Yeni TCK, bireyi temel alan hukuk düzenine Türkiye'nin yükselmesini sağlayacak.Bunun yanında, AKP'nin değişim iddiasına da sınavdan geçmiş bir terfi ve kalite belgesi kazandıracak.Tabii tasarının zina inadına delinmemesi şartı ile..İktidar partisi milletvekillerinin yarıdan fazlası Milli Görüş kökenlidir. Partiye öbür sağ akımlardan gelenler AB idealine salt Türkiye'nin menfaatlerini gözeterek bağlıdırlar.Milli Görüşçülerin yarısı AB'yi "parti kapatma dönemine son" vereceği için istiyor. Öteki yarısı ise, kendilerine sürekli yeni mevziler kazandıran din sömürüsü imkânlarının AB yüzünden heba edilmesine karşı direniyor.TCK tasarısı mecliste "hızlandırılmış tren" gibi ilerliyordu. İki günde 346 maddelik tasarının 300'den fazla maddesi kabul edildi.Fakat zina suçunu yasaya dahil etme girişiminin iç ve dış tepkilerle püskürtülmesi, üstüne üstlük din görevlilerine siyaset yasağı getiren maddeye sıranın gelmesi, AKP grubundaki itirazları ciddiye alınması gereken bir sorun önemine yükseltti. Mesele Başbakan Erdoğan'a taşınırken mecliste görüşmelere ara verildi.Brüksel'den gelen uyarı kesindi: Zina yasaya girerse AB zirvesine sunulacak Türkiye raporu olumsuz çıkacaktı.Kendilerini cübbesini yitirmiş imam gibi çıplak hissetmenin huzursuzluğunu yaşayan milletvekillerine yönelik bir meşguliyet tedavisi uygulandı.AKP'nin zina konusunu "cinsel sadakatsizlik" tanımı ile suç kapsamına almaya karar verdiği haberi kulislere yayıldı. Uyuz eşeği boyayıp satma hilesine CHP'nin razı olmayacağını belli etmesi, bu oyunu bozdu. Ve tren yeniden hareket etti.İktidar grubu, zinayı eklemek üzere herhangi bir önerge vermedi ve madde kazaya uğramadan geçti.Peki tehlike tamamen önlendi mi? Hayır.. "Hızlandınlmış Tren Taktiği" şimdilik işe yarıyor ama birinin "imdat kolu"nu çekip treni raydan çıkarma riski devam ediyor.Çünkü İç Tüzük son ana kadar, zinanın yasaya eklenmesini isteyen bir önergenin görüşülmesine imkân tanıyor.Hepimize hayırlı yolculuklar!Olmayacak bir duaUlaştırma Bakanı Yıldırım, adına yakışmayan bir yavaşlıkla TCDD Genel Müdürü ve yardımcısını görevlerinden aldı.Genel Müdür'ün "emmioğlu" olmaktan başka hiç bir özelliği yoktu. Ailevi bağlar elini tuttu herhalde! Bakan dün gazetecilere "İnşallah spekülasyonlar sona erer" demiş..Niye ersin ki?Kırmızı ışığı dinlemeden sürat yapıp sol şeritte katliam yapan sürücü, horoz kesip kanını alnına sürerek sorumluluktan kurtulur mu?Yıldırım'ın yaptığı budur. Emir kulu iki bürokratı kurban ederek rahata eremez.Katliama sebep olan hızlandırılmış trene kalkış düdüğünü kim çaldı?Başına kırmızı şef tren şapkası geçiren Başbakan!Başbakan'ı bu siyasi şova kim ikna etti?Bilim adamlarının uyarılarını dinlemeyen ve bilinçli taksir suçu işleyen Bakan!O trenin yolcuları, kazayı ucuz mu atlattı ki Bakan Bey ucuz kurtulmanın duasını ediyor?
PKK'nın üzerine silâhla gitmek yerine onu bölerek halletme politikasında Amerika'nın önemli bir hamle yaptığı anlaşılıyor.Arkadaşımız Ruşen Çakır'ın Kuzey Irak'ta Osman Öcalan'dan dinledikleri, PKK'daki parçalanma sürecinin hızlandığını açığa vurmakla kalmıyor, Apo'nun kardeşinin ABD tarafına geçtiğini de gösteriyor.Bölücü terör örgütünden birkaç yüzü bulan yandaşlanyla koptuklarını, Apo'yla yollarını ayırdıklarını söyleyen Osman Öcalan önemli mesajlar vermiştir:"Silâhı kayıtsız şartsız bıraktık. Karanmızdan asla dönmeyeceğiz.""Bizler PKK hareketinin yenilikçileriyiz. AKP nasıl başanlı olduysa biz de olacağız.""Bu ay içinde partileşip iddialı çıkışlar yapacağız.""ABD'nin Irak müdahalesini destekliyoruz. Büyük Ortadoğu Projesi hayırlı bir projedir. ABD bize elverişli ortam hazırlıyor."Gül niye patladı?PKK ne kadar bölünürse o kadar iyidir. Ama yine de Osman Öcalan'ın örgütten kopması ile doğacak sonuçları şimdiden tahmin etmek kolay değildir.Amerika'nın Kuzey Irak ve Kürt politikasını Ankara biliyor mu?Son dönemlerde ve özellikle de Amerikan askerlerinin Türkmen kenti Tel Afer'e yönelik operasyonu sırasında yaşananlar Washington'un niyetleri konusunda ciddi güvensizliğe sebep olmuştur."Böyle devam ederse Irak'la ilgili konularda Türkiye'nin işbirliğini sona erdireceğini Powell'a söyledik.."Soğukkanlılığı ile tanınan Dışişleri Bakanı Gül'ün bu sözleri, güven krizinin ciddi boyutlarda olduğunu göstermektedir.Şimdi soru şudur: ABD Osman Öcalan'ı nasıl kullanacak?Türkiye Amerika için vazgeçilmezdir. Bu nedenle Washington "Kürt kartı"nı Türkiye'ye karşı daha önce pek çok Avrupa ülkesinin yaptığı gibi kullanmıştır ve kullanmaktadır.Güvenin şartı..Amerika, terörle mücadele alanındaki samimiyetine dünya çapında gölge düşürmek pahasına bu yanlışını sürdürür mü? Bu güvensizlik vardır.Çünkü bozguna uğratılan PKK, Amerikan işgalindeki Irak'ta barınma ve nispi de olsa yeniden toparlanma olanağı bulmuştur.Washington'un Osman Öcalan'ı silâhtan arındırıp yanına çekmekle iyi bir şey yaptığına Türkiye'yi inandırması, yaşanan bunca tecrübeden sonra ancak bir şartla mümkündür.O da PKK'nın Kuzey Irak'ta mevcut silâhlı unsurlarına karşı, baştan söz verip sonradan askıya aldığı askeri operasyonu başlatmasıdır.Amerika, Türk halkının canına yönelmiş terör tehdidi altında yaşamasına göz yumacak. "Sen halledemiyorsan, bırak ben halledeyim" dediğinde Türkiye'ye direnecek. Sonra da Irak'taki varlığını idame ettirmek amacında Türkiye'nin dostluğundan yararlanmak isteyecek..Hor kullanmaya bu kadar dayanıklı dostluk yoktur!
Resimleri görünce şaşırdım, haberi okuyunca üzüldüm.Hazine Bakanı Ali Babacan, içinde gizlenmiş hangi arzunun tuzağına düştü?Oğluna yaptığı sünnet düğünün debdebesini, şatafatını, Arap şeyhlerine özenti yansıtan zorlaması ona hiç yakışmadı.Oğlunun ilk mürüvvetini görmek, her anne-babaya haktır. Ama dini inancını yaşamına ve aile görüntüsüne yansıtmış bir siyaset adamının, dinimizce de en makbul ziyneti, kendini bilmek ve alçak görüllü olmak değil midir?Bin kişilik bir davet belki kabul edilebilir. Ama hediyelerin bırakılması için çocuğun yanına konulan ve başına bir muhafız dikilen o "hazine sandığı" neyin nesidir?Küçükken sünnetinde düğün salonuna kendisi de mi "tahtırevan"la getirilmişti?Ayran-tahtırevanGenç ve başarılı bakan Babacan, iki yıldır gösterdiği performans kadar kibarlığı ve zarafeti ile de güven ve hayranlık uyandırdı.Ama belli ki, içinden yükseldiği kültür, onu da böyle saçmalıklara iten etkiler yapmış..Devlet adamlığı, hele Hazine Bakanlığı dikkat ister. Babacan Hazine Bakanı olmasaydı, o davetlilerin hepsi sünnete gelecek miydi?Gelenler kendilerini o sandığa "dikkate değer bir şeyler" bırakmaya mecbur hissedecek miydi?Ayrıca bu debdebe ona oy veren insanları yaralamayacak mı?Çünkü çoğu çocuklan için belediyelerin organize ettikleri "toplu sünnet"leri bekliyor.Onların ayranı bile yok içmeğe; seçtikleri siyasetçinin oğlu niye "tahtırevan"a biniyor?Kötü örneği seçtiGenç insanlar doğruyu ararken örneklerden yararlanırlar.Babacan, lideri Erdoğan'ın çocuklarına yaptığı düğünlerden etkilenmiş olabilir ama bu onun yanlışını mazur göstermez.Çünkü Cumhurbaşkanı Sezer de oğlunu evlendirdi ve onunki daha doğru bir örnekti.O düğünde hediye göndermek için adres soran konuklar ev sahiplerinden "Siz geldiniz ya, yeter" cevabı aldılar.Hazine Bakanı'nın iki yılda inşa ettiği ciddi ve mütevazı kişiliğe yakışan şu olurdu: Davetiyelerin altına düşülecek "Hediye vermek isteyenlerin şu hayır kurumuna bağışta bulunmaları" notu...Bu eleştiriyi yapmak bizi üzüyor. Çünkü sonuçta kaybeden hepimiziz.AKP'deki değişimin yarattığı umutlar, bu görmemişlikler, dizginlenemeyen heves ve ihtiraslar yüzünden mum gibi eriyor. Yazık değil mi?
Memur maaşlarına zam pazarlığı önümüzdeki iki haftanın gündemine damgasını vuracak.Başbakan Yardımcısı Şahin'in dünkü açıklaması işaret fişeği gibiydi:"Enflasyon hedefimiz 2005'te yüzde 8'dir. Öncelikle enflasyon hedefini dikkate alarak bir değerlendirme yapmamız gerekecektir. Memurlar dışında başka ihtiyaçlar için de pay ayırmak zorundayız."Hükümet belli ki pazarlığı yüzde 8 zam önerisi ile başlatacak.Bu çapta bir artışın kabul edilemeyeceğini ilân eden memur sendikaları hemen güç birliği kararı aldılar.Sendikalara göre kamuda bugün ödenen maaşların ortalaması 683 milyon liradır ve önümüzdeki yıl bu miktar 1 milyar liranın üstüne çıkarılmalıdır.Ekonomik kriz nedeniyle geçmiş yıllarda memurdan esirgenen haklar "madem ki kriz aşıldı ve büyüme rekorları kınlıyor", artık geri ödenmelidir.Ayıbın faturasıSendikacıların dün NTV'deki tartışmalarını izlerken hâlâ koyun pazarlığı ilkelliğine takılı kalmış olduklarını görerek üzüldüm.Sözleri, enflasyonlu dönemlere özlemin, çağ gerisinde kalmış ideolojik sloganlarla ifadesi gibiydi.Sanki enflasyonla mücadelenin başansını ve sürdürülebilir bir büyümenin yakalanmasını hedefleyen program hiç umurlarında değildi.Evet bu ülkenin memurları ıstırap çekiyor. Yoksulluk sının altında bir gelirle yaşamaya mahkûm edilmiş memurlar devletin ayıbıdır. Bu ayıbın bedelini yalnız memur ödemiyor, devlet ve millet de ödüyor.Yoksul ve mutsuz memur, kaliteli eğitim, sağlık, adalet hizmeti veremiyor, bazıları buldukları yasa ve ahlâk dışı fırsatları değerlendirmekten çekinmiyor.Haksızlığı ve yolsuzluğu önlemenin çaresi, bütün memurlara eşit oranda zam vermek midir?Ve bu zammı, öngörülen enflasyonun birkaç kat üstünde tutmak mıdır? Hayır..Çare küçülmekTürkiye'de 2 milyon 200 bin memur var. Bu çokluk, daha etkin bir hizmet üretmiyor. Tersine mutsuz memurların sayısını ve sakıncalarını artırıyor.Bu ülkenin ihtiyacı, daha iyi yaşama şartlarına kavuşturulmuş daha az sayıda memurdur. Hakim gibi yaşatmadığımız hakimlerle özlediğimiz adalete, doktor gibi yaşatmadığımız doktorlarla iyi bir sağlık hizmetine, öğretmen gibi yaşatmadığımız öğretmenlerle güzel bir geleceğe kavuşamayız.Yıllardan beri "devlet küçülerek etkinleşmeli" edebiyat dinliyoruz. Ama gelen her iktidar, yarı aç, yarı tok yaşattığı devlet memurlarına yeni yüz binleri ekliyor.Devletin memur maaşı için ayırabildiği kaynağı artırmak, yani 2 milyon 200 bin memura onurlu bir yaşam sağlamak olanağı bulunmadığına göre çare bellidir:Bu kaynağı daha az sayıda memura bölüştürmek..Yazık ki bu çözümü seslendirmeye kimse cesaret edemiyor.Böyle gelmiş ama böyle gider mi?. Kimse bunu düşünmüyor!
Türk halkı çağdaş demokrasinin kalitelerini hayatına kazandıracağı için AB'yi istiyor.Peki siyasetçileri de aynı heyecan mı motive ediyor?Minareye kılıf hazırlama cingözlükleri ile karşılaştığımız zaman bundan şüpheye düşüyoruz.TCK Tasarısını görüşmek üzere bu hafta toplanacak olan Millet Meclisi'ni uyarmak amacıyla VATAN, taşandaki bir tuzağa bugünkü manşetinde büyüteç tuttu.135'inci madde, taraf olduğumuz "kişisel nitelikteki verilerin otomatik işleme tabi tutulması (fişleme) karşısında kişilerin korunmasına dair uluslararası sözleşme"ye uyumumuzu sağlıyor.Buna göre "kişilerin felsefi veya dinî görüşlerine, ırkî kökenlerine, ahlâki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydeden kimse" 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacaktır.Kirli rekabetBaşta siyasi olmak üzere rekabete açık her alanda "rakiplerin ipliğini pazara çıkarma" ilkelliğinin toplum kültür olarak yerleştiği bir ülkede böyle bir güvence ancak alkışla karşılanır.Ama bu ilkelliğin koltuklar ve kavuklar devirmekte yaygın kullanım alanı bulduğu bir düzen, böyle bir silâhı bu kadar kolay terkeder mi?Kişileri ırk, din, siyasi eğilim temelinde, ahlâki eğilimleri konusunda, hiçbir somut kanıta dayanmadan fişlersiniz, kimini uçurur, kiminin kanatlarını kırarsınız.. Bu yoldan kadrolarınızı oluşturursunuz..Çünkü yargısız infaza alışmış bir toplum var!Maddenin gerekçesi bu şüphenin boşuna olmadığını gösteriyor.Madde, yeterli güvenceyi sağlamış görünse bile gerekçede, fişlemeye "suçlulukla mücadele bağlamında" izin verilebileceğini belirtiyor.Duble garantiHukukçular, gerekçenin bağlayıcı olmayacağını söylemekle beraber yine de iktidarlar tarafından kötüye kullanılabileceği uyarısı yapıyorlar.Bazı tarikat liderlerinin "başta mülkiye ve adliye olmak üzere devletin can alıcı noktalarını ele geçirme" emellerini açıkça ifade ettikleri bir ortamda böyle bir açığın yaratacağı tahribat iyi hesap edilmeli ve tedbir alınmalıdır.Tedbir de, gerekçedeki bu "yeşil ışık"ı söndürmekle yetinmek değil, bu konudaki kişilik haklarını güvence altına alacak ayrı bir kanun yapmaktır.insan onurunu yerlerde sürükleyecek iftiralara devletin çanak tuttuğu bir cehennemi AB içine almaz. Bu bizim de güvencemizdir.Ama böyle bir aleti elinin altında tutmak isteyen bir zihniyetin bizi yönetmekte olduğunu fark etmek?..İktidar çoğunluğu bize ve kendine böyle bir kötülüğü yapmasın!
Rakamlar yılın ilk yarısı ekonominin yüzde 13.5 gibi bir rekor büyüme hızına ulaştığını gösteriyor.Büyüme, refahın artması, işsizliğin azalması demek; sevinmek lâzım. Ama biliyoruz ki ne refah artmış, ne işsizlik azalmıştır. Çünkü ATO Başkanı Aygün'ün dediği gibi ithalât patlamasının yarattığı "hormonlu büyüme"dir bu durum.Büyüme rekoru kırarken 10 milyar dolan bulan bir cari işlemler açığı verdik.Öngörülen hedef ne kadar aşılırsa iktidarlar o ölçüde başarı kazandıklarına halkı inandırmaya çalışırlar. Oysa sormak lâzım:Madem hızlanmış büyüme iyidir, hükümet programınızı niye yüzde 10 değil de yüzde 5 büyümeyi hedef alarak yaptınız?Çünkü borç yiyen sahte bir büyüme değil, sürdürülebilir ve istikrarlı bir büyüme lâzım bize. Geçmişte böylesi hormonlu büyümeleri hep daralmalar ve krizler izledi. Sadece borçlar ve işsizlik arttı, refah değil.Özelleştirmeler ve yapısal reformlar tıkanmıştır. Bu sorunlar yanında cari açık ve ekonomideki ısınma konularında gelen uyanları iktidar ciddiye almalıdır.Evet karalar bağlamak, hükümeti yerden yere vurmak gerekmiyor ama "hızlandırılmış tren" kazasının ekonomide de yaşanmasına karşı dikkat etmek gerekiyor.Başbakan Yardımcısı Şener yüzde 13.5'luk büyümeyi, dediği gibi "ekonomideki sağlıklı gidişin kanıtı" olarak görüyor ve iktidar da onun gibi düşünüyorsa yanarız!Büyümenin güvenliği hızından daha önemlidir.Pamukova faciası, ekonomiyi yürüten makinistlerin de kulağına küpe olmalı.Muhafazakârlık değilmişBakalım bunca uyarı, devlete zina bekçiliği görevi yükleme inadından AKP iktidarını caydıracak mı?Başbakan taviz verecek görünmüyordu. Çünkü muhafazakârlığı böyle anlıyor. Fakat Avrupalı muhafazakârlardan dün bir eleştiri geldi:"Zina tartışmaları Türkiye'nin AB'ye üye olacak kadar olgunlaşmadığına kanıttır!"Aynı saatlerde zinanın konuşulduğu bir toplantıda Adalet Bakanı Çiçek'in "Fikri inatlaşma içinde değiliz" demesi, bu mesajın alındığına işaret sayılabilir mi?Acele etmemek lâzım..Bir iki gün bekleyelim, Başbakan onların da hadlerini bildirmezse ümitlenebiliriz!
Önce türban ve imam hatip, şimdi de zina.. İktidar niçin şansını bu kadar zorluyor?Dün de Fransız Le Figaro gazetesinde şaşkınlık ifade eden bir yazı çıktı:"AB Komisyonu'nun yayınlayacağı rapor öncesinde risk alan Türk hükümetinin davranışını anlamakta güçlük çekiyoruz. Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin adaylığına karşı çıkanlara güçlü gerekçeler vererek sanki ateşle oynamaktan zevk alıyor.."Reformları gerçekleştirmekteki hızı ile dünyayı şaşırtan AKP iktidarı, şimdi gerici niyetleri ile şaşkınlık yaratıyor.AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günther Verheugen de "Bu bir şaka olmalı" demedi mi?Keşke şaka olsa ama değil..Aşure gibi partiAKP'nin değişimi bütünlük taşıyan bir vizyona dayanmıyor. Eski Milli Görüş partilerinden fark, geçmişteki yanlışları terk etmek değil, onlara yeni akımları eklemek olmuştur. İster Babil Kulesi deyin, ister aşure..Gericilik, değişimcilik, cahillik, modern görünme hevesi, liberallik, muhafazakârlık; her şey var bu partide. Ne gün ne lazımsa çıkarıp sunuyorlar..Ama iktidarda ikinci yıl dolarken ciddi bir eğerlendirme yapmak gerekiyor.AKP'nin başarı hanesi iki kaynaktan beslendi. Ekonomi ve AB politikaları.. Bunlar bilgi ve beceri değil itaat gerektiren işlerdi.Ama şu bir gerçek ki, hükümet parti içindeki gerici unsurların baskısı ile türban ve imam hatip, şimdi de zina dayatmasına kalkışmasaydı AKP şimdi çok daha itibarlı ve güven duyulan bir noktada olacaktı.Şeriat kokusu..Türk hukukundan düşmüş zina suçunu, AB eşiğinde hangi akla hizmet için gündeme getirdiğini ve bizzat sahiplendiğini Başbakan Erdoğan açıklamak zorundadır.Savunmaları kimseyi ikna etmiyor. Bu "muhafazakârlığın gereği" olamaz.. "Kadına saygının gereği" hiç değildir.Dün İstanbul'daki bir panelde Galatasaray Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Duygun Yarsuvat "Ben bu tasarıda şeriat kokusu alıyorum" dedi.Bu şüphe içte ve dışta gitgide yayılıyor. Başbakan'ın türban ve imam-hatip hamlelerinden farklı olarak zina meselesine ağırlığını koyması riski büyütüyor.Kendisine de zarar veriyor.Bugünkü manşetimizi okumuşsunuzdur. TÜSİAD heyetinin ziyareti sırasında yönetim kurulu üyesi Ayça Dinçkök Sandıkçıoğlu'nun zina konusundaki uyarısına verdiği cevap düşündürücüdür.Çünkü Başbakan'ın tepkisi, hukuk tartışan bir devlet adamını değil, ne yazık ki kendi ahlâk anlayışını dikte eden bir şeyhin tavrını çağrıştırıyor.AB yolundaki kazanımları AKP, tabanındaki tutuculara ve çok karılılara feda etmesin.
Verheugen "Türkiye hukuk sistemine İslâmi unsurları soktuğu izlenimi yaratmamalı" uyarısı yaptı giderken..Gerekçesi şu: Zina suçunun TCK'ya girmesi Avrupa'da, İslâmi hukukun Türk hukukuna girdiği yorumlarına sebep olur..itibarlı yabancı gazeteler de benzer uyanlarda bulunuyorlar.Meselâ Guardian "Evlilik dışı ilişkiyi Suudi Arabistan gibi cezalandıran Türkiye AB hayali için yanlış mesaj veriyor" dedi.Aynı şekilde Financial Times, bu yasa geçerse AKP'nin islamcı köklerinden duyulan şüphelerin canlanacağını yazdı.Tehlike belli:AB yolu açılmış ve kritik eşiğe birkaç adım kalmışken hükümet ayağına ateş ediyor.AB için denizler aştıktan sonra çamurlu bir derede boğulma riski yaratmanın anlamı ve sebebi ne olabilir?Alt yapı sorunuOrhan Pamuk "Eskiden hiç inanmadıkları iyi şeyleri yapmaya Allah'ın onları zorladığı insanlar takımı" diye tarif etmişti AKP'yi.Türkiye bu misyondan epey yararlandı.Özellikle AB sürecini hızlandıran istek ve kararlılık, AKP'nin değişim iddiasına da inanı-lırlık kazandırdı.Akil adamların oluşturduğu bağımsız AB Türkiye Komisyonu tarafından geçen gün yayınlanan rapor, Türkiye'nin son iki yılda on yılda yapılandan fazla reform gerçekleştirdiğini belirterek AKP'yi övüyordu.Peki şimdi ne olacak?AB yolculuğumuz bir "hızlandırılmış tren" macerası mıydı?Alt yapısı oluşturulmadığı için bu tren zinaya çarpıp devrilmeye mi mahkûm olacak?AKP'nin muhafazakârlık algılaması ciddi bir alt yapı sorunu yaratıyor.Balıkesir Üniversitesi Bandırma İİBF öğretim üyesi Yard. Doç. Dr. Mehmet M. Heki-moğlu bir makalesinde şu teşhisi koyuyor:"AKP'nin problemi, çağdaş muhafazakârlığın esas doğrultu olarak modernite yanlısı bir anlayışı benimsediğini bir türlü anlayamamaktan veya bunu içine sindirmekte zorlanmaktan kaynaklanıyor."Türk modeli mi?Dr. Hekimoğlu'nun işaret ettiği gibi yeni TCK'ya zina suçu eklemek, AKP'nin çağdaş ve evrensel anlamıyla muhafazakârlığını ve demokratlığını tartışmalı hale getirmektedir.Çünkü çağdaş muhafazakârlık, sosyalizm ve liberalizmle modernleşme ortak paydasında, bireyci-özgürlükçü anlayışta birleşiyor.Çağdaş toplumun muhafazakârı, kamusal alanı insanların yatak odasına kadar genişletmeyi, muhafazakârlığın gereği saymıyor. Zinanın yasalarda suç olarak yer almamasını, ahlâksızlığa verilmiş teşvik primi görmüyor.Aslında yapılan bir "siyasi zina"dır.AKP'nin çağdaş bir muhafazakâr parti olmadığının ilânıdır.Zinayı cezalandırırken imam nikâhı ile çok karılılığı teşvik eden anlayış, ilkel bir erkek egemen iktidarın herzesi olabilir ama aslamuhafazakârlığın gereği olamaz."Türk modeli muhafazakârlık" demek de kendimize haksızlıktır.Bunu ancak kravat takmış Arap yapabilir!