Çare de söyleyin!

23 Ağustos 2004

DYP'den yapılan açıklama, iktidar için ciddiye alınması gereken bir uyarıdır:"57'inci hükümet, hırsızlarla kol kola girmenin bedelini çok ağır ödemişti. Bu iktidar da aynı şekilde ödeyecek!"DYP Başkanlık Divanı, batık bankaların Türkiye'yi 40 milyar doların üstünde bir zarara soktuğunu, bu paranın bir cent'ini bile iktidarın geri alamadığını, yapılan "düzmece borç ödeme anlaşmalarının hırsızlara imkân ve fırsat vermekten öte bir işe yaramadığını" iddia ediyor.Hükümetin banka soygunlarından doğan açıkları dış borçla kapamaya çalıştığını öne süren DYP, bu paraların nasıl alınacağını bizzat Başbakan'ın çıkıp halka anlatmasını istiyor.Haklı bir taleptir. Çünkü mevcut tablo yalnız kamu vicdanını rencide etmekle kalmıyor, rekabet hukukunu da altüst ediyor. Namusu ile çalışanları "acaba aptallık mı ediyoruz" şüphesine düşüren bir icraatın başarı şansı olamaz.Ödeyebilirler mi?TMSF Başkanı'nın, anlaşma yaptıkları batık bankacılarla ilgili "Bugüne kadar bir şey ödemediler ama 12 yıl içinde inşallah borçlarını öderler" açıklaması üzerine Güngör Uras dün şu soruları soruyordu:"Elinde banka varken, banka kaynaklarıyla işletmelerini beslerken, başka bankalardan 'back to back' kredi kullanırken para kazanamayanlar, şimdi bankaları batmış, sanayi şirketleri çökmüş durumda nasıl para kazanacak da batırdıkları paraları geri ödeyecek? Bunu TMSF Başkanı görmüyor mu? Bunu batık banka sahipleri bilmiyor mu?"Elbette biliyor ve görüyor.. Ama maksat, bu yolla defteri kapatmaktır.Çünkü bu şekilde "kanuni takibat sona eriyor, banka batıranların'zuladaki paraları'nı rahatça kullanmalarına, yatlarında, katlarında rahatça yaşamalarına, hiçbir şey olmamış gibi iş aleminde salına salma dolaşmalarına imkân tanınıyor.."Ah, vah muhalefetBu iktidar, 20 bini aşkın İmar Bankası mağdurunun hazine bonosundan kaynaklanan alacaklarını ödemedi ama ülkeyi 48 milyar dolar zarara sokan birkaç batık bankacıya babalarından bulamayacakları anlayışı ve kolaylığı gösteriyor.Bu haksızlık ve acımasızlıkla bu kadar hoşgörü ve hovardalık aynı bedende yer bulabilir mi? Bulursa bunda iyi niyet aranabilir mi?İktidar, bu derin adaletsizliğin sebebini açıklamak zorundadır. Borçların ödenmemesi halinde devreye sokacağı alternatif politikaları da..Ama iş bununla bitmiyor. Varlığı eleştiri üretmekle sınırlı bir siyasi muhalefet değişim yaratamaz, iktidar şansı bulamaz.CHP de DYP de aynı.. İkisi de eleştiriyor ama ikisinden de "ne yapılması ve nasıl olması gerektiği" konusunda çözüm önerisi gelmiyor.Bu yüzden sürekli "ah, vah, yuh" sesleri yükseliyor, ruhumuz kararıyor, fakat toplanan bulutlardan çare üreten fikirlerin şimşekleri bir türlü çakmıyor.Muhalefet toplumun vicdanıdır. Tamam ama alternatif aklı da olmalı..

Devamını Oku

Reform böyle olur!

22 Ağustos 2004

Sürprizlerle dolu bir ülkede yaşıyoruz. İmam hatip liselerini güçlendirmek için yapmadığını bırakmayan iktidar, şimdi çağdaş bir eğitimin müjdesini veriyor bize.Oysa haziran ayındaki imam hatipleri üniversite kapısında eşitleme inadı ile bir ay sonra ortaya konuları çağdaş programın mantığı, birbirlerini dışlayan yaklaşımlardı.Bu durum "Milli Eğitim Bakanı'nın başına saksı mı düştü?" dedirten nüktelere konu olmuştu. Dini eğitimi laik eğitime alternatif olarak sunan ve sempatisini imam hatiplere yönelten iktidar anlayışı, Milli Eğitim Bakanı Çelik'in ağzından hoş bir sürpriz yapıyordu:"Bilim şüphecilikle gelişir. Şüphe olmazsa dogmatizm doğar. Ezberciliğe karşıyız. Felsefe derslerinin kalkması yanlış olmuştur.."Karanlık ile aydınlık arasındaki bu gidip gelmeler, iyi haberler duyduğumuzda umuda kapılmamızı önlüyor. Acaba iktidar bu kadar çabuk mu değişiyor, yoksa "insanların duymak istediklerini söylemek" suretiyle takıyye mi yapıyor?Şüphelerimiz inşallah iyi gelir! Şüphe bilimi geliştirdiği gibi bakarsınız yönetim anlayışını da geliştirir..Aslında Ankara Milli Eğitim Müdürlüğü'nün 850 bin ilköğretim ve lise öğrencisinden topladığı görüş ve istekler, bir türlü gerçekleştirilemeyen eğitim reformunun yeter de artar unsurlarını oluşturuyor.Çocuklar korku ve şiddetten uzak, güler yüzlü bir yönetim anlayışı, sevgi ve saygı üzerine kurulu ilişkiler, öğretmenleriyle korkmadan diyalog istiyorlar.Ezberciliğe son verilmesini, kendilerini dershanelere mahkûm etmeyecek bir eğitim düzeni talep ediyorlar. Yani ders programlarıyla ÖSS soruları arasında paralellik olmalı, fırsat eşitliği sağlanmalı.Türkiye'de 6530 lisenin birincilerinden 2131'i, açık öğretim puanını bile tutturamadı. Bu durum, öğretmenlerin başarısızlığı değil mi? Çocuklar ona da çare öneriyor: "Öğretmenlere de bizim görüşlerimizle hazırlanacak karne verilsin.."Şu isteğe de saygıyla şapka çıkarmaz mısınız: "Yöneticiler ve öğretmenler ideolojik düşüncelerini ve yaşam biçimlerini bizlere dayatmasınlar!"Tüm bu özlem ve talepler gerçekleşse, eğitim de ahlâk da ayağa kalkar. Ama yetişkinler, hele çocukları kendilerine bağlı birer seçmen olarak yetiştirmek ihtirasından kurtulamamış siyasetçiler buna razı olur mu?İnanamıyoruz.23 Nisanlarda bakan koltuklarını sembolik olarak devralan çocukların o yetkileri bir saat yerine birkaç yıl kullanmalarından daha pratik bir çözümü düşünen varsa beri gelsin!Keşke bizi mahcup etse!Pamukova katliamı, tren kazası olmanın ötesinde iktidarın yönetim anlayışını deşifre eden bir olaydı.Türkiye'nin nasıl yaşadığı ve nasıl yönetildiği ile ilgili bir gösterge..Aklı ve bilimi bir kenara atmış yönetim anlayışını irdelemek ve cezasını hemen veremesek bile suçunu ortaya çıkarmak önemlidir. Çünkü ülkenin ekonomisinden dış siyasetine kadar her şeyi aynı zihniyet yönetiyor.İktidar hesap vermekten ve deşifre olmaktan korktuğu için ne mümkünse yaptı. 39 hayat söndüren kaza, iktidar kalesinde bir taşı bile yerinden oynatamadı. Cinayetin sorumluları soruşturmayı yürüttü ve kendilerini akladı. İktidar ağır bir moral darbe yedi. Bütün hesapları, halkın seçime kadar her şeyi nasıl olsa unutacağıdır..Ankara C. Savcılığı, hızlandırılmış trenin alt yapı tamamlanmadan sefere başlatıldığı iddialarını soruşturmak üzere inceleme yapmaya karar vermiş. TCDD Genel Müdürü'nün sorumluluğu soruşturulacak. Bunun için Ulaştırma Bakanlığı'ndan izin isteniyor.Türkiye'de siyasilerin olduğu gibi bürokratların da dokunulmazlığı var. Ulaştırma Bakanı, elini verirse kolunu kurtaramayacağından korkarak bu izni yokuşa sürecektir.Yanılmış olmayı ne kadar isteriz! Keşke Bakan Bey bizi mahcup etse!

Devamını Oku

Bıktık artık!

21 Ağustos 2004

Yargıtay Başkanı Özkaya'yı kuşatan yıpratma kampanyasının amacı nedir?Özkaya dün bu soruya kendi cevabını verdi: Yargıda değişiklik niyetleri..Ama Yargıtay Başkanı'na göre bu niyeti güden eylemler dürüstçe yapılmıyor."Eğer yargıya yönelik bir değişilik yapılacaksa bu, yargının zirvesi yıpratılarak yapılmaz. Benim şahsımda yargı yıpranıyor, bundan Türk toplumu, rejim zarar görür.."Kaçak mafya lideri Çakıcı'yı koruyan lobiye muhatap olmasından dolayı eleştirilen Yargıtay Başkanı'nın dünkü açıklaması bu eleştiriye karşı da savunma içeriyordu.Özkaya'nın anlattığına göre MİT, Çakıcı dosyası ile ilgileniyordu."Git, daireden (1. Ceza Dairesi) öğren, diyebilirdim ama daireyi bundan uzak tutmak istedim. MİT'in dosya ile ilgisi kesilsin, artık kurcalanmasın istedim. Ben MİT'i bilgilendirmek suretiyle onları Yargıtay'dan çıkardım. Amacım buydu.."Şüpheler büyüyorBu savunma, Yargıtay Başkanı'nın Çakıcı'yı korumaya çalışan kişilerle buluşmasını mazur göstermeye yeter mi bilemeyiz ama Özkaya'nın hedef tahtasına konmuş olduğu açıktır.Önce Özkaya'nın, Çakıcı'dan hediye villâ kabul ettiği iddiası ortaya atılmış, bu iftira çıkmıştır.Ardından MİT yetkisili Kozinoğlu ile görüşme talebinin Yargıtay Başkanı'ndan geldiği iddia edilmiş, bunda da gerçeğin yüz seksen derece saptırıldığı anlaşılmıştır. Son olarak Özkaya'ya ait yazlık evin onanmında kullanılan malzemenin Çakıcı'nın adamları tarafından getirildiği öne sürülmüş, bu iddia da müteahhit Süha Şen tarafından çürütülmüştür. Süha Şen dünkü Hürriyet'te şöyle diyordu:"Malzemelerin büyük bölümünü Özkaya'nın eşiyle birlikte Milas'taki firmalardan biz aldık. (Firmaların adlarını sayıyor) İsteyen kontrol eder.."Olayın bir merkezden güdüldüğü ve kamuoyunu yönlendiren çabalara medyanın alet edildiği şüphesi büyümeye ve yorum sütunlarında çokça görülmeye başladı.Sis bombaları gibiBu iyiye işarettir. Ama asıl ihtiyaç, bu karmaşık ilişkiler ağının hızla deşifre edilmesi ve gerçeğin bir an önce ortaya çıkarılması, asla ve asla soğutularak unutturulmasına fırsat verilmemesidir.Temizlenmeden kaçırılan pislikler bir süre sonra gündemi değiştiren sis bombaları olarak patlatılıyor çünkü.Türkiye bu yüzden sorunlarını çözemiyor, sadece gizli niyetlere oldu-bittiler yaratma fırsatı tanıyan karmaşalar içinde zamanını ve umudunu kaybediyor.MİT Başkanı tatilde.. İktidar gizli bir memnuniyetle ve adeta "Yesinler birbirlerini" diyen bilinçli bir umursamazlıkla pusuya yatmış durumda.Böyle bir tabloda ne umabiliriz?İlâhi bir sel felâketinin gelip bütün pislikleri süpürüp götürmesini mi bekleyeceğiz?Hayır, böyle bir kaderi hak etmiyoruz. Rejimin temel kurumları gerçeği bir an önce ortaya çıkarmak ve hukuk devletini ayağa kaldırmak zorundadır.Entrikalardan bıktık!

Devamını Oku

Cadı kazanı

20 Ağustos 2004

CHP lideri Deniz Baykal'ın teşhisi de uyarıları da sağduyunun sesini temsil ediyor.Baykal "Son günlerde dikkati çeken Yargıtay-MİT-mafya ilişkileri ile ilgili haberler Türkiye'de anayasal kurumlarımızın ne ölçüde tahribata uğradıklarını bir kez daha ortaya koymuştur" dedi dün.CHP liderine göre olaylar, kurumlar arasında sakıncalı bir çekişmenin ve sürtüşmenin varlığını açıkça göstermektedir."Bu olayların ve ilişkiler ağının bütün yönleriyle ortaya çıkarılması" yalnız CHP'nin değil tüm toplumun talebi ve beklentisidir. Çünkü Yargıtay, adalet duygusunun son sığınağı, MİT de ulusal güvenliğin vazgeçilmez kurumlarından biridir. İkisinin de "her türlü kuşkudan, söylentilerden ve hukuk dışı etkilerden arındırılmış bir şekilde tutulması, toplumun en temel ihtiyacı"dır.Baykal'ın uyarılarını herkes, CHP'nin köklü devlet geleneğine sahip bir parti olduğunu düşünerek dinlemelidir.CHP lideri gerçeği ararken Türkiye'nin bu kurumlara daima ihtiyacı olacağını unutmamak gerektiğini söylüyor.Amaç arınmak mı, yoksa ortaya atılan iddiaların yarattığı şüpheleri sistemli olarak körükleyerek bu kurumları iyice çürütmek mi?Baykal "Olayları bu kurumların tahrip edilmesi, çürütülmesi için bir vesile olarak kullanmak isteyenler varsa bunların oyunlarına alet olmamak gerekir" dedi.Uyarı yerindedir ve devlet kurumlarının uyum içinde çalışmasını gözetmekle görevli Cumhurbaşkanı'ndan Yargıtay ve MİT'e, ayrıca oyunu kurgulayan güçlerin tuzağına düşmemek konusunda medyaya büyük sorumluluklar düşmektedir.Değişik kaynaklardan her gün karmaşık bir bütünün küçük bir parçası kamuoyuna sızdırılıyor; hedef alınan kişi ve kurumlar yeni darbeler yiyor, kafalar iyice kanştınlıyor.Bu durum, gerçeği arayan adalete ve temizlenme özlemlerine yardım etmek değildir.Cadı kazanları kaynatarak ulaşılacak bir sonuç çözüm getirmez. Olsa olsa bulanık sularda avlananların oldu-bittilerine ortam yaratır. Yağmurdan kaçırken doluya tutuluruz.Kurumlara arınmaları için, makul bir zamanı tanımak ve bu zamanı da kışkırtmalarla kirletilmemiş bir ortamla beraber vermek lazım..Eğitimin utancı!Üniversite giriş sınavlarının açıklanan sonuçları korkunç bir gerçeği ortaya çıkardı.Okudukları liseyi birincilikle bitiren 6530 gençten sadece 371 l'i üniversiteye girebilmiş. 2131'i açık öğretime girme puanını bile elde edememiş.. Demek ki ülkenin binlerce lisesinde milyonlarca genç "hiçbir şey olmamak için" okuyor.Şimdi, birincisini bile bir fakülteye sokamamış bu binlerce lisedeki öğrencileri, hangi umut, hangi hayal okullarına devam etmeleri için motive edecektir?Sistem, müfredat programlarından önce bu korkunç adaletsizliği düzeltmelidir. Milli Eğitim Bakanlığı bir çare bulana kadar, bu okulların yönetimleri, öğretmenleri "meslek namusu" nun gereğini yapmalılar.Çünkü bu başarısızlık çocukların değil, onlarındır. Onlara "öğretmenliği bırakın" diyecek değiliz. Ama "Meslek namusunuzu kanıtlamak için daha fazlasını vermek zorundasınız" diyebiliriz.Bakanlık da utanç verici başarısızlığı kanıtlanmış olan okullardaki yönetici ve öğretici kadrolarını değiştirmek suretiyle bu eşitsizlik ayıbını gidermeye çalışabilir.Hem de derhal.. Bugünden tezi yok!

Devamını Oku

Böyle çoğalırsak..

19 Ağustos 2004

Su baskını ile boğuşanların duyduğu "istimlâk" haberi, geçen günkü seli onların gözünde tufana çevirdi.Dere yatakları ve su havzalarındaki kaçak yapılarda yaşayanlar şimdi diken üstünde. Çünkü iktidarın dediğini yapacağını düşündüren alâmetler artıyor.Kaçak yapılardan sorumlu tutulan Başbakan Erdoğan dün yayınlattığı bir açıklama ile medyayı yalanlıyor ve paylıyordu:"Sayın Başbakan'ın bir hafta önce yetkililere 'Kaçak yapılaşmaya müsaade etmeyin ve kaçak yapıları acımaksızın yıkın' dediğini işitmediniz mi?"İşittik tabii.. Ama Tayyip Erdoğan'ın on yıl önce İstanbul Belediye Başkanlığı seçimini, kendisinin de kaçak yapıda oturduğunu söylediği için kazandığı gerçeğini de unutmadık.Değişmek iyi ama..Mimarlar Odası Başkanlığı yapan Oktay Ekinci' nin şu sözleri de unutulmamalı:"Havzalardaki kaçak yapıların affını sağlayan imar düzenini Belediye Başkanlığı döneminde Tayyip Erdoğan kurdu.. İstanbul genelinde yasa dışı yapılaşma oranı yüzde 65'tir ama Erdoğan'ın belediye başkanı iken en yüksek oyları aldığı yerlerdeki kaçak yapılaşma oranı yüzde 95'tir.."Biz pişmanlığın ve değişimin erdemine inanırız. Erdoğan, geçmişteki günahlarını temizleme imkânı sağlayan iktidar gücünü şimdi "acımasızlık"a varan bir kararlılıkla kullanma noktasına gelmişse onu cesaretlendirmek gerekir.Ama bu noktada karşımıza stratejik vizyon ile stratejik planlama çelişkisi çıkıyor.Türkiye'de kentler yoğun bir göç baskısı altındadır. Bu ekonomik ve sosyolojik bir olgu, durdurulamaz. Ama kamunun kaynakları, kırdan gelenleri kentlerde insan gibi karşılamaya yetmiyor. Kanunsuz yerleşimler de, doğa olayları karşısında savunmasız ve sağlıksız kentler yaratıyor.Allah ne verdiyse..Göç baskısını hafifletmek lâzım. Bunun şartlarından biri nüfus artışını düşürmektir. Amerikan Nüfus Referans Bürosu'nun son raporuna göre Türkiye'nin nüfusu 2025 yılında 90 milyona, 2050de ise 100 milyona dayanacaktır.Başbakanımız bu soruna nasıl bakıyor? İki veya üç yıl öncesine kadar kendi dünya görüşünü paylaşan yığınlara "Allah ne verdiyse çoğalın" çağrısı yapıyordu. Şimdi ne düşünüyor?İki hafta önce Dünya Nüfus Günü nedeniyle yayınladığı mesaj pek değişmediğini gösteriyordu:"Türkiye için önemli olan kaliteli nüfus artışını sağlamaktır.."Nüfusun kalitesini, eğitim ve sağlık hizmetleri ile çağdaş alt yapılar oluşturur. Borcu gırtlağını aşmış bir ülke için nüfus artışını düşürmekten, hatta durdurmaktan başka çare yoktur. Çünkü bu hızda artan nüfusa kalite getirecek kaynağı Türkiye yaratamaz. Bu koşullarda demokrasiyi bile yaşatamaz.İstimlâk yapmak gerekli fakat geçici bir çaredir. Asıl sorun, başedilmez boyuta varan göçün temelindeki yüksek nüfus artışıdır.Doğum kontrolünü günah sayanlar, cehaletleri ile cehennemlik günah işliyorlar!

Devamını Oku

Gerçeği istiyoruz

18 Ağustos 2004

Gizlilik karanlığı davet eder. Karanlıklarda da genellikle hayır değil şer ürer..2001 Ekiminde iki Anayasa değişikliği yapıldı. Bu değişikliklerden biri telefon dinlemelerini hakim kararına bağladı. Öteki ile kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil sayılmayacağı kabul edildi.Sonra Neşter-2 soruşturmasında telefonları hakim kararı ile dinlenen kişilerin birbirleriyle yaptıkları konuşmalarda, dokuz Yargıtay üyesinin bazı hakimlere baskı uyguladıklarına dair bulgular elde edildi.Yargıtay 1. Başkanlar Kurulu, söz konusu Anayasa değişikliği ışığında bu konuşmaları delil saymadığını belirten bir karar verdi. Çünkü "Telefonları hakim kararıyla dinlenen iki kişinin, üçüncü kişi hakkında yaptığı konuşmalar üçüncü kişi aleyhine delil olamaz'dı..Bahanesi olamazEski Yargıtay C. Başsavcısı Vural Savaş "Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir uygulama yok" diyor. Çünkü bazı gerçekler, onların ne şekilde elde edildiğinden daha önemlidir.Yüksek yargının birkaç üyesi için bile olsa ciddi bir suçlama ortaya çıkmışsa "kanun dışı yolla elde edilmiş" denilerek bu iddia yok sayılmamalıdır. Çünkü hiçbir neden, adalete olan güveni korumaktan daha önemli olamaz.Firari mafya lideri Çakıcı ekseninde Yargıtay Başkanı Özkaya ile MİT'in taraf olduğu iddialar Yargıtay ve MİT zemininde ayrı ayn soruşturuluyor.Şimdi Yargıtayca daha önce alınmış kararın, telefon dinlemelerine takılan Yargıtay Başkanı Özkaya'yı da kurtaracağı öne sürülüyor. Özkaya'yı suçlu duruma düşürecek sözler ve iddialar mı var bu konuşmalarda?Açıklanmadığı takdirde bu şüphe ister istemez uyanacak, yargıyı güvenilmez göstermeye çalışan siyasi tertiplere yeni fırsatlar sunulacaktır.Özkaya'ya çağrıYargıtay Başkanı, mafya liderinden hediye villa kabul ettiği iddiasını çürütmüş, 90 metre karelik bir kooperatif evini parasını ödeyerek satın aldığını belgeleriyle kanıtlamıştır. Çakıcı lehinde lobi yapanların istediklerini yerine getirmediği de bellidir.Ama MİT'in kurumsal bazda profesyonel suçlularla ilişkilerini bitirse bile içindeki bazı unsurların -hem de daire başkanı düzeyinde-bu ilişkileri sürdürdüğü gerçeği ortadadır.Bu olaydan yararlanarak MİT'in arınmasını isteyen iyi niyetliler ile yargı üstündeki siyasi hesaplarını gerçekleştirmeye çalışanların çabaları bir yerde buluşuyor.Yargıtay Başkanı Özkaya bu noktada önemli bir karar vermek zorundadır. Korunma istemediğini belirtmeli; dinlemeye yakalanan konuşmalarının açıklanmasını talep etmeli, bunu sağlamalı, çok mecbur kalırsa kendisi açıklamalıdır.Biz aydınlığın faziletlerini kanıtlamak için Eraslan Özkaya'nın bir şans olduğunu düşünüyor, bu şansın semeresini görmeyi bekliyoruz.

Devamını Oku

Dank etti mi?

17 Ağustos 2004

Uzun zamandan beri ilk kez bir doğal afet ardından o ünlü "Takdiri İlâhi" sözünü duymadık.Çünkü dün İstanbul ve çevre illerde yaşadıklarımız sürpriz değildi, günler öncesinden tehlike çanlarını çalarak gelen yoğun bir yağıştı. Yağan yağmurdan oluşacak su kütleleri, milyonlarca yıldır izlediği yolu şaşırmadan ve önüne çıkarılan engelleri yıkarak, süpürerek denize ulaşacaktı.Karşı karşıya kaldığımız çaresizliğin sebebi doğanın gazabı değil bizim çıkar amaçlı açgözlülüğümüz; doğanın, ülkenin, bilimin yasalarına meydan okumamızdır.İktidarın "Biz yeniyiz" deyip geçmiş iktidarları suçlama şansı olmadı bu sel felaketi yüzünden. Çünkü on yıldır İstanbul onlardan soruluyor.Dere yataklarının, su havzalarının gecekondularla dolmasını yıllardır seyretmişler, oralara hizmet götürüp karşılığında oy isteyerek dolaylı yoldan teşvik etmişlerdir.Utangaç çözüm..Yaz ortasında yaşanan sel felaketi dün iktidarın gözlerini açmış gibiydi.Başbakan Yardımcısı Şahin ve Belediye Başkanı Topbaş, bu bozuk düzene son vermek için kaçak yapılaşma bölgelerinde istimlâk çalışmalarına başlayacaklarını söylüyorlardı.Belediye kökenli iktidarın önderleri, orman yasalarının geçerli olduğu kabile toplumlarına yakışan rezaletin suçlularıdır. Bu suç "bilinçli taksir"le işlenmiştir. Çünkü "böyle bir sonuç doğuracağını bilemezdik" diyemezler.Suçlarını bildikleri için de şimdi su yollarını işgal eden kaçak yapıların sahipleriyle uzlaşmaktan falan söz ediyorlar. Yani çıkar amaçlı alışverişin ceremesi yine millete ödetilecektir.Cahiliye dönemiGelecek bilimci John Naisbitt "Stratejik bir vizyon yoksa stratejik planlamanın da değeri yoktur" der.Büyük depremi kurbanlık koyun gibi bekleyen bu iktidar böyle büyük bir planlamayı becerebilir mi?Sel suları çekildikten sonra Türkiye'yi nasıl uçurduklarını anlatan masallarına bıraktıkları yerden devam edeceklerdir.Doğa olayları daima "doğal afet" şeklinde kendini gösterecek, oya tapan iktidarlar da kurtarma ekibi çavuşluğundan önleyici bir kimliğe terfi edemeyecektir.Dün dikkatimi çekti.. Belediye Başkanı Topbaş'ın "istimlâk" sözü TV'lerde duyulduktan sonra pek çok vatandaş, yıkılma tehlikesine aldırmadan canları pahasına evlerini terk etmeye razı olmadılar.İmar Bankası mağdurlarının hazine bonosu alacaklarını bile ödemeyen bu iktidarın sözüne güvenip evlerini boşaltırlar mı?Bilimin horlandığı yeni bir cahiliye dönemi yaşıyoruz.Hukukun egemenliğine dayanmayan bir düzenin demokrasi olmayacağını anlayana kadar çekeceğiz..

Devamını Oku

Korku şehri..

16 Ağustos 2004

Sel, deprem, fırtına olağan doğa olaylarıdır. Onları korkunç hale getiren bizleriz..Doğal felâketler doğa kanunlarına meydan okuyan toplumların başına geliyor. Zemine dikkat edilmeden; demirinden, çimentosundan çalınmış malzeme ile yapılan binaların yıkılması mıdır felaket, yoksa onların göz göre göre yapılmasına ses çıkarmamak mı?Profesör Celâl Şengör VATAN'da Türk insanının karakterine hitap eden bir eğitim sistemi uyguluyor. Bizleri korkutmaya çalışıyor: "Halkı korkutuyorsun diyorlar. Ne kadar korkutursak o kadar iyi.."İşe yarayacağından emin değilim. Hocaya göre beklenen büyük depreme sadece asker hazır. Sivillerin seçtikleri yöneticiler bencil ve kaderci. Kendi iktidarlarından sonraki dönemleri gözeten yatırımlara kaynak harcamayı sevmiyorlar."Korkunun ecele faydası yok" atasözü bizim değil mi?Büyük kentlerde halkın yansından çoğu kanun dışı yapılarda yaşıyor. Bu çoğunluk da kendilerinden saydığı insanları seçiyor. İstanbul Belediye Başkanı koltuğunu kendisine burun farkı ile kazandıran seçimi Tayyip Erdoğan "Ben de kaçak yapıda oturuyorum" diyerek almadı mı?Şimdi değişti.. Geçen gün belediye başkanlarına akıl veriyordu:"Kaçak yapıları acımadan yıkın!"Dileriz dinlerler.. Dileriz çok geç kalmış olmayalım.Şiddetli yağış ihbarı şimdi İstanbul'u diken üstünde yaşatıyor. İdareciler su baskınlarının kaçınılmaz olacağını belirterek riskli bölgelerde oturanların evlerini terk etmeleri için çağrı yaptı. Dere yataklarında yapılaşmaya oy uğruna göz yuman belediyeler şimdi milyonlarca insana "Malı, mülkü boşverin, canınızı kurtarmaya bakın" diyor. Sonra utanmadan "geçmiş olsun" ziyaretine gidecekler."Su yolunu şaşırmaz" sözü, değişmez bir doğa yasasının ifadesidir. Dere yataklarına yapılan gecekonduları sel silip süpürdüğü takdirde yine "Takdiri İlâhi" mi diyecekler?Bu defa mazeretleri yoktur. "Biz iki yıllık iktidarız, günahı bizim değil" diyemezler. Çünkü İstanbul'un şişmiş, çürük ve çirkin kısmı, büyük ölçüde onların eseridir.Şu anda dua etmekten başka elimizden bir şey gelmiyor. Allah ufuksuz siyasetçilerin günahını, fakir fukaraya ödetmesin.Çektiğimiz korkuyu da bize unutturmasın. Amin!Kim depresyonda?Cumhuriyet'in dünkü manşeti THY ile ilgiliydi: "Kaza geliyorum diyor!"Kaptan pilot Adem Uçaner "depresyon" teşhisiyle "uçamaz" raporu almış. Ona rağmen uçmaya zorlamışlar. Bunun üzerine Bakırköy Devlet Hastanesi'nden aynı teşhisle 20 günlük rapor alıp sunmuş. Baskılar yine durmayınca işinden ayrılmak zorunda kalmış.On yedi yıllık kaptan pilot, iktidarın tüm olanakları ile THY'de kadrolaştığını söylüyor. Bu mutlaka "ilginç" bir tecrübe olacak.Muhtemelen depresyondaki pilotlar modern tıbbın imkânlarıyla tedavi edilmek yerine kurşun döktürüp, omzuna göz boncuklu bir muskanın iliştirilerek hizmete gönderileceklerdir. Bu tecrübenin sonunda "Maşallah Havayolları" mı çıkar, yoksa "İllallah Havayolları" mı; onu görürüz. Ama keşke bu deney önce başka bir ülkede yapılsa ve biz kobay olmasak!

Devamını Oku