heyet gönderen CHP'yi "küçük bir olayı (4-5 gram eroin) büyütmek ve Mustafa Bayram'ı küçük düşürmek"le suçladı..Eroin kaçakçılığı ve polis merkezi basıp suçlu kaçırmak küçük bir olay mıdır; belki tartışılabilir ama şu sözler tartışmasız bir meydan okumadır:"Mustafa Bayram'a siyasi amaçlı bir harekette bulunulduğu takdirde aşiretlerle beraber müdahale etmeye hazırız!"Bu tehdide hükümetten doğru dürüst bir tepki gelmedi. Aşiretler CHP'ye karşı kışkırtılıyor diye belki hoşlarına bile gitmiştir. Ama tuhaf olan CHP lideri Deniz Baykal da geri adım attı. Görüşünü soran gazetecilere "Ciddi sorular sorun. Bu tip sorulara cevap vermek istemiyorum" dedi.Bu bölgede halkı derebeylerine emanet ederek güvenliği ve ülke bütünlüğünü koruduğunu zanneden siyaset anlayışı, belli ki bunca tecrübeden ders almamış..Tehdit, en az tehdide konu olaylar kadar vahimdir.Ama siyasetin iki kanadında da hukuk devletini savunacak yürek görülmüyor!
Seçimden önce Tayyip Erdoğan, milletvekili dokunulmazlıklarını kaldıracaklarına söz vermişti.Yolsuzluklar döneminin sorumluluğunu paylaşan partilere yönelen toplumsal hınç sandıkta bomba gibi patladı ve AKP, hayal bile edemeyeceği bir çoğunlukla iktidara geldi.Dokunulmazlıklarla ilgili borç senedi önlerine uzatıldığında iktidar partisi önce yan çizmeye, sonra eskileri bile aratacak güvenceler peşinde koşmaya başladı. Milletvekillerinin, seçilmeseler dahi ömürlerinin sonuna kadar "dokunulmaz" kalmalarını utanmadan isteyenler bile oldu.Belki bir itiraz haklı görülebilirdi:"Milletvekili dokunulmazlığının kalkması çare değil. Bürokrasi de korunuyor. Kalkacaksa bütün dokunulmazlıklar kalksın.."Bu doğrudur. Ama yanlış şurada ki AKP'liler, bürokratların dokunulmazlığını kendileri için şimdi siper olarak kullanıyorlar.Bütün dokunulmazlıkları kaldıracakları yerde hiçbirine dokunmuyorlar.Yiyin efendiler yiyin!İmam bir ayıp yaparsa cemaatin sunturlusunu yapacağını anlatan atasözü hükmünü utanmazca ve her gün biraz daha azarak yürütüyor.Maliye Bakanlığı muhasebat kontrolörlerinin tespitleri, cüretini siyasetteki yozlaşmadan alan bürokrasideki yolsuzlukların hayret verici bir tırmanış içinde olduğunu ortaya koydu.İktidar, bencil hesaplara dayanan bir umursamazlık sürdürürken millet cüzdanını çaldıran insanların öfkesini yaşıyor.Kontrolörler geçen yıl 50 kentte kamuya ait 153 birimi denetlemişler ve 13.1 trilyon liralık yolsuzluk ve usulsüzlük saptamışlar.Bu yılın sadece 6 ayında 6 kette 41 kurum denetlenmiş ve 63.2 trilyon liralık yolsuzluk tespit edilmiş.Böylesine dar bir alanda yaşanan rezaleti ülkenin bütününe genişletin, buna denetimin uzanamadığı rüşvet ve haraçları da ekleyin ve sonucu tahmin etmeye çalışın..Rüşvet ve yolsuzluk, Türkiye'nin geleceği, toplumsal barışı ve milli bütünlüğü için irtica ve bölücülükten daha büyük bir tehdit boyutuna gelmiştir.Hepsi iki günlük iş..Devlet ve millet hunharca bir tecavüzün hedefi durumundadır.Kendine AK diyen partinin iktidarı, bu hayâsız soyguna daha ne kadar seyirci kalacak? İktidarın kendi zenginini yaratma niyetinden cüret alan bu yıkıma kim, ne zaman dur diyecek? Bürokraside artan yolsuzluklar, AKP'nin devlet kadrolarına yönelik işgalinin beklenen sonuçlan mıdır?Suç işleyen milletvekillerini ve bürokratları yargıdan kaçıran bir zihniyet AK olamaz. AKP iktidarının bu konuda hiç bir mazereti yoktur.Millet anayasayı bile değiştirebilecek çoğunluğu onlara bunun için verdi. AKP, dokunulmazları iki günde kaldıracak güce sahiptir.CHP muhalefetine rağmen yüzlerce yasa geçirdiler. Bu konuda CHP'nin de desteği var. Bürokratları rehine gibi kullanıp dokunulmazlık zırhından soyunmamak, devleti ve milleti göz göre göre soydurmak, demokratlık da değildir, Müslümanlık da değildir. Olsa olsa ikisine de ihanettir!