AKP iktidarı İmam Hatip tasarısı ile "gizli gündem"ini açığa vuran bir hamle yaptı. Başbakan Erdoğan'ın dünkü hiddet dolu üslubu, iktidarın bu uğurda gerginlikleri göze aldığını gösteriyordu.
İktidar partisi, İmam Hatiplere Üniversite yolunu açmaya ve bu tercihe muhafızlık edecek bir YÖK oluşturmaya çalışıyor. Yasa çıkarsa "öğretim birliği"nin yara alacağını, laik eğitime alternatif din temelli bir eğitim düzeninin kurulacağını herkes görebiliyor.
Bu mesele Türkiye'nin geleceğidir. Herkes fikrini, sözünü sakınmadan söyleyecektir. Bu hakkı iktidar da kullanıyor.
Ama Başbakan'ın bu hakları meşrulaştırmak amacıyla kullandığı "milli irade" ve "ulusal egemenlik" gibi kavranılan yorumlarken hem Anayasa'ya ve hem de çağdaş demokrasiye yabancılaştığı görülüyor.
"Güç bende" yanlışı
Başbakan dün İmam Hatip inadında direneceklerinin işaretini verirken "Toplumsal mutabakat kurumlar arası mutabakat değildir, vekâleti veren milletin mutabakatıdır.. Meclisin iradesi milletin iradesidir" dedi.
Anlaşılıyor ki öncelikle bu kavramlar üstünde bir mutabakatın eksikliği vardır. Anayasamız "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Türk Milleti egemenliğini, Anayasa'nın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle kullanır" diyor.
Yani yasama yetkisi "Türk Milleti" adına meclisindir, yürütme yetkisi Cumhurbaşkanı ve hükümet tarafından, yargı yetkisi de yine "Türk Milleti adına" mahkemelerce kullanılır..
Yani hiç kimse "Meclis çoğunluğu bizde; milli iradeyi ve egemenlik hakkını biz temsil ederiz, biz kullanırız" diyemez.
Tabii ki meclis esastır ama her şey değildir. Aksini savunan "Kendi dışımızda güç tanımıyoruz" deme yanlışına düşer. Daha kötüsü Tayyip Erdoğan'ı "Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor.. Bu millet istedikten sonra tabii elden gidecek yahu!" dediği on yıl öncesine götürür. Hani değişmişlerdi?
Frensiz araba gibi..
Kurumların birbirlerini karalayıp birlikte erimesi, bedelini halka ve çocuklarımıza ödettiğimiz büyük bir günah değil midir? Millete işini, varlığını, ümidini kaybettiren krizin yaralarını dört yılda sarmaya başlamış ve AB hayallerini gerçekleştirmenin eşiğine yaklaşmışken tüm geleceği ideolojik bir inada ziyan etmenin vebalini kimse taşıyamaz. Bu kumar masasını dağıtmanın çaresi bulunmalıdır.
Cumhurbaşkanı Sezer, Anayasa'nın çağrısını duyup artık ortaya çıkmalıdır. Anayasa ona "Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetme" görevini yüklüyor. İşi yalnız beğenmediği yasaları veto etmek değildir. Niçin veto edecekse, iktidara bunu anlatmak, ikna gücünü kullanmak ve ülkeyi gerginlikten korumak, ihmal edilecek bir şans mı?
Unutmamak lâzım ki fren sadece arabaları durduran bir alet değildir, aynı zamanda onların hızlı girmesini sağlayan güvencedir. Anayasa'yı yanlış okuyan bir iktidar ve yetkilerini tam kullanmayan bir Cumhurbaşkanı.. Yani frensiz bir araba..
Bu milletin yüzü hiç gülmeyecek mi? Rahat ve huzur bize haram mı?
Cumhurbaşkanı neyi bekliyor?
AKP iktidarı İmam Hatip tasarısı ile "gizli gündem"ini açığa vuran bir hamle yaptı. Başbakan Erdoğan'ın dünkü hiddet dolu üslubu, iktidarın bu uğurda gerginlikleri göze aldığını gösteriyordu
Haberin Devamı

