Avrupa Birliği, gerçekten namuslu ve ilkeli bir yaşam biçimini temsil ediyorsa Türkiye'yi geri çevirmeyecektir.
Aslında Türkiye'ye müzakere tarihi verileceği 1999 Helsinki zirvesinde karara bağlanmıştır. O zirvede oluşan karara göre Kopenhag kriterlerini yerine getirdiğinin kabulü, Türkiye ile üyelik müzakerelerini başlatan mekanizmayı otomatik olarak harekete geçirecektir.
Helsinki kararını alanların "İç dinamikleri nasıl olsa Türkiye'nin bu değişimi geçirmesine izin vermez" rahatlığı içinde hareket ettikleri düşünülebilir.
Ama bunlar artık geride kalmış, Türkiye üyelik iradesini gösteren cesur adımlarla bahane bırakmayacak bir yere gelmiştir.
Türkiye'nin fakir ve Müslüman yüksek nüfusu Avrupa'yı hep korkuttu. Bu korkunun yaratabileceği riskler, Ankara'nın senaryolarında hep hesaba katıldı. Bir diplomattan dinlediğim şu komik kurgu ruh halimizi çok iyi yansıtıyor:
Son üç adayın üyelik müzakereleri tamamlandıktan sonra sınav niteliğinde mülakatlar başlamış. Doğru cevabı söyleyen kazanacak..
Bulgar temsilciye sorulmuş: "İlk atom bombası kaç yılında atıldı?"
Bulgar 1945 deyince "Tamam" demişler "AB üyeliğiniz hayırlı olsun.."
"Hangi şehre atıldı o bomba?" sorusuna muhatap olan Romanya temsilcisi "Hiroşima" deyince.. "Siz de birliğe girdiniz, kutlarız.."
Sıra bize gelmiş: "Hiroşima'da kaç kişi öldü? İsimleri ve adresleri neydi?"
Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan partilerin zafer kazanmaları, tedirginliğimizi artırmıştır.
Hoş bu sonuçta, ekonomik düş kırıklıklarının ve Irak politikalarına tepkilerin daha fazla tesiri olmuştur ama Türkiye karşıtlan bu seçimi hükümetlerine baskı yapmak amacında kullanacaklardır.
Aralık zirvesindeki kararı, işbaşındaki liderlerin verecek olması yine de avantajdır.
Ama asıl avantajı bize, eylüle kadar göstereceğimiz performans getirecektir.
Müzakere tarihine ilişkin karara temel olacak Komisyon Raporu eylülde yazılacak.
Taşıdığımız şüphe ve güvensizlik, reformları hayata geçirme hevesimizi azaltmamalı, artırmalıdır.
Kavram karambolü
"Laik kişi olmaz, laik devlet olur.."
Bu klişeyi Başbakan Erdoğan da sık kullanmaya başladı.
"Kişi laik olmaz" görüşü temelden yanlıştır. Eğer bu sözler, din sömürüsündeki sistematik tırmanışlara zemin oluşturmak adına sarf ediliyorsa katmerli yanlıştır.
Devlet gibi insan da laik olabilir.
Hatta vehim ve hurafelerden arınmış bir kalple ve akılla dinine bağlandığı için, daha çağdaş, daha iyi bir Müslüman olur.
Laik'in karşıtı dindar değildir, yobazdır. Yani çağla kavgalı, dini yanlış okuyan ve tutsağı olduğu hurafeleri topluma da dayatan gerici..
Aklın devreye girdiği yerde laiklik başlıyorsa neden laik insan olmazmış? Olur olur.. Hem de daha iyisi olur!
AB'de hava bozdu
Avrupa Birliği, gerçekten namuslu ve ilkeli bir yaşam biçimini temsil ediyorsa Türkiye'yi geri çevirmeyecektir
Haberin Devamı

