Su baskını ile boğuşanların duyduğu "istimlâk" haberi, geçen günkü seli onların gözünde tufana çevirdi.
Dere yatakları ve su havzalarındaki kaçak yapılarda yaşayanlar şimdi diken üstünde. Çünkü iktidarın dediğini yapacağını düşündüren alâmetler artıyor.
Kaçak yapılardan sorumlu tutulan Başbakan Erdoğan dün yayınlattığı bir açıklama ile medyayı yalanlıyor ve paylıyordu:
"Sayın Başbakan'ın bir hafta önce yetkililere 'Kaçak yapılaşmaya müsaade etmeyin ve kaçak yapıları acımaksızın yıkın' dediğini işitmediniz mi?"
İşittik tabii.. Ama Tayyip Erdoğan'ın on yıl önce İstanbul Belediye Başkanlığı seçimini, kendisinin de kaçak yapıda oturduğunu söylediği için kazandığı gerçeğini de unutmadık.
Değişmek iyi ama..
Mimarlar Odası Başkanlığı yapan Oktay Ekinci' nin şu sözleri de unutulmamalı:
"Havzalardaki kaçak yapıların affını sağlayan imar düzenini Belediye Başkanlığı döneminde Tayyip Erdoğan kurdu.. İstanbul genelinde yasa dışı yapılaşma oranı yüzde 65'tir ama Erdoğan'ın belediye başkanı iken en yüksek oyları aldığı yerlerdeki kaçak yapılaşma oranı yüzde 95'tir.."
Biz pişmanlığın ve değişimin erdemine inanırız. Erdoğan, geçmişteki günahlarını temizleme imkânı sağlayan iktidar gücünü şimdi "acımasızlık"a varan bir kararlılıkla kullanma noktasına gelmişse onu cesaretlendirmek gerekir.
Ama bu noktada karşımıza stratejik vizyon ile stratejik planlama çelişkisi çıkıyor.
Türkiye'de kentler yoğun bir göç baskısı altındadır. Bu ekonomik ve sosyolojik bir olgu, durdurulamaz. Ama kamunun kaynakları, kırdan gelenleri kentlerde insan gibi karşılamaya yetmiyor. Kanunsuz yerleşimler de, doğa olayları karşısında savunmasız ve sağlıksız kentler yaratıyor.
Allah ne verdiyse..
Göç baskısını hafifletmek lâzım. Bunun şartlarından biri nüfus artışını düşürmektir. Amerikan Nüfus Referans Bürosu'nun son raporuna göre Türkiye'nin nüfusu 2025 yılında 90 milyona, 2050de ise 100 milyona dayanacaktır.
Başbakanımız bu soruna nasıl bakıyor? İki veya üç yıl öncesine kadar kendi dünya görüşünü paylaşan yığınlara "Allah ne verdiyse çoğalın" çağrısı yapıyordu. Şimdi ne düşünüyor?
İki hafta önce Dünya Nüfus Günü nedeniyle yayınladığı mesaj pek değişmediğini gösteriyordu:
"Türkiye için önemli olan kaliteli nüfus artışını sağlamaktır.."
Nüfusun kalitesini, eğitim ve sağlık hizmetleri ile çağdaş alt yapılar oluşturur. Borcu gırtlağını aşmış bir ülke için nüfus artışını düşürmekten, hatta durdurmaktan başka çare yoktur. Çünkü bu hızda artan nüfusa kalite getirecek kaynağı Türkiye yaratamaz. Bu koşullarda demokrasiyi bile yaşatamaz.
İstimlâk yapmak gerekli fakat geçici bir çaredir. Asıl sorun, başedilmez boyuta varan göçün temelindeki yüksek nüfus artışıdır.
Doğum kontrolünü günah sayanlar, cehaletleri ile cehennemlik günah işliyorlar!
Böyle çoğalırsak..
Su baskını ile boğuşanların duyduğu "istimlâk" haberi, geçen günkü seli onların gözünde tufana çevirdi
Haberin Devamı

