Din istismarı ile yozlaşan bir siyaset, topluma ne kötülükler getirebilir, ne dertler açabilir?Yeni Türk Ceza Kanunu tasarısı üzerindeki tartışmalar sayesinde bu sorunun cevabını hep birlikte yeniden alıyoruz..Reform diye övünebileceğimiz 348 maddelik bir tasarı çıktı. Bu tasanyı meclisten hemen geçirip AB sürecinde büyük bir avantaj elde edeceğimizi düşlüyorduk.Ama tam bu noktada AB şampiyonu iktidarın değişim motoru tersine çalışmaya başladı.Türbana serbesti sağlamak için 115. maddeyi; din adamlarının siyaset yapmalarını suç olmaktan çıkarmak için 219. maddeyi; yasak kisveleri giyenleri cezadan kurtarmak için 222. maddeyi değiştirmek ve bir de zina durumunda kadınlara yeniden hapis cezası getiren yeni bir maddeyi eklemek istediklerini ilân ettiler.Çağdaş bir din bilgini olan Devlet Bakanı Mehmet Aydın "Laik devlet, zaten toplumun desteklediği bir rejimdir" diyordu daha geçen gün. Şimdi "bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu" demez misiniz?"Bizi bu lâflarla uyutmak mı istiyorlar?" tedirginliğine düşmez misiniz?CHP'nin taktiğiNitekim tarihi AB randevusu arifesinde AKP'de uyanan bu gerici ruh korku yaratmıştır. Pazarlıkta CHP bu korkudan etkilenen taktikler yürütmüştür.Çünkü iktidar mecliste tasarıya istediği biçimi verebilecek güçtedir. Evet, böyle bir kumarın AKP'ye ağır maliyeti olur ama ülkeye zararı daha büyük olur.O yüzden CHP pazarlık sırasında laikliği zedeleyecek üç madde değişikliğinden iktidarı vazgeçirmek karşılığında zinayı suç sayan maddenin tasarıya eklenmesi isteğini taviz olarak kabul etmiştir.Fakat bu tavizi verirken CHP de kaybetmeyeceğine inandığı bir kumar oynamıştır.Çünkü şeriat hukukuyla yönetilen ülkeler dışında zina hiçbir yerde suç değil, sadece boşanma sebebi sayılmaktadır.Bizde eskiden suçtu ama erkeği kayıran bu maddeyi eşitliğe aykırılığı nedeniyle beş yıl önce Anayasa Mahkemesi iptal etmişti.Korkunç senaryoCHP bu tavizi "iktidar nasıl olsa kullanamaz" diye vermiştir ve zorlaştırmak için eşitlik şartına bağlamıştır.Yani zina suç sayılacaksa erkekler de kadınlarla aynı cezaya muhatap olmalıdır.Hatta "aile kurumu korunmak isteniyorsa zina şikâyete bağlı olmasın, takibi doğrudan savcının görevi olsun!"Böyle bir Türkiye'yi hayal edebiliyor musunuz? Seks tuzakları, hafiyeler, kasetler, şantajlar, yerlerde sürüklenen onurlar, imam nikâhı ile ikinci eş almış on binlerce erkeğe mapushane yolları..Deniz Baykal "zinaya hapis" tavizini verirken bu cehennemi görmedi mi?Dün bir CHP yöneticisine bu soruyu sordum. "Gördü elbet. Ama AKP'liler de görsünler ve korkup vazgeçsinler istedi" diye cevap verdi.Dileğimiz, siyaset cambazlarının ipten inmeleridir.Bu akıl ve ahlâk dışı gidişe AB'nin uyarısı ile değil, kendi akıl ve izanımızla son vermemizdir!
Ankara'da iktidar ve muhalefetin ağır topları bütün gün "zina suç olsun mu, olmasın mı" sorusunu tartıştılar.Sanki milletin boğazı ile ilgili sorunları hallettiler, şimdi uçkuru ile uğraşıyorlar!Oysa zina, Anayasa Mahkemesi'nin verdiği iptal kararı ile beş yıl önce suç olmaktan çıkarılmıştı. Avrupa hukuku ile bütünleşme o zaman sağlanmıştı.Yeni TCK'nın ön görüşmeleri sırasında kadın erkek eşitliği bağlamında bu gerçeği kabullenmeye AKP'liler zor da olsa ikna oldular. Ama anlaşılıyor ki meclis tatilinde milletvekilleri yerel baskılardan etkilendiler ve çark ettiler.Adalet Bakanı Çiçek bile AB sürecinde doğuracağı sakıncaları bildiği halde karşı kampa geçti.Kadınları ikinci sınıf insan sayan tutucu seçmenleri küstürmek istemeyen partisine, saygınlığını riske atarak hizmet ediyor."Biz bunun suç olması gerektiği kanaatini taşıyoruz" diyor..Zinanın suç olmaması gerektiğini söylemek zinayı onaylamak, desteklemek midir?Elbette değil. Ama siyaset cambazları, eşitsizlik adına bu girişime karşı çıkanları pek âlâ böyle bir iftiranın hedefine koyabilirler.CHP bu yüzden "Olmaz böyle rezalet" diye kestirip atamıyor.Yine bu yüzden olmayacak bir savunma tedbirine başvuruyor.Geçen gün Deniz Baykal "Zina suç olacaksa erkekler için de suç olmalı" diyerek oyunu bozdu ve kontra bir tuzak kurdu.Namuslarını, eşlerinin başları üstünde sallanan bir ceza kılıcı ile daha garantili hale getireceklerini zanneden erkeklerin sayısı, siyasetçilere bayram günü fazla mesai yaptıracak kadar çok mudur?Hiç sanmıyoruz.Zina, sadece kadınların ceza gördüğü bir suç olamaz, ancak iki taraf için de geçerli bir boşanma sebebi olabilir.Ama biz, eşitsizliğe ve hakarete uğrayan kadınların gazabı, siyasi olarak dikkate alınması gereken bir risk faktörü haline gelene kadar bu zırvalarla uğraşmaya devam edeceğiz.Sezer'den sonra ne olacak?Olay kara mizah gibi..Milli Eğitim Bakanlığı'nda bir genel müdürlük koltuğuna getirilen kişiyi Cumhurbaşkanı onaylamıyor. Hükümetin vekâleten o koltukta oturmasına göz yumduğu kişi de bir dış göreve kapağı atmaya karar veriyor.Fakat yönetmelikte "üç yıllık geçmiş hizmet" şartı var.Torpilli bürokrat bunun üzerine yönetmelikten o maddeyi çıkarıyor. Sorularını, kendisinin de içinde yer aldığı komisyonun hazırladığı sınava girip tabii kazanıyor. Ve son aşamada ANKA Haber Ajansı'na yakalanıyor.Birçok atama kararnamesini geri çevirdiği için Sezer eleştiri oklarının hedefidir.Meğer bir bildiği varmış..Sezer bu vetolara gerekçe yazmaz. Onu da veto ettiği bürokrat kendi eliyle yazmış oldu."İyi ki Sezer var" diyeceğiz ama ya sonra?Yerine gelecek olan yeni Cumhurbaşkanı, onun kadar dikkatli ve duyarlı olacak mı acaba?
Sahip olduğumuz her güzel şeyi ona borçluyuz. Zafer Bayramı kutlu olsun!Bağımsız, özgür, demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti, bugün 82'inci yıldönümünü kutladığımız 30 Ağustos askeri zaferi üstünde yükselmiştir.Atatürk'ü, silâh ve kader arkadaşlarını saygı, bağlılık, minnet ve rahmet duyguları ile anıyoruz.O'nun ve mirasının değerini hatırlamak ve yeni kuşaklara anlatmak, keşke sadece bayramları bekleyen bir görev gibi algılanmasa. Yazık ki bu hazineyi yeterince değerlendiremiyoruz. O yüzden de ülkeye zaman kaybettiren sapmalara uğruyoruz.İmparatorluğun küllerinden çıkardığı çağdaş cumhuriyet, 81 yıl sonra bugün hâlâ dini bağnazlığın niyet ve oyunlarından etkilenebiliyorsa ayıp bize!Türkiye artık Avrupa Birliği üyeliğinin eşiğinde Atatürk'ün vasiyet ettiği demokrasi kalitesine yükselmek zorundadır. Unutmamak gerekir ki O, Kurtuluş Savaşı'nı bile başından sonuna kadar, denetleyen ve eleştiren bir meclisin idaresinde yürütmüş ve zafere ulaştırmıştır.Özgürlüğün temeliYaşadığı diktatörlükler çağında onu ölümsüz kılan sözlerinden bazıları ordu ve siyaset ilişkileri üzerineydi:"Devlet ve milletin geleceğine milli irade hakimdir. Ordu bu milli iradenin emrinde ve hizmetindedir.""Ülke hayatında orduyu siyasetten ayırmak prensibi, Cumhuriyetin daima göz önünde tuttuğu bir temel noktadır."Fakat şu sözü de önemli bir misyon yüklemektedir:"Ordumuz, Türk topraklarının ve Türkiye idrakini gerçekleştirmek için harcamakta olduğumuz sistemli çalışmaların, yenilmesi imkânsız teminatıdır."Nasıl hürriyetsiz bir yaşam olmazsa ordusuz bir hürriyet de olmuyor. Cumhuriyetin değerlerine itaat ederek, onları koruyup geliştirerek özgür olacağız.Adres sivil toplumBunun koşulu ülkenin bütünlüğünü, cumhuriyetin laik, demokratik karakterini savunmak konusundaki çabalara, gerektiğinde risk alarak ve fedakârlıklara katlanarak sivil toplumun sahip çıkmasıdır."Silâhsız Kuvvetler"de bu bilinç ve birikim vardır. Ama askerlere beslenen güven duygusu, aydınlar da dahil sivil toplumu yıllar yılı düşünce ve eylem tembelliğine sürüklemiştir.Komutanların devir-teslim törenlerinde, laiklik düşmanı niyet ve eylemlere karşı sıkça tekrarlanan "Hiç kimse kararlılığımızı sınamaya kalkmasın" uyanları, aslında tehditten çok askerlerin sivillere görev çağrısıdır."Türkiye sevgisi en çok Türk Slâhlı Kuvvetleri'nde vardır şeklindeki anlayışa katılmıyorum" diyen Genelkurmay Başkanı'nın sözleri, bu görev çağrısını adresine göndermektedir.30 Ağustos'u askerler kazandı ama eserini hedefine sivil toplum götürecektir.
Bir okurumdan "toplumsal negatif öğrenme" üzerine hoş bir kıssa aldım.Tatil gününde iyi gider..Kafese beş maymun koymuşlar. Ortasına bir merdiven, tavana da bir hevenk muz..Muza hamle yapan maymunlara basınçlı soğuk su sıkmışlar. Beş maymun da deneyip derslerini alınca oturup kalmış.Sonra ıslak maymunlardan birini çıkarıp yenisini koymuşlar. Kuru maymunun ilk işi muza hamle yapmak olmuş ama öbürleri izin vermemiş, üstelik bir güzel dövmüşler son geleni.Islaklar tek tek çıkarılıp yenileri konuldukça aynı sahnelerin tekrarlandığı görülmüş.Yani yeni gelenler merdivene yaptıkları ilk atakta dayağı yemişler. Üstelik şu farkla ki, sonradan gelenleri en şiddetle ve istekle dövenler, neden dövdüklerini bilmedikleri halde kuru maymunlar olmuş.Beşinci maymun da dayağı yedikten sonra kafeste hareket durmuş.Basınçlı soğuk su sıkılmadığı halde bir hevenk muz tepede, beş tane kuru maymun aşağıda.. Ve hiçbiri merdivene yaklaşmıyor..Kıssadan hisseBu kıssadan, toplumsal davranışlarımızı ve yargılanmızı inşa eden "eğitim"in bizleri kötü yönetimlere alıştırdığı sonucu, yani hissesi çıkarılabilir mi?Bir başka deyişle kitlelerin kurulu düzene razı, hatta savunucu hale getirildikleri, hatta ve hatta düzene karşı çıkanları pataklayan robotlara çevirdiği söylenebilir mi?Evet mümkündür ama bu dönemin sonuna geldiğimizi düşündüren işaretler de çoğalmaktadır. Son aylarda tren katliamından Van'da devlete meydan okuyan eşkıyalığa, ilâç soygunundan yargıdaki sorunlara kadar önemli olaylar yaşadık."Kurumlar yıpratılmasın" çağrılarına rağmen toplum, adalet özlemini, hukuka dayalı çağdaş bir düzen talebini kararlılıkla seslendiriyor. Ve düzenin ezberini şaşırtan bazı sonuçlar almaya başlıyor.Başbakan'ın soru soran bir gazeteciyi "Haddini bil" diye azarlamasından sonra yağan okur mesajları bana umut veriyor: "O haddini bilsin!"
Yargıtay-MİT-mafya ilişkileri ekseninde kopan fırtınanın tozu dumanı arasında esası kaybettik.Değişik çevreler bu kargaşadan kendi amaçlarına hizmet edecek sonuçlar çıkarmaya ve kamuoyunu o yönde oluşturmaya gayret ettiler.Oysa sorun, istismara alet edilmeyecek, toz duman içinde kaybedilmeyecek kadar önemli idi.Çünkü çare üretmek için gerçek sorunun kirli hesaplardan temizlenerek netleştirilmesi gerekiyordu.Bunu ancak siyasi hesabı olmayan, temiz ve bağımsız vicdana sahip, toplumun güven ve saygı duyduğu biri yapabilirdi.Cumhurbaşkanı Sezer, ancak kendisinin yerine getirebileceği bu misyonu nihayet gerçekleştirdi.Jandarma Genel Komutanlığı' ndaki devir-teslim töreni ardından görüşünü soran gazetecilere düşündüklerini açıkça söyledi.Cumhurbaşkanı, Yargıtay Başkanı Özkaya'ya haksızlık yapıldığına inanıyor. İşte sözleri:"İlk haber villa bağışı diye çıktı. Öyle olmadığı anlaşılınca, ertesi gün malzeme bağışı dendi. Onun da doğru olmadığı anlaşılınca konu başka yerlere çekildi. Olmuyor. Olmuyor.."Bu uyarı, bulanık suda balık avlayan çevrelerin bilerek veya farkında olmadan peşine takılanları acaba uyandırır mı? Bilmiyoruz.Ama bildiğimiz şu ki, Yargıtay Başkanı'na rüşvet şüphesi atfedenlerin kendisine özür borçları vardır. Yargıtay Başkanı da, yargıyı etkilemesi konusundaki isteği reddetmekle beraber bir suçluyu koruma talebine muhatap olmanın yanlışını kabul etmek zorundadır.Yolu temizlemek..Bu uzlaşma bir an önce sağlanmalı ki asıl mesele gündeme gelsin.Kaçak mafya lideri Çakıcı'nın kaçacağını devletin tüm güvenlik kurumları biliyordu.Çakıcı böyle bir durumda kaçamayacağına göre kaçırılmıştır.Kimler, niçin kaçırmıştır?Bu sorunun cevabını aramaya ne zaman başlayacağız?Yakalım şu ateşiİngiliz The Guardian Gazetesi, olimpiyat şampiyonu olan İranlı halterci Rızazade'ye Türkiye'nin 10 milyon dolar teklif ettiğini yazdı.Yani Rızazade teklifi kabul etse Türkiye 10 milyon dolara bir olimpiyat altını satın almış olacaktı.Halter Federasyonu reddetti ama bu iddia bize yakıştrılacaktır.Çünkü daha önce yaşanmış örnekler var.Çünkü Türkiye'nin bir gençlik ve spor politikası olmadığı için gelen iktidarlar hak edilmemiş altınları para ile satın alma kurnazlığını hep yapıyor.Oysa on altının parası ile başlayacak adımlar bile en çok iki olimpiyat sonra bizi de Yunanlılar gibi pistlerde, havuzlarda onurumuzla kazanacağımız altınlara ulaştırabilir.Ama bunun için önce gençlerine güvenen, onlara karşı sorumluluk duyan sportmenlik ruhunu uyandırmak lâzım.Olimpiyat altını için dışardan şampiyon devşirecek yerde olimpiyat ateşini bu ülkede yakacak inanç, akıl ve yürek lâzım.Bulabiliriz bunları. Yakalım artık şu ateşi..
Biz, kendi boş verme alışkanlığımız yüzünden gemi azıya alan tehlikeleri kader saydık yıllarca..O nedenle yıllarca enflasyona ezildik, soyulduk.. Yollarda öldük, yaralandık, sakat kaldık.Yetmezliğimizi örtmek için de trafik kazalarına ve enflasyona rütbe vererek "canavar" adını taktık. Çünkü canavara yenilmek insanı küçültmez.Bu yalanın iki ayağından biri olan enflasyon IMF'nin dayattığı sıkı disiplin sayesinde kontrol altına alındı. Enflasyonun canavar değil, kötü idareyle ilgili bir illet olduğu ortaya çıktı.Dün Samsun'dan gelen bir haber, "trafik canavarı"nın da ipinin çekilmek üzere olduğu müjdesini veriyor.Üç yıl önce bu kentte bir minibüsle otomobil çarpışmış, minibüs yolcularından üniversite öğrencisi Meliha Şenol yaralanmış. İş gücü kaybına sebep olan kalıcı sakatlık nedeniyle genç kız, minibüsün sahibi ve sürücüsü ile otomobilin sürücüsü hakkında toplam 600 milyar liralık tazminat davası açmış.Yıllardır bağırıyoruz:Yollarda canavar yok, insan hayatına değer vermeyen bir ülkenin ürettiği sorumsuzlar var. Bu mikropların ilâcı adalettir. Ne kadar adalet, o kadar güvenlik!Samsun 4. Asliye Hukuk Mahkemesi, bu çığlıkların önerdiği tedbire hak vermiş, davalıları Meliha Şenol'a 320 milyar lira tazminat ödemeye mahkûm ermiştir.Bu kararı veren yargıcı övgüyle selâmlıyoruz. Meslekdaşlarını da aynı duyarlılığa sahip çıkarak onu izlemeye çağırıyoruz.İnsan hayatının eskisi kadar ucuz olmadığı iyice bir görülsün.Bakalım o zaman canavar kalacak mı ortalıkta!Soyguna ilâç!İlâç skandalı, belli ki çok ortaklı, organize ve sistematik bir soygundur.Bu suçun failleri şimdi fırtınanın dinmesini bekliyorlar. VATAN da, okurlarının sabrına ve sağduyusuna güvenip meselenin peşini bırakmıyor. Suçlular bulunana ve asıl bu soygun düzenine son verecek tedbirler hayata geçirilene kadar da bırakmayacak.İstanbul C. Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma sırasında SSK İstanbul Satınalına Müdürü'nün verdiği ifade, bütün çirkinliği gözler önüne sermeye yeter:"İhale listesi bakanlıktan geliyor. Etken madde değil, ilâç adı belirtiliyor. Usulsüzlüğün farkındayız ama biz emir kuluyuz.."Soygun nasıl ikiye katlanıyor?"Firmalar ellerinde 3 zarfla gelir. Birinde düşük, birinde orta, diğerinde en yüksek fiyat yazılıdır. Rakibi yoksa (rakiplerin baskı ve tehditle yok edildiği biliniyor) en yüksek zarfı bırakır giderlerdi.."Devletin ve milletin hakkını savunan bir iktidar eylemi bekliyoruz. Yargı suçluları ortaya çıkarmaya çalışırken hükümet beklememeli, soygun çarkını kıracak yaratıcılığı göstermelidir.Sağlık Bakanlığı'nın 230 milyon lira fiyat verdiği ilâcı bir ihalede üretici firma 88 milyon liraya mı indirmiş?Bakanlık hemen, ihalede çıkan rakamı o ilâcın yeni fiyatı olarak ilân edebilir!
Türkiye yıllarca "yöneten demokrasi"nin ve "çözüm üreten sistem"in özlemini çekti.Millet, kapalı kutu AKP'yi son seçimde bu arayışına radikal bir şans yaratmak umuduyla tek başına iktidara getirdi.Ama can çıkar, huy çıkmaz demişler..Gündeme düşen bombalan hatırlayalım:Hızlandırılmış tren katliamı. Van rezaleti, ilâç soygunu ve Yargıtay-MİT-mafya eksenindeki karanlık ilişkiler..Demokratik hukuk devletinden toplum iki şey bekliyor. Birincisi suçluların belirlenip cezalandırılması; ikincisi sistemin benzer rezilliklere karşı güçlendirilmesi..Milletvekili ve bürokrat dokunulmazlığı birinci amacın önünde dağ gibi bir engeldir. Bütün kirli çamaşırlar ortaya çıkıyor fakat yargı dokunulmaz suçlulara hesap soramıyor ve bu çaresizliğin yarattığı hayal kırıklığı içinde delikleri tıkama tedbiri de ihmal ediliyor. Sonuçta karamsar bir yargı toplumun yüreğine oturuyor:"Bu memleket adam olmaz!"Adam gibi vatandaşTeslimiyet duygusuna demokraside yer yoktur. Seçtiklerimizin verdikleri sözleri yerine getirmelerini istemek, vatandaş olarak bizim görevimizdir.Yönetenlerine dokunulmazlık tanıyan bir toplum, kendini vatandaşlıktan kulluğa indirmenin gafletine düşmüş demektir.Memleketi adam etmenin yolu, demokratik haklarını aramakta halkın adam gibi inançlı ve inatçı olmasıdır.Millet Tayyip Erdoğan "dokunulmazlıkları kaldıracağız" dediği için AKP'yi tek başına iktidara getirdi. İki yıl doluyor ama AKP'de hiç bir hareket yok. İçlerinden "Dokunulmazlığımız, seçimi kaybetsek bile ömür boyu sürsün" diyebilen utanmazlar bile çıktı!Daha kurnazları "Milletvekili dokunulmazlığını tek başına kaldırmak çözüm değil. Bürokratların dokunulmazlığını da birlikte kaldırmadıkça işe yaramaz" diye güya bahane ürettiler.Adam gibi iktidar..Bu yan çizmeler millete hakarettir.Anayasayı bile tek başına değiştirecek çoğunluğa sahipsiniz. "Çare budur" dediğiniz çözümü hayata geçirmek için ne bekliyorsunuz?Milli Görüş'ten miras aldıkları takıyye ve kurnazlık iktidar partisinin en belirgin özelliği olarak yaşıyor ve fena halde göze batıyor. Bu gidiş erime yaratacaktır.Dokunulmazlıkları kaldırmama inadının "bindiği dalı kesmek" sonucu doğuracağını, dileriz iş işten geçmeden görürler.TCDD, tren kazası kurbanlarının ailelerine "teselli heyetleri" yolluyormuş. Kim teselli edebilir onları? Bu ne kibir?Hesap vermekten kaç, suçlu olduğun halde özür dilemeye bile yanaşma ve sonra yaptığın işe "insanlık" etiketi koy. Ayıptır!İktidar bir teselli vermek istiyorsa adam gibi sözünü tutup meclis açılır açılmaz dokunulmazlıkları kaldırsın!
Sağduyu su gibidir; önüne engel de koysanız, akıl ve vicdan yatağında yolunu bulur, hedefine ulaşır.Bakanlar Kurulu toplantısından sonra yapılan açıklamalar yüreklerimize su serpti.Adalet Bakanı Çiçek "Hızlandırılmış Tren" faciası nedeniyle TCDD Genel Müdürü hakkında soruşturma açılabilmesi için Ankara C. Başsavcılığı'ndan gönderilen izin talebine olumlu cevap verileceğini söyledi.İktidarın şüphe gölgelerinden arınması bakımından olumlu bir adımdır. Hükümetin tavrı konusunda yanılmış olduğumuzu görmek, bizi mutlu edecektir.Adalet Bakanı Çiçek, Yargıtay-MİT-mafya ilişkilerini konu alan soruşturmada hükümetin taraf olmayacağını da açıkladı. Çünkü olaylar hakkında üç ayrı soruşturma yürümektedir ve yargı üstüne düşeni yapacaktır.Çiçek'in şu sözleri önemli: "Yargının ve silâhlı kuvvetlerin yedeği yoktur. Her kurumda kişisel yanlışlıklar olabilir. Ancak münferit bir olaya bakarak yargının, bu kurumların tümünü zedelememek gerekir."Yargının bağımsızlığına saygı ifade eden hükümet yaklaşımları umarız yargıya moral verecek, sorumluluğunu da artıracaktır.Meselâ Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun aldığı bir karar toplum vicdanını rahatsız etmektedir. Bu karara göre hakim kararı ile yapılan telefon dinlemelerinde, üçüncü kişilerle ilgili kayda giren duyumlar delil kabul edilmiyor.Neşter-2 soruşturmasında 9 yargıcın ve Yargıtay Başkanı Özkaya'nın bu karardan yararlanacağı belirtiliyor.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok dün Milliyet'e "Başkanlar Kurulu bir yargı mercii değildir. Böyle bir yetkisi yoktur" diyordu. Ok, delilin hukuk dışı olup olmadığı hakkındaki takdir yetkisinin mahkemeye ait olduğunu söylüyordu.Gerçekten de telefon dinleme kararı, şüphelinin suç teşkil eden ilişkilerini ortaya çıkarmaya hizmet etmeyecekse ne işe yarar?Bu sorunu da sağduyu çözecektir.Hukuk devletine ve toplum vicdanına makul bir zaman tanımak gerektiği konusundaki inancımızı, şimdi artan bir umutla tekrarlıyoruz.Elvan değil biz suçluyuzÇifte altın beklediğimiz Elvan'ın Atina'da uğradığı başarısızlık ardından birçok gazete başlıklarında aynı tepkiyi koydu:"Ne yaptın Elvan?"Asıl "Biz ne yaptık?" diye sormalıydık. Bu kız 5000 metreyi 14.24.68'de koşarak dünya rekoru kırmıştı. Önceki gece birinci olan atleti en az 100-150 metre geride bırakarak yarışı bitirmesi gerekirdi.Hüsran ardından dedikleri önemlidir: "Sanki ayaklarıma ağırlık bağlanmış gibiydi.." Evet, Elvan'a çok ağırlık yükledik. Başbakan "Senden altın bekliyoruz" demek yerine ona telefonda başarı dilemesi daha doğru olurdu.Süreyya Ayhan'ın hatası yüzünden mahrum kaldığımızı düşündüğümüz altını da ondan istememiz büyük haksızlıktı.Bu manevi baskı Elvan'ın dengesini bozdu. Zavallı kız yarıştan sonra "Herkesten özür diliyorum" dedi.Asıl bizim ona özür borcumuz var!