Zengin ülkenin fakir bekçileri

19 Mayıs 2004

Cennet kıyılarımızın vaat ettiği zenginliği, halkının refahı için kullanmayı ne zaman akıl edeceğiz? Harika iklim, temiz denizler, doğal gıdalar, en eski medeniyetlerin mirasını taşıyan açık hava müzesi gibi topraklar..Yılda 50 milyar dolarlık turizm gelirini çoktan aşmamız gerekirdi. Ama "kanaat bakkaliyesi" zihniyeti ve yasakçı devletin ufuksuzluğu bizi varlık içinde yokluğa mahkûm yaşatıyor.Türk halkının AB üyeliğini kurtuluş gibi beklemesi, zincirlerini kıracak sihrin AB ile gerçekleşeceği umuduna dayanıyor.AB üyeliği şimdiye kadar öngörülmeyen birçok gelir kapısını açabilir ve Türkiye'nin en büyük sermayesi olan turizm alanında patlama yaratabilir.Avrupa bu gerçeği bizden önce gördü. Tatil ülkelerinde mülk satın almak isteyen yabancıların kıyı kentlerimize ilgisi her gün artıyor.İngiliz İndependent gazetesi dün internet sitesinde "AB üyesi olma yönünde yürüyen Türkiye'de gayrimenkul almanın akıllıca bir yatırım" olacağını yazıyordu.Zenginlik projesiGeçen yıl "Üçüncü Yaş Turizmi"ne dayalı parlak bir proje önerisi VATAN'da haber olmuştu. Avrupa'da yüksek gelirli emekliler, sıcak ülkelerde uzun tatiller yaşayabildikleri mülkler arıyorlar, alıyorlar. İspanya'da 4 milyon, İtalya'da 3 milyon, Fransa'da bir milyon yabancılara satılmış apartman daireleri mevcut.Türkiye, 2 milyon apartman dairesi yatırımı için kıyılarımızda yeni yerleşim bölgeleri planlayabilir. İhaleler, yabancı alıcılara güven vermek ve satış kolaylığı sağlamak amacıyla yabancı şirketlerin katılımına açık tutulabilir.Bakın neler kazanabiliriz: Önerilen projede yabancı şirketler araziye peşin ödeme yapmıyor. Müteahhit firma satacağı her dairenin yüzde 15'ini arsa payı olarak devlete ödeyecektir. Bu, hazineye 30 milyar dolar gelir demektir.İki milyon apartman dairesi bedelinin yansı malzeme ve işçilik bedeli olarak Türkiye'de kalacaktır. Bu da 80 90 milyar dolar eder.Her yerde o kafaHepsi bu değil.. Mülk sahibi turistlerin ülkedeki kalış süreleri yılın 5-6 ayını kapsıyor. Ortalama 500 dolar harcasalar, her yıl düzenli 1515 milyar dolar demektir.Bu organizasyonun işsizlik sorununun çözümüne sağlayacağı faydayı da ekleyin ve kaybedilen her yılın arkasından ağlayın..Öneri Türkiye'nin büyük bir turizm organizasyonunun başındaki Erdal Danyal'dan gelmişti.Independent'ın yayını üzerine geçen yıl bu haberi verirken duyduğumuz heyecanı hatırladım. Dün kendisini aradığımda, Danyal'dan tahmin erliğim cevabı aldım:Ne siyasetçi, ne bürokrat; Turizm Bakanlığı'ndan bir Allah'ın kulu çıkıp da "Ne diyorsun sen?" diye sormamış, ilgilenmemiş..Zengin kaynakların fakir bekçileri olmaktan kendi aklı ile kurtulamayan Türkiye, üstünde oturduğu hazineyi inşallah AB sayesinde keşfedecek!

Devamını Oku

Dün-Bugün-Yarın

18 Mayıs 2004

Türkiye Cumhuriyeti genç yüreklerin yarattığı mucizedir. Gençlik Bayramı kutlu olsun.. Bu bayramın dayandığı idealler bugün karşıt niyetlerin sistematik tehditlerine hedef oluyor. Yılgınlığa feda edilmeyecek değerlerdir söz konusu olan. Çünkü çağdaş gelişme ülküsü, akıntıya karşı yüzmek gibidir. Durduğunuz anda geriye gidersiniz.Atatürk cumhuriyeti işte o nedenle gençliğe emanet etmiştir. Onun gözünde gençlik, aklı ve bilimi rehber almış genç yüreklerdir. "Benim anladığım gençlik, bu inkılâbın fikirlerini ve ideolojisini benimseyip gelecek kuşaklara götürecek kimselerdir. Benim nazarımda yirmi yaşında bir yobaz ihtiyar, yetmiş yaşında bir idealist ise zinde gençtir.."YÖK'ü ezip geçerek imam hatiplere üniversitelerin kapılarını ardına kadar açmaya çalışan iktidarın karşılaştığı toplumsal direnç sebepsiz değildir.Çünkü bu hamle, laik eğitime alternatif bir dini eğitim düzeni kurma niyetinin güç denemesidir.Veto gerekçeleriCumhurbaşkanı Sezer bayram mesajında "Türkiye'nin sorunu laiklik ilkesinin farklı tanımlanmak istenmesinden kaynaklanmaktadır" diyerek krizi doğuran hastalığın adını koymuştur."Devletin siyasal, sosyal, hukuksal, ekonomik hiçbir alanının din kurallarıyla düzenlenemeyeceğini öngören laiklik ilkesi, Türkiye Cumhuriyeti'ni oluşturan değerlerin temel taşıdır" diyen Sezer, rejimin iki güçlü güvenceye sahip olduğunu hatırlatıyor:1. Atatürk devrimlerine ve anayasaya dayalı kurumlar ve kurallar;2. Cumhuriyetin temel niteliklerine dokundurmayacak toplumsal duyarlılık..Cumhurbaşkanı Sezer'in dünkü mesajı, onayını bekleyen YÖK yasasının akıbeti ile ilgili işaret fişeği niteliğindedir. Adeta veto kararının ilânından daha önce açıklanmış bir veto gerekçesidir.Niye bekledi ki?Sezer'e göre meclis çoğunluğuna sahip bir iktidar "güç bende" diye her dilediğini yapamaz. Cumhurbaşkanı, "Evet meclis, hükümet var ama ben de varım, Anayasa Mahkemesi de var" demek istiyor ve tavrını açıkça ortaya koyuyor:"Ülkemizin, ulusal eğitimin dayandığı anayasal ilkelerden, laik Atatürkçü düşünceden ödün vermesi düşünülemez. Devletin kurumlarının, laik eğitimin ve öğretim birliği ilkesinin korunması konusunda duyarlılık göstermeleri zorunludur.."Bu, meselenin hukuk yanıdır. Bir de iktidarın siyasi basiretiyle ilgili oluşmuş toplumsal yargı vardır; Sezer onu da tarihin kaydına geçiriyor:"Türkiye Cumhuriyeti'nin işsizlik ve gelir dağılımı gibi çözüm bekleyen sorunları ve AB üyeliği gibi temel öncelikleri varken yapay gündemlerle tartışma yaratılması üzüntü vericidir."Cumhurbaşkanı bu saptama ve uyarılarını açığa vurmak için keşke bayramı beklemeseydi. Ama buna da şükür, ileride onu arayabiliriz. Çünkü...Sezer'in duyarlılıklarını önemsemeyen birinin onun yerine geçmeyeceğine dair teminatı sağlamak için önümüzde çok fazla zaman yok!

Devamını Oku

İyi işaretler

17 Mayıs 2004

Başbakan, kendi kuşağı ile bugünün gençliği arasındaki farkı değerlendirmiş.."Bizim dönemimizin gençliği daha ideolojikti" diyor. Bu özelliğin o kuşağı daha mücadeleci yaptığını savunurken getirdiği olumsuzluklan da itiraf ediyor:".. Ama bir o kadar da kendi içine dönük, dışa kapalı, diyalog zorluğu çeken ve kendinden olmayanla anlaşma zorluğu yaşayan bir gençlikti.."Durduk yerde çıkan YÖK krizinin kaynağını insan ister istemez Başbakan'ın bu teşhisinde arıyor.Ekonomik istikrarı ve AB sürecini tehlikeye sokan imam hatip inadı "kendinden olmayanla anlaşma zorluğu yaşayan o gençlik"in orta yaş sendromu belki.Ama bir çelişki var. Çünkü Başbakan Erdoğan dış politikada o takıntıları aşabilmiştir.Dünyanın sonu mu?Nasıl aştığını da şöyle açıklıyor: "Başkalarının sözünü dinledim ki benim de sözüm dinlensin. Temel düsturum şudur: İnsan tanımadığının düşmanıdır. Öyleyse düşmanlardan ve düşman anlayışından arınmak ve çevremizde bir sevgi, barış havzası oluşturmak için hem başkalarını tanımaya hem de kendimizi tanıtmaya önem vermeliyiz. Bunu başardım herhalde.." Evet, dışarda başardı ama içerde üniversiteler ayakta ve sınava bir ay kala iki milyona yakın gencin yürekleri ağzındayken aynı şeyi söyleyemez."Dünyada barış" hedefine yürümek için dayandığı anlayışı "yurtta barış" için de benimsemek zorunda olduğunu herhalde kabul edecektir.Başbakan Yardımcısı Şahin dün "Cumhurbaşkanı yasayı veto ederse gerekçesini de yazacaktır. Gerekçeler makulse biz de gerekeni yaparız" dedi.Benzer sözler Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa'dan da geldi:"Veto yüzünden YÖK yasası yetişmezse dünyanın sonu olmaz.."Yumuşama yetmezBu açıklamalar "yumuşama sinyali" olarak değerlendiriliyor.Ama daha fazlası lâzım. Türkiye'nin laiklik üstüne artık uzlaşma iklimini yaratmaya ihtiyacı bulunmaktadır.Yumuşama bir taktiktir, gelir geçer. Oysa bizim artık güven, istikrar ve gelişmenin zemini olan kalıcı bir uzlaşmayı sigorta etmeye ihtiyacımız var.Türkiye'yi diken üstünde yaşatan şüphe, laik demokrasiye açık ve gizli muhalefettir.AKP'nin değişim sloganı ve laikliğe bağlılık beyanları yumuşama getirmiştir ama imam hatip atağı, uzlaşmanın hâlâ uzağında bulunduğumuz gerçeğini ortaya çıkardığı için gerginlikler doğurmuştur.Türkiye'nin akıl yürütmeye olanak tanıyacak bir sükûnet dönemine ihtiyacı var.YÖK Başkanı Teziç'in dediği gibi, bu dönemde üniversiteler kendi özeleştirilerini yapmalı, hükümet de nerede tıkandığını aramalıdır.

Devamını Oku

Üzüm ve adalet

16 Mayıs 2004

Yolsuzluk suçluları, elde ettikleri menfaati faiziyle birlikte devlete geri ödedikleri takdirde tertemiz olacaklar!İktidar bu benzersiz tedbiri "Yolsuzlukla Mücadele" adına getiriyor.Tasarı daha önce bazı bakanların itirazı nedeniyle değiştirilmiş, geri ödemede bulunanların cezalarında 5'te 2 indirim yapılması öngörülmüştü. Fakat o kadar çok baskı gelmiş ki, Başbakan Erdoğan bedel ödeyenlerin toptan affedilmesi yolunda ağırlığını koymuş.Yolsuzluk sanıklarının yalnız elleri değil iletişim menzilleri de hayli uzun ve etkili.İktidar yöneticilerine şunu demişler: "Büyük külfet altına girip devletin talep ettiği paralan ödeyeceğiz. Trilyonları ödeyip üstüne bir de hapse girmeyelim.."Karar vericiler de ikna olmuş ki şöyle konuşuyorlar şimdi:"Bizim amacımız bağcıyı dövmek değil üzüm yemek. Yani devletin zararını geri almak. O nedenle tasarıda bu değişikliği yapabiliriz.."Parasıyla değil mi?Ortada bir adalet trajedisi duruyor. Neresinden tutacaksınız bu savunma ve gerekçelerin?Yolsuzluktan suçlu birinin devlete zarar vererek sağladığı haksız menfaati geri ödemesi, herhalde sadece Türkiye'de "külfet" diye tanımlanıyordur.Ya üzüm yemek?.Kamunun malını, parasını çalan adam yakalandığında "pardon" deyip çaldığını teslim edince suçun cezasından ve tüm sonuçlarından kurtulacak. Bari devlet nişanı da verseydiniz!Adalet kutsaldır. Parayla adalet yan yana gelemez. Suç varsa devletin görevi hem suçluyu yakalamak, hem de çalınan parayı geri almaktır."Üzüm yemek" tamahkârlığı ile cezadan vazgeçenler, parayı kurtardıklarını zannederken neleri batırdıklarını hesap etmek zorundadır. Çünkü yedikleri şeyin üzümden çok başka bir şey olduğunu çok geçmeden göreceklerdir.Kurtarıcı Erbakan!Ceza adaletinin caydırıcı ve önleyici bir işlevi vardır. Yakalanan bir suçluyu, sağladığı haksız kazancı geri ödemek koşulu ile affetmek, Türkiye'yi yolsuzluklardan korumaz, tam tersine daha çok batırır.Böyle bir düzen insanları namuslu olmaya değil, olsa olsa namussuzluk yaparken daha dikkatli olmaya teşvik eder. Çünkü yakalanan çaldığını geri verip kurtuluyor. Yakalanmazsa da köşeyi dönüyor. Böyle adalet olur mu?AKP'nin adaleti yeni bir sınavla karşı karşıya.. Yasadaki değişikliğin biraz da Erbakan'a vefa borcu ödeme kaygısından ilham aldığı anlaşılıyor.Kayıp trilyon davasından hüküm giyen Erbakan, parayı Hazine'ye geri ödeyince hapisten ve yasaklarından kurtulacak. Onun sayesinde öbür suçlular da paçayı kurtaracak.Peki adalet ne olacak?Bağ bozumundan sonra ona da bir gün sıra gelir inşallah!

Devamını Oku

AKP'yi arayın!

15 Mayıs 2004

AKP iktidarının imam hatip dayatması, Türkiye'ye nelere mal olacak? Kurumlar arasındaki güven ilişkileri yara alırken piyasalar tedirgin oldu, dolar 250 bin liranın üstünde bir artış gösterdi. Bu, üç haftada yüzde 15'i aşan bir devalüasyon demektir.Tartışmalar Türkiye'de din eksenli siyasetin tırmanışa geçtiği yorumlarını da beraberinde getirdi. Bu endişe, yıl sonunda AB'den müzakere tarihi almayı bekleyen Türkiye'ye ne fatura çıkaracak; tahmin etmek zor.Üniversite sınavları eşiğinde 2 milyona yakın öğrenciye yeni gerginlikler yüklemek marifet midir; ona da siz karar verin..Bir imam hatip sorunu yok mu? Elbette var. On binlerce çocuk bu okullara imam olmak için gitmiyor, iyi bir geleceği yakalamak için gidiyor. Dini cemaatlerin sadece bu okullara devam koşuluna bağlı teşvikleri ve yardımları olmasa çoğu okuyamayacaklardır.Peki şimdi imam hatip okullarını laik eğitime alternatif din temelli liseler haline getiren müzmin yanlış nasıl düzeltilecek?Sebepsiz telâşİktidar, mağdur yaratmamak adına eğitimde ikili bir yapıyı çözüm diye dayatıyor. Oysa meselenin eğitim bilimi ve hukuk zemininde ele alınması şarttır. Bu da zaman ister.AKP iktidarı, önünde daha üç yıl varken AB sürecini ve ekonomik istikran tehlikeye sokmak pahasına niçin bu sorunu aceleye getirip göz göre göre kriz doğurmuştur?AKP'ye oy verenlerin bile önceliği imam hatip ve türban değil işsizliktir, geçim zorluğudur, AB üyeliğinin yolunun açılmasıdır. AB ile ilgili beklentiler dahi gelecek yabancı yatırımlarla ekonominin büyüyeceği, işsizlerin iş bulacağı umuduna dayanıyor.İmam hatip hamlesi, parti tabanındaki bir azınlığı tatmin etse bile, siyasi alternatifsizliğin getirdiği emanet oyları tehlikeye atmıştır. Oysa AKP'nin geleceği, güven vererek bu oylara temelli sahip olmasına bağlıdır.Ülke hepimizinSon krizde okurlardan gelen elektronik posta mesajlarında patlama oldu. Mesela bir okurum "Ben de değişim vaadine inanmış ve oyumu AKP'ye vermiştim. Kendimi şimdi kandırılmış hissediyorum. Böyle giderse AKP'ye bir daha oy vermem" diyor.Yazarların desteğe ihtiyacını inkâr etmiyorum ama iktidarların bu tür uyarılara ihtiyacı daha fazladır. Bu mesajların bize değil AKP'ye (Faks için: 312-4730027 ve e-mail için: halklailiskiler@akparti.org.tr) gönderilmesi daha anlamlı ve yararlı olacaktır.VATAN muhabirleri dün, imam hatip yasasının Çankaya'dan dönmesi halinde iktidarın inat yolunu değil uzlaşma yolunu tercih edeceğini haber veriyorlardı.Yıkım doğuracak bir krizden ülkeyi korumak herkesin menfaatidir. Şu ortamda tehdit kokan gerginliklere değil AKP'yi sağduyuya çağıran seçmeninin sesine ihtiyaç vardır. AKP'ye oy verenler, uyarısız, mücadelesiz terketmemeli partilerini..

Devamını Oku

Güven kayboldu gündem değişti

14 Mayıs 2004

AKP iktidarı sahip olduğu çok güçlü korunma imtiyazını imam hatip inadına feda etti. "Değiştik" diyen Tayyip Erdoğan'a geniş yığınlar yalnız destek vermiyorlardı, onu koruyup kolluyorlardı aynı zamanda.Laik rejime aykırı işlem ve eylemlerin iktidar sayesinde değil, iktidara rağmen gerçekleştiğine inanmak, bu kesimlerin umutlarını korumak adına geliştirdikleri bir savunma mekaniği idi sanki.Fakat iktidarın imam hatiplerin önünü açmak, karşı çıkan YÖK'ü ezip geçmek amacıyla alelacele çıkardığı yasa, AKP'yi düne kadar samimi bulan kesimler üstünde elektrik şoku etkisi yapmıştır. Son günlerde medyanın haberlerinde beliren farklılığı mutlaka izliyorsunuzdur.Milliyet Gazetesi birkaç gündür göbeği açık tişört giydiği gerekçesiyle Gaziantep Öğretmenevi'ne sokulmayan emekli öğretmen kızını haber yapıyor.Bu kızın giremediği öğretmenevinden çıkan kara çarşaflı bir kadının resmi dün manşetteydi. "Milli Görüş'ün gençlik kolu" olarak kurulan Milli Gençlik Vakfı ile ilgili haber de dün Hürriyet'in manşetine çıkmıştı.Yargıtay, kapatılma davasını reddeden mahkeme kararını bozarken, bu vakfın Arap milliyetçisi bir gençlik yetiştirme çabası içinde olduğu görüşüne dayanıyordu.Dün VATAN'ın gündem toplantısına Siirt'ten "önemli bir haber" geldi: Hizbullah davası sanığı biri, bu kentte Belediye Başkan Yardımcısı olarak atanmıştı. Medyanın asıl işlevi toplumu yansıtmaktır. Medyanın gündemini toplumun hassasiyetleri oluşturur. Düne kadar halkın AKP'deki "değişim" taahhüdüne verdiği destek medyanın da gündemini etkiliyordu. Rejime yönelik tehditleri göğüslemekte AKP'nin öteki iktidarlardan daha etkili olacağına dair güven duygusu, bu tehditlerin önemini azaltıyordu.Ama iktidarın yarattığı imam hatip oldu bittisi, bu duyguya zarar vermiştir. Artık gericiliğe karşı AKP güvence görülmüyor artık. En azından çoğunluk böyle düşünüyor. İktidarın tutumu yüzünden toplumun tehdit algılaması değişmiştir. Doğal olarak bu değişim medyayı da etkileyecek, irtica haberleri çoğalacaktır. AKP bakalım bu değişimi ciddiye alacak mı?Tehlikeye soktuğu güven duygusunu yeniden kazanmak için lâzım olan basiret ve cesareti gösterebilecek mi?Yüce Divan kurtuluş!Eski Başbakan Mesut Yılmaz'ın sözü, yeni siyasetçilere ders olmalı. Meclis Türkbank ihalesi Soruşturma Komisyonu'na bilgi veren Yılmaz şöyle demiş:"Bu meselenin siyasi etkilerden uzak; bağımsız, tarafsız ve meşru bir zeminde karara bağlanması gerekir. Beni Yüce Divan'a göndermenizi talep ediyorum."Bu mahkemeye girmemek için siyasi hasmı Çiller'le karşılıklı aklama anlaşması yapan Yılmaz, bugün tarihi bir tecrübeyi zapta geçiriyor. Çünkü biliyor ki, yargıçlardan oluşan en korkutucu bir mahkeme bile, siyasetçilerin oluşturacağı her mahkemeden çok daha adil, daha koruyucudur.Acaba Yılmaz'ın talebi, dokunulmazlıklarını vermemek için direnen AKP'li milletvekillerini uyandırabilir mi?

Devamını Oku

Yanlış hesabın bedeli vardır

13 Mayıs 2004

Meclisi kesintisiz 19 saat çalıştıran AKP'liler, imam hatiplerle ilgili yasayı yangından mal kaçırır gibi geçirdi.Bu ne azim, bu ne telâş?AB eşiğinde dünya medyasını dinî ideolojinin eyleme geçtiği telâşına düşürerek Türkiye'nin imajına zarar vermenin acelesi mi vardı?İtalyan gazeteleri iktidarın inadını "devlete İslâmi yönetim tarzı geleceği" nin işareti olarak yorumladı.CHP lideri Baykal bu yasa ile genel eğitimin dinselleştirilmesi kapısının zorlandığını söylüyor. "Amaç 65 bin öğrencinin (imam hatip) yarın öğretmen, yargıç, kaymakam, vali olabilmesidir" diyor.AKP'nin iktidara gelmesinden sonra yaptığı atamalara, Başbakanlık Müsteşarı yapılan Ömer Dinçer'in dokuz yıl önce yazdığı tebliğe ve bir tarikat liderinin belgelenmiş önermelerine bakınca, bu endişenin boş bir kuruntu olduğunu kimse söyleyemez.Endişe nereden?Ömer Dinçer'in tebliğinde "siyasi öncelikli İslâmî hareketlerin iktidara geldiğini düşünürsek" diye başlayan paragraf "bürokratik mekanizmada yer alacak memurları dindar insanlardan seçmekken bahsediyor.Tarikat lideri "mülkiyede, adliyede ve öteki hayati müesseselerde" örgütlenmenin, can damarları içinde dolaşmanın ve köşeleri tutmanın önemini vurguluyor ve bunun yol ve yöntemlerini öneriyor.Tehlikeli emellerin değirmenine su taşıyan eylemler, iyi niyet taşlanyla örülmüş yollar kullanılarak bile yapılsa ne fark eder?Yarın Başbakan Erdoğan "Değişim bayrağı altında topladığım arkadaşlarım beni ezdi geçti" derse, bu özür ve pişmanlık neye yarar?Siyasi hovardalıkİktidarın imam hatiplerle ilgili takıntıya ekonomik istikrarı ve AB sürecini tehlikeye sokacak kadar gözü kararmış bir şekilde yoğunlaşması, toplumun büyük kesiminde hayal kırıklığı ve güven krizi yaratmıştır.Bu duygu özellikle geçmişe tepki olarak AKP'nin değişim vaadine destek veren merkez sağ görüşlü kesimde çok yaygındır.Bu kesimden vatandaşlar bize de sitem ediyorlar. Tayyip Erdoğan'ın değişim taahhüdünü kredilendirdiğimiz için yanıldığımızı ve okurlarımızı yanılttığımızı söylüyorlar. Ben yanlış yapmadığımıza, AKP'ye bu şansı kullandırmanın yararlı olduğuna bugün de inanıyorum.Geçen gün savunduğum gibi AKP'nin seçimde aldığı oylar, kazandığı oylar değildir; rakiplerinin kaybettiği oylardır. Hükümetin başarıları bu oyları AKP'ye kazandıracak, fakat din sömürüsüne dayalı ayrımcı politikalar kaybettirecektir.İktidarın, rejimle ilgili niyeti konusunda zaten var olan şüpheleri daha da derinleştiren son yanlışı mutlaka bedel ödetecektir.Erdoğan halktan aldığı krediyi kötü kullanmıştır.Bu tecrübeden sonra toplum, Tayyip Erdoğan ve partisine karşı eskisi kadar cömert olmayacaktır..

Devamını Oku

Siyasi israf

12 Mayıs 2004

Lider, karizmasını toplumun özlemlerine güvenilir cevaplar vererek inşa eder. Tayyip Erdoğan, ekonomi ve dış politika alanında, AB hedefine ilerleme kararlılığında, şimdiye kadar umulanın fazlasını vermiş, hak ettiğini de fazlasıyla almıştır. Ama artık riski yüksek bir dönem var önünde.Üniversitelerle köprüleri atması, başlı başına bir kayıptır. İmam hatiplere üniversite yolunu açmak uğruna ülkenin siyasi iklimini bozmayı ve kurumlarla çatışmayı göze alması, güven konusunda zaten var olan sorunları büyütecektir.Diyorlar ki "İmam hatipler bizim hem 3 Kasım hem de 28 Mart seçimlerinde en temel vaadimizdi, geri adım atamayız.."Sonra da hesap yapıyorlar: "Bugün Çankaya'ya göndeririz. Cumhurbaşkanı 15 günlük süresini kullanır ve yasayı veto eder. Tekrar göndeririz, 15 gün içinde imzalamak zorunda kalır. Geliriz 16 Haziran'a.. Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanı'nın açacağı iptal davasına ekli yürütmenin durdurulması talebini kabul etse bile günah bizden gitmiş olur.."Kazanan olmazLiderlik örnek olmaktır; kendisine inanarak peşinden giden insanlar için doğru işler yapmaktır. Tayyip Erdoğan'ın, hükmettiği meclis grubunu, Anayasa Mahkemesi'nden dönme ihtimali yüksek bir yanlış adım için kullanması ve ülkenin dengelerini tehlikeye atacak gerginlikleri göze alması, kör bir bencillik değil midir?Erdoğan, eski siyasetçilerin egoizmine yönelmiş toplumsal tepkinin sığınağı olduğunu ne çabuk unuttu?"Ben sözümü tuttum" diyebilmek uğruna bir lider ülkenin en az kırk gününü ziyan eder mi? Üniversite sınavına girmeye hazırlanan bir buçuk milyon genci, heyecanları yetmiyor gibi bir de belirsizliğin endişeleri ile zehirlemeye kalkışır mı?Olan olmuştur. Bu yola girildikten sonra kazanan olmayacak, herkes kaybedecektir. Sağduyu, ülkeye çıkacak faturayı büyütmekten sakınan duyarlılıkların öne çıkmasını emrediyor.Lâf oturtmak..İnat, sorunu kördüğüme çevirdiğine göre son sözü söyleyecek olan yargının kararını sabırla beklemekten başka yol yoktur. Belki yaratılacak nisbi bir sükûnet ortamı, iktidarı kendi içinde bir vicdan ve akıl muhasebesine teşvik eder.Belki egemenlik, milli irade, toplumsal mutabakat konusundaki yanılgılarını anlamalarına ve milletin kendilerini imam hatiplerden çok çok önce iş ve aş vermesi için getirdiğini görmelerine yardım eder.Son bir uyarı: Lâf oturtmak, bizim siyasetçilerin eski merakı.. Yeni bir lider olduğu halde Erdoğan da bu eski alışkanlığa çok bağımlı. Ama tehlikesini görmüyor. Önceki gün iki rektörün aldatıldıkları ile ilgili yakınmaya "Bunlar akıl baliğ değil mi, koskoca iki rektörü nasıl aldatırlar" diye cevap verdi.Fakat aynı konuşmada rektörlerin kendisini dört kez aldattıklarını iddia etti. Simdi aklı baliğ yani "ergin kişi" kıstası, Başbakan olarak kendisine zarar vermeyecek mi?Tayyip Erdoğan, şansın da katkıda bulunduğu yeteneği ile sağladığı krediyi bu kadar tedbirsizce israf etmemeli..

Devamını Oku