Aşksız olmaz

Bence bir toplumun mutluluğu, mesleğini kendi kabiliyeti, sevgisi ve iradesi ile seçmiş insanların oranı ile ölçülür

Haberin Devamı

Bence bir toplumun mutluluğu, mesleğini kendi kabiliyeti, sevgisi ve iradesi ile seçmiş insanların oranı ile ölçülür.

Çünkü kaliteli ve yaratıcı üretimi insanın enerjisinden çok asıl sahip olduğu meslek aşkı yaratır.

Medyanın gündemi, karikatür dünyasının efsanesi Oğuz Aral'ın kaybı ve Liseler Giriş Sınavı'na giren 635 bin ilköğretim mezunu çocuktan 64 bininin "sıfır" çekmesidir.

Şimdi "Neden böyle oldu, bu acılı ve ayıplı durumdan nasıl kurtulacağız?" sorusuna cevap arıyoruz. Meslek aşkını diriltmedikce hiçbir ümit yoktur.

Çoğumuz işimizi, ibadet kutsallığı içinde yapmıyoruz. Çünkü eğitimimizi böyle almıyoruz, içimizdeki aşkı, bilgi ve disiplinle yüceltip üretici hale getirecek büyük buluşmayı eğitim döneminde sağlayamıyoruz.

Eskiden küçüklere "Büyüyünce ne olacaksın?" diye sorarlardı. Şimdi soramazsınız.

Sıfırı tüketiyoruz..
ÖSS, genç insanları kabiliyet ve heveslerine saygı göstermeden saçıp savuran bir "kader kısmet seçimi" gibi.

Pek az genç meslek aşkı ile yücelebileceği bir alanı bu sınavla elde edebiliyor. Ötekiler, ekmek parası bulabilecekleri bir mesleğin tesadüflerle dolu umutsuz yolculuğuna çıkıyor.

Aşk eksiğini, kısa zamanda para sahibi olmanın hırsı dolduruyor. İlk fırsatta meslek ihanete uğruyor. Çoğunluk böyle olduğu için ihanetler bile ayıplanmıyor.

Eskiden öğretmenlerimiz, bu mesleği kendilerine ideal olarak seçmiş insanlardı. Bilgileri, özgüvenleri ve mutlulukları ile kahramanlarımız olurlardı.

Şimdikilerin çoğu ÖSS sınavında istediği fakülteyi tutturamadığı için öğretmenliğe "ekmek parası" için yönelmiş kimselerdir. Onlardan da bu kadar oluyor. Her yüz öğrenciden onu sekiz yıl okuyup sınavda sıfır çekiyor. Düzen değişmedikçe hepimiz çekeceğiz!

Köfteci dükkânı..
Bir arkadaşım Fransa'da kalp rahatsızlığı geçirip hastaneye kaldırılmıştı.

Acil girişinde tekerlekli sedye ile içeri taşınırken bir doktor eğilip şöyle demiş:

"Korkmayın artık, bu kapıdan girdikten sonra ölmezsiniz!"

Hastaya bu güveni ancak meslek aşkına sahip bir doktor verebilir.

Oysa Oğuz Aral, Özel Bodrum Hastanesi'ne götürüldükten 25 saat sonra öldü.

Hastanenin ruhsatlı bir kardiyoloji servisi yoktu. Ama yöneticileri böyle bir hastaya gerekli müdaheleyi yapamayacaklarını bildikleri halde onu başka bir hastaneye sevk etmediler. Büyük bir sanatçının canı ile kumar oynadılar.

Başhekim, "ruhsatınız yokmuş" diyen VATAN muhabirine "Böyle bir şeyi aklınız alıyor mu; burası köfteci dükkânı mı?" diye tepki gösterdi.

Ve dün gerçek ortaya çıktı:

Orası hastane değil köfteci dükkânı imiş!

Türkiye git gide köfteci dükkânları konfederasyonuna dönüşüyor.

Sorunumuz öğretim değil eğitimdir..

Eğitimi, ahlâki faziletlerin de güvencesi olan meslek aşkı ile buluşturmaktır.

DİĞER YENİ YAZILAR