Sağduyu su gibidir; önüne engel de koysanız, akıl ve vicdan yatağında yolunu bulur, hedefine ulaşır.
Bakanlar Kurulu toplantısından sonra yapılan açıklamalar yüreklerimize su serpti.
Adalet Bakanı Çiçek "Hızlandırılmış Tren" faciası nedeniyle TCDD Genel Müdürü hakkında soruşturma açılabilmesi için Ankara C. Başsavcılığı'ndan gönderilen izin talebine olumlu cevap verileceğini söyledi.
İktidarın şüphe gölgelerinden arınması bakımından olumlu bir adımdır. Hükümetin tavrı konusunda yanılmış olduğumuzu görmek, bizi mutlu edecektir.
Adalet Bakanı Çiçek, Yargıtay-MİT-mafya ilişkilerini konu alan soruşturmada hükümetin taraf olmayacağını da açıkladı. Çünkü olaylar hakkında üç ayrı soruşturma yürümektedir ve yargı üstüne düşeni yapacaktır.
Çiçek'in şu sözleri önemli: "Yargının ve silâhlı kuvvetlerin yedeği yoktur. Her kurumda kişisel yanlışlıklar olabilir. Ancak münferit bir olaya bakarak yargının, bu kurumların tümünü zedelememek gerekir."
Yargının bağımsızlığına saygı ifade eden hükümet yaklaşımları umarız yargıya moral verecek, sorumluluğunu da artıracaktır.
Meselâ Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun aldığı bir karar toplum vicdanını rahatsız etmektedir. Bu karara göre hakim kararı ile yapılan telefon dinlemelerinde, üçüncü kişilerle ilgili kayda giren duyumlar delil kabul edilmiyor.
Neşter-2 soruşturmasında 9 yargıcın ve Yargıtay Başkanı Özkaya'nın bu karardan yararlanacağı belirtiliyor.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok dün Milliyet'e "Başkanlar Kurulu bir yargı mercii değildir. Böyle bir yetkisi yoktur" diyordu. Ok, delilin hukuk dışı olup olmadığı hakkındaki takdir yetkisinin mahkemeye ait olduğunu söylüyordu.
Gerçekten de telefon dinleme kararı, şüphelinin suç teşkil eden ilişkilerini ortaya çıkarmaya hizmet etmeyecekse ne işe yarar?
Bu sorunu da sağduyu çözecektir.
Hukuk devletine ve toplum vicdanına makul bir zaman tanımak gerektiği konusundaki inancımızı, şimdi artan bir umutla tekrarlıyoruz.
Elvan değil biz suçluyuz
Çifte altın beklediğimiz Elvan'ın Atina'da uğradığı başarısızlık ardından birçok gazete başlıklarında aynı tepkiyi koydu:
"Ne yaptın Elvan?"
Asıl "Biz ne yaptık?" diye sormalıydık.
Bu kız 5000 metreyi 14.24.68'de koşarak dünya rekoru kırmıştı. Önceki gece birinci olan atleti en az 100-150 metre geride bırakarak yarışı bitirmesi gerekirdi.
Hüsran ardından dedikleri önemlidir: "Sanki ayaklarıma ağırlık bağlanmış gibiydi.."
Evet, Elvan'a çok ağırlık yükledik. Başbakan "Senden altın bekliyoruz" demek yerine ona telefonda başarı dilemesi daha doğru olurdu.
Süreyya Ayhan'ın hatası yüzünden mahrum kaldığımızı düşündüğümüz altını da ondan istememiz büyük haksızlıktı.
Bu manevi baskı Elvan'ın dengesini bozdu. Zavallı kız yarıştan sonra "Herkesten özür diliyorum" dedi.
Asıl bizim ona özür borcumuz var!
Aklın yolu
Sağduyu su gibidir; önüne engel de koysanız, akıl ve vicdan yatağında yolunu bulur, hedefine ulaşır
Haberin Devamı

